‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Adını Norveç’in bir şehri olan Bergen’den almıştı. Nüfus kaydındaki ismi Belgin Sarılmışer’di. 30 yıl yaşadı; her türlü eziyeti gördü; yüzüne kezzap atıldı; bacağından bıçaklandı; en sonunda da başına gelen tek kurşunla hayatını yitirdi. Altın plak ve altın kaset sahibiydi. Hayatını anlatan filmde başrol oynadı. Yaşamını konu alan başka bir film daha çekildi. Hikâyesi kitaba bile konu olabildi. Kısa ama çok hızlı, bol inişli çıkışlı yaşadı. Avamın dilindeki slogan gibiydi: Hızlı yaşamıştı; genç ölmüştü; cesedi de yakışıklıydı…

Belgin Sarılmışer; ünlü romancımız Orhan Kemal (Öğütçü) gibi Adanalıydı. - Bir iddiaya göreyse, Mersin’de doğmuştu! - Bereketli topraklar üzerinde dünyaya gözlerini açmıştı. Babası emeği ile geçiniyordu: Boyacı ustasıydı. Annesi ebeydi. Popüler adıyla Bergen, ailenin 6 çocuğunun en büyüğüydü. Annesine yardım etmeye, küçük kardeşleriyle ilgilenmeye hazırdı.

- Ankara Devlet Konservatuarı Piyano Bölümü… -

Aile yokluk içindeydi; geçim sıkıntısı alın yazılarının ana çizgisiydi. Bergen 8 yaşına geldiğinde, anne ve babasının ayrılığını yaşadı. Annesiyle Ankara’ya geldi. O yıllarda gecekondu bölgesi olan Yenimahalle Şentepe’de ev kiraladılar. Küçük kız, evlerinin yakınındaki Yunus Emre İlkokulu’na yazıldı. Okulda, öğretmeninin yönlendirmesiyle müzikle tanıştı. Sesi güzeldi; iyi derecede mandolin çalabiliyordu. Yine hocasının desteğiyle Ankara Devlet Konservatuarı Piyano Bölümü’ne kaydoldu. Sınavı birincilikle kazanmıştı. Annesinin kazancı eğitimini tamamlamasına yetmedi. Yoksulluk, piyano sanatçısı olma idealini/ümidini yok etmişti. Mahkeme kararıyla yaşı büyütüldü; - bulabildikleri! - tanıdık torpili ile 1978’de PTT’de işe başlatıldı. 

Belirli işi, belirli maaşı olunca, hem ailesinin yüzü güldü, hem de kendisine olan güveni geri geldi. Ankara; sosyal hayatını da, meslekî hayatını da etkileyecek, değiştirecekti. İlk aşkım, dediği Yalçın’ı tanıdı. Yalçın, taksi şoförüydü. İddiasına göre, Yalçın’ın tecavüzüne uğradı; sevgilim dediği adam, ona zorla sahip oldu. Belgin ikinci bir sille daha yedi: Yalçın bir gün yanına gelip, ‘başkasıyla evleneceğini,’ söyleyecekti. Hayat; Belgin’e mutluluğu çok görmeye başlamıştı.

- Gündüz PTT’de, Akşam Feyman Kulüp’te… -

PTT’deki arkadaşlarıyla hafta sonlarında eğlenmeye gidiyordu. Bir gece, Ankara Olgunlar Sokak girişindeki Feyman Kulüp’e uğradılar. Kulübü, İlhan Feyman çalıştırıyordu. Belgin, arkadaşlarının ısrarı üzerine sahneye çıktı ve şarkı söyledi. Kulüp sahibi İlhan Feyman, sahnedeki genç kızın sesini çok beğendi ve program yapmasını önerdi. Belgin, gündüz PTT’de, akşam ise Feyman Kulüp’te çalışmaya başladı. Kendisine Grup Lokomotif eşlik ediyordu; sanat müziği ve hafif müzik parçaları okuyordu. Genç kızlığının ilk yıllarındaydı; yakın çevresinin betimlemesine göre, ‘bir içim su’ydu; müşterileri arasında çok sayıda hayranı da bulunuyordu.

Sahne adı diye kullandığı Bergen’in de ilginç hikâyesi vardı. Bir gün, evde kardeşinin Coğrafya Atlası’na bakarken, Norveç’in haritasını görmüş, Bergen şehrinin ismini çok beğenmişti…

- Kulisinde Kurulan Çiçek Bahçesi… -

Feyman Kulüp, Bergen’in önünü açtı; üne ve yeni iş imkânlarına kavuşturdu. Adana Kuyubaşı Gazinosu’ndan çok iyi transfer teklifi aldı. Belli süre çalıştıktan sonra, lüks araba sahibi bile olabilecekti. Gazino denilen mekân, aslında pavyondu. 

