‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

‘İstanbul’un meydanlarında, halkın kolayca girebileceği/görebileceği bahçelerde özenle seçilen asırlık yetişkin ağaçlar ‘idam sehpası’ olarak kullanıldı. ‘İri yapılı maymunlar için insan hükümlülere uygulanan prosedür uygun bulundu!’ Halk arasında ‘Maymunkeş İmam’ adı ile şöhrete sahip Rumeli Kazaskeri Molla Abdülkerim Efendi, atını bir mahalleden ötekine sürdü ve seri idamları kontrol etti/izledi. Bazen de cellât(lar)ın işini yüklendi. İnfaz(lar)ı kendisi gerçekleştirdi!’

Molla Abdülkerim Efendi, Osmanlı’nın 12. padişahı, İslâm dünyasının 91. halifesi, 3. Murat’ı Manisa’daki şehzadeliği sırasında tanıdı. Özel öğretmenleri - ‘Tâcü't-Tevârih’ adlı Osmanlı Tarihi’nin yazarı, sonradan Şeyhülislam! - Hoca Sâdettin Efendi ve İbrahim Efendi’den sonra üzerinde en etkili olandı. Özellikle fıkıh ve muamelat konularında ihtisas sahibiydi. Derin malûmata hâkimdi. Şehzadenin yakın çevresine dâhil edildi. Hayatının sonuna kadar da yerini muhafaza etti.

- Sultan 3. Murat İstanbul’dan Dışarıya Çıkmadı… -

3. Murat ya da tarihçilerin ifadesiyle Sultan Murâd-ı Sâlis, 4 Temmuz 1546’da, Manisa’da dünyaya geldi. Babası - Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatta kala(bile)n biricik oğlu! - Şehzade - 2.! - Selim’di. Devlet tecrübesi kazanmak için Manisa Sancakbeyliği’nde görevliydi. Annesi Afife Nurbanu Sultan’dı. - Validesinin aile kökeni hakkında bilgiler çeşitliydi/çelişkiliydi. Bazı tarihçilere göre Venedikli idi. Baffo Ailesi’ne mensuptu. Kimilerine bakılırsa, ‘Yahudi’ asıllıydı! - Adını, büyükbabası I. Süleyman koydu. Dedesi ve babasının himayesinde kaliteli sayılabilecek eğitim aldı. Şiire, musikiye, hat sanatına kabiliyetliydi ve düşkündü. ‘Muradî’ ve ‘Murad’ mahlaslarını kullandı. Tasavvuf ehliydi, dönem tarihçilerinin kayıtlarına/rivayetlerine bakılırsa, Halveti Tarikatı’na mensuptu. ‘Fütuhat-ı Siyam’ adlı eserin müellifiydi. Yüksek seviyede Arapça ve Farsça öğrendi. Bazı Batı/Avrupa dillerini bildiği de rivayet edilirdi. Askeri öğretilere çalıştı. Silah kullanmayı, savaş stratejisini, birlikleri yönetmeyi teorik şekilde öğrendi. Ama tatbikat fırsatı bulamadı. Babası 2. Selim’in yolundan gitti. Ordunun başında sefere çıkmadı. Hiçbir savaşa da katılmadı. Tensel zevkin peşine takıldı. Bazı vakanüvislerin satırlarıyla, ‘İstanbul’dan dışarıya çıkmadı. Harem ve hamam arasında gidip geldi! Osmanlı Hanedanı’nın en çok çocuğa sahip üyesiydi!’

