Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Babasının belirtmesiyle 1880, kendi ifadesiyle 1882’de, Ocak ayının 17’sinde, buz kesen gecenin yarısında, Baruthane Yokuşu’nda harap/yıkık dökük evde dünyaya geldi. Yoksul hanesinde kör lambaya konulacak gram gaz yağı yoktu. Mum ışığında, ebenin mucize eseri doğurttuğu kıza ‘Yaşar’ adı verildi. Kendisinden önce doğan 4 kız kardeşi yaşa(tıla)mamıştı. Sonuncunun hayatta kalması için dua edildiği ve temenninin ifadesi için ‘Yaşar Nezihe’ denildi.

Baba Kadri Efendi, Şehremaneti Kantar İdaresi’nde hademe/kantarcı idi. Kazandığı 3-5 kuruş ile ailenin boğazını ancak doyururdu. Fakirliğine karşın şarap içmekten de vazgeçmezdi. Çevresinde hep sarhoş, sinirli, dediğim dedik ve geçimsiz tanınırdı. Çilekeş anne Kaya Hanım, Kırım göçmeni Tatar’dı. Öldüğünde 25 yaşındaydı. Kısacık hayatına 5 doğum, mutsuz, fakr-u zaruret içinde evlilik sığdırmıştı. 

Yaşar, annesini yitirdiğinde altı yaşındaydı. Barındıkları viranede yalnız değildi. Yürümekte zorlanan/kötürüm amca, titiz ve son derece sinirli teyze ile hayatı bölüşürdü. Teyzesi, biricik yeğenine karşı daima şefkatliydi. Annesinin yerini dolduramasa da, kanatlarının altındaki sabiye dönemin aşk hikâyelerini anlatırdı. Sevda şiirlerini tekrarlardı. Kendisi çok genç yaşında tek taraflı aşk yaşamış, hüsrana uğramıştı. Hayata küsmüş, kabuğuna çekilmiş ve kardeşinin yanına sığınmıştı. İlk derslerini, edebiyat/şiir zevkini teyzesinden aldı. Çilekeş/talihsiz kadın yeğenin ilk penceresi/ilham kaynağı oldu. Küçük Yaşar, geleneksel halk öykülerini, masallarını dinledi. Ferhat ile Şirin’i, Leyla ile Mecnun’u, Tahir ile Zühre’yi tanıdı. Aşklarının derinliğini, maceralarını öğrendi. Halk ozanlarının seslenişlerini, divan şairlerinin mısralarını - beraber! - terennüm etti. 

Teyzesi, küçük Yaşar’ın içindeki sanat aşkına ilk kibriti çakandı. Ölünceye dek de minnetini, şükranını tekrarladı.

- Babası Okula Gitmesini İstemedi… -

Yoksulluk, talihsizlik doğuştan ‘yakasına yapışmış kene’ydi. Babası evde oturmasını, mutfak işlerini öğrenmesini istedi. 5. kızına - doğumundan sonra! - ‘Yaşar’ değil de ‘Eda’ demeye başladı. Okula gitmesine, okuma yazma öğrenmesine muhalefet etti. Yeni masraf kalemlerinin açılması, zaten zorlukla doyan karınlarına inecek yemeği daha da azaltacaktı. Ama Yaşar direnmeyi teyzesinden öğrenmişti. Kendi göbeğini kendi kesecekti. Mahallelerindeki Kapıağası İbrahim Ağa İptidaisi’ne başvurdu. ‘Okumak istiyorum! Öksüzüm! Çok da fakirim,’ dedi. Hayat hikâyesini özetledi. Okul müdürü, küçük kıza imkân sağladı. Kaydını yaptırdı ve devam etmesine izin verdi. Sınıf arkadaşları arasındaki adı: ‘Kendi Gelen’di. 

Babası, sözünü dinlemeyen kızını evden kovdu. Uzun saçlarından tuttu ve kapının önüne koydu. Küçük kız, komşuya sığındı. Kaç gün misafir olabilirdi ki?! Kendi anlatımına bakılırsa, ‘En zorlu/güç günleriydi. Dere kenarlarında papatya, ebe gömeci topladı ve aktarlara sattı…’ Bir lokma ekmek parası kazanmak yüzünden okula devam edemedi ve bırakmak zorunda kaldı. Parasızdı, çaresizdi, başını sokabileceği çatıdan da yoksundu.