Kendisinden de arabesk söylemesi isteniyordu. Genç solist, yeni türe zorlanmadı; kısa sürede ustalaştı ve müşterilerce sevildi. Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Müslim Gürses parçaları repertuarını oluşturuyordu. 

Müşterileri arasında, - kendi betimlemesiyle! - ‘kömür gözlü’ bir adam vardı. Sahnenin önündeki masaya oturuyor, gözlerini güzel solistten ayırmıyordu. Her gece ama her gece ‘hedefe kilitlenmiş silâh gibi’ydi; adeta gözleriyle film çekiyor, kayıt yapıyordu. Program sonunda kulisinde de çiçek bahçesi kuruluyordu. ‘Kömür Gözlü’ adamın aşırı ısrarı ve sabrı, sonunda ‘acı’ meyvesini verdi. Adamın adı: Halis Serbes’di; aynı zamanda, Bergen’in hayatını karartıp, dram yumağına döndürecek ‘azrail’iydi.

Bergen yeni araba almıştı; el senetleri vermiş, haftalık ve aylık taksitlerini ödüyordu. Bir gece program çıkışında otomobilinin yakıldığını/yandığını gördü; daha taksitlerini bitirmemişti. Çok üzüldü; kahroldu ama Serbes ona arka çıkacaktı. ‘Canın sağ olsun! Ben yenisini alırım,’ diyecekti. Bergen’e destek verirken, bir yandan da kendisine bağlamayı planlamıştı. Gazino patronları sözünde durmadığında da, Bergen’in yanındaydı. 

Çok geçmeden, arabanın Halis tarafından yaktırıldığı ortaya çıkacaktı. 

- ‘Kömür Gözlü’ Hep İzlemede… -

Halis ile Belgin nişanlandı; Adana’a ev tutup beraber yaşamaya karar verdiler. Ocak 1982’de de evlendiler. Ama Halis Serbes evliydi; kıyılan nikâh ise ‘sahte’ydi. - Bergen, evlenince çalışmayı bırakmış, ‘evinin kadını’ olmuştu. İki günde bir kavga ediyorlar, genç solist kıyasıya dövülüyordu. Gerçek çok geçmeden anlaşıldı; Bergen evi terk etti. İlişkisine ara verdi; pavyonlarda, kulüplerde, gazinolarda program yapmaya başladı. Ama ‘kömür gözlü’ hep izlemedeydi. Ya karşısındaki masada boy gösteriyor, ya da çiçek yolluyordu. Kısacası her ikisi de çıkmazdaydı: Bergen ne Halis ile ne de Halis’siz olabiliyordu. Halis de, Bergen’siz… 

Bergen, 1982’nin ortasında ilk uzunçaları, ‘Şikâyetim Var!’ı çıkardı. Albüm beklenilen ilgiyi görmedi. Adana’dan ayrılıp İzmir’e yerleşti. New York Gece Kulübü’nde programa başladı. İzmir’i ve seyircisini sevmişti; daha nitelikli, daha hoşgörülü, daha modern anlayışlı şehirde yaşamayı özlediğini söyleyecekti. Hasretini çektiği şehir: İzmir’di. 

Ama mekânın, yörenin, şehrin uğuruna inanılabilir miydi? 

31 Ekim 1982’de programını bitirmiş, kulübün kapısından çıkarken hayatını değiştirecek sürprizle karşılaştı. Adının Şakir olduğu belirlenen şahıs, elindeki kova dolusu kezzabı Bergen’e boca etti. İçkili genç kadın, yüzüne yayılan sıcaklığı hissetti. Sonrası derin uykuydu. Soruşturmada, Halis Serbes’in Şakir’i tuttuğu, 500 bin lira karşılığında eylemi yaptırdığı ortaya çıktı. Serbes; ‘Bana yar olmayan kimseye ol(a)maz!’ düşüncesindeydi. Bergen’in ayrılışını affedememişti. İki ay kaçtı, sonra yakalandı. Mahkemece, 13 yıl 11 ay hapse mahkûm edildi.

- Cehennem Ateşi Ahirette Olur; Sen Beni Dünyada Ateşe Attın… -

Bergen, 20 gün kadar yoğun bakımda kaldı. Hastane yatağında Müslim Gürses rüyasına girmiş; ‘Cehennem Ateşi Ahirette Olur/Sen Beni Dünyada Ateşe Attın,’ şarkısını birlikte defalarca söylemişlerdi. Saldırıdan hayatını kurtardı, ama önce iki gözünden oldu. Doktorların uzun ve sabırlı mesaisi sonucunda sol gözü açılabildi. Yüzündeki yanık izleri için 3 estetik ameliyata yattı. Ünlü estetik cerrahı Onur Erol, bütün becerisini ortaya koymuştu.