- ‘Maymunkeş Molla’ İnatçı ve Kararlıydı… -

Sultan 3. Murat, Molla Abdülkadir Efendi’yi sever, sözünden çıkmaz, biraz da ürkerdi. Hoca, otoriter, sert mizaçlı, eleştiri kabul etmeyen, ‘Dediğim dedik!’ diyen, hayli mutaassıp ve muktedirdi. Ani kararlar alır, sonunu düşünmez ve hemen uygulamaya koyardı. Öğrencisi padişah olunca, etkisi/yetkisi de arttı. Rumeli Kazaskerliği’ne kadar ilerledi. - ‘Rumeli Kazaskeri’ - ‘Sadr-ı Rum’ da denirdi! -, Osmanlı ilmiye sınıfının, şer’i ye hukuki kararları veren en yüksek iki görevlisinin ilkiydi. Rumeli bölgesi ve Ege'deki adalardan sorumluydu! - Kendisini adeta sultanın vekili/hamisi gibi görmeye başladı. Halkın her işine karışmaya, kafasındaki şablona uygun insan(lar) yetiştirmeye kalkıştı. Hanelere kadar girip toplumsal yaşamı biçimlendirmeye yeltendi. Kararları ve uygulamaları tepki çekti, tiksinme uyandırdı. Fatih Camii’ni mesken tuttu. Her cuma, vaazlarında uyarılarını sıraladı. Evlerde evcil hayvan beslenmesini tehlikeli buldu, kendince yasakladı. ‘Zararlarını/uygunsuzluklarını bir bir dillendirdi!’

- Osmanlı Donanması’nda Gözcülük Yapan Maymunlar… -

Osmanlı’nın 8. padişahı 2. Bâyezit döneminde, Türk donanması iyiden iyiye gelişti. Türk leventleri Ege’de, Karadeniz’de ve Akdeniz’de göründü. Bazı tarihçilerin yazdıklarına göre, eğitilmiş maymunlar da gözcülükte kullanılmaya başlandı. 

Ünlü tarihçimiz İsmail Hakkı Konyalı’ya göre ‘Kitâb-ı Bahriye’nin müellifi Pîrî Reis ve amcası Kemal Reis, idare ettikleri gemilerde maymun gözcüler çalıştırdı. - Kemal Reis ve emrindeki askerleri, Amerika’yı keşfeden Kristof Kolomb’u esir almakla da tanınmıştı! - Uzağı görme, tehlikeyi hızla haber vermelerinden ötürü tercih edildiler. Direklere süratli tırmanır, yelkenlerin üzerinde uçar/koşar gibi hareket ederlerdi. 

Yine rivayete göre, Osmanlı Donanması’na bağlı kalyonlar, el koydukları Kuzey Afrika bandıralı gemilerde - ilk kez! - ‘gözcü maymunlar’ı gördü. Kısa sürede ne kadar yararlı elemanlar oldukları anlaşıldı ve sayıları artırıldı. Uzak mesafeleri yakın eden keskinlikte dürbün gibi gözlere sahip hayvanlar pek faydalıydı, çok da akıllıydı.

Demîrî’nin ‘Hayâtü’l-hayevân’ - Dilimize ‘Hayvanlar Ansiklopedisi’ diye de çevrilebilir! - adlı eserinde, meslek sahibi maymunlar hakkında ilginç bilgilere yer verildi. Onuncu Abbasi Halifesi Mütevekkil'in (847 - 861) - Tam adı: Câ’fer el-Mütevekkil idi! - terzilik yapan maymunu vardı. İşinin ustasıydı. Halife’nin bazı giysilerini dikerdi. 

- Kuyumculuk, Balıkçılık Ve Hatta Kasaplık Yapa(bile)n Maymunlar… -

Aynı Halife, kuyumcu ustası başka maymuna da sahipti. Onun ürettiği yüzükleri takardı. Sarraf primat, altın ayarlarını bilir, birbirinden kolayca ayırırdı.

Bazı İslâm bilginlerinin ‘pek akıllı mahlûkat’ diye nitelediği maymunlar arasında balık tutan, temizleyen ve pazarlayanlar da görüldü. Demîrî’nin kayıtlarında, kasaplık yapıp sahibine para kazandıranlardan da bahsedildi. 

Hatta bazı müverrihler, Osmanlı’nın Akdeniz’de hâkimiyet kurmasında, denizci maymunların büyük payı olduğunu da savundu.