Ama teyzesi araya girdi, talihsiz Yaşar geri döndü. Evi çekip çevirmeye, anne yarısıyla hasbıhale devam etti. Kırlardan ot ve faydalı bitkiler toplamayı sürdürdü. Komşu kadınlardan öğrendiği dikiş nakışı geliştirdi. Hayatını kazanabileceği yeni meslek edinmeye çalıştı. Karnını doyurabilmesi tamamen emeğine bağlıydı. Nakışlarını Kapalı Çarşı’daki esnaflara yok pahasına satsa da evine bir dilim ekmek götürmeyi başardı. Bir fabrikada ya da atölyede çalışmasa da, evinde alın teriyle yaşamaya uğraşan, helal emeği ile geçinen genç kızdı.

- Şiir Damarını Teyzesi Körükledi… -

İlk şiirleri 14 yaşında dökülmeye başladı. Teyzesinden aldığı edebiyat feyzi yeni köklere ulaştı. Kavuşamayan sevdalılar, hayatın pahalılığı/zorluğu, insanların vefasızlığı/acımasızlığı vb. küçücük yüreğinde patlayan fırtınaları konu edindi. Ne bulduysa okudu, aruz veznini kendi kendine öğrendi/uyguladı. Şiire yaslanmasını sağlayan kişi: Ahmet Rasim Bey’di. Üstadın ‘Leyla Feride’ imzasıyla yayınladığı ‘Çare bulan olmadı bu yareye’ mısrası ile başlayan şiirini Malumat gazetesinde okuyup hicaz makamındaki bestesini de dinleyince şiir damarlarının kabardığını fark etti ve - bir daha bırakmamak üzere! - kaleme sarıldı. İçinden çıktığı toplumun gerçeklerini mısralara/dizelere döktü. Ama acı gerçekleri anlatan şiirleri yerine, aşk, keder, bağlılık ve kavuşamamak gibi temalı eserleri ilgi uyandırdı/yayınlandı. Dönemin edebiyat dergilerinin çoğunda imzası görülür oldu. Bir mülakatında; ‘Eski zaman dergilerinde en çok benim şiirlerim yayınlanırdı,’ diyecekti.

Toplumdaki sosyal çarpıklıkları, haksızlıkları, hırsızlıkları, sömürü düzenini anlatan dizeleri pek az yer bulabildi. Fakirin, çaresizin sesi olacaktı fakat beklemesi, keşfedilmesi gerekecekti.

1898 yılı felaketlerin miladıydı. Babası, sarhoş Kadir Efendi işten çıkarıldı. Zaten beş parasızdı, kenarda köşede kara günde harcayacağı birikimi de yoktu. İş aradı, başvurmadık kapı bırakmadı. Ama her seferinde eli boş döndü. Ev halkı gelebilecek küçük müjdeyi/hayat öpücüğünü boşuna bekledi. Ailenin geçim sıkıntısı ağırlaştı. Evin hanımları temizlik, ütü, çamaşırcılık gibi kısa süreli/geçici işlerde çalıştı. Sonuç nahoştu, bütün kapılar kilitliydi. Eşyalar bir bir satıldı. Yaraya da merhem olmadı. Sonra soğuk/kuru tahta döşemeler üzerinde uyuma günleri geldi. 

- Para Kazanmak İçin Çamaşırcılık Yaptı… -

Küçük Yaşar Nezihe, hayatının her gününde üst üste gelen acımasız/can yakan tokatlarına karşı durmaya gayret etti. Zengin komşuların çamaşırlarını yıkadı. Oğlu askere gidenlerin mektuplarını yazdı. Vakit buldukça mevsimine göre aktarların aradığı/satın aldığı şifalı bitkileri/otları toplayıp harçlığını çıkarmaya uğraştı.

