‘Tavukları Pişirmişem!’

Çadırda doğdu, gecekonduda öldü. Uçak satın almaya yetecek para kazandı. Ailesini her şeyin üstünde tuttu. ‘Ben, ‘ordu!’ besliyorum,’ diyecekti! 3. evliliğinde mutluluğu bulabildi. Vefat edince, ‘barak’lar öksüz kaldı!

‘Tavukları Pişirmişem!’

Kanaatkârdı. Her akşam yatarken, ‘Allah’ım,’ derdi. ‘Herkese bin(ler) ver, bana doyacağım kadarı (da) yeter!’ Giyimine dikkat ederdi: ‘Kapalı kadın daha güzel görünür!’ Şöhretinin zirvesindeyken çok kıymetli/pahalı kumaşlardan dikilmiş giysiler giydi. Hint el dokumalarından elbiseleri vardı. Ama ‘aba’ya/ ‘kalın kumaş’a ayrı düşkündü. ‘Aba olmadı mı kendimi çıplak zannediyorum!’

Görünümü sert, mizacı mert idi. Karakterini türkülerine benzetirdi. Erkek gibi davranırdı. Ekmeğini kendi kazandığından, mikrofonu eline alınca, yüz ifadesi değişirdi. Kendince ‘koruma duvarı/kalkanı’ oluştururdu. Tavrı çocukluğundan kalmaydı. ‘Ruhumda dürüstlük, delikanlılık var. Yalanı sevmem, yanlışın karşısında dururum!’

‘Babayiğit, âdil kadınım,’ diyecekti. ‘Mahkûmlar, beni çok sever! Her kader hükümlüsü evladımdır!’ Yanık sesi, dobra dobra konuşmasından ötürü gönülden beğenildiğine inanırdı.

- Hapishane Dekorunda Şarkılar Söyledi… - 

‘Barak ağzı/tavrı’ ile uzun hava(lar) okumayı Halit Arapoğlu’ndan öğrenecekti. 1981’de seslendirdiği ‘Meyrik’ türküsü ile geniş kitlelere ulaştı, sevildi. Adıyaman yöresine ait ‘Tavukları Pişirmişem’ ile ‘fenomen’ oldu, ‘ikonlaşma yoluna girdi!’ Flash TV’de, 2011’de, Devran İskender ile Cihan Akboğa ile ‘Kadere Mahkûmlar’ adlı programa başladı. Dekor, hapishane koğuşuna benzerdi. Demir parmaklıkların arkasından günün beğenilen arabesk şarkılarını sunardı. Konuklarını ağırlardı. Odadaki hükümlü rolündekiler de hayranlık içinde dinlerdi. Çok geniş izleyici kitlelerine seslendi. Başka televizyonlardaki magazin izlencelerine de davet edilmeye başlandı. 

‘Beynelmilel’ filminde oynadı. İlk sinema performansı ile ‘Altın Koza Ödülü’nü kazandı. 5 yapımda daha rol aldı.

‘Sahneye çıkmadan önce içki içer,’ iddialarını hep yalanladı. İfadesine göre, mikrofonu eline aldığı anda ‘sarhoş olurdu’! ‘Bir duble ile İstanbul’u bile rehin alırım! Harbi söylüyorum: ‘Neden içeyim ki?’ Bir bardak ılık su tüketir sonra programa başlarım. Ağzıma kola bile sokmam!’

- Aşiret Mensubuydu, Çadırda Doğdu… -

Dilber Ay, 1 Ocak 1956’da, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde dünyaya geldi. Kökeni Halep’e kadar uzanırdı. Kureyşan Oymağı’na mensuptu. ‘Aşiret çocuğuyum,’ diye övünürdü. ‘Ehlibeyt’im!’ Ailesi çok fakirdi. Annesinin beyanına göre Dilber, çadırda doğdu. ‘Ben, ‘barak’ın anasıyım! Ağlarken bile ‘barak’ söylermişim! Rabbimin bana nasip ettiği nadide ses sayesinde çocuklarım ekmek yedi!’

