‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Gâzi Paşa’nın ilk ve tek eşi Latife Hanım, boşandıktan sonra hiç konuşmadı. Kamuoyunun önüne çıkmadı. Gerekmedikçe düğünlere/davetlere katılmamaya dikkat etti. Röportaj vermedi, anılarını yayınlamadı. ‘Yazılıp neşredilmesine izin vermedi. ‘Latife Hanım’ın Hatıraları!’ diye büyük gürültüyle yayımına başlanan yazı dizisinin kendisine ait olmadığını beyan edip durdurulmasını dahi istedi!’ Dönemin İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Milliyet yazarı, ‘Şeyhü’l Muharririn’ Burhan Felek’ten araya girip gazeteyi uyarmasını rica etti. Ama talebi yerine getiril(e)medi. Kibar dille konu kendisine anlatılmaya çalışıldı. Felek’in ifadesine göre, ‘Basın hürdü! Sansür edilemezdi!’

Latife Hanım, Gâzi Paşa’dan ayrılıktan sonra 50 sene yaşadı. Hayatını İstanbul ve İzmir’de sürdürdü. 2 yıl kadar da yurt dışında, daha çok da - Fransa’da! - Nice’de kaldı. Yaklaşık 2,5 sene süren evliliği, özel hayatı hakkında tek kelime etmedi, kimseye bilgi vermedi. 

- Emil Ludwig, Latife Hanım’ın Anıları Yazmaya Niyetlendi… -

Ünlü biyografi yazarı, gazeteci - Alman asıllı! - Emil Ludwig, Nice’de komşusuydu. Evleri yan yanaydı. Çok iyi dosttular. Sırdaş bile sayılırlardı. - Latife Hanım, Ludwig’in zengin kütüphanesinin müdavimiydi. Bütün kitaplarını bilir, çoğunu okurdu. ‘Bay Lidwig’in kitaplığından çok faydalandım!’ diyecekti! - 

Emil Ludwig, Latife Hanım’ın hayatının tüm ayrıntılarına vakıftı. Sohbetlerinin tamama yakını ‘Ankara, Atatürk, Latife Hanım’ın hususi yaşamı üzerine’ydi. Hep sorar, her şeyi öğrenmek isterdi. Hayat öyküsünü yazmayı murat ederdi. Ama komşusu, sırdaşı izin verme(z)di. Kararı ve tutumu kesindi: ‘Anlattıkları yazıya dökülmeyecekti. Aralarında kalacaktı. Kitaplaştırılmasına asla müsaadesi yoktu.’ Ludwig, sözünde durmasa, bildiklerini/öğrendiklerini yazabilirdi. Ama bir sohbet anında: ‘Hatıratını yazmayacağım,’ dedi. ‘Gözyaşlarınızla yıkanmış anılarınıza hürmet ediyorum!’

- Latife Hanım’la İlk Görüşen Gazeteci Niyazi Ahmet Banoğlu… -

Latife Uşşaki Hanım, ömrü boyunca 2 gazeteci ile karşı karşıya geldi. Prensibini değiştirmedi. Röportaj önerilerini hep geri çevirdi, kabul etmedi. Kendisi ile görüşmeyi ilk başaran, tarihçi/gazeteci Niyazi Ahmet Banoğlu’ydu.

Banoğlu, 1950’de, Zaman adlı günlük gazetede çalışıyordu. Çeşitli kaynaklardan ve kişilerden edindiği/derleyip topladığı bilgilerle Atatürk’e ait hatıraları yayınlıyordu. Yazı dizisi ilgi çekiyor, gazetenin baskı sayısı yükseliyordu. Bir gün, mevkutenin sahibi Feridun Dirimtekin, Banoğlu’nu yanına çağırdı. Latife Hanım’la ilgili kısımların tefrikadan çıkar(t)ılması talimatını verdi. Beyanına göre, Latife Hanım, telefonla arayıp, ağır sözler sarf etmişti. Kendisinden bahsedilmesini menetmişti. Ama Dirimtekin yazıların sonlandırılmasına taraftar değildi. Çünkü ilgi yoğundu. Satışlar yükselmişti. Bir öneri getirdi: ‘Kendisini ziyaret edip iznini almayı deneyebilirsiniz!’