İşte böylesine buhranlı günlerin birinde aşk perisinin dokunuşuyla uyandı. Mahalle karakolunun önünden geçerken, - kalbini sarsacak! - Yusuf Niyazi Çavuş’u gördü. Birkaç defa göz göze gelince, ilgisinin karşılıksız kalmadığını fark etti. Çavuş’un da kalbi gül goncasına aktı. Bir gün evin kapısında bohçacı kadının getirdiği/avucuna sıkıştırdığı mektuba şaşırdı. İkili arasında nameler gidip geldi. Birbirlerini tanımaya, hislerini tartmaya çalıştılar. Fakat sonuç beklenilen/umulan gibi gelmedi. Kader soğuk yüzünü gösterdi, keskin bıçak gibi ikiliyi ayırıverdi. Kavuşmaları başka bahara kalıverdi.

Yaşar Hanım 16’sında - babasının zorlamasıyla! - nişanlandı. 2 yıl bekledi, yine atasının arzusuyla yüzüğü damat adayına geri gönderdi.

Babası hayatının tek yönlendiricisiydi. Karşı durursa başına ne(ler) gele(bile)ceği konusunda yeterli tecrübeye sahipti. Yine zorlamayla ilk evliliğini yapacaktı. Eşi Atıf Zahir, kendisinden 27 yaş büyüktü. Daha önce 3 evlilik gerçekleştirmiş, sudan bahanelerle de sonlandırmıştı: ‘Çocuğum olmadı!’ Yine aynı sebebi ileri sürecekti. Genç gelin için yeni yıkım, yeni hüsran kapıda beklemedeydi.

- İki Defa İntihara Teşebbüs Etti… -

Mehmet Fevzi Bey, ikinci kocasıydı. Evlilikleri 6 yıl sürebildi. Mehmet Fevzi görevi gereği şehir dışındaydı ve çok nadiren görüşebildiler. Çiftin 3 erkek çocukları doğdu: Suat, Sedat ve Vedat! İlk iki evladı yetersiz beslenme, daha doğrusu açlıktan gözlerinin önünde can verdi. Vedat’ı yaşatmak için elinden geleni ardına koymadı. Büyük acıya dayanamayıp intihara kalkıştı. Alacak nefesi, yiyecek lokması vardı ki, uçurumun kenarından geri döndü. Zorlu hayat mücadelesine kaldığı yerden devam etti. 

İlk kez, Yusuf Niyazi Çavuş’tan ayrılığın acısına/elemine katlanamamış, intihara teşebbüs etmişti. Bin bir çaba ve şefkatle hayata döndürülebildi. 

Mehmet Fevzi Bey’in kendisini terk ettiğini de öğrenecekti. 5 yıl sonraysa kocasının amansız hastalığın pençesinde kıvrandığını haber aldı. Ölüm döşeğinde yanına gidebildi ve son yudum suyu elleriyle içirdi.

‘Ağır dram’ı andıran hayatında daha neler görecekti? 

İlk aşkı, ilk göz ağrısı Yusuf Niyazi (Çavuş) bir anda/aniden karşısına çıktı. Mazi yeniden canlandı. Kalp atışları yeni sevda şarkısının heyecanıyla arttı. Bir süre görüştüler ve 1912’nin Temmuz’unda evlendiler. Yusuf Niyazi Bey, tahrirat memuruydu. Tanınmış hikâyeci ve gazeteciydi. Hatırı sayılır şöhrete sahipti. 

Yanına biricik oğlu Vedat’ı da alıp, yeni eşinin çalıştığı Cide’ye gittiler. Sürpriz yine peşindeydi/yanı başındaydı: Niyazi Bey’in iki hanımı daha vardı. Aynı evde beraber yaşayacaklardı. Nezihe yılacak, boyun bükecek değildi. Kumalığı reddedecekti. Savaşmayı öğrenmişti. Oğluyla İstanbul’a döndü ve boşanma davası açtı. Kocasının direnmesine rağmen kararından vazgeçmedi. Hürriyetini yeniden elde etti. 

- Biricik Oğlu Vedat Bütün Dünyasını Doldurdu… -

İki temel hedef edindi: Biricik oğlu Vedat’ı okutmak ve şiirini sürdürmek…

Acıları, yoksulluğu, ezilmişliği hicveden/dile getirilen şiirleri belli çevrelerde ilgi çekti ama yayınlan(a)madı. Muhalif haykırışın sesi daima kısılmıştı/kısıktı. ‘Mahallede iki gündür verilmiyor ekmek / Kolay değil gece gündüz bu açlığı çekmek,’ diyerek dile getirdiği çileye kulaklar tıkalıydı. 

