Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

Klasik musikimizin son dönemdeki incisiydi. Devraldığı mirası yaşatmak için çırpınan misyonerdi. İleri yaşına, ciddi hastalıklarına rağmen öğrenci yetiştirmekten geri durmadı. Bilgisini/birikimini yeni kuşaklara aktarma çabası her türlü övgünün üzerindeydi. 

Aslında methedilmekten ve pohpohlanmaktan hoşlanmazdı. Sanatı, sesi ve mütevazı kişiliğiyle bilinmek, tanınmak, hatırlanmak isterdi. Her zaman kontrollü, dikkatli ve çekingendi. Son nefesine kadar şarkı söyleyecekti/öğretecekti. Ses tonu her daim pürüzsüzdü. Melodiyi dinleyen, önünde açılıveren duygu perdelerinden yayılan geçmişe/maziye uzanırdı/ulaşırdı. Hayal dünyamızda kalan/saklanan pek çok anı yanı başımızda belirir, dünün kokusu bize gelirdi.

- Yalılarda Geçen Çocukluk… -

Sanatın ve imparatorluğun başkenti İstanbul’da - 1935’de! - doğdu. Coğrafyamızın iki ucundan gelip, hayatlarını/kaderlerini birleştiren aileye mensuptu. Bir yanı Rumeli’ye, diğer yanı da Kafkasya’ya dayanırdı/yaslanırdı. Büyük dedeleri arasında Vidinli İsmail Paşa vardı. Sultan 2. Abdülhamit’in mutasarrıflarından Fuat Bey de akrabasıydı. Fatih’te anıların ve mazinin yaşa(tıl)dığı eski konakta büyü(tül)dü. Anne ve babası ayrılınca, pederinin ailesince yetiştirildi. Terbiyesi/eğitimi ile bizzat büyükannesi İffet Hanım ile halaları Behice Hanım ve Şükriye Hanım meşgul oldu. 

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını, halası Behice Hanım’ın eşi Nazır Cemal Paşa’nın Kuzguncuk’taki yalısında geçirecekti. Küçük İnci, muhteşem Boğaziçi’ni seyrederken bildiği/duyduğu İstanbul şarkılarını mırıldandı. Babası, biricik kızının üzerine titredi. Eğitimiyle ilgilendi. Tarihi köşkün sakinleri de (Hatice) İnci’ye annesizliğini unutturmaya çalıştı.

Büyük dayısı, udi/bestekâr Fahri Topuz - Ankara Radyosu’nun kadrolu saz sanatçısıydı! - , yeğenindeki musiki istidadını ilk fark edendi. Ailenin hanım üyeleri, tek kızlarının musiki ile ilgilenmesini/uğraşmasını pek hoş karşılama(z)dı. ‘Toplumda kadın sanatçılara/ses sanatçılarına iyi gözle bakılmadığına,’ inanırlardı. ‘Hor görülür, küçümsenir,’ diye korkarlardı. Hatta daha ileri gidilip ‘kötü kadın!’ şeklinde yaftalanmasından endişe duyarlardı. 

Baba, Mustafa Fazıl Bey klasik musikimizi iyi bilir, icra eder ve konserleri de kaçırmamaya çalışırdı. Müzik sevgisi/tutkusu da küçük İnci’ye atasının mirasıydı. Aile, dönemin bütün ünlü musikişinaslarını tanır, misafir eder ve meşklerinde bulunurdu. Cevdet Çağla, Müzeyyen Senar, Osman Nihat Akın, Şükrü Tunar gibi hayatını vakfetmiş nice birbirinden değerli insan konuklarıydı/dostlarıydı. 

- Ünlü Hocaların İstikbal Vaat Eden Talebesi… -

İlk ilgi alanı dönemin moda türü tangoydu. Ama çok geçmeden bütün ömrü boyunca yürüyeceği yolu buldu/seçti: Türk Sanat Müziği’ne yöneldi. Çamlıca Kız Lisesi’nden mezun oldu. İdeali: Konservatuvara girmekti. Aile, okul tercihindeki kararına da muhalefet etti. ‘Müzik, karın doyurmazdı, kadın şarkıcıya da farklı gözle bakılırdı!’ İnci, hayatında belki de ilk defa direndi/kararının arkasında durdu. İstikbaliyle ilgili karar(lar)ı kendisi verecekti. Dayısı Fahri Kopuz Bey’in desteğini de aldı. Sınavlara katılacak ve şansını deneyecekti/değerlendirecekti. Fahri Bey’in musiki dünyasında tanımadığı yoktu. Sınav heyetindeki Cevdet Çağla ile Refik Fersan yakın dostlarıydı. Arkadaşlarına hitaben kart yazdı. Fakat eski Türkçe yazı kullandı. İnci merak edip, ‘Ne yazdı?’ diye baksa okuyamayacaktı. Kopuz diyordu ki: 

‘Sevgili Cevdet, Refik; hamili kart öz yeğenimdir. Bilgisi/yeteneği varsa alın! Yoksa atın!’