Hikâyeleri, 1968 yapımı, İzzet Günay ile Türkan Şoray’ın oynadığı, Ömer Lütfi Akad’ın en önemli eseri ‘Vesikalı Yarim’e ne kadar da benziyordu. Manav Halil ile pavyon şarkıcısı Sabiha’nın öyküsü gerçekleşmişti. Filmde Halil, Sabiha’dan nasıl vazgeçemiyorsa; gerçek hayatta Halis de Belgin’den ayrılamıyordu. Bergen, Halis’i hapishanede de yalnız bırakmadı; ziyaretine gitti; ihtiyaçlarını giderdi ve çıkışını sabırla bekledi. Hattâ kezzap olayındaki şikâyetini geri çekti. 

Bergen’in Halis’e olan aşırı ilgisi/zaafı, sonunu getirecekti.

- 3’üncü Albümü ‘Acıların Kadını’… -

Mayıs 1986’da, Yaşar Plakçılık’tan ‘İnsan Severse’ adlı albümü çıktı ve büyük ilgi gördü. Dönemin en ünlü gece kulübü Stardust’ın kapıları açıldı. Aynı yılın Eylül ayında, Bergen’in 3’üncü albümü ‘Acıların Kadını’ piyasayı selâmladı; kısa sürede 1 milyonluk satış rakamına ulaştı.

Bergen; 1987’de, TRT’de ilk ve son kez görünecekti. Ergun Balcı’nın ‘Musiki Maceramız’ adlı programında kısa röportaja konu edilecekti. ‘Acıların Kadını’ adlı bilinen şarkısının bir bölümüne yer verilecekti. Aynı yıl, ilk ve tek sinema filmi, ‘Acıların Kadını’nda, Yalçın Gülhan ile başrolleri paylaştı. Ülkü Erakalın’ın yönettiği filmde, diğer önemli rollerde ise, Asuman Aslan ve Ali Rıza Özbilgiç oynuyordu. Yine aynı yıl, ‘Albümü En Çok Satan Arabesk Kadın Sanatçı’ ve ‘Yılın Arabesk Kadın Sanatçısı’ ödüllerini kazandı.

Bir yönden de, 1987 yılı, Bergen için uğurlu gelmeyecekti. Haftalık yayınlanan bir müzik/magazin dergisinde, Avusturyalı Organizatör John Pale ile aşk yaşadığı yazılacaktı. Haber tamamen yalandı;  - bir iddiaya göre! - gazinocular arasındaki rekabetin ürünüydü. Halis Serbest, cezasını çektiği Niğde Açık Cezaevi’ndeydi ve gaza getirilmeye çalışılıyordu. Bergen, 1987’nin Ağustos ayının ilk günlerinde ‘Adana Lunapark Gazinosu’nda şarkı söylüyordu.  Gazinonun kadrolu fotoğrafçısı Necmettin Utaş tarafından bacağının üç yerinden bıçaklandı. Utaş’ın eylemi üzerinde pek çok iddia seslendirildi. En dişe dokunur savlar, ‘kocasının azmettirdiği’ ve ‘gazinocular arasındaki kıyasıya rekabet’ti. Saldırılar, Bergen’in gözünü korkut(a)madı. Yılın sonuna doğru, ‘İstanbul Çakıl Gazinosu’nda program yapacaktı.

- Yedinci-Son Albümü: ‘Yıllar Affetmez’… -

Halis Serbes, 1988 Temmuz’unda cezasını tamamladı ve salıverildi. Bergen ve kocası, Mersin’de beraber yaşamaya başladı. Şarkıcı, Şubat ayında sahne çalışmalarını bıraktığını ve evinin kadını olacağını açıklamıştı. Ama ilişkileri aynıydı; yine kavga/gürültü ve dayak vardı. Bir yıl sonra boşandılar. Bergen, yedinci/son albümü, ‘Yıllar Affetmez’i çıkardı; tanıtımı için Anadolu’nun tozlu yollarında turneye çıktı.

Bergen’in hayatını kâbusa çeviren, yapmadık kötülük kalmayan Serbes, eski karısının mesleğe dönüşünü kabullenememişti. Bir yemek molasında, iki korumasının yanında, önce annesine sonra da Bergen’e kurşun yağdırdı. Arabesk müziğin taçsız kraliçesi hayatını yitirdi. 