Banoğlu, telefonla randevu koparmaya teşebbüs etmedi. Ret cevabı alırsa, şansını ikinci defa deneyemezdi. Ayazpaşa’ya gidip Latife Uşşaki’nin villasının kapısına dayanacaktı. Kovulsa bile ayrılmayacaktı. Mutlaka görüşme sağlayacaktı. Düşündüğünü de yaptı. Malikâne, geniş bahçe içindeydi. Gerçekten de göz kamaştırıcıydı. Girişteki kulübede, kapıcılık yapan görevli oturuyordu. ‘Hanımefendi ile görüşmem gerekiyor.  Kendilerini ilgilendiren konuyu ileteceğim,’ dedi. İçeriye telefon edildi. Ziyaret sebebi soruldu. Aynı soru ısrarla tekrarlandı. Banoğlu, Zaman gazetesinden geldiğini söylemek zorunda kaldı. Ret beklerken kabul cevabı geldi. Kapıcı ayağa kalktı. ‘Buyurun!’ dedi. Köşkün salonuna kadar misafire eşlik etti. Banoğlu, gösterilen sandalyeye ilişti. Biraz heyecan, biraz korku içindeydi. Derin sessizliğin ardından fırtına patlayacak gibiydi. Salona inen merdivenlere dikkat kesildi. Önce ayak sesleri duyuldu. Ardından Latife Uşşaki’yi gördü. Karşısında tarih canlanmıştı. ‘Çankaya’nın İlk First Lady’si yıllara meydan okurcasına dimdik ayaktaydı. Gürledi:

‘Hayatımı yayınlama hakkını kimden aldınız?’

- Latife Hanım, Gâzi Paşa İle İlgili Anılarını Yazdığını Açıkladı… -

Banoğlu, ilk anda cevap vermekte zorlandı. Latife Hanım’ı değil, Gâzi Paşa’yı yâd eden anıları kaleme almıştı. Ama bir dönemde de kendisinden bahsetmek gerekliydi. Yok say(ıl)amazdı. Dili döndüğünce meramını anlatmaya çalıştı. Konuşma uzadıkça, birbirlerini anladılar. 

Latife Hanım, ‘Seni sevdim, oğlum,’ dedi. ‘Sana kimsenin bilmediği sırrımı vereceğim. Biz ayrılırken, Mustafa Kemal Paşa, ‘Latife! Asker sözü ver! Müşterek hayatımız hakkında hiçbir gazeteciyle/yazarla görüşmeyeceksin!’ diye benden söz aldı. Dediğimde durdum, tek kelime etmedim.’

Niyazi Ahmet Banoğlu’nun tarihi görüşmesi 4,5 saat sürdü. Konuşulanlar, tutulan notlar sır olarak saklandı. Açıklanmadı. Yayınlanması için 30 yıl beklenecekti. 9 - 13 Kasım 1981’de, Boğaziçi Üniversitesi’nce düzenlenen ‘Uluslar Arası Atatürk Konferansı’nda, ‘Latife Hanım, Atatürk’ü Anlatıyor’ başlığıyla sunulan bildiride mülakatın ayrıntıları yayınlandı. Banoğlu’nun beyanına göre, bildiri metni tekrar tekrar elden geçirildi. İlk kez yazıldığında sansür edilen kısımlar, gözlemler eklendi: ‘Niyazi Ahmet Banoğlu, Latife Hanım’a Mustafa Kemal Paşa hakkında kitap yazma önerisi de götürmüştü!’

Latife Hanım, Banoğlu’na Gâzi adına üretilmiş bir paket sigara hediye etti.