Gençliğinin ilkbaharındaki İnci, imtihanlarda başarı gösterdi. Kazananlar listesinde yerini aldı. Anlatımına göre, hayatı boyunca hiç torpile ihtiyaç duymayacaktı. Gayreti ve yeteneğiyle kapıları açacaktı.

- Münir Nurettin Selçuk Ekolünü Günümüze Taşıdı… -

İstanbul Belediye Konservatuvarı ile Üsküdar Musiki Cemiyeti, hayatının 2 odak noktasıydı. 1953’de, İstanbul Belediye Konservatuarı Folklor Tatbikat Topluluğu'nda Şef Sadi Yaver Ataman’ın asistanlığına atandı. Bir yıl sonra da memur kadrosuna alındı. Münir Nurettin Selçuk’un yönettiği koroda da görevlendirildi. 

Musikimizin hem nazariyatı, hem uygulaması ile ilgilendi. Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde - Emin Ongan’dan! - ses kontrolünü, sahne duruşunu, solistlik tavrını/üslubunu öğrendi/geliştirdi. Avni Anıl, Sadun Aksüt, Şekip Ayhan Özışık, Niyazi Sayın, Cüneyt Kosal, Aka Gündüz gibi mesleği hayat tarzı yapmış isimlerle tanıştı/samimiyetini ilerletti. Tecrübelerinden, bilgilerinden, fikirlerinden yararlandı. 

Şaşaadan uzak durur, korunaklı hayat sürmeyi tercih ederdi. Hırslı değildi, paragöz hiç olmadı. Skandaldan, dedikodudan kaçınırdı, içine kapanıktı. Kendi dar çevresindeki huzurun insanıydı. Plaklar, radyolar, koro programları ile adını geniş halk kitlelerine duyurdu/sevdirdi. Yüzü bilinmese de, kulaklardaki pası silen, hayal girdaplarına sürükleyen ses rengi ile tanındı. Ülke içinde ve dışında sayısız konserler verdi.

- Devlet Konservatuvarlarının Kuruluşunda Görev Aldı… -

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı kurulunca, öğretim üyeliğine getirildi. Aynı kurumun Türk Müziği İcra Heyeti’nde şef yardımcılığı görevini de deruhte etti. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim görevlisi olacaktı. Birikimi, yeteneği, engin tecrübesiyle akademik seviyede öğrenci yetiştirecekti.

Gazinolarda şarkı söylemeyi - her seferinde/teklifte! - reddetti. Assolistlik kavramına saygı duydu ama kendine uygun görmedi. Muhafazakâr tavrını meslek hayatında hep sürdürdü. İçki içip yemek yiyenlere sesini/sanatını sunamazdı. İnci Çayırlı’ya göre musiki, gazino sahnelerinde değil konser salonlarında icra edilirdi. Paraya kıymet vermedi. Tevekkül sahibi sayılırdı. Kazandığı yaşamını sürdürmeye yeterliydi. Plaklarının çok sattığı dönemde, bir gazino patronunun şaşırtıcı teklifiyle karşılaştı. Anlatılana bakılırsa bavul dolusunu banknotu reddetti. Bir ay sürecek assolistlik karşılığında servet kazanacaktı. Öneriyi düşünmeden geri çevirdi. Hayatı prensipleri üzerine kuruluydu. 

- Şarkıları Hit Oldu, Altın Plak Kazandı… -

Halkın, özellikle de TSM tutkunlarının kalbinde ayrı tahta sahipti. Daima titizlendi, en güzel parçaları, en doğru/mükemmel icra etmeye çalıştı, başardı. ‘Kıskanıyorum’ - Muhayyerkürdî! - parçasıyla milyonların gönlüne girdi, duygularına, öykülerine ortak oldu. ‘Bir rüzgârdır’ - Segâh! - ile kayıplarımızı hatırlattı. ‘Bir Sabah Bakacaksın ki Bir Tanem Ben Yokum’ - Kürdîlihicazkâr! - ile aşkın ve kara sevdalının faniliğini gözler önüne getirdi.