Rivayete göre babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti. Alın yazısı, Bergen’in rahat, huzurlu, mutlu bir hayat sürmesine asla izin vermemişti. Hayat hikâyesi tam bir arabesk örneğiydi. Yaşam öyküsü, başrollerini Kadir İnanır ve Bennu Gerede’nin oynadığı ‘Aşk Ölümden Soğuktur’ adlı filme konu oldu. Filmin galasına eski kocası/celladı Halis Serbest de katıldı ve şerefe rakı içti. Hatırlarda kalan sözü: ‘Hiç pişman değilim!’di. Serbest, öldürme fiilinin karşılığında, 1 yıl 3 ay hapse mahkûm edilmişti; toplam 7 ay hapis yatacaktı.

Ali Hikmet İnce yazdı.

2 January 2021 13:23
263 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Aşk Filmlerinin Değişmeyen Aktörü

Göksel Arsoy; Kerime Nadir’in ünlü romanı Samanyolu (1959)’nun sinema filmi ile şöhrete ulaşmıştı.

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Yeşilçam’ın Görünmeyen Şarkıcısı

Belkıs Özener (Özyenginer), ablası Gönül Yazar gibi, geleneksel müziğimiz, Türk Sanat Müziği parçalarına hayat verdi.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Darbeyi Gazeteciden Öğrenen Başbakan

Ankara’nın en tecrübeli, kulağı delik gazetecilerinden Yavuz Donat, 28 Şubat Postmodern Darbe Teşebbüsü’nü bir hafta önceden öğrenmişti.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Lavinia: Şairini Tanıyamayan Şiir

Özdemir Asaf’ın ünlü dizelerindeki adı Lavinia idi Mevhibe (Meziyet) Beyat’ın …

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Arayışla Geçen Bir Ömür

Münir Özkul’u tiyatro oyuncusu yapan, İsmail Dümbüllü’ye aşırı hayranlığıydı. 1968’de, Arena Tiyatrosu’nda Kanlı Nigar oyununun prömiyerinde Dümbüllü’yü seyretti ve avuçları patlayıncaya kadar alkışladı.

Sinemamızın Aptal (!) Uşağı Cevat Kurtuluş

Cevat Kurtuluş, Yeşilçam’a Ferdi Tayfur’un hediyesiydi. Konservatuarın Opera bölümünden mezundu. Bariton sese sahipti; baştan ayağa sanatçıydı.

Türkiye’nin İlk Piyanist Şantörü

Gencer, Türkiye’de ilk Türkçe sözlü pop müzik parçasını seslendirdi. Çocukluk arkadaşı, Fecri Ebcioğlu, ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’ adlı şarkının sözlerini yazmıştı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Yılmaz Güney’in Jiletli Seyircileri

Yılmaz Güney’in - siyasî olmayan - avantür filmlerini seyreden seyircilerin, aynı arabesk müziğin önemli ismi Müslim Gürses’in taraftarları gibi ‘jiletli’ olduğu, Beyoğlu’ndaki sinemaların mobilyalarına zarar verdikleri ortaya çıktı.

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

Terziden Film Yıldızı

Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde kendi halinde bir terziydi.

Cenaze Namazı Kıldırılmayan Ülkücü

‘Ülkücü’ Mustafa Pehlivanoğlu ile ‘Devrimci’ Necdet Adalı aynı gün asıldı; 12 Eylül’ün mimarları (!) ne sağda, ne de solda olduklarını icraatlarıyla gösterdi.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Kahvesinde Garsonluk Yapan ‘Kötü Adam’

Erol Taş; Yeşilçam’ın en tanınmış karakter oyuncularındandı.

İnce Hastalığın Pençesindeki Figüran

Hakkı Haktan; Vesikalı Yarim’deki şef garsondu. Binlerce Yeşilçam figüranı gibi, rekor sayılacak filmde oynadı; ama gündelikçilikten öteye geçemedi.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

Osmanlı Torunu İngiltere Başbakanı

Ali Kemal (Bey); tavizsiz bir liberal, tam bir Batı daha doğrusu İngiliz dostuydu/taraftarıydı. Torunu, Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi. Torununun oğlu ise İngiltere Başbakanı oldu.

Hastalara Şifa Dağıtan Eski Dansöz

Leyla Sayar, Yeşilçam’dan elini ayağını çektikten sonra, kendisini evliya diye tanıtmaya başlamış ve ellerindeki mucizevî güçle (!) hastalara şifa dağıttığını öne sürmüştü.