- Lâtife Hanım’ın Gerçekleşen Rüyası… -

Lâtife Hanım ile Gâzi Paşa’nın tanışması son derece sıra dışıydı. Uşakizade Muammer Bey, Yunan baskısından ve zulmünden ailesini koruyabilmek için Fransa’nın Nice kentine göçmüştü. Genç Latife, - vatandan uzak kalmasına rağmen günü gününe! - Kurtuluş Savaşı’nı Fransız basınından izledi. Rüyalarında, ülkenin ve özellikle de İzmir’in kurtuluşunu gördü. Anne ve babasına müjdeyi verdi: ‘İzmir yakında Türk kuvvetlerinin eline geçecek!’ Geri dönme isteğini yineledi. Anneannesiyle İzmir’e gitmesine izin verildi.

Lâtife Hanım, Uşakizade Muammer Bey’in 3 kızının en küçüğüydü. Avrupa’da, Paris'te Sorbonne Üniversitesi’nde siyaset ve hukuk eğitimi gördü. Londra'da dil öğrenimine devam etti. İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Latince ve Almanca bilirdi. Mükemmelen okur ve yazardı. Modern, saygın, kültürlü Türk kızıydı. Musiki dersleri de almıştı. İyi derecede piyano çalardı. Ev hayatını ve işlerini severdi, çok da becerikliydi. Mustafa Kemal Paşa’yı köşkünde misafir etmeyi düşündü. Malikâne son derece müsaitti. Gâzi Paşa, İzmir Polis Müdürlüğü’nde kalıyordu. Bizzat karargâha gitti, davetini iletti. Köşkte rahat edebileceklerini söyledi. 

- Gâzi Paşa Daveti Kabul Edip Köşke Misafir Oldu… -

Kendisi hakkında küçük bir inceleme yapıldı. Mustafa Kemal Paşa, ufak tefek, yerinde duramayan, heyecanlı, becerikli, kumral genç kızın önerisini kabul etti. Güzel Latife daha 19’undaydı.

Gâzi Paşa, Göztepe’deki Uşşaki Köşkü’ne en yakın çalışma arkadaşlarıyla geldi. Genç Latife gözlerine inanamadı. Mustafa Kemal Paşa’nın ayaklarına kapanmaya çalıştı. Ülkeyi kurtaran komutan karşısındaydı. Ailenin misafiri olacaktı. Ama Paşa, ev sahibesine izin vermedi. Ayağa kaldırdı. Yanaklarını okşadı. Sevgi dolu nazarlarla muhatabına dikkat kesildi. Uzun uzun süzdü. Göz göze geldiler.

Mustafa Kemal Paşa, bir sedire ilişti. Genç kız eğildi, Paşa’nın çizmelerini çıkardı.

Banoğlu’nun nakillerine bakılırsa, tarihi ana ilişkin anılar ilk kez açıklandı. Bir sırrını daha beyan edecekti: ‘Latife Hanım, Gâzi Paşa ile tanıştığı ilk andan itibaren yaşadığı bütün olayları, duygularını ve tespitlerini günü güne kayıt altına aldı!’ Boşanma sebebini de kimseye açıklamadı. Kesin kararını, ‘Babam bile sormadı. Öğrenmek isteseydi cevap alamayacaktı,’ diye zikretti.

Mustafa Kemal Paşa’nın kurmay heyetinden Hüsrev Gerede’nin Latife Hanım hakkındaki kanaatleri/saptamaları enteresandı/farklıydı.

Gerede’ye göre Latife Hanım, iyi eğitimli, kibar, terbiyeli, hoş sohbet genç kızdı. İyi derecede Fransızca bilirdi. Yakın akrabası Halit Ziya Uşaklığil’den okuduğu Türkçe’yi de mükemmelen kullanırdı. Farklı özellikleri, uygar kişiliği ile Mustafa Kemal Paşa’nın ilgisini ve dikkatini çekti. Sonunda da evlendiler.

- Hüsrev Gerede, Latife Hanım Hakkında Verdiği Bilgiler… -

Gerede’nin anlattığına göre Latife Hanım, siyasete meraklıydı ve hırslıydı. Gâzi Paşa ile yaptığı yurt gezilerinde, çarşafı ve peçesiyle halka nutuk söylemeye çalışırdı. Bizzat Atatürk’ün Gerede’ye anlattıkları da hayret vericiydi: ‘Çankaya Köşkü’nün bahçesinde sesini, davranışlarını eğitip düzeltmek için çalışmalar yapardı!’ Gerede’nin saptaması da önemliydi: ‘Atatürk’le eşit olma, rekabet etme gibi çocuksu davranışlar içine girmişti!’

