MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Recai Kutan; 1977-1980 arasında MSP (Millî Selamet Partisi)’nin Malatya Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı idi. 1977’de kurulan 2 Milliyetçi Cephe Hükümeti’nde de İmar ve İskân Bakanlığı yaptı. Orgeneral Kenan Evren’in liderliğindeki askeri harekât sonrası, partisinin diğer yöneticileriyle beraber gözaltına alındı; 10 ay tutuklu kaldı. Mamak’taki 4. Kolordu Komutanlığı 1 Numaralı Sıkıyönetim Askerî Mahkemesi’nde 4 yıl süreyle yargılandı. 

Kutan’ın tuttuğu notlara göre; 3 gün önceden 12 Eylül 1980 Cuma tarihinde askeri darbe yapılacağını öğrendi. Büyük oğlu İsmail Kutan; babasını telefonla aradı. Burhaniye’de yedek subaylık görevini yerine getiren teyzezadesinden aldığı haberi iletti. Askerî birlikte kulaktan kulağa bir rivayet dolaşıyordu: ‘12 Eylül günü ihtilal olacaktı!’ ‘Anarşi tırmanıp duruyor. Eylemleri askerî yönetim önleyebilir,’ deniyordu. İsmail Kutan, babasına sordu: ‘Siz de duydunuz mu?’

Recai Kutan; Karanfil Sokak’ta bir apartman dairesinde otururdu. Evinin balkonundan Atatürk Bulvarı görünürdü. Oğlunun bilgilendirmesinden sonra çevresine daha çok dikkat etti. Belirtilen günün sabahı erken saatlerde büyük gürültüyle uyandı; gürültüyle ilerleyen tankları gördü. Hanımını kaldırdı; radyoyu açmasını söyledi. Ama beklediği haberi alamadı; normal yayın sürüyordu. Çok geçmedi; spiker, ‘Türk Ordusu’nun emir komuta zinciri içinde ülke yönetimine el el koyduğu’ haberini okudu. Kutan; diğer iki oğlunu da uyandırdı. Eşine ne yapmaları gerektiğini tembih etti. Hemen ardından da MSP yöneticisi arkadaşlarını telefonla aramaya çalıştı. Rehberinde kayıtlı telefon numaralarının hiçbirisine ulaşamadı; görüşme dışı bırakılmışlardı. Evindeki diğer telefonla bağlantı kurabildi.

- Küçük Bir Valiz Hazırlatıp Askerleri Bekledi… -

Çok geçmeden, MSP Genel Başkanı Necmeddin Erbakan’ın birkaç subay nezaretinde evinden alındığını öğrendi. İlerleyen saatlerde de, Oğuzhan Asiltürk, Fehim Adak, Temel Karamollaoğlu, Ahmet Remzi Hatip, Şener Battal ve Şevket Kazan’ın askeri minibüslere doldurulup götürüldükleri haberi geldi.

Hanımına döndü: ‘Haydi bakalım! Benim için ufacık valiz hazırlayın! Yakında bizim eve de gelirler,’ dedi. Sabah namazını kıldı; küçük bavulu kapının yanına koydu. Ailecek pencerenin önüne geçip, askerleri beklediler. 

İfadesine göre; içinde en ufak korku ya da ürperti yoktu. 

İhtilâlin gerekçeleri arasında; ‘MSP’nin Konya’da düzenlediği, ‘6 Eylül Kudüs Mitingi’ bardağı taşıran son damla!’ sayılmıştı.

Saatler hızla ilerledi; güneş iyice kendini gösterdi. Saat 08.30 civarında askerî minibüs apartmanın önünde durdu. 2 subay, 3-4 er indi. Recai Kutan; ‘Haydi bakalım; vedalaşalım!’ dedi. Ailesi ile kucaklaştı; son uyarılarını yaptı; askerleri bekledi. 

5-10 dakika geçtiği halde, askerler - bir türlü! - evin zilini çalmadı. Pencereden tekrar baktıklarında, subaylar ve askerler minibüse binip uzaklaşıyordu. Çok şaşırdılar. 

