‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

İktidarın cazibesi/libidosu, hiçbir şeye benzemezdi. ‘Cihan tahtı’na oturmak, milyonlarca insanın kaderi üzerinde tek söz sahibi olmak, ağzına kadar dolu hazineye hükmetmek, ‘büyük imtiyaz’/‘ayrıcalık’tı. Devlet direksiyonunda bulunmak/kalabilmek için her türlü hareket/davranış ‘mübah’ sayıldı. ‘Evlat boğdurulabilir; torun, sünnet anında aşırı kan kaybından kaybedilebilir veya zehirlettirilebilirdi!’ ‘Yönetme ihtirası/hırsı’ din, ahlak, gelenek, töre, engel tanıma(z)dı.  



******

Şehzade - Birinci/‘Deli’ - İbrahim’in hükümdar olunca, Kösem Sultan yeniden Topkapı Sarayı’na taşındı. ‘Saltanat nâibesi’ sıfatıyla ipleri eline aldı. İktidarının yeni dönemi 8,5 yıl sürecekti. Yine serveti katlanacaktı. Atamalardan, satın almalardan, vergilerden, hediyelerden payına düşen miktar ‘göz kamaştırıcı’ydı. 1640’da, İstanbul’daki Venedik Elçisi’nin raporunda, devlet içindeki yeri ve variyeti hakkında bilgiler mevcuttu: ‘Valide sultan, son derece kararlı ve açgözlü! Tahmin edilemeyecek kadar zengin! Bazı saraylılara göre, devletin en varsıl kişisi… Serveti ve ihtirasıyla Kapıkulu askerlerini kendisine ram etmiş!’

Kösem, iktidar dizginlerini kontrolüne alıp, İbrahim’i kazasız belâsız tahta oturtunca, ilk ciddi krizle karşılaştı. ‘Oğlundan başka Osmanlı Hanedanı’nın erkek mensubu yoktu! Durum, devletin/sülalenin devamlılığı açından büyük tehlikeydi/‘musibet’ti! Ailenin sürekliliğini sağlayacak tedbirleri acilen almalıydı!’ ‘Ama İbrahim’in adının önüne geçen ‘deliliği’nin yanında, karşı cinse ilgisizliği/soğukluğu da sır değildi/‘dillerdeydi’!’ 

Valide Sultan, soruna çözüm bulmayı denedi. İmparatorluğun 4 köşesinde nefesinin kuvveti, duasının kerameti ile ünlenmiş ‘ilim erbabı’nı (!) İstanbul’a getirtti. Halk arasında ‘üfürükçü’ denilenlerin en ünlüsü, Safranbolu eşrafından, ‘Cinci Hoca’ lakabıyla bilinen Karabaşzâde Hüseyin Efendi’ydi. Cinci Hoca, İbrahim-i Evvel’i terapiye aldı! Terkibini yalnızca kendisinin bildiği ‘zatî’ macunlar hazırladı. Günün belli saatlerinde hususi ‘okuma’/‘dua’ seansları yaptı. 2 yıl dolmadan beklenen ‘olumlu sonuç’ alındı: Şehzade - IV. ! - Mehmet dünyaya geldi. Şanslı anne - Ukraynalı ve Rus asıllı olduğu ileri sürülen! - Nadya adlı cariyeydi. Tatar akıncılar tarafından esir edilmişti. Pazarda satılırken, - Tuna boyu sancakbeylerinden! - Kör Süleyman Paşa tarafından bedeli ödenip alınmıştı. Kösem Sultan’a hediye edilmişti. ‘Kendisi daha sonra ‘Valide Turhan Hatice Sultan’ adı ile tanınacaktı!’ Birinci İbrahim’in koynuna sokulan ilk cariyeydi. 2 Ocak 1642’de, 15 yaşındayken, müstakbel hükümdarı doğurdu. ‘Haseki sultan’ unvanıyla anılmaya başlandı.