1969’da, ilçeye gelen TRT ekibi kaderini değiştirecekti. Grubun hedefi, Anadolu’yu adım adım dolaşıp yörenin güzel ses sahiplerini ortaya çıkarmaktı. Askerlik Şubesi’nin önüne kurulan büyük çadırda, adayları dinlemeye başladılar. Meraklılar da kümelenir, ezgilere kulak verirdi. Kim(ler)in girip çıktıklarını öğrenmeye çalışırlardı. - Bazı akrabaları da izleyiciler arasındaydı! - Dilber, kimseye haber vermeden, amcasının kızını yanına aldı, ‘seçici heyet’in karşısına çıktı. ‘Gönül gel seninle muhabbet edelim / Araya kimseyi alma sevdiğim…’ türküsünü söyledi. Müsabıkların hepsi izlendi. Sonuç açıklandı: ‘Dilber, birinci seçildi!’ Dönüşte, sülale üyelerinin arkalarından yürüdüğünü fark ettiler. Yeğenine dedi ki: ‘Bizi öldürecekler!’

Eve dönünce, öfkeden deliye dönen babası tarafından karşılandı. Ahıra götürüldü, parmaklarının arasına tahta kaşık(lar) yerleştirildi. Beyanına göre, bütün el kemikleri kırıldı. Sonra boynuna ip geçirildi. Hayvanların yanına bağlandı. Sabaha kadar ağılda bırakıldı. Tedavi ettirilmedi! 

- Kendi Çocuklarına Da Otoriter Davrandı… -

Babasından gördüğü sertliğin benzerini küçük kızına gösterecekti. Bir gün, mutfaktaki çocuğunun, ‘Maraş’tan Bir Haber Geldi’ parçasını mırıldandığını duydu. Yanına çağırıp sordu: ‘Türkücü mü olacaksın?’ ‘He!’ Demesiyle sinirleri tavan yaptı. Süpürge ile dövmeye girişti. Beyanına göre, Müslüm Baba’nın şarkısında dile getirdiği gibi, ‘Biz Babadan Böyle Gördük’ düsturunu uyguladı. ‘Bir daha türkü söylediğini duyarsam boynunu koparırım,’ diye tehdit ettiğini de açıklayacaktı. 

Kızının sesini bir daha işitmedi. ‘İçinde benimkisi gibi delicesine aşk olsaydı, kararından dönmez, söylemeye devam ederdi,’ şeklinde konuşacaktı. Tavrını ‘sertlik’ değil, ‘gereklilik’ diye yorumlayacaktı! ‘Çocuklarını diktatörce büyütmek zorundaydı! ‘Benim yanımda babam ve ağabeylerim vardı. Onun beraberinde sadece annesi bulunurdu!’’

Babası Hüseyin Bağbuş, akrabalarından ve aşiretinden çekinirdi. Amcasının, ‘Bu kızı dağın başına götürün, kafasına kurşun sıkın,’ dediğini hatırlardı. Hırsı dinmemişti. Dilber Ay’ın televizyon programlarına çıktığını görünce öfkelenirdi. Bir gün, yeğenine TV’de rastladı, kendini tutamayıp silahını çekti. Ekrana mermileri sıraladı. Az daha evde yangın çıkacaktı.

- Şarkıcı Dilber Ay, Erotik Film Yıldızı Dilber Ay Sanıldı… -

Dilber Ay, ünlendiği dönemde az daha canından olacaktı. Aynı adı kullanan - Gülşen Dinceler! -, erotik filmlerin cesur sahnelerinde oynayan kadın sanıldı. Aşiret yöneticileri, ailesine haber saldı. ‘Kızın ahlak dışı filmlerde oynadığı’ iddiasını iletti. ‘‘Kara çalınan namus’ derhal temizlenmeliydi!’ Baba, sorumluluğunu yerine getirmeliydi. Hüseyin Bağbuş, beline tabancasını taktı. Filmin gösterildiği sinemaya gitti. İsim aynıydı! Fakat perdede görünen kendi evladı değildi. Derin nefes aldı. ‘Ölüm fermanı’nı geri gönderdi!  

Babası zaman içinde tavrını da değiştirdi. Kızına destek vermeye, arkasında durmaya başladı. Ailecek televizyon seyrettikleri bir gün hayatının sürprizini yaşayacaktı. Birinci seçildiği türkünün bant kaydı yayınlandı. Dilber’in sesinden, - Parçayı ilk kez okuyan ve ünlendiren sanatçıydı! - ‘Maraş’tan Bir Haber Geldi,’ parçasını dinlediler. Üzerinde, - Atasının Halep’ten getirdiği! - siyah renkli kumaştan yapılmış Arap kıyafeti vardı. Parça bitince salondan çıkmak istedi. Utanmıştı! Pederinin seslenişi ile şaşkınlığı çoğaldı. ‘Çok güzel söylemişsin! Fistan da pek yakışmış!’ Sonra yüzünü saran mutluluk dalgasıyla eşi Emine Hanım’a döndü: ‘Kızımız büyük muvaffakiyet sağladı. Herkesin yapamayacağını gerçekleştirdi. Utanılacak değil aksine sevinilecek durum,’ şeklinde konuştu. Başarısıyla gurur duyduğunu belirtmekten çekinmedi.