Mustafa Kemal Paşa, 29 Ocak 1923’de, Lâtife Hanım ile hayatını birleştirdi. Eşi ile yurt gezilerine çıktı. Ancak ‘İlk Cumhurbaşkanı’nın evliliği uzun sürmedi. 5 Ağustos 1925’de, anlaşmazlıktan ötürü ayrıldılar.

Gâzi Paşa’nın biricik eşi, İstanbul’da sessiz ve sakin hayatı yeğledi. Ayazpaşa’daki ahşap konağında gözlerden uzak yaşadı. Malikânenin duvarları Atatürk’ün resimleriyle kaplıydı. Kalbi de sonsuz sevgisi ve anılarıyla doluydu. 

Vefatına kadar uzlet hayatını sürdürdü. Gazeteci Mete Akyol’a göre, kimseye görünmek istemeyişinin kadınca sebebi mevcuttu. Toplumun hafızasında, Gâzi Mustafa Kemal Paşa’nın yanındaki çekik gözlü, zarif hanımefendi olarak yaşamak/anımsanmak istiyordu. ‘Efsane kahramanı ebediyen genç, dinç ve kusursuz hatırlanmalıydı!’Mete Akyol, Latife Hanım’la röportaj yapmak için harekete geçen ve kısmen muvaffak ola(bile)n çok ünlü - Banoğlu’ndan sonraki ikinci! - gazeteciydi. Ama Akyol da yaşadığı lâhzayı ve çektiği zorlukları yıllar sonra bir dergi için yazdığı satırlarda anlatabilecekti.

- Mete Akyol, Latife Hanım’ı Görünce Nutku Tutuldu… -

Yüz yüze geldiğinde Çankaya’nın İlk First Lady’sinin görsel görüntüsünün yarattığı düş kırıklığını yaşadı. Ama otoritesi ve hâkimiyeti yerindeydi. Aynı anda hem şaşkınlığı, hem sert tepkiyi yaşayınca, heykel sessizliğine büründü. Kendini hareket edemez halde buldu. Ağzı vardı, konuşamadı. Fotoğraf makinesi elindeydi, deklanşörüne basamadı. ‘Kendini kör kuyuların dibinde sandı, çaresizdi!’

Latife Uşşaki, hayatının son yıllarında Harbiye’de görkemli apartmanın en üst katındaki dairede yaşardı. Kaldığı kata çıkabilmek, adresi tedarik etmekten daha zordu. Bina, konuttan daha ziyade iş hanını andırırdı. Giriş kapısının her iki yanındaki dükkânlar, bilinen ünlü sıvı gaz şirketine aitti. Vitrinlerin üstünde de firma adının yazıldığı ışıklı tabelalar asılıydı. Dükkânlarda da likit gaz dolu tüpler istifliydi. Akyol, firma sahibiyle samimiyeti ilerletip, üst katta ikamet eden ünlü hanım hakkında bilgi toplamak peşindeydi. 

Firma sahibi, Milliyet’in Genel Yayın Yönetmeni - müteveffa! - Abdi İpekçi’nin Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşıydı.

Akyol’un sabırlı ve istikrarlı çalışması meyvelerini vermeye başladı. Latife Hanım ile ilgili ilk bilgiler geldi. Tavrı hiç değişmemişti: Gazetecilerle görüşmeyi reddediyordu. Her ayın 2 veya 3 günü dışarıya çıkıyordu. Kardeşinin Göztepe’deki köşküne gidiyordu. Gün ve saat belirsizdi. Kendisi için araba gönderilirdi. Şoför, Latife Hanım’ın koluna girip aşağıya indirirdi. Kalış süresi dolunca yine aynı sürücü getirirdi. Dairesinin kapısına kadar çıkarır ve içerideki hizmetliye teslim ederdi. 

