On İki Ada’yı - Maalesef! - Osmanlı Verdi

Siyasi tarihimizde 2 tane Lozan Antlaşması vardı. İlki 15 Ekim 1912’de, ikincisi 24 Temmuz 1923’de imzalandı. Osmanlı; Lozan’ın Ouchy semtinde imzalanan birinci antlaşma ile 12 Ada’yı İtalya’ya - geri alabilmek/ödünçlük koşulu ile! - bıraktı.

On İki Ada’yı - Maalesef! - Osmanlı Verdi

Yaygın kanaatin aksine 12 Ada’yı, 1923’deki Lozan’da değil, 1912’de yine Lozan’da, ama sahil semti Ouchy’de imzalamak zorunda kaldığımız antlaşmayla yitirdik. Muahede; siyasi tarihimize ‘Uşi An(t)laşması’ adıyla geçti. Hatta pek çok tarihçi tarafından, 1940’lı yıllara kadar ‘Birinci Lozan Anlaşması’ şeklinde değerlendirildi. Sonra 2. Lozan hep hatırlana geldi; 1. Lozan ise - adeta! - siyasi literatürümüzden çıktı/unutuldu.

Yunanca Dodecanesos (dodeca (oniki), nesos (adalar)) kelimesi; Türkçe’ye 12 Ada(lar) diye çevrildi ve kullanıla geldi. Osmanlı’nın bölgedeki farklı yönetim biçimi de adın belirginleşmesini sağladı.

Osmanlı; Rodos ve 12 Ada’yı, 1522’de başlayan bir dizi fetihle kazandı. Adalar, Hospitalier Şövalyeleri’nin hâkimiyetindeydi. Şövalyeler, Rodos’tan çıkarılınca; öteki adalarda da tutunamadı. Fetih sonrası, devlet eliyle bölgeye Türk aileleri yerleştirildi. Göç desteklendi/özendirildi.

- İtalya, 12 Ada’yı İşgal Etti… -

12 Ada; 400 yıl boyunca Osmanlı’nın yönetiminde kaldı. Nüfusunun çoğunluğu gayri Müslimdi. Fakat önemli oranda Müslüman ahali de yaşardı. Bölgede 14 büyük ada, 20’den fazla da adacık vardı.

1911’de, İtalya, Trablusgarp’a saldırdı; ama beklemediği oranda direnişle karşılaştı. Osmanlı’yı barışa ve bölgeyi teslime zorlamak için, Rodos’u ve 12 Ada’yı işgal etti. Güçlü donanması ve yerel Rum ahalinin de desteğiyle zorlanmadı. Hatta cüretkâr adım daha attı: Çanakkale’ye kadar gelip boğazı geçmeyi denedi; başaramadı.

Osmanlı’nın karşı koyabilecek güçte donanması mevcut değildi. Daha doğrusu 2. Abdülhamit tarafından Haliç’e zincirlenen Donanma-yı Humâyûn harekât kabiliyetini önemli ölçüde yitirmişti. Savaş kabiliyetini kaybeden gemiler, zamanın da çok gerisinde teknolojiye ve teçhizata sahipti.

İtalya, barış şartını ileri sürdü: ‘Trablusgarp’taki askerlerinizi çağırın; adalardan çekilelim!’

Osmanlı’nın başına büyük bela getirecek/açacak Balkan Savaşı da başlamak üzereydi. Cephe sayısını artırmak, kuvveti bölmekti. Söze/vaade inanıldı; Trablusgarp, İtalya’ya bıraktı. Ama şart da koşuldu: İtalya, 12 Ada(lar)’dan hemen çekilirse; Yunanistan boşluğu doldurabilir; işgale yeltenebilirdi. 

İtalyan, bir süre daha - Osmanlı’nın istediği kadar! - kalacaktı. Böylece 12 Ada’nın elimizde kalması garantiye alınmış göründü/sanıldı.