Evladı içinde küllenen ‘ukde’yi hatırlatmıştı! Gençliğinde sesi güzeldi. Türkücü olmayı kafasına koymuştu. Asker dönüşü, eşini köyünde götürdü ve şansını denemeye gitti. - Kızının anlatımına göre ise, ‘annesini bıraktı, kaçıp gitti’! - Nuri Sesigüzel, asker arkadaşıydı. Yardım ede(bile)ceğini düşündü, soluğu Urfa’da aldı. Ama görüşemedi. Sesigüzel, İstanbul’daydı. Dedesi peşinden gitti. Oğlunu yuvasına döndürdü. Böylece sesinin güzelliğine inanır, şöhrete ve paraya ulaşmak isterken hayalleri yarım kaldı.

- Babasının Sert Tutumuna Hak Verdi… -      

Yıllar sonra verdiği mülakatta babasını suçlamadı! Aksine haklı buldu! ‘İyi ki beni sıktı, hep yanımda oldu,’ diyecekti. ‘Şöhretten sonra para var. Beni sorarsanız güzeldim, alımlıydım! Vallahi beni çalarlardı! Erbabının eline düşseydim, kolum bir yerde, bacağım başka yerde olurdu! İstismara uğrardım!’  

İlkokul 3. sınıfa kadar okuyabildi. Fakirlikten ötürü eğitimini tamamlayamadı. Önce Ankara’ya oradan da Düzce’ye taşındılar. Şehirler değişti, Dilber’in aklındaki hedef hep aynı yerde takılı kaldı: ‘Ses sanatçısı olacağım!’

Yaşadığı diğer dramı,‘Çocuk yaşta babam emsali adamla evlendi(rildi)m,’ diye anlatacaktı. ‘Âdetlerin, geleneklerin kurbanı oldum!’ Kendisi 13, kocası 50 yaşındaydı! Hemen hamile kaldı ve ilk kızını - Satı’yı! - dünyaya getirdi. Daha sonra 2. kızını - Filiz’i! - doğuracaktı. ‘Allah’tan erken yaşta boşandım da kurtuldum!’ 

Bir yılın ardından da teyzesinin oğluna kaçıp hayatını birleştirdi. Ünal adlı 3. evladına kavuştu!

Kızlarından birini 16’sında, diğerini de 18’inde evlendirdi. Her ikisi de ilkokulu bitirebildi! ‘Babasıyla kaldıkları için eğitimlerini sürdüremediklerini’ de söyleyecekti. ‘Yanımda olsalar, Amerika’ya yollardım,’ diyecekti.

- Üçüncü Eşi İle Mutluluğu Yakaladı… -

1998’de, son eşi İbrahim Karataş ile dünya evine girdi. Kendisi 42, eşi 33 yaşındaydı. Kocası bekârdı. - Bir Alman ile yaptığı evliliği kısa sürmüştü! - 

Almanya’da sanatçı arkadaşının evinde karşılaştılar. İbrahim Bey, Dilber Ay ile tanışmak istedi. Araya aracılar koydu. Sonunda dileği kabul gördü. Yüz yüze gelince, elini öptü. Dilber Hanım, ‘El öpenlerin, sağ/var olsun!’ dedi. Hemen kanı kaynadı. İlişkileri başladı. ‘Adamı görür görmez kalbimi kaptırdım,’ diyecekti. ‘Bu durumun adı: ‘‘İlk görüşte aşk’tı!’ Telefon numarasını iletmekte de sakınca görmedi.  

20 yıl sonra verdiği mülakatta duygularını açıkça belirtmekten imtina etmedi: ‘Kara sevdalıyım herifime! Aşk hiç bitmez. Yıllar geçtikçe şarap gibi kalitesi artar!’