Dramın bir adım ilerisini de kaleme aldı: ‘Satıldı evlerin eşyası hep bir ekmek için / Ne yaptı millet acep bu azabı çekmek için?’ 

Yaşanan toplumsal zaruretin boyutu daha da acıydı: ‘Şaşırdı yollarını genç kadınlar oldu zelil / Eden bu milleti açlıktır hep bu rütbe sefil…’

Sonuç ise göz yaşartıcı/kalp kanatıcıydı: ‘Elimde iğne kalem var da ben de muhtâcım / Yetim Vedat'ım ile kırk sekiz saattir açım…’

İlerleyen yıllarda bazı şiirleri bestekârların ilgisini çekti. ‘Ne Dökmek İstesem Yaş var / Ne Çeşmânımda Fer Kaldı / Bu sevdadan bana bitmez / Tükenmez gam keder kaldı,’ Sadi Hoşses tarafından hüzzam makamında bestelendi. ‘Hatırla ma'ziyi mes'udu sen de ben gibi yan…’ Münir Nurettin Selçuk’un çalışmasıyla nihavent notalara döküldü. ‘Açıldı gül figan etmekte bülbül nev-bahar oldu…’ diye başlayan şiirinin - hicazın! - bestekarı da Sadettin Kaynak’tı. 

Çeşitli musiki kaynaklarında söz yazarı/şaire diye adı anılmadı. Şarkıları da kendisi gibi şanssız sayılabilirdi. 

- En Büyük İlgiyi Gazelhanlardan Gördü… -

Bir röportajında tevazuu elde bırakmayacaktı: ‘Bestelenen bir iki şarkım vardı ki, meyhanelere devam eden, mutsuz kişileri ağlatırdı…’

Şanlıurfalı müzisyenlerden/gazelhanlardan Kazancı Bedih ile Tenekeci Mahmut Güzelgöz, Yaşar Nezihe Hanım’a büyük kıymet verdi. Fuzuli’yle denk sayılacak sevgi ve ilgi gösterdiler. ‘Mecnun isen ey dil sana leyla mı bulunmaz,’, ‘Sabret gönül eyyâm-ı sefâ yâre de kalmaz / Gam çekme ki vuslat demi ağyâre de kalmaz,’ gibi gazellerini sıra gecelerinde/konserlerinde seslendirdiler.

İlk gençlik döneminden başlayarak şiirlerini yayınladı. Malumat ve Terakki, Nazikter gibi dergilerde Mazlume, Mahmure ve Mehcure imzalarını kullandı. İlk şiir kitabını 1913’da, ikincisini ise 1924’de yayınladı. Hanımlara Mahsus Gazete, Kadın Yolu, Kadınlar Dünyası, Menekşe ve Sabah’ın sürekli yazarlarındandı. 

Siyasi görülen, toplumsal muhalefeti konu edinen, ‘sivri’/’dobra’ dizeleri birilerinin dikkatini çekecekti. Yaşar Nezihe Hanım, şiirlerine el konulan, yayın yasağı getirilen ilk şaireydi.

- Kitle Örgütlerinde Çalıştı, Yöneticilik Yaptı… -

Biricik oğlu Vedat ile geçin(ebil)mek için terzilik, kâtiplik yaptı. Emeği ile yaşayan, alın terinin karşılığını almaya çalışandı. Devrinin kadınlarına - gücü nispetince! - öncülük etti. Amele Cemiyeti’ne üye oldu. Kadınlar Halk Fırkası’nın kurucuları ve yöneticileri arasındaydı. Bazı düz yazılar da kaleme aldı. Yönetimi acımasız, alaycı ve hayli keskin şekilde eleştirdi. Yerleşik sisteme muhalif tenkitlerinden ötürü kovuşturmaya da uğradı. 

Asıl kalıcı şöhreti ‘1 Mayıs İçin’ adlı şiiri/marşı ile kazandı. Türk dilinde, Türk edebiyatında ilk 1 Mayıs şiirini yazma onuru/payesi kendisine aitti. 