- Cinci Hoca Paraya Boğuldu, Safranbolu’da İş Hanı Yaptırdı… -

İbrahim’in oğul sayısı çoğaldı. Sıra ile Şehzade Süleyman, Şehzade Ahmet ve Şehzade Mehmet de dünyaya geldi. Safranbolu eşrafından Cinci Hoca, başarısının meyvelerini topladı. Paraya, statüye, şöhrete gark edildi. Sarayda, harem çevresinde ve hatta devlet yönetiminde söz sahibi oldu. Dönem tarihçilerinin kayıtlarına göre, rüşvet karşılığı iş takibi yaptı. Medrese hocalığını kullanarak da hediyeler kabul etti. Tantanalı, çoğu kişinin imrendiği/kıskandığı hayata kavuştu. Valide Sultan’ın iltifat(lar)ına ve ihsan(lar)ına boğuldu. Memleketinde kendi adı ile anılacak ‘işhanı’nın inşasını gerçekleştirdi. ‘İstanbul’un en ‘varsıl’ kişileri arasına girdi!’ 

4. Mehmet tahta çıktığında, - 8 Ağustos 1648’de! - hazine tam takırdı. Yeni hükümdarın cülus töreninde dağıtılacak maddi kaynak yoktu. Sadrazam Sofu Mehmet Paşa, Cinci Hoca’ya müracaat edip borç para talep etti. Dönemin hatırı sayılır zenginleri ve yöneticilerinden gelecek kaynak(lar)la ‘havuz oluşturulacak’tı! Hoca Efendi söz verdiyse de yerine getirmedi. Sonunda öldürülmesine ve mal varlığına el konulmasına karar verildi. - Cinci Hoca ile ilgili daha geniş bilgi için, siyasetcafe.com’da yayınlanan ‘Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca’ başlıklı yazıma bakılabilir! - ‘Halk arasında, asker(ler)e dağıtılan paraya ‘Cinci Hoca Akçesi’ denildi!’

Hanedan’ın devamını sağlamak amacıyla alınan cariyeler, gözdeler için harcanan para(lar) pek külliyetli miktarlara ulaştı. Çıkmazdaki hazine daha zor duruma girdi. ‘Padişahın tensel zevk(ler)inin tutarı devlet tarafından ödenemeyecek boyuttaydı!’ Sultan İbrahim, haremde zaman harcarken, güzel kadınlara çok kıymetli hediyeler dağıtırdı. Beytülmal’deki en değerli mücevherleri getirtip gününü güzelleştiren/zenginleştiren nazen(ler)ine takardı. ‘Annesi, oğlunu dizginlemeye çalışsa da, ‘tırısa kalkan’ Sultan İbrahim’i durdurama(z)dı!’ ‘Kadınlar, hükümdarı etkilemeye/yönlendirmeye başladı. Yakın hizmetine bakan görevliler, yardakçılar da şanslarını denedi, paylarına düşenleri aldı!’ 

- Birinci İbrahim Samur Kürküne ve Amber Kokusuna Düşkündü… -

Halk, ağır vergiler, kötü yönetim, ‘normalleşen’ yolsuzluk söylentilerinden rahatsızdı. Devletin her kademesi rüşvet karşılığı alınır, belirlenir olmuştu. Bazı kayıtlara göre hediye verip makam edinen, daha yüksek meblağ(lar) karşılığı devrede(bili)rdi. Valide Sultan, sadrazam, vezirler, yüksek rütbeli yöneticiler, saray kadınları, kirli yönetimden yarar sağla(r)dı. Getiri(ler) aralarında pay edil(ir)di, servetleri katmerleş(ir)di.

Yeni vergi kalemleri getirildi. Samur ve amber satışları patlayınca, başka irad kapıları da bulunuverdi. Sultan İbrahim’in istekleri sınır tanıma(z)dı. Bir defasında, her tarafı kıymetli taşlarla süslenmiş ‘saltanat kayığı’ yaptırmayı kafasına koydu. Tüm çalışanlardan kesinti yapılacak, esnaftan farklı ‘kesenek’(ler) talep edilecekti. İsteme karşı duranlar cezalandırılacaktı. 