Arada bir tartışırlardı. Dilber Ay, sesini yükselirdi. ‘Kötü kızdığım - kendimi kaybettiğim! - için kalkıp kahveye gider. Ağzım hiç durmaz! Durup durup çatarım! Bir gün, adama o kadar öfkelendim ki, Düzce’den eşofmanla çıktı, kardeşinin Ankara’daki evinde soluğu aldı!’

Kocasına ‘Herif!’ derken, ‘Hatun!’, ‘Dilber’im!’ diye karşılık görürdü. ‘Sevgilim!’, ‘Hayatım!’ vb. seslenişleri ‘sahte’/‘yapmacık’ bulurdu! ‘Ben, Anadolu kadınıyım. Yaldızlı hitaplara kanmam!’

Evliliği boyunca hiç çiçek almadı. Ama değerlendirmesi şaşırtıcıydı: ‘Kocam, benim için en değerli çiçek!’

- Ankara Radyosu’nda Sesini Duyurdu, Gazinolarda Para Kazandı… - 

İkinci evliliğini de bitirdikten sonra hedefine doğru yürüyüşe geçecekti. Kıştı, her yer kar buz içindeydi. İçindeki sanat aşkı/ateşi, keskin soğuğu, olumsuz şartları dinlemedi. Kalın pazen şalvarını giydi. Başına yün atkısını aldı. Ayağına kara lastiklerini çekti. Ankara Radyosu’nun kapısına dayandı. ‘Beni dilenci zannettiler,’ diyecekti. İçeriye sokulmadı: ‘Beri git! Ötede dur!’ Ama sesini duyurmayı başardı. Meramını anlattı. Adını öğrenemediği, yetkili sandığı adamın sözlerini hiç unutmadı: ‘Şu tarihte gel de, seni dinleyelim!’ 

Denilen gün ve saatte, Ankara Radyosu’nun kapısındaydı. Jürinin karşısına çıktı. İstenilen parçayı söyledi. Beyanına göre, yarışmayı kazandı ve birinci seçildi. ‘Radyodan sesini duyurma şansını yakaladı!’ Ama eline geçen kazancı yeterli bulmayacaktı. ‘Daha fazla para kazanmalı, ailesinin masraflarına yardımcı olmalıydı! Eşinden yeni ayrılmıştı. Çocuklarının rızkının peşindeydi!’ Gazino(lar)da çalışmaya başlayacaktı.

İlk kez Ankara’da Konak Gazinosu’nda sahneye çıktı. İbrahim Tatlıses, Selahattin Alpay, Belkıs Akkale gibi ünlü isimler kadrodaydı. Daha sonra çeşitli müzikhollerde çalıştı. Yakın dostluklar kurdu. Bedia Akartürk, İzzet Altınmeşe ve Dursun Salkım ile birlikteydi. Adana’da, Bergen ile aynı mekânda çalıştı. 

1974’de, ilk 45’lik plağı yayınlandı. ‘Oy Bahçenize Giremedim Ben Gazelden’ ve ‘Yavrum Oy’ adlı parçaları okudu.

- Kendini Korurken Hapse Girmekten Çekinmedi… -

Dilber Ay’ın hayatı tam bir ‘macera filmi’ydi! Çalıştığı bazı gazinoların patronlarından, ‘daha açık giyinmesi’, ‘bacak bacak üstüne atması’ gibi absürt/‘saçma’ istekler geldiğini açıklayacaktı. Her seferinde, ‘Siz, sanatçı mı yoksa manken mi arıyorsunuz,’ diye sorup sert şekilde karşı durdu. ‘Menajerini de dövdü. Avazı çıktığı kadar bağırdı: ‘Beni buraya satmaya mı getirdin?’ 

Kendisini taciz eden kişiyi meyve bıçağı ile yaraladı. ‘Namusumu korudum,’ diyecekti. Olay, Almanya’da konser öncesi yaşandı. Kulise izinsiz giren, şarkı isteğini ileteceğini açıklayan hayranının uygunsuz hareketine/sarkıntısına maruz kaldı. Masanın üzerindeki kesici aleti kaptı. Gelişi güzel sapladı. ‘Karşı koymasam namusum kirlenecekti! İnsan bu dünyada iffeti için yaşar! Pişman değilim!’ 8 ay 20 gün hapis yattı. Sonra Türkiye’ye iade edildi. Dilber Ay’ın bir kavgadan ötürü yeniden cezaevine konulduğu haberleri yapıldı. ‘Bu sebepten ötürü de TRT’deki işine son verildiği ileri sürülecekti!’