Daha sonra apartmandaki komşuları birer ikişer ziyarete geldi. Kutan’ın komşularından birisi de, eski bakanlardan Orhan Öztrak idi. - Orhan Öztrak; İçişleri eski Bakanı Mustafa Faik Öztrak’ın oğlu; CHP Sözcüsü Faik Öztrak’ın babasıydı! - 

- Güven Partili Orhan Öztrak’ın Sözleri Doğru Çıktı… -

Orhan Öztrak; hazırlıkları görünce şaşırdı; Kutan’ı teselli etti:

‘Sizin gibi ülkeye samimiyetle hizmet etmiş birisinin tutuklanması söz konusu olamaz. Kesinlikle ifade ediyorum: Siz tutuklanmayacaksınız!’

Kutan; ‘Söyleyene değil, söyletene bak!’ şeklindeki atasözünü hatırladı.

Hakikaten Orhan Öztrak’ın tespiti doğrulandı: Recai Kutan, MSP Genel Başkan Yardımcısı unvanına rağmen gözaltına alınmadı. Aynı makamdaki Süleyman Arif Emre ile Fehmi Cumalıoğlu da serbestti.

Kutan’ın ifadesine göre; tutuklanan arkadaşları daha önce hazırlanan liste ve sıra uyarınca, minibüs ve otobüslerle evlerinden alındı. Yanlarına eşya almalarına lüzum olmadığı tebliğ edildi. İfade için götürüldüklerini, sonra da serbest bırakılacaklarını sandılar. Ama denildiği gibi yapılmadı: Bir hafta boyunca, aynı elbiselerle hapishanede yatıp kalktılar.

Minibüs ve otobüslerle evlerinden toplanan MHP’li, MSP’li, AP’li ve CHP’li parlamenterler ile yöneticilerin nereye teslim edilecekleri konusunda karışıklıklar yaşandı. Toplananlar, önce Harbiye’ye götürüldü. Nizamiyenin önünde bir saat kadar bekletildiler. Görüşmeler sonunda yanlış yere gelindiği anlaşıldı. Oradan, Amerikan Yardım Teşkilatı binasına gidildi. Yine yanlış yerdeydiler. Sonunda, Ordu Lisan Okulu’na varıldı.

- Kutan; Fevzioğlu Üzerinden MBK’yı Etkilemeye Çalıştı… -

Süngülü askerlerin oluşturduğu güvenlik çemberinden geçirildiler. Bodrum ve 2 kattan oluşan binanın üst katına alındılar. Grupta AP’den Turgut Toker, Necmettin Cevheri, Mehmet Celâl Budak; CHP’den Deniz Baykal, Ertuğrul Günay ve Kemal Anadol ilk akla gelenlerdi.

Sonraki birkaç gün içinde, Necmettin Erbakan Hoca, eşi ile İzmir Uzunada’ya yollandı. Oğuzhan Asiltürk, Şevket Kazan, Fehim Adak, Tahir Büyükkörükçü, Ahmet Remzi Hatip, Şener Battal, Ali Güneri, Temel Karamollaoğlu, Ankara’da ‘zorunlu ikinci askerlik!’ görevine başladı.

Güven Partisi’nin hiçbir mensubu tutuklanmadı. GP’nin ihtilâli yapan askeri kadroya çok yakın/işbirliği içinde olduğu iddia olundu. Kurulacak yeni hükümetin başbakanlığına da Turan Feyzioğlu’nun getirileceği ifade edilmeye başlandı.

İddiaların/söylentilerin bir kısmı doğrulandı. Orhan Öztrak’ın kardeşi, Profesör İlhan Öztrak; yeni hükümette Devlet Bakanı yapıldı. Kutan; gelişmeleri dikkatle izledi; Turan Fevzioğlu’nu evinde ziyaret etti. TBMM’de yakın ve samimi ilişki içindeydi. Fevzioğlu’na MBK ile yakınlığını hatırlattı; yanlış adımlar atılmaması konusunda telkin ve tavsiyelerini aktaracağını beyan etti. Ama beklediği karşılığı/ilgiyi göremedi. Fevzioğlu; sanılanın aksine MBK ile bağlantısını reddetti. Hafif serzeniş içindeydi. Konsey’in kimsenin ve hiçbir çevrenin tavsiyesine ihtiyaç duymadığını da ifade etti.