- Akyol, Apartman Kapıcısından Yardım Aldı… -

Apartmanın en üst katına ulaşmak zordu. Asansöre özel kilit takılıydı. 2 anahtarı vardı. Birisi Latife Hanım’da, diğeri de binanın kapıcısındaydı.

Kapıcı ikna edilebilirse, Mete Akyol, Latife Uşşaki Hanım ile görüşebilirdi. Akyol, apartman görevlisini zor da olsa kandırdı. Latife Hanım’ın katına kadar çıkarılacaktı. Sonra da bina görevlisi asansörü binip hızla aşağıya inecekti. Konu sorulduğunda, bilgisi ve ilgisi bulunmadığını söyleyecek, sorumluluktan kurtulmaya çalışacaktı. 

Olay planlandığı şekilde gerçekleşti. Kapıcı sıvıştı. Mete Akyol, dairenin ziline bastı. Mutlaka açılacağını ve Latife Hanım’ı karşısında bulacağını sanıyordu. Ama ağır sağlam kapı gıcırtıyla aralanınca hizmetçi ortaya çıktı. Elinde fotoğraf makinesi tutan gazeteciyi görünce dondu kaldı. Apartman görevlisine alışıktı. Akyol, muhatabını teskin etmeye çalıştı:

‘Şaşırmanıza ve heyecanlanmanıza gerek yok,’ dedi. ‘Gazeteciyim. Latife Uşşaki Hanımefendi ile görüşmek istiyorum. Rahatsız etmek gibi düşüncem yok!’

- Latife Hanım Gençlik Fotoğraflarıyla Hatırlanmak İstedi… -

Sürprizler silsilesi devam etti. Koridordan Latife Hanım çıkageldi. Bembeyaz uzun saçları dağınıktı. Yüzündeki parmak izi büyüklüğünde lekeler hemen fark ediliyordu. Hizmetçiyi kolundan tutup kenara çekti. Sinirliydi. Havada yağmur bulutları dolaşıyordu. Şimşekler çakmak üzereydi. Gök gürültü gibi patladı. Ne aradığını sordu. Cevap beklemeden yüzüne kapıyı çarptı. Mete Akyol, tek kelime edemedi. Hanımefendi’nin bir kare fotoğrafını çekemedi. Büyülenmişti. Kendine geldiğinde aşağıya indi. Gördüklerini yazmayacaktı. Ama Latife Hanım’ın son halini okuyucularına iletme azmindeydi.

Mete Akyol, bir meslektaşından, Özkan Şahin’den destek alacaktı. Şahin, başarılı foto muhabiriydi. Olaydan 7 veya 8 ay sonra Akyol’u telefonla aradı. Aylarca Latife Hanım’ın ikametgâhının önünde beklemiş, resmini çekmeyi başarmıştı. Tarihi olaya imza atmıştı. Boşanmadan sonra geçen 50 yıllık sürecin son fotoğrafıydı. Şahin, bir kopyasını Akyol’a gönderdi. Fakat Milliyet’te yayınlamadı. Bir 10 Kasım’ın yıl dönümünde, Son gazetesinin birinci sayfasında en geniş şekilde verildi. Aynı fotoğraf, Hürriyet gazetesinde de neşredildi.

Gazetecilerle görüşmeyen Latife Hanım, 12 Temmuz 1975’de, 77 yaşında, kalp yetmezliğinden vefat etti. 

Gözlerden uzak, sakin hayat sürmeyi tercih etti. Hatıralarını yazması karşılığında önerilen çok yüksek telif ücretlerini dikkate dahi almadı. Gâzi Paşa’sına ve ortak anılarına hep sadık kaldı. Evliliği süresince tuttuğunu ifade ettiği notlar da ortaya çık(arıla)madı.

7 September 2021 22:03
2,414 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Zafer ve Tayyare Bayramı

‘30 Ağustos Zafer Bayramı’, ilk kez 1924 yılından itibaren ‘Zafer ve Tayyare Bayramı’ adıyla kutlanmaya başladı.