- Balkan Savaşı’ndan Sonra 12 Ada Tamamen Elimizden Çıktı… -

Ama şartlar beklendiği/düşünüldüğü gibi gelişmedi. Osmanlı, Balkan Savaşı’nda çok ağır yenilgi aldı. Bulgar Ordusu, Edirne’yi işgal edip Çatalca’ya kadar geldi. Osmanlı, 12 Ada’yı düşündüğü/planladığı gibi sahiplenemedi. Yunanistan adeta elini kolunu sallayarak adalara girdi. Donanmamızın - önemli ölçüde! - eski ve hareket kabiliyetini yitirmişliği kuvvet kullanılmasını da engelledi. Yunanistan’ın yarattığı fiili durum - ancak! - protesto edilebildi.

Anadolu’ya yakın Midilli ve Sakız gibi adalarının da Yunanistan’a bırakılması istendi. Osmanlı karşı çıktı; ama sonra geri adım attı. 

Londra’da Büyükelçiler Konferansı toplandı. Alınan kararlar, 14 Şubat 1914’de Osmanlı’ya iletildi: Meis hariç 12 Ada, İtalya’ya terk edilmişti. Gökçeada ve Bozcada dışındaki Ege Adaları Yunanistan’a verilmişti. 

Osmanlı, bildirilen şartları/sonuçları kabul etmedi. 15 Şubat 1914’de, büyük devletlere nota verdi; fakat sonuç alamadı. 

Bu sırada, Birinci Dünya Savaşı çıktı; Londra Konferansı kararlarının tartışması da gündemden çıktı/kalktı. Osmanlı’nın elinde Meis, Bozcaada ve Gökçeada kaldı.

Sevr Antlaşması’nda ‘Ege Adaları Sorunu’ yeniden gündeme geldi. Osmanlı, 84. maddeye göre; Gökçeada, Bozcada, Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam gibi bütün büyük adaları Yunanistan’a verecekti. 

Aynı antlaşmanın 122. Maddesinde de, İtalya’nın işgali altındaki Stampalia, Rodos, Herkit, Kerpe, Kaşot, İncirli, Kalimnos, Piskopis, Loryos, Patnos, Limpos, Sümbeki ve İstanköy adaları ile çevrelerindeki adacıklara da Yunanistan sahip olacaktı. İtalya, Kastellorizo üzerindeki haklarından da vazgeçecekti.

- Lozan’daki Fiili Durum… -

Lozan’da fiili bir durum söz konusuydu: 12 Ada İtalya’nın, Ege Adaları Yunanistan’ın işgalindeydi.

Lozan’da Türkiye’nin öncelikli amacı: Misak-ı Milli’yi benimsetmekti. Misak-ı Milli’nin sınırları içinde 12 Ada yoktu. Lozan’da görüşmeleri yürüten İsmet Paşa başkanlığında heyete, TBMM tarafından 14 maddelik bir talimat verilmişti. 4. sıradaki direktif: ‘Ege Adaları’nın Durumu ve Savunulacak Politika’ydı. ‘Müzakereler sırasında politika belirlene(bile)cekti. Çanakkale’ye yakın adalar da ısrar edilecekti. Olumsuzluk durumunda Ankara’dan yeni emir/görüş beklenecekti.’ 

İsmet Paşa, direktife uydu: Bozcada, Gökçeada, Midilli, Sakız, Semadirek, Limni, Sakız, Sisam ve Nikerya’yı istedi. 

Öneri benimsenmedi. İlerleyen görüşmelerde İsmet Paşa yeni plan sundu: Gökçeada, Bozcaada, Meis, Tavşan Adaları ve Semadirek’in Türkiye’ye bırakılması şartını koştu. İkinci koşulu da: Yunanistan’a bırakılacak adaların Türkiye’ye bağlanması; ama özerk yönetilmesiydi.

Sonuçta orta yol bulundu: Türkiye; Gökçeada, Bozcaada, Tavşan Adalarını aldı. Anadolu kıyılarına 3 kilometre mesafedeki adalar, adacıklar ve kayalıklar da bırakıldı. Yunanistan’ın egemenliğine terk edilen adaların silahtan ve askerden arındırılması benimsendi.

15. Madde ile de 12 Ada’nın hükümranlık hakkı İtalya’ya bırakıldı.

Türkiye, Lozan’da daha önce kendisine bırakılan Meis Adası’nı kaybetti.