- Askeri Hakim Albay Hamdi Sevinç; MSP Yöneticilerini Suçsuz Bulunca Ortalık Karıştı… -

Recai Kutan temaslarını sürdürdü. İkinci ziyaretini İçişleri eski Bakanı, emekli Orgeneral İrfan Özaydınlı’ya yaptı. Özaydınlı ile NATO Parlamento Heyeti’nde birlikte bulunmuştu. Ortak arkadaşları, Orhan Miskbay’ın bürosunda görüştü. İstişareleri birkaç defa tekrarlandı. Ama beklenen sonuç çıkmadı/alınamadı. İhtilâli yapan kadro son derece inatçı ve kararlıydı; dışarıdan gele(bile)n etkilere/önerilere kapalıydı.

Gözaltına alındıktan 3 hafta sonra, Necmettin Erbakan Hoca; Uzunada’dan Ankara’ya Ordu Dil ve İstihbarat Okulu’na getirildi. Zemin katta tek kişilik odaya konuldu. Mamak’taki Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’na ifadeye götürüldü. Üst katta kalan MSP’li yöneticiler, pencereden Erbakan Hoca’nın ifadeye gidişini gözyaşları içinde izledi. Hoca; bir subay ve silahlı 2 askerin nezaretinde cipe bindirilirdi.

Gözaltındaki MSP yöneticileri; 9 Eylül 1980 Cumartesi günü, Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’nca tutuklanmaları talebiyle mahkemeye çıkarıldı. Mahkeme hâkimi, Albay Hamdi Sevinç idi. Mahkeme; sabah 9’dan, akşam 19’a kadar sorgulamaları sürdürdü. Sonuçta da, öne sürülen suç(lar) konusunda kesin delil ve emare bulunmadığı kanısına vardı; tutuklanma isteğinin reddine, sanıkların tahliyesine karar verdi. 

Oğuzhan Asiltürk; Recai Kutan’ı telefonla arayıp müjdeyi verdi. Ama karara rağmen Necmettin Erbakan, Tahir Büyükkörükçü, Temel Karamollaoğlu ve Hüseyin Erdal serbest bırakılmadı.

Askeri savcılık; Hâkim Albay Hamdi Sevinç’in kararına diğer mahkeme nezdinde itiraz etti. Dosya hemen ertesi günü incelendi. MSP yöneticilerinin tamamının yeniden tutuklanmaları kararlaştırıldı. Tahliye sevinci yaşayanlar, - bir gün sonra! - yeniden tutukevine döndü.

- Haklarındaki Tutuklama Kararını Avukatlık Bürosunda Öğrendiler… -

Recai Kutan; 15 Ekim 1980 Çarşamba günü, Süleyman Arif Emre ile Anafartalar Caddesi’ndeki bir avukat arkadaşlarının yazıhanesindeydi. Hukuki danışma/fikir alış verişi için gelmişlerdi. Odaya girip çıkan kâtipler misafirlere tuhaf tuhaf bakıyordu. Kutan ve Emre merak etti. Az sonra da sebebi öğrendiler. Kendilerinin de dâhil edildiği, serbest bırakılan, bütün MSP yöneticileri hakkında yeniden tutuklama kararı çıkmıştı. 

Recai Kutan, Fehmi Cumalıoğlu, Süleyman Arif Emre ve Lütfi Doğan bir araya gelip, Ankara Merkez Komutanlığı’na telefon etme kararı aldı. ‘Biz mi gelelim; yoksa siz mi alırsınız?’ diye sordular. Telefona çıkan albay; hava karardıktan sonra gelmelerini önerdi.

4 gün sonra - 19 Ekim 1980! - Kurban Bayramı kutlanacaktı. Bazı dostları, bayramı aileleriyle geçirdikten sonra teslim olmalarını teklif etti. Kutan ve 3 arkadaşı; o gün, refakatçileriyle beraber Ankara Merkez Komutanlığı’na gitti.