Bazen değişik illere tek başına gitmek zorunda kalırdı. Menajeri, İstanbul’dan Samsun’un Çarşamba ilçesine yılbaşı programı yapması için gönderdi. Salonun kapalı olduğunu gördü. Olay çıktığını, kulüpte çalışan - Rus vatandaşı/asıllı! - 3 ‘Nataşa’nın öldürüldüğünü, çuvallara konulup denize atıldığını öğrendi. Patron da sanıklar arasında ve hapisteydi!

- Sarı Saçlarından Ötürü ‘Nataşa’ Sanıldı… - 

Hava zifiri karanlık ve soğuktu. Yoğun kar yağışı vardı. Ne yapacağını bilemedi. Gördüğü askeri aracı durdurdu. Şoförün, ‘Komutanım! Bir Nataşa daha,’ dediğini duydu. 30 yaşındaydı. Saçları sarıydı, makyajı da günün modasına uygundu. Kollarındaki altın iri bilezikler de dikkat çekiciydi. ‘Yazık bunlara… Öldürülüyorlar! Yarın birinin eline düşer, bileziklerini de aldırır!’ Diğer bir asker ise, ‘…rospu bunlar!’ deyince Dilber, ‘Asker! Asker!’ diye haykırdı. ‘Ağzını topla! Aklını başına al!’ Türk olduğu anlaşılınca konuşma kesildi. ‘Zoraki’ misafir, birliğe götürülüp komutanın huzuruna çıkarıldı. Hemen tanındı. ‘Hoş geldiniz,’ diye karşılandı. Kendisine her türlü yardım yapıldı. Samsun’a gönderilip otele yerleşmesi sağlandı. 

Dilber Ay, yılbaşını Samsun’da yalnız geçirecekti. Kendisini gönderen patronuna telefon etti: ‘Beni buradan aldır!’ İsteği hemen yerine getirildi. Gazinoda masa ayrıldı. İşverenin oğlu da yanındaydı. Ay’ın beyanına göre, sesi hiç çıkmıyor, sadece ‘cıncıklanıyor’du/ - amiyane tabirle! - ‘iş atıyor’du! Sırası gelen dansöz sahneye çıkınca, ‘Kardeş,’ dedi. ‘Programını bitirdikten sonra ‘rakkase’yi otelime göndersene…’ Genç adam cevap vermeden kalktı. Misafirini yalnız bıraktı. Dilber Ay, son noktayı koyacaktı: ‘Böyle yapmasam, adam koluma girecek ve beni götürecekti!’

- ‘Tavukları Pişirmişem’in Klibi Gecekondusunun Bahçesinde Çekildi… - 

Adıyaman yöresine ait ‘Tavukları Pişirmişem’ türküsü halkın diline pelesenk oldu. Diskolarda, gece kulüplerinde sürekli çalındı. Dilber Ay, herkesin bildiği, sevdiği, popüler TV programlarının gedikli konuğuydu. Parçanın videosu, Düzce’deki gecekondusunda çekildi. Kümesindeki bazı tavuklar pişirildi, afiyetle yenildi. Kalanlar ise ev ahalisi tarafından tüketildi.

Dilber Ay, ailesine çok düşkündü. 50 kişinin üzerinden ellerini hiç çekmezdi: ‘Ben, iyi anneyim! Bir ordu besliyorum!’ Kızlarının ve oğlunun çocuklarından toplam 30 torunu vardı. Sadece 2 kişi çalışırdı! Biri simit satar, diğeri de hurda toplardı. Dilber Hanım, ailenin ‘vekilharç’ı/‘kasadar’ı idi. Bütün masrafları karşılardı. Kazandığı para hemen harcanırdı. Anlattığı bazı olaylar inanılmazdı: ‘Bazen iş gelmezdi. ‘Rabbi ile konuşurdu! ‘Beni unuttun!’ diye sitem ederdi.’ Hemen ardından telefonu çalardı. Çağrıldığı her ile giderdi. ‘Herif ile - kendi ifadesiydi! - biniyoruz arabamıza, basıyoruz gaza! 4 yılda 300 bin kilometre yol yapmışız!’    

