‘Maviye maviye çalar gözlerin / Yangın mavisine rüzgârda asi…’
Hasretinden Prangalar Eskittim’in şairi Ahmet Arif (Ahmet Önal) hayatı boyunca tek kitap yayınladı; şiirlerini hep ‘olgunlaşmaya/damıtılmaya bıraktı’. - Betikdeki şiirlerini seslendirdi. Bir şiir kaseti de çıkardı! - En çok Nazım Hikmet’i, Cemal Süreya’yı ve Enver Gökçe’yi beğendi; kendisine örnek aldı. Cahit Külebi’nin kitaplarına almadığını iddia ettiği, bazı edebiyat tarihçilerinin ‘kayıp!’ dediği, ‘Pembe Mendilli Kıza’ adlı şiirini her okuyuşunda kendinden geçtiğini, sarhoş olduğunu tekrarlardı. Külebi’nin şiiri, ‘Seni, geceyi ve bulutları seviyorum / İçerisinde yüzdüğüm bu hayalet âleminde,’ diye başlardı. Ama ‘şair’ unvanını hak eden söz ustalarına saygıda hiç kusur etmedi. Toplumcu gerçekçi akımın son büyük temsilcisiydi. Ahmet Arif’in geniş halk kitlelerince beğenilip sevilmesinde, Anadolu insanı yakından tanıması ve yaşadığı coğrafyanın sesini yakalayıp kendisine mal etmesi önemli etkendi.
Kısacası Anadolu insanı gibi yaşadı, hissetti, yazdı ve zamanı gelince de ‘Eyvallah!’ dedi.
- Ahmet Arif, Baba Tarafından Kerkük Türklerindendi… -
Ahmet Arif; Diyarbakır (1927) doğumluydu. Baba tarafından Kerkük Türklerindendi. Şiir ve fakirlikle küçük yaşlarında tanıştı. Ortaokulu ve liseyi yatılı okudu. İlk şiirleri de Afyon Lisesi’ndeyken yayınlandı. ‘Seçme Şiirler Demeti Dergisi’nde neşredilen ilk şiirinin telif ücreti 10 liraydı. Aile yoksuldu; Arif çalışıp okumak zorundaydı. Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’ne kayıt yaptırdı; kendisine iş aradı. Bir ara, Merkez Bankası’na memur girdi. Politikayı Ankara’da öğrendi/okudu; Ulus merkezli kültür atmosferinin içinde yer edindi/nefes aldı. Genç şairler, yazarlar ve gazeteciler yakın dostlarıydı. Asıl sanatını ve kişiliğini, 1948-1954 arasında Yeryüzü, Beraber, Seçilmiş Hikâyeler, Yeni Ufuklar, Kaynak dergilerinde yayınlanan şiirleriyle ortaya koydu.
1951 ve 1952’de iki defa ‘komünist’ savıyla tutuklandı; 38 ay hapis yattı. Koğuşunda psikolojik ve fiziksel baskılara maruz kaldı; bütün gününü çeyrek ekmekle geçirmesi istendi. Hastalandı; kuvvetten düştü; verilen ekmeği bile yiyemez duruma geldi. Şair için duruşma günleri de bir kâbusa dönüşürdü:
‘Beni her mahkeme sabahı anadan doğma soyar, giysilerimi didik didik ederlerdi.’
Yakın çevresinin ifadesine göre Ahmet Arif; net ve keskin karakterdi. Polis tarafından sürekli izlendi, gözaltında işkencelere maruz kaldı.
- ‘Otuz Üç Kurşun’ Şiiri Hayatını Kararttı… -
Hatta karşıt bazı sol grupların da hedefindeydi. Tenha bir köşede sıkıştırılıp sopa yememek için devamlı spor yapardı; yakın dövüş tekniklerine çalışırdı.