Teslim olduktan 2 gün sonra Mamak’taki Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Savcılığı’na götürüldüler. Kutan, Cumalıoğlu ve Doğan ifadelerinin alınmasının ardından mahkemeye çıkarıldı. Haklarında verilen tutuklama kararı vicahiye çevrildi.

- ‘Selamet Koğuşu’nda Oluşturulan Mescidin Cemaati… -

Kaldıkları yerin adı: ‘Selamet Koğuşu’ydu. Avukatların ve ailelerin getirdikleri hasır, halı ve seccadeler bir kenara serilip mescit oluşturuldu. İmamlığı Tahir Büyükkörükçü yapardı. Büyükkörükçü’nün ısrarı üzerine imamete Lütfi Doğan geçti. Müezzinliği de MHP Elazığ Milletvekili Tahir Şaşmaz yaptı. Kutan’a göre cemaat; MSP’lilerin tamamından, MHP’lilerin çoğunluğundan oluşurdu. Lütfi Doğan Hoca; Kur’an-ı Kerim’in en başından başlardı; her rekâtta bir sayfa okuyup sabah namazını kıldırırdı. 

Sabah saat 9’a doğru uyarıldılar. Koğuşa dönmeliydiler; yoklama alınacaktı. Uygulamaya göre; kimse ayakta durmayacaktı; yatağının kenarında oturacaktı. Biraz sonra, yüzbaşı, astsubay ve çavuş koğuşa girip, listeden isimleri okudu. Adı söylenen; ‘Burada!’ diye karşılık verdi.

- Ziyaret Salonunda Konuşulanları Dinleyen Erler… -

Perşembe günü ziyaretçi kabul edilirdi. Tutukluların birinci dereceden yakınları: Anne, baba, eş ve çocukları gelirdi. Herkes görüşmecileri için hazırlanırdı. Nizamiyeye bakan pencerelere dizilirdiler. İçeriye alınan çağrılıları gözlemeye başlardılar. Aileler heyecanlanırdı. Ellerindeki çantalarda/torbalarda börek, çörek, ev yemekleri doluydu. Tutukevinin pencerelerine bakıp yakınlarını görmeye çalışırlardı.

Ziyaretçiler; küçük odaya alınırdı; getirdikleri paketler kontrol edilirdi; gerekirse üst araması da yapılırdı. 

Görüşme için zemin kattaki büyük salon hazırlanmıştı; 5 küçük masa konulmuştu. Mahkûm anonsla çağrılırdı; masanın başına oturtulurdu. Ardından da yakınları içeriye alınırdı. Her masada iki er gözcü beklerdi. Askerler konuşulanları dikkatle dinlerdi/izlerdi; tutuklunun akrabalarına bir şey verip vermediği kontrol ederdi. Görüşmenin süresi 15 dakika ile sınırlıydı. 

Kutan; ilk ziyareti bitince, üst kattaki koğuşa çıktı. Getirilen paketleri açtı: Gömlek, iç çamaşırı, havlu, bir kutu börek ve bir kutu da haşlanmış et çıktı. Koğuşun yanındaki küçük boş odayı kiler haline getirdiler. Boş meyve sandıklarıyla raflar yaptılar. Yiyecekleri yerleştirdiler.

- Tutuklulara Aileleriyle Bayram Görüşmesi Yapmaları Yasak… -

Soruşturma dosyası için Başsavcı Hâkim Albay Nurettin Soyer, 2 hâkim yüzbaşı ve 2 de sivil savcı yardımcısı görevlendirildi. Nurettin Soyer; ceketinin düğmelerini çözerdi. Esmer yüzü, telaş ve sinirden iyice kararırdı. Sorgulama odasına aralıklarla da olsa girip çıkardı. Her seferinde de; ‘Ben sizin ne olduğunuz bilmez miyim?’ diyerek peşin hükmünü açığa vururdu.