Kuzey Afrika, Osmanlı idaresine geçtikten sonra - Kanunî Sultan Süleyman döneminde! - maymunlara ulaşmak kolaylaştı. Afrika’nın ormanlarından yakalanan primatlar, ticaret gemileri/kervanları aracılığıyla imparatorluğun büyük şehirlerine götürüldü. Tüccar ve denizciler, hatırı sayılır para(lar) kazandı. Özellikle de İstanbul’da geniş pazar ve müşteri kitlesi oluştu. Zengin ahalinin evlerine, konaklarına, saraylarına kadar girdiler. Daha önceden bilinmediğinden/görülmediğinden kısa sürede ilgi odağı haline geldiler. Adeta salgın hastalık hızıyla müşterilere ulaştılar. Aile fertlerinin hatta küçük yaştaki çocukların elinde oyuncak durumuna düştüler. 

‘Gözcü maymunlar’, İstanbul’un en eski ve tarihi bölgesi Galata’da alınıp satılmaya başlandı. Azapkapı Çarşısı’nda - Haliç kıyısındaki Sokullu Mehmet Paşa Camii’nin yanında! - açılan dükkânlar, neredeyse büyükçe koloni oluşturdu. Halk arasında, ‘Maymuncular!’, ‘Maymun Dükkânları!’ da denilir oldu! 

- Gözcü Maymunlar, Binlerce Denizcinin Hayatını Kurtardı… -

İstanbul ve Gelibolu’da, maymunların eğitilmesine yönelik birimler oluşturuldu. İlk yetiştiriciler, Kuzey Afrika kökenliydi. Zamanla yerli eğitmenler de deneyim kazandı, başarı sağladı. Hayvanların kendilerine özgü işaretleşme ve meramlarını anlatma dili/şekli vardı. İnsanlara yakın zekâ seviyesine sahiptiler. Eğitilmeleri kolay, yapacaklarını öğretmek ise zevkli ve eğlenceliydi.

Uzağı dürbün keskinliğinde net görürlerdi. Dikkat çeken hareketler ve seslerle gemi personelini uyarırlardı. Önlem alınmasını, savunmaya geçilmesini sağlarlardı. Bazen savaşmaya gerek kalmadan, rota değişikliğine gidilir ve felâket hasarsız savuşturulurdu. Kimi vakit de düşman kadırgalarına ters yönden, beklenmedik anda/aniden yanaşılır, zafere ulaşılırdı.

Yıllar geçtikçe halk maymunlara, primatlar da ahaliye alıştı. Zengin evlerine oyuncak diye alınan hayvanlar, sağlanan hürriyet ortamından yararlandı. Sokaklarda dolaşmaya, ağaçlar arasında hokkabazlık yapmaya, yiyecek satan dükkânlardan küçük hırsızlıklara giriştiler. Gemilerde yararlı işler görenler, şehirde kalınca değişti: Zararlı hatta ‘gayri ahlaki’ eylemlerle beraber anılır oldu! Halk arasında merak uyandıran, hayret yaratan, dedikodular dolanmaya başladı. Şikâyetlerin/isnatların ardı arkası kesilmedi. Aksine hızı çoğaldı ve şehri ‘hortum’ gibi, ‘yoğun sis bulutu’ gibi sarıverdi.

- Maymun(lar)a ‘Tensel Eğlence Alet(ler)i’ Suçlaması… -

‘Maymun severler’in karşısına ‘maymun döverler’ çıktı! Seslerini yükselttiler, primatların zengin evlerinde beslenmesinin - kendilerince, kişisel zanlarınca! - sebeplerini açıklamaya giriştiler. ‘Zengin dul hanımlarla ilgili iddiaları kabul edilebilir türden değildi! Maymunlar, özellikle de iri yapılıları için, ‘lehv’/‘cinsel oyun’, ‘tensel eğlence’ aletleri/araçları suçlaması dillendirildi!’