İbrahim-i Evvel’in çılgınlıkları tükenmedi. 1647’nin Aralık ayında Hümaşah Sultan ile evlendi. 8. hasekisine nikâh kıyarken, günler süren, masal benzeri/‘rüya gibi’ düğün yaptı. Kız kardeşleri Ayşe Sultan, Hanzade Sultan, Fatma Sultan ve - yeğeni! - İsmihan Kaya Sultan’ın mal varlıklarına, hatta mücevherlerine ‘çöktü’: ‘Gönlünün son sahibine hediye etti!’

Kösem Sultan, Sultan İbrahim üzerindeki kontrolünü yitirince, yeni arayışlara girdi. Her türlü dedikodunun, ayak oyununun, dalaverenin, iktidar mücadelesinin döndüğü Topkapı Sarayı’ndan da - yeniden! - uzaklaştırıldı. Fakat devlet yönetimiyle/yöneticileriyle ilişkisini sürdürdü. Askerleri dinledi, kontrolü elde tutmaya çalıştı. İdaredekiler de, halktaki rahatsızlığın farkındaydı. Huzursuzluk, toplumsal reaksiyon/protesto uzun süre dizginlenemezdi. Zamanı geldiğinde patlayacaktı. Nitekim beklenen fırtınanın kopması gecikmedi. Sadrazam Nevesinli Salih Paşa, Valide Sultan’ı ziyaret etti, eteğini öptü, bağlılığını bildirdi ve maruzatını sıraladı. Divan üyeleri ile devlet yöneticileri de, Sultan İbrahim’den hoşnut değildi. Memleketin idaresi kötüye giderken, Sultan’ın davranışları kontrol dışına çıkmıştı. Tahttan indirilmeliydi. Yerine oğlu, Şehzade - 4.! - Mehmet getirilmeliydi. ‘Görüşmede konuşulanlar, Sultan İbrahim’in kulağına da gitti.’ Padişah öfkelendi. Sadrazam Salih Paşa, misafirliğe gittiği evin önünde yakalandı. Cellâtlar tarafından kuyu ipi ile boğuldu. Vefat ettiğinde 40 yaşındaydı. Kösem Sultan, şehirden uzaklaştırıldı. Florya’daki İskender Çelebi’nin ünlü bahçesindeki köşkte ikamete mecbur edildi. - Rodos’a sürgünü dahi düşünüldü! - Valide Sultan, otoritesini/statüsünü yitirir gibi oldu. Gelir muslukları, rüşvet kaynakları - bir anda! - kesildi/kurudu. İbrahim-i Evvel’in yeni dostları/yarenleri keselerini doldurmaya adaydı. Bazıları kısa sürede ‘yükünü tuttu’! ‘Şekerpare de, Sultan’ı tatlı dili, yürek hoplatan cilveleriyle avucunun içine alan nedimelerin en önünde geleniydi/‘tarihe derç edilendi’!’

- Yeni Sadrazam Da Padişahın Değişmesinden Yanaydı… -

Sultan İbrahim’in hevesleri ve çılgınlıkları sürdü gitti. Her adımı, her hareketi israf kalemlerini artırdı. Halkta ve bürokraside şikâyetler ayyuka çıktı. Devlet erkânı ve asker - özellikle de Yeniçeri Ocağı! -, padişah değişimini zorunlu gördü. Valide Sultan’a da konu anlatılmalı, desteği sağlanmalıydı. Sadrazam Mevlevi Sofu Mehmet Paşa ile Şeyhülislâm Abdürrahim Efendi de aynı görüşteydi. Kösem Sultan onay verdi. Ama ittifak çok gizli tutuldu. - Kendisinin yeniden Topkapı Sarayı’na dönmesi sağlandı! - Çok geçmeden de Şeyhülislâm Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi, beklenen fetvayı tasdik etti: ‘Sultan İbrahim-i Evvel, imparatorluğu yönetebilecek akıl sağlığına sahip değildi. Tahta kalması hem ülke, hem devlet, hem tebaa ve hem de din-i İslâm için mahzurluydu.’