Öğretmenliğini koro şefliği ile taçlandırdı. 1990’da Kültür Bakanlığı’nın Bursa Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nun kuruluşunda görev aldı ve şeflerinden birisi oldu. 1998’de ‘Devlet Sanatçısı’ unvanına layık görüldü. Beratını 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in elinden aldı. Ama sanatçının görüşü: ‘Devletin resmi takdirinden çok vatandaşın verdiği kıymet daha önemli,’ şeklindeydi.

İBB, 2007’de yerinde bir karar aldı. Sanatçının oturduğu sokağın adını ‘İnci Çayırlı’ olarak değiştirdi. Ama karar Danıştay’dan döndü. Üsküdar’da 2 adet ‘Tufan Sokağı’ bulunmasına karşın birisine sanatçının isminin verilmesi uygun görülmedi. Böylece yaşarken ödüllendirme geleneği başlatılamadı. 11 yıl sanatçının ismi ile anılan sokağa eski tabelası yeniden asıldı. 

- Televizyon Programına Çıktığına Bin Pişman Oldu… -

İnci Çayırlı televizyona çıkmazdı. Program önerilerini geri çevirirdi. Ama hayatının son döneminde sihirli kutuya bakışı değişti. Belki de kendince ördüğü duvarları yıkmayı/aşmayı düşündü. ‘Şarkı Söylemek Lazım’ adlı yarışma programında jüri üyeliği önerisini kabul etti. Amacı ne para kazanmak, ne de şöhretini artırmaktı. Hayatına yeni/değişik pencere açabilir, taze/ferah soluk getirebilirdi. Ama umduğunu bulamadı. Sadece sanat yaparak insanların ilgisinin çekilmediğini gördü. Yeni medya, gelenekselden çok farklıydı. Alaka toplamanın ayrı bedeli/maliyeti vardı.

Yazar Murat Derin çok hayırlı iş yaptı: İnci Çayırlı’nın anılarını kitapta topladı. ‘Müziğin Güzel Günlerine Yolculuk’ adı verilen eser, Pan Yayınları’ndan çıktı. Bize, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Hafız Burhan, Selahattin Pınar’dan süzülüp gelen geleneksel musiki damarının önemli isimlerini/resimlerini hatırlattı/yâd ettirdi. Murat Bardakçı da önsözü kaleme aldı.

İnci Çayırlı verimli çalışmalarını Eskişehir’de de sürdürdü. Tepebaşı Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu’nu yetiştirdi, şefliğini yaptı. 2016’de, odasında otururken kalp krizi geçirdi. Son anda hayata döndürülebildi.

Gönül tellerimizi titreten İnci Çayırlı, gök kubbemizde nadide sesiyle pek çok klasik eserin terennümü ve hatıraları ile sessiz ve mutlu yaşamını sürdürüyor. 

27 April 2021 11:07
842 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Kulağı ve Burnu Kesilen Padişah

Sultan 2. Osman, çocuk denilecek yaşta tahta çıktı. Devleti kendi bildiği gibi yönetmeye kalkıştı. Sert, tavizsiz, hayli acımasız idare kurmaya çalıştı. Bilhassa asker ve ulema ile uğraştı. Kendince reformlara girişti. Muhaliflerinin ve düşmanlarının sayısını artırdı. Tarihe, ‘askeri ihtilalde öldürülen ilk Osmanlı Sultanı,’ diye geçti.

Fosforlu Cevriye

Suat Derviş’in kalemiyle ölümsüzleşen ‘Fosforlu Çevriye’, toplum dışına itilmiş, sokakları mesken edinmiş ‘hayat kadını’ydı! Özgürlüğüne düşkündü. Çilesini/kaderini kabullenmişti. Erkeklere boyun eğmezdi. Polis takibinden kaçan adama kalbini vermekten de çekinmedi. Ya romanın yazarı Suat Derviş kimdi, nasıl bir hayat sürdü?

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

2. Abdülhamit'e Rest Çeken Cariye

2. Abdülhamit, Osmanlı Hanedanı’nın en çok tartışılan, konuşulan ve hakkında yazılan üyesiydi. Eylemleri ile bazen eleştirildi, bazen göklere çıkarıldı. Özel hayatı da merak edildi. Kimi kaynaklara göre 13, kimi tarihçilere göre 16 hanımı oldu. Çerkez soyluları tercih ettiği yazıldı.