Çifte Tabancalı Aktör: Gazanfer Özcan

Gazanfer Özcan; eski tabirle ‘nevi şahsına münhasır’ tiyatro insanıydı. Kendisiyle barışıktı; ailesine ve sanatına bağlıydı. Son nefesine kadar sahnenin tozunu yuttu; öldüğünde devlete vergi borcu çıktı.

Nereden Sevdim Bu Zalim Kadını

Güzelliğine şarkılar yazılacak kadar alımlı, hedefine ulaşmak için polise ve kanuna kafa tutacak kadar pervasız bir kadındı Afife Jale...

Dünyanın En Güzel Sakallı Kadını

‘Dünyanın en güzel sakallı kadını’ olarak ünlenen Annie Jones, öldüğünde - henüz - 37 yaşındaydı ve sakalları kesilmeden toprağa verildi.

Başbakan’ı Koruyan Kung-Fu Ekibi

Türkiye Cumhuriyeti’nin 23. Başbakanı Necmettin Erbakan’ın yakın korumalığını yapan, kendilerine ‘Sakaryalılar’ adı veren bir grup vardı.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Çankaya Köşkü'nde Eşek Sütüyle Güzellik Banyosu

Prenses Süreyya, İran İmparatoriçesi sıfatı ile ülkemize - 1951 ve 1956’da! - iki resmi ziyarette bulundu. Büyük ilgi gördü, el üstünde tutuldu. Güzellik reçetesini de uygulamasına fırsat tanındı…

Stalin, Nazım’ı Öldürtmek İstedi

Sovyet diktatörü Stalin’in Nazım’ı öldürtmek istediği; ünlü şairin özel şoförünün operasyonla görevlendirildiği yazıldı.

40 Odalı Konaktan Tek Göz Eve

Eşref Üren; babasının katlini/boğulmasını canlı canlı seyretti; korkunç olay hafızasına kazındı.

Mehmet Akif’in Açlıktan Ölen Oğlu

Ünlü şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un büyük oğlu Mehmet Emin Ersoy (1908 - 1967) Tophane’deki çöplükte barındığı eski kamyonun kasasında soğuktan ve açlıktan öldü.

Van Gogh İntihar Etmemiş Öldürülmüş

Hollandalı ünlü ressam Van Gogh’un intihar etmeyip, öldürülmüş olabileceği iddia edildi.

Diğer Muhtelif Yazıları

Hayatı Durduran Ses: Hamiyet Yüceses

Hamiyet adı verilen, mavi gözlü ve sapsarı saçlı güzel kız, bir dönem Türkiye’de fırtına gibi esecek ve musikimizin nağmelerini güzel sesiyle taçlandıracaktı.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

ABD Başkanı İle Görüşebilen Mafya Şefi

Al Capone, servet edindikçe çevresini genişletti. Polisleri, savcıları, hâkimleri, belediye başkanlarını ve politikacılarını kendine bağladı. Dokunulmazlık zırhını kuvvetlendirdiğini düşündü. ABD Başkanı Herbert Hoover ile samimi dostluk kurmayı bile başardı. Suçlarının görmezden gelineceğini düşündü/sandı.

ABD Bayrağıyla Pabuçlarını Parlatan Baba

Al Capone, İtalyan’dı fakat Sicilya kökenli değildi. Doğuştan suça meyyaldi. Cürüm işlerken haz duyardı. Bodyguardlık, fedailik, tetikçilik, hırsızlık, beyaz kadın ticareti gibi illegal/kirli işler yaptı. Her seferinde antikomünist ve Amerikan milliyetçisi olduğunu iddia etti. Devletinin ve yönetimin yanında durmuş göründü.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

‘Cinayet Şirketi’ Kuran Tetikçi

Amerikan suç dünyasında ‘Kid Twist’ diye bilinen İbrahim Reles, Mafya’nın en ünlü eli kanlı katillerindendi. Kurbanlarını çengel uçlu buz kırma aparatı ile öldürürdü. Binden fazla kişinin kanına girdiği ileri sürüldü. Cinayet işlemek için şirket dahi kurdu ve siparişleri/iş tekliflerini değerlendirdi.

52 Nişan, 16 Nikâh Yapan Ünlü Kaleci

Beşiktaş’ta üne kavuşan kaleci Varol Ürkmez, futbol yaşamı boyunca olayların, şaşaalı hayat tarzının, şaşırtıcı sayıdaki aşkların adamıydı. Gazetecilerin en önemli haber kaynaklarındandı. Halkın, özellikle de futbolseverlerin sevgilisiydi. Sadece futbolcu değildi, sinema ve tiyatro sanatçısıydı, tepeden tırnağa şov insanıydı.