Aydınlık dergisinin Mayıs 1923 tarihli sayısının kapağı, Yaşar Nezihe Hanım’ın ‘1 Mayıs İçin’ şiirine ayrılmıştı. Şaire, emeği ile ekmeğini kazanan işçiye sesleniyor ve örgütlü mücadeleye destek veriyordu. İşgal altındaki İstanbul’da gazhane, tünel, tütün, tramvay, demiryolu gibi çeşitli/farklı işkollarında çalışan işçiler birlikte sokağa çıkıp 1 Mayıs’ı kutladı. Daha az çalışma süresi, sendika, grev hakkı için bağırdı/yürüyüş yaptı. Aynı törenler, 1919’dan beri işgal kuvvetlerine kafa tutarcasına tekrarlandı. Büyük Zafer’in ardından daha başka coşkuya kavuştu.

- TKP’li Diye Tutuklandı ve Yargılandı… -

Yaşar Nezihe Hanım’ın Aydınlık çevresiyle tanışmasına ilişkin iki farklı anlatı mevcuttu. İlki gruba kendisinin katıldığıydı. İkincisiyse oğlu Vedat’ın daha önce kurduğu bağlantıydı. Nazım Hikmet ile tanıştı. Yakınlık ve saygı gördü. Hikmet, Yaşar Hanım’a hep ‘Abla!’ diye seslendi ve eserlerini övüp destekledi.

1925’de, Şeyh Sait İsyanı bahane edilerek çıkarılan Takriri Sükun Kanunu’ndan nasibine düşeni aldı. TKP (Türkiye Komünist Partisi) ile ilgisi/bağlantısı ileri sürüldü ve tutuklandı. Aynı dava dosyasında Dr. Şefik Hüsnü, Hasan Ali Ediz, Sadrettin Celal, Nazım Hikmet, Şevket Süreyya Aydemir gibi Sol/Sosyalist çevrelerin yakından tanıdığı isimler de yer aldı. Bir süre hapis yattı. Suçsuzluğu anlaşılınca serbest bırakıldı ve beraat etti. 

Beş parasızdı, biricik oğlu Vedat’ı özlemişti. Yine nafakasının derdine düştü. Zorlu/acımasız hayat şartlarıyla karşı karşıyaydı. Mahkeme/tutuklanma haberleri şiirlerinin yayınlanmasını engeldi. Kendi kabuğuna çekildi ve edebi/siyasi çevrelerden - istemese de! - uzaklaştı. 

Zorunlu ayrılık, kısmen unutulmasına sebep oldu. Bazı entelektüel solcular/sosyalistler adını anmaktan, şiirlerini anımsatmaktan kaçındı. Aralarından küçümseyen, yazdıklarını beğenmeyenler çıktı. Kerim Sadi (Ahmet Nevzat Cerrahoğlu) kadir bilendi. Şaire ile yakın ilişki kurdu, ailesinden eksik malumatı tamamladı ve risale yazdı. Ayrıca sahasının klasiklerinden sayılan ‘Türkiye’de Sosyalizm Tarihine Katkı’ adlı eserinde Yaşar Nezihe (Bükülmez)’e gereken yeri verdi.

- Taha Toros Yeniden Hatırlanmasını Sağladı… -

Yeniden hatırlanmasını Taha Toros sağladı. Toros, Yaşar Nezihe Hanım’a ilişkin ilk bilgiye Martin Hartmann’ın 1919’da yazdığı ‘Dichter Der Neuen Türkei’ - Yeni Türkiye’nin Şairleri! - adlı kitabında rastladı. Uzun yıllar süren araştırma neticesinde, 1934’de izine ulaşabildi. Ünlü şaire, Aksaray’da, yıkık dökük/harabe evde kalırdı. Perişan haldeydi ve yoksulluğun pençesindeydi. Dostluğunu ilerletti, güvenini kazandı ve hakkında edindiği bilgilerin çok azını ‘Mazi Cenneti’nde yayınladı. Yaşar Nezihe Hanım, oğlu yaşındaki Toros’a yayınlanmamış 55 şiirini kaybettiği bir defterini de emanet etti.