Yakın siyasî tarihimize ‘Muğlalı Katliamı’ olarak geçen; 32 kişinin ölümü, bir kişinin yaralanması üzerine, ‘Otuz Üç Kurşun’ adlı şiirini yazdı. Polis tarafından gözaltına alındı. Refik Durbaş’a anlattığına göre, defalarca sorgulandı, dövüldü ve bir çöplüğe atılıp ölüme terk edildi:
‘Orada öylece kalmışım. Sabah çöpçüler gelip buluyorlar. Sokak köpekleri gelip gelip kokladılar beni. Ödüm koptu, ölü sanıp yiyecekler diye…’
Ama sabrı, direnci ve geleceğe umudu, direnmesini/dayanmasını sağladı. Çıktığında şöhreti ve müktesebatı artmıştı. Tanınmış şairdi; ama işsizdi. Üstelik Diyarbakır’da 8 aylık mecburi ikamet cezası da vardı. Burada değişik işlerde çalıştı, zaman zaman hamallık da yaptı. Çok sevdiği, ama asla kavuşamadığı, - belki de âşık ol(abildiği)duğu tek kadın! - Leyla Erbil’e mektuplar yazıyor, duygularını, yaşadıklarını anlatıyordu. Bir namesini gönderememiş; tam iki saat Diyarbakır’da hamallık yapıp pul parası kazanabilmişti.
- Kitabının Adını ‘Dört Yanım Puşt Zulası’ Koymak İstedi… -
Orhan Veli ve Cahit Sıtkı samimi dostlarındandı. Orhan Veli ile yaptıkları fayton gezintileri ünlüydü. Birbirlerine en yeni şiirlerini okurlardı. Cahit Sıtkı hemşerisiydi; Otuz Üç Kurşun’u her okuduğunda ağladığını hatırlatırdı. Ankara’yı ‘Karanfil Sokağı’ adlı şiirinde terennüm etmişti.
Şiirlerinin yayınlanabilir olduğuna karar veren kişi de çok önemli isimdi: Şevket Süreyya Aydemir… Kitabının adını ‘Dört Yanım Puşt Zulası’ koymak istedi. Sonra ‘Hasretinden Prangalar Çürüttüm’ de karar kıldı. Ama yine karar değiştirdi: ‘Çürüttüm’ü kulak tırmalayıcı buldu; ‘eskittim’ ile değiştirdi.
Yılmaz Güney’in oyunculuğundan çok yönetmenliğini beğenirdi. Güney; Arkadaş filminde - Melike Demirağ ile! - ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’i okudu; şaire duyduğu hayranlığı gösterdi.
Ne yoksulluk, ne de şiir ölünceye kadar yakasını bırakmadı. Yakın arkadaşı, şiirini çok beğendiği/örnek aldığı Cemal Süreya, Ahmet Arif’e kız kardeşini vermek istemişti:
‘Kardeşime söyledim. Kız şaşırdı; ikisi de birbirini tanımıyordu. ‘Evlen kız’, dedim. ‘Türkiye’nin en iyi şairi’, dedim. Zafer Çarşısı’ndaki kahvede sözleştik. Tanışacaklar. Aldım gittim kardeşimi. Bekle bekle Ahmet Arif yok. Kız bozuldu; onuruna dokundu. Ertesi gün öğrendim ki, gömleği olmadığı için gelememiş…’
Şiirlerinin çoğu bestelendi; dönemin ünlü ses sanatçılarınca söylendi/seslendirildi. Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli, Fikret Kızılok, Fuat Saka, Edip Akbayram, Onur Akın, Cem Karaca, Grup Baran, Grup Ekin, Grup Yorum, vb. ilk akla gelenlerdi.
Musahhihlik (düzeltmenlik) bulabildi; bu meslekten emekli olabildi.
Öldüğünde, cenazesinin Hacı Bayram Camii’nden kaldırılmasını istemişti. Fakat dileği gerçekleşmedi; cami tamirata girdiğinden, cenaze namazı Maltepe Camii’nde kılındı.
Ali Hikmet İnce yazdı.
Ali Hikmet İnce