Şeyhülislam, Kazasker Hanefî Mehmed Efendi ve Yeniçeri Ocağı’ndan Muslihuddin Ağa’nın da bulunduğu devlet yöneticilerinin oluşturduğu ‘hal heyeti’, Topkapı Sarayı’na gelip Kösem Sultan’ın huzuruna çıktı. Valide Sultan, politik davranmaya dikkat etti. ‘Öneriyi hemen benimsemedi, karşı durdu. İbrahim-i Evvel’in tahttan indirilmesinin yanlışlığını anlatmaya çalıştı.’ Ama sonunda asıl niyetini açığa vurdu. Kendi ifadesine göre, ‘devlet yönetiminde ikilik çıkmaması için karara saygı gösterecekti!’ Torunu Şehzade - 4.! - Mehmet’in yanına gitti. ‘Biat ve cülus törenleri için hazırlayacaktı!’

Kösem Sultan, Birinci İbrahim’i Topkapı Sarayı’nda pencereleri kapatılmış, güneş girmeyen koğuşa hapsettirdi. Sultan ‘Deli’ İbrahim, başına gelenleri kabullen(e)medi. Hücre(sin)de bağırdı çağırdı, kafasını duvarlara vurdu ve garip sesler çıkardı. ‘Şahitler, sabık padişahın akli dengesini tamamen yitirdiğini söyleyecekti!’

- Valide Sultan, Oğlunun Boğdurulması Emrini Verdi… -

Sultan Birinci İbrahim, haledildikten sonra ancak 10 gün yaşayabildi. ‘Rakip gruplar tarafından yeniden tahta çıkarılabilir’ endişesiyle idam edildi. ‘Valide Kösem Sultan, oğlunun boğdurulmasını onayladı!’ Cellâtbaşı Kara Ali, kararın uygulayıcısıydı. ‘Dönem vakanüvisleri, Sultan İbrahim’in - 18 Ağustos 1648’deki! - katlinden Sadrazam Sofu Mehmet Paşa’yı da birinci derece sorumlu tuttu!’Şehzade Mehmet, 8 Ağustos 1648’de, ‘Mehmed-i Rabi’ - Dördüncü Mehmet! - sanıyla tahta geçtiğinde henüz 7 yaşındaydı. Çocuk denilecek çağdaki padişahın, devleti yönetmesi beklenemezdi. Cülusun ardından, babaanne Mâhpeyker Kösem Sultan, ‘saltanat naibesi’ kisvesini kuşandı ve idareyi eline aldı. Yeniçeri, Harem ve Dârüssâade ağalarını yanına çekti. Devletin bütün imkânlarını sundu. Hem iktidarını sağlamlaştırdı, hem muhaliflerini korkuttu/ezdirdi. Bazı Batılı tarihçiler süreci, ‘Osmanlı’nın Kadın Padişahı’nın Son Dönemi’ diye yorumlayacaktı. Yerli vakanüvisler ise Valide Sultan’ın ölümüne kadar sürecek nihaî dönemi, ‘Ağalar Saltanatı’ tabiriyle açıkladı. Zira Valide Sultan, ağaların da yardımıyla oğlunu tahttan indirmiş, torununu cihan devletinin başına geçir(ebil)mişti. Diğer değerlendirmeler daha farklıydı: ‘Devleti yönetecek cesarete, iradeye ve ferasete sahipti!’ ‘Hatta gözünün karalığını, cüretinin sınır tanımazlığını anlatmaya kelimeler yetmezdi/kifayetsiz kalırdı!’

Kösem Sultan, torunu 4. Mehmet’in annesi Hatice Turhan Sultan’ı dikkate almamış, ‘rakibe’ şeklinde görmemişti. Ama Valide Sultan da dişli çıktı. Oğlunun ninesinin etkisinde kalmasını kabullen(e)medi. Muhalefet etmeye, yönetimin başına geçmeye çalıştı. ‘Naibelik hakkı’nın kendisine ait olduğunu savundu. Sarayda, ‘Valide Sultanlar Mücadelesi/Savaşı’ patlak verdi. Tarih ve Topkapı Sarayı, ‘yaşlı ve tecrübeli’ ile ‘genç ve ihtiraslı’nın mücadelesine/didişmesine şahitlik etti.