Son dönem Türk tarihine çok önemli eserler kazandıran İbnulemin Mahmut Kemal İnal da ‘Son Asır Türk Şairleri'nde Yaşar Nezihe Bükülmez’e yer verdi ve metheden satırlar kaleme aldı.

Türk şiiri antolojisi hazırlayan bazı edebiyat heveslileri, Bükülmez’e haksızlık etti. 1934 yılında öldüğünü bile kaydettiler. Oysa Yaşar Nezihe Hanım, 1970 yılında 91 yaşında hayata veda edecekti.

- Oğlu Vedat’ın Annesine Şiddet Uyguladığı İddiaları… -

Hayatının tamamı ‘kördüğüm çile yumağı’ Yaşar Nezihe Hanım, oğlu Vedat’tan da aradığı sevgiyi/ilgiyi gör(e)medi. Binbir emekle büyüttüğü Vedat’tan - iddialara bakılırsa! - şiddet gördü. Vedat Bükülmez, 1932’de Yüksek Ticaret Mektebi’ni bitirdi, iyi bir işe girdi, sonra da evlendi. Ama Nezihe Hanım gelini ile anlaşamadı. Oğlu da karısı Hasibe Hanım’dan yana tavır koydu. Hatta bazı kaynaklara göre, annesine şiddet uyguladı.

Yaşar Nezihe Hanım, ağır şeker hastalığından dolayı görme yeteneği kaybetti. Son yıllarında hiç görmüyordu. Taha Toros son görüşmelerinden bahsederken, ellerinin titrediğini, gözlerinin görmediğini, ama belleğinin pırıl pırıl/dipdiri olduğunu yazacaktı.

Yaşar Nezihe Bükülmez, 6 Kasım 1971’de aramızdan ayrıldı. Küçükköy Altıntepe Mezarlığı’na defnedildi. 3 yıl sonra da Vedat Bükülmez hayatını yitirdi.

Yaşar Nezihe Hanım, ‘Bir Deste Menekşe’ (1913) ve ‘Feryatlarım’ (1924) adlı iki şiir kitabının sahibiydi. Şanlıurfa, çilekeş şaireye bir kere daha sahip çıktı. İ. Halil Çelik, 1987’de, ‘Yaşar Nezihe Hanım / Hayatı, Sanatı, Gazelleri’ adlı bir kitap yayınladı. İlknur Tatar Kırılmaz da ‘Yaşar Nezihe Bükülmez’ adlı bir monografi kaleme aldı.

1 Mayıs Marşı’nı yazan, başörtüsünü hiç çıkarmayan Yaşar Nezihe Hanım, bir röportajında hayat hikâyesini şöyle özetleyecekti:

‘(...) Silivrikapı'da büyüdüm. Şiirlerim edebî dergilerde yayınlandı. Bana, ‘Şairsin!’ dediler. Yazdıklarım şiirse, kucak dolusu şiire mâlikim. Altmış senelik hayatımda iki gün gülebildim…’

‘Zevk alamadım hayatın bahârından yazından / Kara bahtım utansın saçımın beyazından…’

11 May 2020 12:05
646 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

‘İnci Baba’ lakaplı Mehmet Nabi İnciler, hazır cevaptı, girişkendi, farklı meziyetlere/zevklere sahipti; çevresini şaşırtmayı severdi. İtalyan asıllı, ABD vatandaşı, Şikago Mafyası’nın ünlü şefi - merhum! - Al Capone’nin hayranıydı. İdolünün mezarını ziyaret etti, şanına uygun muhteşem çelenk yaptırdı. Ellerini açıp ruhuna ‘Fatiha’ bile okudu

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

Orhan Gencebay’ın Çok Özel Şahsi Tarihi

Gencebay; kısa süre önce kalp krizi geçirdi. Yakınlarına ve sevenlerine korkulu anlar yaşattı. 75 yıllık hayat serüveninde hepimizin duygu dünyasına girdi. Şarkı sözleri, besteleri, filmleri, konserleriyle gönül âlemimizde yer edindi/iz bıraktı. Orhan Baba büyük çoğunlumuzun ortak değeri… Renkli, farklı, sabırlı ve sporcu…

Hastalara Şifa Dağıtan Eski Dansöz

Leyla Sayar, Yeşilçam’dan elini ayağını çektikten sonra, kendisini evliya diye tanıtmaya başlamış ve ellerindeki mucizevî güçle (!) hastalara şifa dağıttığını öne sürmüştü.