Sultan 3. Murat’ın saray imamı, hocası, Rumeli Kazaskeri Abdulkadir Efendi, halkın içindeydi. Zenginlerin ‘moda oyuncağı’ primatları ‘toplum düşmanı’, ‘ahlak törpüsü’, ‘günah yaratığı’ şeklinde niteledi. Daha da korkunç/ürpertici görüşlere sahipti: Efendi’ye göre ‘maymunlar, fuhuş amaçlı kullanılabilirdi’! Yoğun dini ve vicdani baskılar(ın)dan ötürü harekete geçmekten geri durmadı. ‘Toplumun ahlâki değerleri korunmalı, kimi hanımların yoldan çıkması önlenmeliydi!’ Sokaklarda rastladığı, bahçelerde gördüğü hayvanları yakalattı. Uygun ağaçlarda idam edilmelerini sağladı. Kararları ve eylemleri yaygınlaştıkça, dehşete düşüren ünü kat be kat çoğaldı. Adı: ‘Maymunkeş İmam/Molla’ya çıktı. İsminin ulaştığı, gölgesinin bile görüldüğü ileri sürülen sokaklardan geçil(e)mez oldu! Sırtını en üst makama, Padişah’a yaslamasından ötürü rahattı. Sözü kanun yerine geçerdi. Karşı durul(a)mazdı! Tepkilere/muhalefete karşı da dimdik ayaktaydı. ‘Maymun severler’in, ‘maymun dostları’nın en önemli, en bilinen, en sert karşıtıydı!

- Fatih Camii’nin Kürsüsündeki Ünlü Vaiz… -

Abdulkadir Molla, Dersaadet’teki selâtin camilerinde vaaz ederdi. Bazı cuma namazları öncesinde Fatih Camii’ni mekân seçer, cemaate nasihat(ler)de bulunurdu. Sert mizacını yansıtan keskin/sivri cümlelerle topluluğu tahrik ederdi. Silkelediğini ve kendisine gelmesini sağladığına inanırdı. Dilinin kemiği yoktu! Kürsüde söz söylerken kimseden korkmazdı. Hatta konuşmasının sonunda yaşanabilecek kargaşadan, çıkabilecek karışıklıktan da çekinmezdi. Kendisi için önemli olan: ‘Sözlerinin dinlenmesi, fikirlerinin uygulamaya geçmesiydi!’

Yine bir cuma namazı öncesinde Fatih Camii’nde binlerce kişiye vaaz etti. Şehirdeki sapkınlıktan söz açtı. Molla’ya göre, ‘Dersaadet’e getirilen, sayıları bilinmeyecek kadar çok maymun, ‘bazı varsıl dul kadınlar tarafından ‘fena işler’de kullanılırdı! Hayvanlara istemleri dışı fuhuş yaptırılırdı! Halkın ahlâkı korunmalı, ‘zânî’ mahlûkları getir(t)en, ticaretini yapan ve hatta evlerine sokma cesaretini gösterenlerin gözü korkutulmalıydı! Gerektiğinde cezaları da verilmeliydi!’ Aksi halde toplum zarar görecek, iffetini yitirilecek ve manevi çöküş yaşanacaktı! Birileri ortaya çıkmalı, durumdan vazife çıkarmalı ve ‘fesat ocağını söndürmeli’ydi!’ Cemaat hazırsa, önderlik edebilir, ‘günah yuvaları’ ve ‘günah oyuncakları’ sonsuza dek ortadan kaldırabilirdi! Ve dediğini de yapacaktı!

- Galata’da Maymun Satan Bütün Dükkânlar Tahrip Edildi… - 

Ateşli konuşması, beklediği sonuca ulaştırdı. Namaz sonrasında Fatih Camii’nin içinde, bahçesinde ve yakın sokaklarında toplanan halk, sel halinde Galata’ya yürüdü. Maymun satan dükkânlar basıldı. Ticarethaneler enkaza döndü. Kafeslerdeki ve çevredeki hayvanlar toplandı. En yakın ağaçlarda infaz(lar)a girişildi. Dönem tarihçilerinin kayıtlarında, ‘İstanbul’daki Maymun Avı’ da yer aldı. Şehrin her sokağı arandı. Hanelerde barınan, ağaçlarda saklanan, sokaklarda dolaşan primatlar teker teker yakalandı. Çok irileri/semizleri için özel darağaçları kuruldu. Abdulkadir Molla, başkomutan edasıyla infazları yönetti. Atından hiç inmedi, linç emirlerini verdi, sürece bizzat nezaret etti. Hatta bazı idamlıkların iplerini bizzat kendisi çekti. 