- Kösem Sultan, Torunu 4. Mehmet’i De Öldür(t)meyi Denedi… -

Kösem’in planı basitti. Taze hükümdar daha sünnet edilmemişti. ‘Cerrahbaşı’nın küçük hatası ile ‘hedef’ ortadan kaldırılabilirdi. ‘Mehmed-i Rabi’, operasyon sırasında aşırı kan kaybından son nefesini verebilirdi.’ ‘Saray tarihçileri, Cerrahbaşı’nın efendisinin emrine harfiyen uyduğunu yazacaktı!’ Ama diğer tabipler olaya müdahale edecekti. Suikast planı akamete/‘başarısızlığa’ uğrayacaktı. Kimse Büyük Valide Sultan’ı suçlamadı. Sadece ‘ne düşündüğünü’/‘cüretinin nereye kadar uzanacağını’ öğrendi! Ama durdurul(a)madı. - 4. Mehmet hayatını yitirirse, diğer torunu, - Saliha Dilâşûb Sultan’dan doğma! - Şehzade Süleyman’ın iktidarı başlayacaktı. Kendi otoritesi de devam edecekti! - İkinci girişimde de en bilinen klasik yöntemi: ‘Zehirleme’yi kullanacaktı. Yeni planı da başarısız kalırsa, Yeniçeri Ocağı’nı devreye sokacaktı.

Fransız asıllı seyyah ve tüccar Jean-Baptiste Tavernier de, Kösem’in iktidarının son döneminde İstanbul’daydı. Dilimize ‘Tavernier Seyahatnamesi’ adı ile çevrilen hatıralarında, Valide Sultan’a ilişkin değerlendirmeler yapmıştı. Tavernier’e göre yaşlı Kösem, ‘Son derece akıllıydı, devlet işlerine yatkındı. Torunu 4. Mehmet çocuktu. Dolayısıyla bütün yetkiler, Büyük Valide Kösem’de toplanmıştı! Fakat geçkin hanım sultan, kendisine verilen iktidar aygıtını kötüye kullanmış, torununa karşı bir komplo/‘suikast’ düzenlemişti. Sonucunda da hayatını yitirmişti!’

Hatice Turhan Sultan, Naibe Büyük Valide Kösem Sultan’ın planlarını öğrenince, ‘gardını aldı’! Kösem’in muhaliflerini etrafında topladı, kendi organizasyonunu oluşturdu. Sabrının da sınırı vardı: Kontra atak için en uygun anı bekledi. Sonunda ‘ok yayından çıktı!’ 1651’in Ramazan’ının 17. günü, Naibe Valide Sultan’ın Topkapı Sarayı’ndaki hususi dairesi, bir grup Yeniçeri ve Bostancı askeri tarafından basıldı. Çeteyi, Turhan Sultan’ın en güvendiği adamlarından Lala Uzun Süleyman Ağa idare ederdi. Kösem Sultan direnmeye, cellâtlarını ikna etmeye çalıştı. Gözü dönmüş, aklı başından gitmiş askerler üzerine atıldı. Yerde sürümeye başladılar. Bir yandan da üzerindeki ve odasındaki mücevherleri yağmalama gayretine girdiler. ‘Gözüne hançer sapladılar. Parmaklarını kırarak yüzüklerini, kulaklarını yırtılarak/keserek küpelerine el koydular!’ Öldü sanıp, Kuşhane Kapısı’nın önüne bıraktılar. Darbeciler, talana devam ettiler. Servet edinme peşindeydiler. Kösem Sultan kendine gelince, kaçmaya çalıştı. Baltacı erlerinden ‘Deli Doğancı’ diye bilinen, ‘Kuşçu Küçük Mehmet’in elinden kurtulamadı. Perde ipi ile boğularak öldürüldü.

- Kösem Sultan Ölünce 14 Bin Kişi Aç Kaldı… - 

Kösem Sultan’ın ortadan kaldırılmasıyla ‘ocak ağaları’nın padişah ve devlet yönetimi üzerindeki baskısı da tarihe karıştı. Sultan 4. Mehmet, babası ‘Deli’ İbrahim’in katlinden sorumlu tuttuğu, büyükannesinin her türlü kanunsuz eylemine destek vermekle suçladığı, 38 ağanın boynunun vurdurulmasını emretti. Hayatını yitirenlerin sayısı 70’i buldu. 