Osmanlı’nın İçki Tüketimi

1904’de, Osmanlı’nın şarap ihracatı tamı tamına 340 milyon litreydi. Osmanlı; Avrupa’nın en önemli içki üreticileri arasındaydı.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Müslüman Mezarlığı Üzerine Tiyatro ve Helâ

Osmanlı’nın 2 hükümdarı - Abdülmecit ve Abdülaziz! -, Ayas Paşa Mezarlığı’nın sonunu getirecek hamleler yaptı. Birisi mezarlık alanının bir bölümüne tiyatro, diğeri de Alman Büyükelçiliği binası yapımına ruhsat/izin verdi.

Radyoevi’nde Yumruk Yumruğa Giren Şairler

Kültür adamı Hıfzı Topuz, anılarını yayınlamasa; 2 şairimiz Oktay Rifat (Horozcu), Melih Cevdet (Anday) ve ressam Avni Arbaş’ın yaşadığı renkli olayı öğrenemeyecektik.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

İstanbul’dan Ölüme Gönderilen 80 Bin Sokak Köpeği

İstanbul’un tarihinde 3 defa ciddi boyutlarda sokak köpeği katliamı yaşandı. 1910’daki ilk teşebbüste 80 bin köpek toplandı ve aç bırakılıp ölüme terk edildi. 1912’deki 2. girişimde 30 bin, 1980 sonrasındaki 3. itlafta da 83 bin hayvanın canına kıyıldı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

Kulak Çeken Senarist

Asıl adı Abdulkadir Pirhasan’dı; geniş kitlelerce Vedat Türkali diye tanıdı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

Demirel Ailesi’nin Koltuk Kavgası

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, mala mülke pek kıymet vermezdi.

Zafer ve Tayyare Bayramı

‘30 Ağustos Zafer Bayramı’, ilk kez 1924 yılından itibaren ‘Zafer ve Tayyare Bayramı’ adıyla kutlanmaya başladı.

4 Yaşında Dul Kalan Hanım Sultan

Sultan İbrahim ya da halk arasındaki lakabıyla ‘Deli İbrahim’, eğlenmeyi severdi. Anlık sorunlardan uzaklaşır, çevresiyle özellikle de güzel cariyeleriyle şakalaşırdı. Çocuklarını da çok küçük yaşlarda, - göstermelik dahi olsa! - evlendirip hem kendini, hem Dersaadet ahalisini mutlu etmeye çalıştı.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Bakan Adayı İçin ABD’den Referans

Yeni MGK üyesi Karaosmanoğlu’nun ‘güvenlik soruşturması’ yapılmalıydı. Öğrenciliğinden beri ‘sosyal demokrat’ kimliğiyle/duruşuyla ön plana çıkmıştı. Hatta bazı bilgilendirmelerde ‘Solcu!’ diye tanımlanmıştı.

4 Yaşında Dul Kalan Hanım Sultan

Sultan İbrahim ya da halk arasındaki lakabıyla ‘Deli İbrahim’, eğlenmeyi severdi. Anlık sorunlardan uzaklaşır, çevresiyle özellikle de güzel cariyeleriyle şakalaşırdı. Çocuklarını da çok küçük yaşlarda, - göstermelik dahi olsa! - evlendirip hem kendini, hem Dersaadet ahalisini mutlu etmeye çalıştı.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Taliban’ın Kara Kutusu

Taliban, Afganistan’ın tamamında kontrolü sağlayıp iktidara geldi. Ülke insanına işbirliği/dayanışma çağrısında bulundu. Oysa 1996 - 2001 arasında tam bir ‘orta çağ idaresi’ uygulamıştı. Yokluklar içindeki ülke iyice yoksullaşmıştı. Çocuk ölümlerinde dünya rekoru yakalanmıştı. Kızların eğitim hakları ellerinden alınmıştı. Bütün eğitim kurumları medreseye çevrilmişti.

Hayatı Durduran Ses: Hamiyet Yüceses

Hamiyet adı verilen, mavi gözlü ve sapsarı saçlı güzel kız, bir dönem Türkiye’de fırtına gibi esecek ve musikimizin nağmelerini güzel sesiyle taçlandıracaktı.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Hayatı Durduran Ses: Hamiyet Yüceses

Hamiyet adı verilen, mavi gözlü ve sapsarı saçlı güzel kız, bir dönem Türkiye’de fırtına gibi esecek ve musikimizin nağmelerini güzel sesiyle taçlandıracaktı.

Yeşilçam’ın Görünmeyen Şarkıcısı

Belkıs Özener (Özyenginer), ablası Gönül Yazar gibi, geleneksel müziğimiz, Türk Sanat Müziği parçalarına hayat verdi.

İşgal Kuvvetleri Komutanı'nın Makam Otomobili Nasıl Çalındı?