Bayramın ilk günü aileler, çocuklar ve yakınlarla görüşmelerine ruhsat çıkmadı. Resmi bayramlaşma töreni için, saat 10’da, alt kattaki salonda toplanıldı. Tutukevi Müdürü Yılmaz Ergenekon; Merkez Komutanlığı’nın tutuklulara bayram ziyaret izni sağlamayışının sebebini üzgün tavırla açıkladı. Arife ve bayram günleri için sıcak su da verilmedi. Salı günleri banyo yapılırdı.

Selamet Koğuşu’na MHP’li ve CHP’li yöneticiler sık gelirdi. Dışarıda, serbest hayatta birbirlerine dik/öfke ile bakanlar; Dil Okulu’nda canciğer kuzu sarmasıydı; havalandırmada kol kola gidip dolaşırlardı.

Kutan ve diğer MSP’liler de komşularının ziyaretine giderdi. Necmettin Erbakan; Türkeş’in, Ahmet Yıldız’ın ve 2 CHP’li eski parlamenterin koğuşlarına misafir olurdu.

- Gazeteleri Sansürleyen ‘Sabık Zabıta Nazırı’ Oğuzhan Asiltürk… -

Her odanın radyosu, salonun televizyonu vardı. Her gün bütün gazeteler satın alınırdı. Haberleri takip etme imkânı mevcuttu. Nöbetçi er, günlük gazeteleri getirirdi. Cerideler; arkadaşlarının ‘sabık Zaptiye Nazırı’ adını taktıkları Oğuzhan Asiltürk’e teslim edilirdi. Asiltürk; dikkatle incelerdi; uygun görmediği haberleri keserek veya karalayarak ‘sansür ederdi’. Kalan bölümler dikkatle okunurdu.

Günlük alış veriş için posta görevliydi. MSP’li grubun satın alma görevlisi Hüseyin Erdal’dı. Erdal; listeyi isteklere göre oluştururdu. Günlük veya haftalık alış veriş yapılabilirdi.

13 Kasım 1980 Perşembe günü beklenmeyen gelişme yaşandı. Tam akşam namazı vaktiydi; bir astsubay, koğuşları dolaşarak yemekhanede toplanılacağı haberini verdi. Bir araya gelinmişti ki; içeriye Hapishane Müdürü girdi. Cebinden çıkardığı listede yazılı isimleri okudu. ‘İsimlerini okuduğum arkadaşlar çok acele hazırlansınlar! 10 dakika sonra Mamak Askeri Tutukevi’ne nakledilecekler,’ dedi. Salon derin sessizliğe büründü. Soru sorma izni verilmedi. Hapishane Müdürü; ‘Soru sormayın! Talimata uyun! Derhal hazırlanın!’ dedi; dışarıya çıktı.

Listeden anlaşıldığına göre; milletvekilleri veya senatörler kalıyordu; TBMM üyesi olmayanlar gidiyordu.

Ertesi günü, yeni bir sürpriz uygulama gördüler. Mamak’a gönderilen MSP’den Abdurrahim Bezci ile Mehmet Okur, MHP’den de Tahsin Ünal ve Sait Bilgiç geri döndü. 50 yaşın üzerindeki Genel İdare Kurulu üyeleri, bir günlük misafirlikten sonra yüz geri edilmişti. Mamak’tan döndürülenler, yılgınlık ve manevi çöküntü içindeydi. Konuşmak bile istemediler. Gözyaşları içinde; ‘Sakın sormayın! Anlatılacak gibi değil! Tam bir felaket yaşanıyor. Cenab-ı Allah; orada tutulan arkadaşlarımıza yardım etsin; tez zamanda kurtarsın!’ diyebildiler.

Tıraş edilmiş saçları ve bıyıkları, sapsarı yüzleriyle ne derece korkunç gece ve gündüz geçirdikleri kolayca anlaşıldı.

‘Mamak Cehennemi’ ayrı yazının konusuydu…

Recai Kutan; Ankara Dil Ve İstihbarat Okulu ya da diğer ismiyle Kirazlıdere Tutukevi’nde geçirdiği günlerini ‘Kirazlıdere Tutukevi Penceresinden 12 Eylül’ adı ile kitaplaştırdı. Yazıda Sayın Kutan’ın anılarından yararlanıldı…

16 September 2019 17:16
67 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

40 Odalı Konaktan Tek Göz Eve

Eşref Üren; babasının katlini/boğulmasını canlı canlı seyretti; korkunç olay hafızasına kazındı.