Operasyon günlerce sürdü. Cesetler, dallarda ve sehpalarda asılı bırakıldı. Heveslilerin gözü korkutuldu. İstanbul halkı, - olaylardan sonra! - Molla’ya ‘Maymunkeş!’ lakabını uygun buldu.

- Molla, Osmanlı’nın Gayrimüslim Ahalisine de Karşıttı… -

Rumeli Kazaskeri Abdulkadir Molla, imparatorluğun Hıristiyan ve Musevi ahalisine de kafayı taktı. - Kimi tarihçiler, gayrimüslim halklara karşı düşmanlığı/hıncı olduğunu da yazdı! - İşe kılık kıyafet değişikliğiyle girişti. Her dine inanan kişilerin giysileri, başına geçirdiği serpuş rengi farklıydı. Yahudiler sarı kippa, Hıristiyanlar mavi başlık takardı. Molla, sarı ve mavi yerine siyah ile kırmızıyı mecbur tuttu. Bundan sonra serpuşlar belirtilen renkteki çuhadan diktirilecekti.

Kasımpaşa’daki Deniz Hastanesi’nin inşa edildiği arazi, 3. Murat döneminde kabristandı. Bir yanı Müslüman, diğer bölümüyse Yahudi mezarlığıydı. Molla Abdulkadir Efendi, cami yaptırmayı da kafasına koydu. Uygun anı kolladı. Projesi duyuldu. Özellikle mabedin Yahudi Maşatlığı’nda inşa edileceği haberi, beraberinde tartışmaları ve protestoları getirdi. Musevi Cemaati, tepkisini gösterdi. Karar ertelendi, iptal edilmiş sanısı uyandırılmaya çalışıldı. Ancak ‘Maymunkeş Molla’, kararından dönmedi. Caminin inşası için gerekli bütün malzemeyi tedarik etti. 1591’in yazında, bir gece yarısı uygulamaya geçti. Şehrin seçkin ustalarından oluşan çok sayıda personel, hem mezarlığın bir bölümünü temizledi, hem de ahşap camiinin yapımına girişti. Sabah ezanı okunduğunda, mezarlığın ortasında yeni cami yükseldi! Hatta aynı gün öğlen vakti ibadete dahi açıldı. Abdulkadir Molla, yıllar boyu gönlünde filizlendirdiği amacına ulaştı. Saray ve devlet yönetiminden eleştiri gelmedi. ‘Oldubittisi kabullenildi’! Çevre halkı, bir gecede kondurulan binaya, ‘Yel Değirmeni Camii’ adını verdi.

Maymunkeş Molla renkli, farklı, dillere düşen icraatlarını sürdüremedi. Ömrü vefa etmedi. Rivayet(ler)e bakılırsa, heyecanlı ve gergin yaşamı, kalbine zarar verdi. Aniden vefat etti. Ölüm haberi, halk arasında sevinç yarattı. Özellikle tüccarlar ve evlerinde maymun besleyen halk, bayram yaptı. Sadaka(lar) dağıtıldı. Fukaranın karnı doyuruldu. Dükkânlar yeniden açıldı. Gizli depolarda, mahzenlerde saklanan primatlar açığa çıkarıldı. Serbest satış(lar)a geçildi.

******

Meraklısına Not: Konu hakkında daha geniş bilgi edinmek için aşağıdaki kitaplara ve yazılara da bakılabilir! Reşad Ekrem Koçu, ‘Tarihimizde Garip Vakalar’, Varlık Yayınları, 1952, İstanbul; Dursun Gürlek, ‘Kültür Dünyamızdan Manzaralar’, Kubbealtı Neşriyat, 2015, İstanbul; İsmail Hakkı Konyalı, Türk Denizciliği ve Maymunlar, Tarih Hazinesi Dergisi, 28 Şubat 1951 Tarihli 7. Sayı; http://www.alihikmetince.com/haber/idam-edilen-maymunlar-85.

28 October 2022 14:44
652 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Şah İsmail’i Yavuz Yapmışlar

Yüz yıla yakın bir süre tarihî hatada ısrar edilmiş: Şah İsmail’e ait portre, Yavuz Sultan Selim’in resmi diye tanıtılmış.