Fikriye Hanım’ın Defnedildiği Mezarlık

Kimi çevrelere göre sevgilisi, kimi çevrelere göre de Mustafa Kemal Paşa’nın nikâhlı eşi olduğu iddia edilen Fikriye Hanım’ın Ankara’nın Ulus semtinde çok eski bir mezarlığa gömüldüğü, tarihi defin alanının ise - yıllar sonra - temizlenip imara açıldığı ortaya çıktı.

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Zsa Zsa Gabor ‘Türk’ Asıllıymış

Zsa Zsa Gabor; Budapeşte’ye yerleşmiş Türk asıllı Kırım göçmeni idi; çok güzeldi; küçük yaşta da ‘Macaristan Güzellik Kraliçesi’ seçildi.

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

Otomobil Sahibi İlk Ses Sanatçısı

Hafız Burhan döneminin en önemli/ünlü erkek seslerindendi. Olağanüstü gür, parlak, tenor gırtlağa sahipti; müzikten bol para kazanan ve ilk otomobil sahibi ses sanatçısıydı.

Asrın Casusu ‘Çiçero’ İlyas Bazna 1

2. Büyük Savaş sırasında dünyanın kaderini değiştirebilecek bilgilere ulaşan, Nazi Almanyası hesabına casusluk yapan İlyas (Elyasa) Bazna, Priştina doğumlu Osmanlı vatandaşıydı.

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Star Olmayı Hedeflemeyen Star

Bir tarafı ile hep çocuk kaldı; içindeki çocuğu korumaya çalıştı. İçindeki çocuk, yaratıcılığını ve oyunculuğunu tetikliyordu.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

Enderun Talebesi ‘Kazıklı Voyvoda’

Tarihimize ‘Kazıklı Voyvoda’ diye kaydı düşülen Prens Vlad, döneminin en kanlı, en gaddar, en cüretkâr, en korkusuz askeri yöneticilerindendi. Azılı Türk düşmanıydı. Ana dili gibi Türkçe konuşurdu. Arapçası mükemmele yakındı. Enderun’da - sonradan ‘Sultan 2. Mehmet’ diye anılacak! - Şehzade Fatih’in sınıf arkadaşıydı.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Çankaya Köşkü'nde Eşek Sütüyle Güzellik Banyosu

Prenses Süreyya, İran İmparatoriçesi sıfatı ile ülkemize - 1951 ve 1956’da! - iki resmi ziyarette bulundu. Büyük ilgi gördü, el üstünde tutuldu. Güzellik reçetesini de uygulamasına fırsat tanındı…

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

İlk Güzelimiz Sinemada Yer Göstericiydi

İlk güzellik yarışması kayıtlarda yer almadı.

Hitler’in Türkiye’yi İşgal Planı

Hitler’in Alman Gizli Servisi’nde çok güvendiği elemanlardan oluşan bir gruba Türkiye ile ilgili ‘çok gizli’ bir işgal planı hazırlattığı iddia edildi.

Bornozla Gömülmek İsteyen Striptizci

Seher Şeniz, parçalanmış aile kurbanıydı. Babasını hiç tanımadı; annesinin ve kardeşlerinin desteğini de - yeterince! - gör(e)medi. Sevgiyi, huzuru ve aile sıcaklığı başkalarında aradı. Hep aldatıldı; cinsel obje olarak değerlendirildi; sürekli hayal kırıklığı yaşadı. İfadesine göre; ‘kullanıldı!’

Diğer Türk Tarihi Yazıları

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Hadım Edilen Veziriazamlar

İslam Peygamberi Hazret-i Muhammed’in şiddetle yasaklamasına rağmen, sonraki dönemlerde ‘halife’, ‘hükümdar’, ‘padişah’ vb. sıfatları taşıyan çoğu yönetici, ‘hadım personeli’ el üstünde tuttu. Harem(lerin)in namusunu, şahsi güvenliklerini ‘iğdiş’ kişilere emanet etti. Devlet yönetimde en üstün mevkilere kadar yükseltti. Osmanlı’da da çok sayıda ‘hadım’/‘burulmuş’ yüksek yönetici ve hatta sadrazam mevcuttu!

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.