Herkes danışır, fikrini alırdı. Yardım ister, talep iletirdi. Bir gün, damadı yanına geldi. ‘Ana,’ dedi. ‘Beni hacca gönder!’ Cüzdanını yokladı. 400 lira çıktı. Pasaport masrafı için 300’ünü verdi. Kalanını kendisine - ‘sigara parası’ diye! - ayırdı.

Beyanına göre, vefat eden kardeşine verdiği vekâletname ile servetinin çoğunu yitirdi. Kayıplarını sineye çekti, şikâyet etmedi. Üzüntüsünü de belli etmedi: ‘Yabancı, paramı harcayamaz. Ailem yedi, helal olsun! Bir imza attım. Elimdekilerin hepsi uçup gitti!’ diyecekti. Gönlü zengindi. İyi kazanıyordu. İstediği mülkü satın alabilirdi.

‘Apartman yaşamını sevmezdi!’ Ama Düzce’de gecekondu - tanımlamasıyla ‘köşk’! - sahibi olmayı seçti. ‘Hanım, hamamım yok! Kendi yaptığım evlerim var! Çocuklarım, akrabalarım hep yanımda…’ Depremde konutu yıkıldı. Aylarca çadırda kaldı. Sağlık sorunları yaşadı. Yangında ellerinde kalanları da kaybetti. 

Gecekondusunu yeniden ayağa kaldırdı. Ailesini yanından ayırmamaya dikkat/devam etti.   

İstanbul’daki mülklerini yitirdikten sonra şehre her geldiğinde otel(ler)de kaldı. Kasımpaşa’daki Demircan Oteli ikinci adres belleyecekti. ‘Konakladığım mekânın keyfini sürüyorum,’ diyecekti.

- Amerikan Arabalarına Düşkündü, Uçak Almaya Kalkıştı… -

Miktarını hesaplamadığı kadar çok para kazandı. Biriktir(e)medi, gönlünce harcadı. Evler, arabalar aldı. ‘Uçak sahibi olmayı dahi düşündü!’ 

Ankara’da çalıştığı dönemde, çorbacıdayken, Zeki Müren ile tanıştı. ‘Sanat Güneşi’, Dilber Ay’ın arabasını görünce, sahibini merak etti, yanına çağırttı. Cadillac marka otomobili havalıydı, önünde de bayrak takılıydı. Müren, hayretini belirtti: ‘Helal olsun! Genç yaşta araba edinmişsin,’ dedi. ‘Başkaca neyin var?’ 4 eve, 3 de - Ford, Buick ve Granada marka! - Amerikan arabasına sahipti! Bir de kapısının önünde Regal dururdu! Bazen meraklılar yanına sokulur, ‘Benzin istasyonun da var mı,’ diye sorardı.

Uçak satın almaya da kalkıştı. Babasına, ‘Bir tayyaremiz de olsun,’ dedi. Atası şaşırdı: ‘Nereye koyacağız?’ Deneyimsizdi, yanıtı da bakış açısının aynasıydı! ‘Bahçede muhafaza ederiz!’ ‘Ama çocuklar oynarlar, her yerini kırarlar!’ Vazgeçmek zorunda kaldı.

Radyo sanatçısıydı ancak gazino(lar)dan çok para kazandı. ‘Ayaklarım yerden kesildi! Düşmedim, aksine uçtum!’ Ankara’daki mekânlarda prestij sahibiydi. Bütün assolistler, - İbrahim Tatlıses’ten Zeki Müren’e kadar! - beraber çalışmak isterdi. Müzikhol patronları aralarında centilmenlik anlaşması imzalayacaktı. ‘Her mekânda - sıra ile! - 11’er gün sahneye çıkacaktı!’

- Yevmiyeleri Kellecide Harcadı… - 

Günlük kazancı hayli yüksekti. Çoğu assolistten daha fazla para alırdı! Ama yevmiyesini aynı gün harcardı! Dilber Ay, koruma ordusuyla işe gider, dolaşırdı. Ailenin bütün erkekleri yanındaydı. Önde ünlü solist, arkasında akrabaları yürürdü! Hepsinin belinde tabanca(ları) bulunurdu. Sahnenin yanında otururlardı. Program bitiminde topluca lokantaya gidilir, fırında pişmiş kellelerin tamamı satın alınır, evdekilere götürülürdü. ‘Ben yemedim ama ailemin karnını doyurmaya çalıştım!’