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

Baltacı, ‘Şehvet’ Değil ‘Rüşvet’ Mağduru

Baltacı Mehmet Paşa; Prut Harbi’nde risk alsa; Rusya, tarih sahnesinden siline(bile)cekti. Tereddüt, aşırı güvensizlik, ‘rüşvetin dayanılmaz çekiciliği’ tarihin ebediyen değişmesini engelledi.

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Hayvanat Bahçelerinde Sergilenen İnsanlar

Human Zoo(s) - İnsan Hayvanat Bahçeleri! - tarihin en gaddar, en aşağılayıcı, en benzersiz istismar uygulamasıydı. Para kazanma hırsıyla yanan tüccarların, girişimcilerin, marjinal ırkçıların haz aldıkları ve teori ürettikleri en büyük ayıptı. Proje teorisyenleri ve uygulayıcıları da emperyalist ABD ile ‘gözleri doymaz’ Batılı devletlerdi.

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

Terzi ve Kuyumcu Maymunlar

Onuncu Abbasi Halifesi Mütevekkil (822 - 861) hayvansever bir hükümdardı. Beslediği ve sahiplendiği hayvanın zeki, becerikli ve uysal olmasını isterdi.

Mezarı Açtırılıp Kemikleri Yaktırılan Halife

Emir Timur; 1400 yılının son baharında Suriye’yi fethetti. Şam’a girdiğinde de Muaviye ve Yezit’in süslü mezarlarını yerle bir ettirdi. Yezit’in mezarını açtırıp kemiklerini yaktırdı. Sahabe olduğu için Muaviye’nin cenazesine dokunmadı.

Öteki Putin / 2

Putin, dünya siyaset arenasına çıkınca, hemen fark edildi. Gizli servislerin, basının ilgi alanına girdi. Özel hayatı, çalışma şekli, yakın çevresi, ailesi ve hatta akrabaları tek tek değerlendirildi. Yazıldığı gibi Putin, ‘dünyanın en zengin adamları arasında’ mıydı? ‘Birbirinden güzel 2 hanımla birlikte olmuş’ ve ‘ailesinin kalabalıklaşmasını sağlamış’ mıydı?

Öteki Putin / 1

Putin, ‘KGB okulu/geleneği’nden gelen Rusya Federasyonu Başkanı’ydı. Tarihine, devletinin derin/‘kadim’ geleneklerine ve kurumlarına bağlıydı. Hatta resmen açıklamasa bile, 20. asrın 2 numaralı süper gücü, ‘Sovyetler Birliği’nin mirasçısıydı. ‘Çarlık Rusyası ile SSCB’nin sentezi gibiydi!’

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

On İki Ada’yı - Maalesef! - Osmanlı Verdi

Siyasi tarihimizde 2 tane Lozan Antlaşması vardı. İlki 15 Ekim 1912’de, ikincisi 24 Temmuz 1923’de imzalandı. Osmanlı; Lozan’ın Ouchy semtinde imzalanan birinci antlaşma ile 12 Ada’yı İtalya’ya - geri alabilmek/ödünçlük koşulu ile! - bıraktı.

Diğer Türk Tarihi Yazıları

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 2

Zaro Ağa, 130 yaşından sonra çok ünlendi fakat para kazamadı. Dünyayı dolaştı. Popüler isimlerle tanıştı, fotoğraf çektirdi. Reklam kampanyalarında etkin rol aldı. Kartpostalları/foto kartları yüz binlerce satıldı. Kısacası Ağa, ülkemizin ilk ‘uluslar arası medya ikonu’ydu!

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Tahta Çıkınca ‘Sünnet Olan’ Padişah

I. Ahmet, 14 yaşında tahta oturdu. 14. Osmanlı padişahıydı. 14’ünde sünnet edildi. Saltanatı 14 yıl sürdü. Bazı müverrihlere göre 14 oğul babasıydı. İnşa ettirdiği caminin ‘Ahmediye Camii’nin - Sultan Ahmet Camii! - ilk tasarımında 14 şerefesi olduğu yazılacaktı. Sultan Ahmed-i Evvel’in hayatı ilgi çekici olaylar ve tezatlarla doluydu.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.