Mim Mim Grubu’nun lideri Topkapılı Cambaz Mehmet Bey; bağlanan maaşı kabul etmedi; kendisinin ve ailesinin zaruretine rağmen, Kızılay’a hibe etti. Akrabalarının ne maaştan ne de bağıştan haberi olmadı. Ta ki ölümünden sonra yayınlanan taziye mesajına kadar…

Alay Sancağını Mihrap Yapan Kahraman

57. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey, şehit düşmesinden az önce eşi hanımefendiye mektup yazdı.

Radyoevi’nde Yumruk Yumruğa Giren Şairler

Kültür adamı Hıfzı Topuz, anılarını yayınlamasa; 2 şairimiz Oktay Rifat (Horozcu), Melih Cevdet (Anday) ve ressam Avni Arbaş’ın yaşadığı renkli olayı öğrenemeyecektik.

Adnan Menderes’in Son Yasak Aşkı

Menderes’in bir yanı hep boştu/boş kaldı. Eşi Berin Hanım ve tanıdığı/birlikte olduğu bütün kadınlarda annesini aradı; daha doğrusu anne sıcaklığını/şefkatini bulmaya çalıştı. Arayış serüveninde toplumun değer yargılarını pek dikkate almadı; anı dolu dolu yaşadı… Hep kalbinin sesine uydu; kadınların peşinden gitti, koştu…

İnönü’nün İlginç Sırrı

2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün bodrum katına bir laboratuvar kurdurup, fizik ve kimya deneyleri yaptı.

Çöpçü Maaşı Alan Müzisyenler

İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda derslere giren çok ünlü bazı saz ve ses sanatçılarına ‘Belediye Temizlik İşleri Müdürlüğü’nde kadro bulundu; maaş almaları sağlandı.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Diğer Muhtelif Yazıları

Asit Dolu Fıçıya Atılan Başbakan

Patrice Lumumba, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin seçimle/halkın oyuyla işbaşına gelmiş ilk başbakanı idi. 4 ay görevde kalabildi. İcraatlarıyla değil de dramatik katlinin yarattığı sansasyonla/tepkiyle tanındı. CIA’nın örgütlediği onlarca kanlı darbenin talihsiz kurbanları arasındaydı.

Kavanoza Hapsedilen Seri Katil

Diogo Alves, Portekiz’de belirlenen ilk erkek seri katildi. 19. asrın birinci yarısında yaşanan ağır ekonomik, toplumsal ve politik sarsıntıların yarattığı suçlu tipolojiydi. Lizbon’daki tarihi/anıtsal ‘Águas Livres Su Kemeri’ni üs edinip 70 kişiyi öldürmekle suçlandı. Ama farklı cürüm(ler)den hüküm giydi ve asıldı.

Kilisede Çocuk Tacizi

Başta Fransa olmak üzere ABD ve Almanya, geçmişindeki/günümüzdeki çocuk tacizleriyle hesaplaşıyor. Fransa’da hazırlanan resmi doküman, küçük yaştaki yavrucaklara reva görülen cinsel istismarın ürkütücü boyutlarını ortaya koydu. Almanya’nın raporuna göre ise rahibeler, ‘kendilerine emanet edilen kimsesiz sabileri zengin iş adamlarına para karşılığı taciz için kiralamış’tı!

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Kurbanlarını Gazete İlanıyla Bulan Kadın Seri Katil

Bayan Belle Gunness, yeni hayat kurmak için ABD’ye geldi. ‘Amerikan rüyası’nı gerçekleştirmek, zenginleşmek amacıyla kendince yol tuttu. Servet sahibi oldu fakat gönlünce harcayamadı. Kurbanlarıyla aynı kaderi paylaştı. Suç ortağının hedefine oturdu.

Tavşan Doğuran Kadın

İngiltere tahtında oturan, İngilizce bilmeyen, çevresi ve devlet yöneticileriyle Fransızca konuşa(bile)n I. George’un döneminde inanılması zor/garip olaylar, skandallar yaşandı. 50 kadar tavşan doğurduğunu iddia eden Mary Tofts adlı kadın da sahtekârlar arasındaydı.

‘Kanser’ Evita Perón’a Şifa Niyetine Mevlit

Ülkesinde gerçekleştirdiği reformlar ve halkına sağladığı sosyal imkânlarla sevildi. Kocası, Juan Perón’a verdiği destek ve darbecilere karşı gösterdiği direniş ile de insanının gönlünde taht kurdu. Eva Perón, dünyaca tanındı.