Gezen’in Annesinin İstemediği Evlilik

Müjdat Gezen, ikinci evliliğini ağabeyinin karısının yeğeni Leyla Turgut’la gerçekleştirdi.

Yerli James Bond Göksel Arsoy

Göksel Arsoy; daha çok romantik aşk filmleriyle tanındı.

Filmlerini İzlemeyen Aktrist

Leyla Sayar; Yıldız Dergisi’nin düzenlediği güzellik yarışmasında ikinci oldu; sanki Yeşilçam’a paraşütle indi.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

67 Yıl Sonra Mezarı Bulunan Bakü Fatihi

Bakü’ye giren Kafkas İslam Orduları Komutanı ‘Fahri Ferik’ Nuri Bey’in anavatanındaki ‘sembolik sayılabilecek’ mezarı 67 yıl boyunca bulunamadı. Araştırmacı Atilla Oral Bey olmasa belki de kıyamete kadar kayıp kalacaktı.

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Bakan Adayı İçin ABD’den Referans

Yeni MGK üyesi Karaosmanoğlu’nun ‘güvenlik soruşturması’ yapılmalıydı. Öğrenciliğinden beri ‘sosyal demokrat’ kimliğiyle/duruşuyla ön plana çıkmıştı. Hatta bazı bilgilendirmelerde ‘Solcu!’ diye tanımlanmıştı.

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…

‘Fahri Menajer’ Öztürk Serengil

Öztürk Serengil; 1970 sonrası ekonomik krize giren Yeşilçam’ın pek çok ünlü ismine yardımcı oldu; para kazanmalarını sağladı. Sinema seyircisi; hayranlık duyduğu isimleri gazino sahnelerinde dikkatle, hayranlık dolu merakla izledi.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Kod Adı: ‘Fakülteli’

Mahir Kaynak - sonradan profesör! - ‘Madanoğlu Cuntası’ diye bilinen illegal örgütü izleyen, belgeleyen ve ortaya çıkaran kişiydi. Teşekkül üyesi diğer arkadaşları ile hapse girmeyi kabul etmesine rağmen arzusu reddedildi. Türk İstihbarat Tarihi’ne adı ‘açığa çıkan ilk MİT mensubu’ şeklinde geçti.

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Solist Tokatlayan Gazino Patronu

Zeki Müren; inatçıydı; kararından geri dönmezdi; sonucuna da katlanırdı.

Melek Girmez Sokağı’ndaki Cami

Melek Girmez Sokağı, 1812’deki veba salgını ile ününe ün kattı.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Hanım Sultan’ın Ermeni Jigolosu

Serfirâz Hatun, Osmanlı’nın 31. padişahı Sultan Abdülmecit’in gözdesiydi. Su gibi para harcar, Avrupa elbiseler giyer, Galata ve Beyoğlu’nda fink atardı. ‘Küçük Fesli’ lakaplı, yakışıklı Ermeni müzisyeni jigolo tutmuştu.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Kod Adı: ‘Fakülteli’

Mahir Kaynak - sonradan profesör! - ‘Madanoğlu Cuntası’ diye bilinen illegal örgütü izleyen, belgeleyen ve ortaya çıkaran kişiydi. Teşekkül üyesi diğer arkadaşları ile hapse girmeyi kabul etmesine rağmen arzusu reddedildi. Türk İstihbarat Tarihi’ne adı ‘açığa çıkan ilk MİT mensubu’ şeklinde geçti.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Türkiye’nin İlk Piyanist Şantörü

Gencer, Türkiye’de ilk Türkçe sözlü pop müzik parçasını seslendirdi. Çocukluk arkadaşı, Fecri Ebcioğlu, ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’ adlı şarkının sözlerini yazmıştı.