Beş erkek kardeşi vardı. Babası da yanındaydı. Üzerine titrerdi. Gönüllü korumasıydı! Bir yerde uzun süre kalmasına dahi izin vermezdi. Tuvalette biraz fazla zaman harcasa, kapıda nöbete dururdu. ‘Dilber! Ne yapıyorsun?’ diye sorardı. Bazen sinirlerini kontrol etmekte zorlanırdı. Dilber Ay’ın anlatımına bakılırsa, ‘Öfkelendiğinde çatal veya bıçak fırlatırdı. Metal nesnenin saplandığı da olurdu!’

Dilber Ay, teknolojiye karşıydı. Evinde internet yoktu, kullanımına da muhalifti. Kendisi dışında kimsenin cep telefonu sahibi olmalarına da izin verme(z)di. - Cihazıyla konuşurdu fakat numarasını bilmezdi! - ‘Cesaret ederlerse, keserim hepsini,’ diye diklenecek/hükmedecek kadar da cüretkârdı. ‘Babasının izinden gidiyor,’ denilse doğruydu! Büyüklerin ev/‘sabit’ telefonları vardı, ihtiyaçlarını karşılayabilirdi.  

‘Çocuklarının, torunlarının ahlâkını korumaya çalışırdı! Bazı tedbirler de alırdı!’ Televizyon seyretmeleri bile iznine bağlıydı. Dilber Ay’ın savunması hazırdı: ‘Bazı dizileri seyreden kızlar yoldan çıkıyor!’

- ‘Beynelmilel’ Filmi İle Ödül kazandı… -

2000’li yıllar, Dilber Ay’a uğurlu geldi. 2006’da, ilk filmi ‘Beynelmilel’de, şarkıcıyı canlandırdı. 14. Altın Koza Film Festivali'nde ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü'ne layık görüldü. Filmde seslendirdiği - Adıyaman yöresine ait anonim! - ‘Akşama Geleceğim’ türküsü ile ünü çoğaldı. Eser öylesine tanındı ve benimsendi ki, şenliklerde/kutlamalarda çalınır oldu. Stadyum tribünlerine dahi sıçradı. 2014’de, Fenerbahçe Futbol Takımı’nın şampiyonluk törenlerinde oyuncular ve seyirciler tarafından beraberce seslendirildi.

Senaryo yazarı ve yönetmen Sırrı Süreyya Önder’in film önerisini düşünmeden kabul etti. Şarkısını söyledikten sonra işinin biteceğini ve evine döneceğini sandı. Daha önce film setinde bulunmadığından deneyimsizdi. Çekimlerde sıranın kendisine gelmesini beklerken sıkılırdı. Setten kaçmaya çalışırdı. Bir röportajında, ‘Kendimi esir gibi hissettim,’ diyecekti. ‘Adamların her şeyleri planlıydı. Yemeleri, içmeleri, uykuları bile saate bağlıydı! Yemekler az gelince, dayanamadım. Benimkiler bol ve etli olmalıydı!’ Setten her kaçma teşebbüsünde, Önder tarafından merdivenlerde yakalanırdı. ‘Gardaşım! Duramam, tutman beni!’ derdi. Ama ‘Az kaldı, biraz daha dayan!’ sözleri üzerine ikna olur ve geri dönerdi. Sonunda film tamamlandı. Anlatımına göre, 4 bin lira ücret aldı. Yediği pirzolalar için otele 2,500 lira ödedi. Elinde beklediği miktarda para kalmamasına hayıflanacaktı.

Dilber Ay, 2013’de ‘Hayat Sana Güzel’, 2014’de ‘Mazlum Kuzey’, 2015’de ‘Figüran’, 2017’de ‘Yol Arkadaşım’ ve 2018’de de ‘Yol Arkadaşım 2’ filmlerinde oynadı.

- Whitney Houston Hayranıydı, Sezen Aksu Dinlerdi… - 

Geniş halk kitlelerince tanınınca reklam filmlerinde de rol aldı. Bazı televizyonlarda canlı yayınlara çıktı. CNN Türk’ün izlenen programı 5N1K’da Cüneyt Özdemir’in konuğu oldu.

İngilizce ve Arapça şarkılar dinlerdi. Whitney Houston’ın hayranıydı. Ayrım yapmazdı. Ümmü Gülsüm’ü beğendiği bilinirdi. Sezen Aksu ve İrem Derici’yi severdi. Tarkan’a ‘düet yapmayı’ önereceğini açıklamıştı. Birlikte türkü okumayı çok isterdi. 