Naibe Valide Kösem Sultan’ın bütün mal varlığı, hazineye irat/‘gelir’ kaydedildi. Yıllık neması: 250 bin ile 300 bin altın arasındaydı. Sadrazamlık da yapan, tarihçi Karaçelebizade Abdülaziz Efendi’nin yazdıklarına bakılırsa, ‘imparatorluğun en zengin ama en cömert kişisiydi!’ Kıbrıs, Midilli, Eğriboz, Gazze, Menemen, İzdin, Zile’de sayılamayacak kadar çok çiftliğin sahibiydi. Livadya’nın - Yunanistan’ın orta kısımlarında bir bölge! - verimli arazilerinden ve köylerinden her yıl payına düşen hâsılat gelirdi. İstanbul ve çeşitli ilçelerinden toplanan vergi(ler)den hissesine düşeni alırdı. Adını taşıyan - Çıkrıkçılar Yokuşu’ndaki, ‘Kapalı Çarşı’dan sonraki en büyük işyeri! - Büyük Valide Han’da sakladığı/muhafaza ettiği 20 büyük sandık dolusu altın lira ve mücevheratına da el konuldu.

1654’de, - Girit Seferi başladığında! - dönemin Venedik Balyosu’nun raporunda - Kösem Sultan hakkında! - yer verdiği bilgi(ler) önemliydi: ‘Valide Sultan, son derece haris, aynı zamanda zengindi. Osmanlı ülkesinin en varsılıydı! Halk arasında artan nüfusa, Kapıkulu askerleri üzerinde sarsılmaz hâkimiyete sahipti. Bütün İstanbul halkının bildiği gibi, iste(r)se, oğlu Birinci İbrahim’i tahttan indirecek güce vakıftı!’Kösem Sultan, tarihe ‘entrikacılığı’ kadar ‘hayırseverliği’ ile de geçti. Rivayet(ler)e göre, fakir halk kesimlerine el uzattı. Borçluların sırtındaki yükü hafifletmeye çalıştı. Hapishanelere düşen medyunların ellerinden tuttu. 200 yoksul aileye düzenli gelir bağladı. ‘Sâdât Ulûfesi’ diye adlandırdığı fondan/‘akar’dan ödemelerini sürdürdü. Evlenmekte maddi müşkülat çeken gençlerin önünü açtı, çeyizlerini hazırlattı, uygun kişilerle hayatlarını birleşmelerini sağladı. - ‘Katilleri ayrı tuttu. Kan dökenlerin ne yanına yaklaştı, ne elini uzattı!’ - Tarihçilerin yazdıkları dikkate alınırsa, Kösem Sultan son nefesini verdiğinde, 14 binden fazla insan sahipsiz/aç kaldı, ‘medar-ı maişet’ derdine düştü!

Kösem Sultan, öldü(rüldü)ğünde 62 yaşındaydı. Sultanahmet Camii’nin bahçesinde bulunan, kocası Ahmed-i Evvel’in adına yapılan türbeye defnedildi. Vefatından sonra kendisine ‘valide-i maktule’ ve ‘valide-i şehide’ gibi sıfatlar da yakıştırıldı. Osmanlı Tarihi’nde ortadan kaldırılan ilk ve tek ‘valide sultan’dı. ‘Kendisinden sonra gelen hem cinslerinin hiçbirisi aynı akıbeti yaşamadı!’


******

Meraklısına Önemli Not: Daha geniş bilgi için aşağıdaki kitaplara bakılabilir. Reşat Ekrem Koçu, 'Kösem Sultan', Doğan Yayıncılık, Nisan 2015; Ertuğrul Burak, 'Cariyeler Saltanatı', Çatı Kitapları, Mayıs 2010; M. Çağatay Uluçay, 'Padişahların Kadınları Ve Kızları', Ötüken Neşriyat, 2001; Nazım Tektaş, 'Harem'den Taşanlar', Çatı Kitapları, 2011; Ahmet Refik Altınay, 'Kadınlar Saltanatı', Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000; Necdet Sakaoğlu, 'Bu Mülkün Kadın Sultanları', Alfa Basın Yayın, Kasım 2013; MÜNECCİMBAŞI TARİHİ, Tercüman Yayınları, 1975; Kamil Su, Tarih-i Gılmani, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1976; TAVERNIER, Jean-Baptiste, Tavenhier Seyahatnamesi, Kitap Yayınevi, 2005.