Çanakkale’den Dönmeyen Futbolcular

Çanakkale Savaşı’na katılan futbolcuların neredeyse tamama yakını şehit düştü.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Diplomatik Kriz Yaratan ‘Mama’

İstanbul’un ünlü ‘kadın ..ezevenk’i Lüks Nermin, Yassı Ada Mahkemeleri’nde gönüllü şahitlik yaptı. Devrin yöneticilerinin isteklerini yerine getirmişti. Hizmetlerinin karşılığı, - iddiasına göre! - devletin ‘Örtülü Ödeneği’nden karşılanmıştı.

Bornozla Gömülmek İsteyen Striptizci

Seher Şeniz, parçalanmış aile kurbanıydı. Babasını hiç tanımadı; annesinin ve kardeşlerinin desteğini de - yeterince! - gör(e)medi. Sevgiyi, huzuru ve aile sıcaklığı başkalarında aradı. Hep aldatıldı; cinsel obje olarak değerlendirildi; sürekli hayal kırıklığı yaşadı. İfadesine göre; ‘kullanıldı!’

On İki Ada’yı - Maalesef! - Osmanlı Verdi

Siyasi tarihimizde 2 tane Lozan Antlaşması vardı. İlki 15 Ekim 1912’de, ikincisi 24 Temmuz 1923’de imzalandı. Osmanlı; Lozan’ın Ouchy semtinde imzalanan birinci antlaşma ile 12 Ada’yı İtalya’ya - geri alabilmek/ödünçlük koşulu ile! - bıraktı.

Kışı Paltosuz Geçiren Camoka

Danyal Topatan; hayatının tamamını Yeşilçam Sokağı’nda geçirdi. Her tür rolü başarıyla oynadı. Kameranın hem önünde, hem de arkasında çalıştı. Gerçek hayatta ise hep ezildi.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Kod Adı: ‘Fakülteli’

Mahir Kaynak - sonradan profesör! - ‘Madanoğlu Cuntası’ diye bilinen illegal örgütü izleyen, belgeleyen ve ortaya çıkaran kişiydi. Teşekkül üyesi diğer arkadaşları ile hapse girmeyi kabul etmesine rağmen arzusu reddedildi. Türk İstihbarat Tarihi’ne adı ‘açığa çıkan ilk MİT mensubu’ şeklinde geçti.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Çankaya Köşkü'nde Eşek Sütüyle Güzellik Banyosu

Prenses Süreyya, İran İmparatoriçesi sıfatı ile ülkemize - 1951 ve 1956’da! - iki resmi ziyarette bulundu. Büyük ilgi gördü, el üstünde tutuldu. Güzellik reçetesini de uygulamasına fırsat tanındı…

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Aytaç Arman: Ödüllü Filmlerin Ödülsüz Aktörü

Kendisiyle iç hesaplaşmalar yaşayan; geçmişte yaşadığı acılar ve gördüğü işkenceler yüzünden sessizliğe bürünmüş düşünce suçlularını canlandırdı. Hayatın ağırlığı altında yorulmuş entelektüel portreler çizdi.

Diğer Muhtelif Yazıları

Türkiye’nin İlk Piyanist Şantörü

Gencer, Türkiye’de ilk Türkçe sözlü pop müzik parçasını seslendirdi. Çocukluk arkadaşı, Fecri Ebcioğlu, ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’ adlı şarkının sözlerini yazmıştı.

İnsan Derisiyle Kaplı Kitaplar

Belirlemelere göre, kitaplardan birisinin cildi, hayatta iken derisi yüzülmüş adamdan alınmıştı.

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Altın Plak Yerine Buzdolabı

TSM (Türk Sanat Müziği) sanatçısı Nesrin Sipahi, iki bine yakın şarkıya hayat verdi ve bize sevdirdi.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Vinçle İdam Edilen Fil

Bakıcısını ezerek öldüren Koca Mary yargılandı ve ölüme mahkum edildi.

Diplomatik Kriz Yaratan ‘Mama’

İstanbul’un ünlü ‘kadın ..ezevenk’i Lüks Nermin, Yassı Ada Mahkemeleri’nde gönüllü şahitlik yaptı. Devrin yöneticilerinin isteklerini yerine getirmişti. Hizmetlerinin karşılığı, - iddiasına göre! - devletin ‘Örtülü Ödeneği’nden karşılanmıştı.