‘Serhafiye’nin Kapatması

Margaret, hayatını cambazlık yaparak kazanan Morgan ailesinin iki güzel kızından büyük olanıydı.

Usame Bin Ladin’i Kargalar Yakalattı

ABD yetkilileri; El Kaide adlı terör örgütünün lideri Usame Bin Ladin’in sonunu getiren operasyon için tam 10 yıl hazırlık/planlama yaptı. Harekât; Beyaz Saray ve Pentagon’da canlı bağlantıyla izlendi.

Cehalet Belgesi İsteyen Aktör

‘Kitapsız ilim, Tekçe’siz film olmaz!’ sloganı ile ünlenen Ahmet Tarık Tekçe (1920 - 1964); Galatasaray Lisesi mezunuydu.

Sultan İbrahim'in Şekerparesi

Sultan Birinci (Deli) İbrahim; Osmanlı Hanedanı’nın soyunun kesilmesini engelledi. Osmanlı’nın 2. atası sayıldı. Annesi Kösem Sultan; tek umudu için ülkenin en güzel, işveli, cilveli nazeninlerini seferber etti.

Kurşuna Dizilen İstiklal Şairi

Ülkemizde ‘Çırpınırdın Karadeniz / Bakıp Türkün Bayrağına’ diye bilinip çok sevilen hüzzam makamındaki ünlü Azerbaycan Türküsü’nün söz yazarı Ahmet Cevad (1892-1937); aynı zamanda Azerbaycan Ulusal Marşı’nın güftekârıydı.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Aytaç Arman: Ödüllü Filmlerin Ödülsüz Aktörü

Kendisiyle iç hesaplaşmalar yaşayan; geçmişte yaşadığı acılar ve gördüğü işkenceler yüzünden sessizliğe bürünmüş düşünce suçlularını canlandırdı. Hayatın ağırlığı altında yorulmuş entelektüel portreler çizdi.

Solist Tokatlayan Gazino Patronu

Zeki Müren; inatçıydı; kararından geri dönmezdi; sonucuna da katlanırdı.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Mayk Hammer Yazan Türk

Kemal Tahir; hayatının beşte birini hapishanelerde geçirdi. En güzel eserlerini de cezaevinde yazdı.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Osmanlı Torunu İngiltere Başbakanı

Ali Kemal (Bey); tavizsiz bir liberal, tam bir Batı daha doğrusu İngiliz dostuydu/taraftarıydı. Torunu, Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi. Torununun oğlu ise İngiltere Başbakanı oldu.

‘Fahri Menajer’ Öztürk Serengil

Öztürk Serengil; 1970 sonrası ekonomik krize giren Yeşilçam’ın pek çok ünlü ismine yardımcı oldu; para kazanmalarını sağladı. Sinema seyircisi; hayranlık duyduğu isimleri gazino sahnelerinde dikkatle, hayranlık dolu merakla izledi.

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

Peyami Safa'nın Gizli Aşkı

Ünlü romancı Peyami Safa; kendisinden özel edebiyat dersleri alan - sonradan meşhur hikâyeci! - Sevim Burak’a deli gibi âşıkmış…

Demirel’den Kıraç’a Cumhurbaşkanlığı Önerisi

DYP (Doğru Yol Partisi) Genel Başkanı Süleyman Demirel; Koç Holding üst düzey yöneticisi Can Kıraç’ı telefonla aradı; partiye davet etti; Cumhurbaşkanlığı veya TBMM Başkanlığı için aday göstermeyi düşünüyordu.

Bavulda Festivale Giden Film

Umut; 1970 Adana Altın Koza Film Yarışması’nda tam altı ödül birden kazanmıştı.