28 July 2023 11:31
450 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

‘Tavukları Pişirmişem!’

Çadırda doğdu, gecekonduda öldü. Uçak satın almaya yetecek para kazandı. Ailesini her şeyin üstünde tuttu. ‘Ben, ‘ordu!’ besliyorum,’ diyecekti! 3. evliliğinde mutluluğu bulabildi. Vefat edince, ‘barak’lar öksüz kaldı!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Putin’in Türk Asıllı Metresi

Putin’in hayatına giren veya adı beraber anılan hanım(lar)ın yüzüne şans hep güldü. Kimisi gayrimenkul(ler)e ve servete kondu. Kimisi de politikaya girdi. Medya dünyasında patron koltuğuna oturdu. Devlet protokolünde ‘görünmeyen statü’ sahibi kesildi. Alina Kabaeva, şöhretli sporcuydu. Putin’le tanıştıktan sonra ününü, variyetini ve etkinliğini artırdı. Bayan Kabaeva, ‘son göz ağrısı’na, ‘Kış öncesi gelen - kısa süreli - aldatıcı yaz’a benzetildi. Güzelliği ile sadece Putin’in değil, bütün karşı cinsin ilgisini topladı. Sadece Rusya’da değil dünyada da stardı!

Bataklıkta Açan Çiçek: ‘Esengül’

Esengül, 24 yıllık kısacık ömründe çoğumuzun yüreğine dokunmayı başardı. Şarkılarıyla yaşamımıza karıştı, kalplerimizi sızlattı. Küllenmiş hatıralarımıza yeniden köz verdi. İstanbul’un varoşlarına yerleşe(bile)n Anadolu insanının sevda/hasret dünyasını canlı tuttu.

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Tahta Çıkınca ‘Sünnet Olan’ Padişah

I. Ahmet, 14 yaşında tahta oturdu. 14. Osmanlı padişahıydı. 14’ünde sünnet edildi. Saltanatı 14 yıl sürdü. Bazı müverrihlere göre 14 oğul babasıydı. İnşa ettirdiği caminin ‘Ahmediye Camii’nin - Sultan Ahmet Camii! - ilk tasarımında 14 şerefesi olduğu yazılacaktı. Sultan Ahmed-i Evvel’in hayatı ilgi çekici olaylar ve tezatlarla doluydu.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Diğer Türk Tarihi Yazıları

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 2

Zaro Ağa, 130 yaşından sonra çok ünlendi fakat para kazamadı. Dünyayı dolaştı. Popüler isimlerle tanıştı, fotoğraf çektirdi. Reklam kampanyalarında etkin rol aldı. Kartpostalları/foto kartları yüz binlerce satıldı. Kısacası Ağa, ülkemizin ilk ‘uluslar arası medya ikonu’ydu!

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Tahta Çıkınca ‘Sünnet Olan’ Padişah

I. Ahmet, 14 yaşında tahta oturdu. 14. Osmanlı padişahıydı. 14’ünde sünnet edildi. Saltanatı 14 yıl sürdü. Bazı müverrihlere göre 14 oğul babasıydı. İnşa ettirdiği caminin ‘Ahmediye Camii’nin - Sultan Ahmet Camii! - ilk tasarımında 14 şerefesi olduğu yazılacaktı. Sultan Ahmed-i Evvel’in hayatı ilgi çekici olaylar ve tezatlarla doluydu.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’

Ondokuz Kardeşini Boğazlatan Padişah

Tarihçi Bostanzâde Yahya, 3. Mehmet’i adeta kutsadı. 19 erkek kardeşine Cennet kapılarını açtığını, kendilerine ‘şehitlik’ payesi verdiğini/sunduğunu ileri sürdü. Şeyhülislam da, boğdurulan şehzadeleri ‘şehit’ ilan etmekten geri kalmadı. ‘Padişah oğulları, - ağabeyleri tarafından! - ‘Cennet Kayığı’na bindirilmişti!’