Dilber Ay’ın ‘Dünyayı İyilik Kurtaracak’ adlı yardımlaşma platformunun Ankara Yenidoğan Sorumlusu olduğu haberi de basında yer aldı.

Son günlerinde yürümekte zorlan(ır)dı. Eşinin açıklamasına göre, ‘ayaklarında menüsküs vardı.’ Tedavi için Ankara’ya gidildi. Profesör muayenesinde operasyon kararı alındı. Hastaneye yatırıldı. Ameliyat edildi. 12 gün kontrol altında kaldı. Eşi İbrahim Karataş, ‘Kasında geçici zedelenme olmuş,’ diyecekti. ‘Ayağında şişlik vardı. ‘Damar tıkanıklığı,’ dediler. Ellerimde öldü!’

Diğer iddiaya göre de kalp krizi geçirdi, hemen hastaneye kaldırıldı. Doktorların bütün çabasına rağmen yaşama döndürülemedi. Dilber Ay, - 2019’da! - 63 yaşında hayata gözlerini yumdu. Düzce Şehir Mezarlığı’nda toprağa emanet edildi.

2021’de, Dilber Ay’ın hayatı filme çekildi. Biyografik eserin başrollerinde Büşra Pekin, Nursel Köse, Selen Uçer, Tuncer Salman ve Deniz Hamzaoğlu oynadı. Senaryo, Nalan Merter Savaş ve Kamuran Süner tarafından yazıldı.

Dilber Ay ile 25 yıl evli kalan, sanatçının ‘kara sevdam’ dediği eşi İbrahim Karataş, filmin vizyona girmesinden sonra mülakat verdi: ‘Hiçbir yere sığamadım. İstanbul’a taşındım. Eşimin anısına ithaf ettiğim albümü çıkardım. Adını da ‘Her Şey Yalan’ koydum. Acısı hiç dinmiyor…’

12 December 2023 21:39
510 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

Yeşilçam’ın Hanımağası / 2

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Yeşilçam’ın Hanımağası / I

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Yeşilçam’ın Hanımağası / 2

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Yeşilçam’ın Hanımağası / I

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Stalin, Nazım’ı Öldürtmek İstedi

Sovyet diktatörü Stalin’in Nazım’ı öldürtmek istediği; ünlü şairin özel şoförünün operasyonla görevlendirildiği yazıldı.

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

Arayışla Geçen Bir Ömür

Münir Özkul’u tiyatro oyuncusu yapan, İsmail Dümbüllü’ye aşırı hayranlığıydı. 1968’de, Arena Tiyatrosu’nda Kanlı Nigar oyununun prömiyerinde Dümbüllü’yü seyretti ve avuçları patlayıncaya kadar alkışladı.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Çankaya Köşkü'nde Eşek Sütüyle Güzellik Banyosu

Prenses Süreyya, İran İmparatoriçesi sıfatı ile ülkemize - 1951 ve 1956’da! - iki resmi ziyarette bulundu. Büyük ilgi gördü, el üstünde tutuldu. Güzellik reçetesini de uygulamasına fırsat tanındı…

Hanım Sultan’ın Ermeni Jigolosu

Serfirâz Hatun, Osmanlı’nın 31. padişahı Sultan Abdülmecit’in gözdesiydi. Su gibi para harcar, Avrupa elbiseler giyer, Galata ve Beyoğlu’nda fink atardı. ‘Küçük Fesli’ lakaplı, yakışıklı Ermeni müzisyeni jigolo tutmuştu.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

Erotik Filmlerin Unutulmayan Yıldızı

70’li yılların sonunda Yeşilçam’ı ‘veba salgını’ gibi sarıp, gerçek sanatçıları tribünlere hapseden ‘erotik/porno film dalgası’nın yıldızlarından Tülin Tan, hayatının son günlerini Darülaceze’de geçiriyor.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

Yeşilçam’ın Hanımağası / 2

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Yeşilçam’ın Hanımağası / I

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

Bataklıkta Açan Çiçek: ‘Esengül’

Esengül, 24 yıllık kısacık ömründe çoğumuzun yüreğine dokunmayı başardı. Şarkılarıyla yaşamımıza karıştı, kalplerimizi sızlattı. Küllenmiş hatıralarımıza yeniden köz verdi. İstanbul’un varoşlarına yerleşe(bile)n Anadolu insanının sevda/hasret dünyasını canlı tuttu.