İnönü Kendi Parasıyla Cami Yaptırmış

Karşıtları tarafından hemen her fırsatta ‘din düşmanlığı!’ ile suçlanan 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kendi birikimi ile cami yaptırdığı ortaya çıktı.

İstanbul’un Son Büyük Depremi 9 Şiddetindeydi

10 Temmuz 1894 tarihli İstanbul Depremi’nin gücü ölçülebildi. Atina Rasathanesi Müdürü Mösyö Ejinitis’in başkanlığındaki heyetin hazırladığı resmi rapora göre; Richter ölçeğiyle 9 şiddetindeydi.

Fikriye Hanım’ın Defnedildiği Mezarlık

Kimi çevrelere göre sevgilisi, kimi çevrelere göre de Mustafa Kemal Paşa’nın nikâhlı eşi olduğu iddia edilen Fikriye Hanım’ın Ankara’nın Ulus semtinde çok eski bir mezarlığa gömüldüğü, tarihi defin alanının ise - yıllar sonra - temizlenip imara açıldığı ortaya çıktı.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

Memleketimden Dinleme Manzaraları 2

Anlatıldığına göre, Özal dinlemeye de meraklıydı. Yeni teknoloji ürünü araç telefonlarının küçük bir tarayıcıyla izlenebildiğini/dinlenebildiğini öğrenince hemen uygulamaya girişti.

‘Örtülü’den Bulgar İstihbaratı’na Hediye

Ekrem Pakdemir’in anıları, Türkiye’nin ‘Özallı Yılları’nı yaşatan-hatırlatan, dönem politikasının bilinmeyen-gizemli labirentlerinde dolaştıran, gün ışığına çıkaran, önemli bir eser konumunda…

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

Sultan İbrahim'in Şekerparesi

Sultan Birinci (Deli) İbrahim; Osmanlı Hanedanı’nın soyunun kesilmesini engelledi. Osmanlı’nın 2. atası sayıldı. Annesi Kösem Sultan; tek umudu için ülkenin en güzel, işveli, cilveli nazeninlerini seferber etti.

Cenazesi Moskova’ya Götürülen Türk Hükümdar

Emir Timur; taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadı. Kan dökücülük, yok edicilik, baş eğdiricilik de rol modelini - Cengiz Han’ı! - hiç aratmadı. Hep Müslüman halklar ve devletlerle didişti/dövüştü…

Cenaze Namazı Kıldırılmayan Ülkücü

‘Ülkücü’ Mustafa Pehlivanoğlu ile ‘Devrimci’ Necdet Adalı aynı gün asıldı; 12 Eylül’ün mimarları (!) ne sağda, ne de solda olduklarını icraatlarıyla gösterdi.

Diğer Muhtelif Yazıları

Demirel’den Kıraç’a Cumhurbaşkanlığı Önerisi

DYP (Doğru Yol Partisi) Genel Başkanı Süleyman Demirel; Koç Holding üst düzey yöneticisi Can Kıraç’ı telefonla aradı; partiye davet etti; Cumhurbaşkanlığı veya TBMM Başkanlığı için aday göstermeyi düşünüyordu.

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

Altı Kişiyle Kaldırılan Cenaze

Dr. Namık Gedik; - iç hastalıkları uzmanıydı! - Demokrat Parti’nin Aydın Milletvekiliydi.

Deve Sütü Seven Diktatör

Irak’ı uzun yıllar çelik eldiven içinde yöneten Saddam Hüseyin (1937-2006); dış görünüşüne çok dikkat ederdi.

Gelmiş Geçmiş En Zengin Adam

Alman banker ve tüccar Jakob Fugger (1459 - 1535); şimdiye kadar dünyaya gelmiş en zengin adamdı.

Nazım’ın Tek Taraflı Aşkı

Suat Derviş (Hatice Saadet); güçlü, mağrur, bildiği yolda dönmeyecek kadar cesur, kartvizitinde pek çok ilki taşıyan kadındı.

Fuhuş Yapanlara Çırılçıplak Koşma Cezası

Fransa’nın - eski - Languedoc eyaletinde, zina yapan kadın ve erkeğe insan onurunu ayaklar altına alan ceza verilirdi.