Doç. Dr. Sevtap Demirci’nin - bir gazete röportajında açıkladığı! - araştırmaları sonucu ulaştığı tespit çok önemliydi: İngilizler, Ankara Hükümeti ile Lozan’daki Türk Heyeti arasındaki mesajların şifresini kırmayı başarmıştı. Lozan Görüşmeleri’nin 2. yarısında İngiliz Heyeti, Türk tarafının bütün tezlerini öğrenmiş ve hamlelerini geliştirmişti. 

- Limni Adası Unutkanlık Sonucu Elimizden Çıktı İddiası… -

Global bakışla Türkiye; Lozan’da genişlik açısından istediği/planladığı adaların yarısını aldı/alabildi. Daha fazla ısrar edil(e)me(z)di. 8 yıl süren uzun savaş yeni bitmişti. Deniz kuvvetimiz yok denecek seviyedeydi. Uçaklarımız parmakla sayılırdı. İstanbul ve İzmir’de İngiliz ve Fransız donanmaları demirliydi. Herkes savaş değil, barış beklentisi/isteği içindeydi. Adalar konusunda ısrarı sürdürerek sonuç alınamazdı; ileride yeni fırsat(lar) çıkabilirdi.

Bir başka akademisyenin seslendirdiği iddia ise yürek yaralayıcıydı; göz yaşartıcıydı. Lozan Antlaşması’nda Limni, Türkiye’ye bırakılmıştı. Kayıtları tutan Türk görevliler; Limni’nin adını yazmayı unutmuştu. Koskoca ada, anlık gaflet sonucunda Yunanistan’ın malı oldu. 

İtalya’nın 12 Ada üzerindeki hâkimiyeti 1943 yılına kadar sürdü. 2. Dünya Savaşı’nın şartları aleyhine gelişince; İtalya, Libya’dan ve 12 Ada’dan çekilmek zorunda kaldı. Adalar boşaltılırken; Ankara’ya haber gönderildi: Adaların sahibi: Osmanlı’nın mirasçısı Türkiye idi; eski topraklarını geri alabilirdi. 

Türk yönetimi öneriyi reddetti. İfade son derece açık ve netti:

‘Türkiye; Lozan’a bağlıdır. Kendi sınırlarının dışında bir çakıl taşında dahi gözü yoktur…’

Reddedişin haklı sebepleri vardı. Türkiye, tarafsızlığını ilan etmiş; savaştan uzak durmanın yararını görmüştü. Millet sıkıntı çekse bile, çocuklar babasız kalmamış; hanelerden ağıtlar yükselmemişti. 

İtalyanların boşalttığı adalara Almanlar girdi. Fakat 1945’e kadar kalabildiler. Savaş koşulları aleyhlerine dönünce; terk etmek zorunda kaldılar. Bir elçi gönderip, eski topraklarımıza sahip çıkmamızı önerdiler. Aldıkları cevap, 2 yıl önce İtalyanlara verilenin aynısıydı:

‘Biz; sınırlarımız içinde mutluyuz. Kimsenin toprağında gözümüz yok!’

Alman önerisine ilişkin bir bilgi notu, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından Çankaya Köşkü’nde bir çekmecede bulundu. Siyasi rakibi İnönü’ye karşı kullanıldı.

- Yunanistan, Ege’deki Adalardan Hiç Vazgeçmedi… -

1945 baharında, Almanların boşalttığı adalar, İngiliz kuvvetleri tarafından işgale başlandı. Yunanistan da boş durmadı: İngiltere’ye müracaat edip, adaların kendisine verilmesini istedi. Rodos’a asker çıkarıp cüretini gösterdi.

10 Şubat 1947’de toplanan Paris Konferansı’nda, İtalya ile ilgili barış görüşmeleri başladı. Gündemde: Ege’deki 12 Ada da vardı. İlgili/taraf ülkeler belirlendi: ABD, Fransa, İngiltere, Çin, Sovyetler Birliği, İrlanda, Somali, Belçika, Avustralya, Yeni Zelanda, Brezilya, Habeşistan, Polonya, Kanada, Yunanistan ve Türkiye davet edildi.

Türkiye, konferansa katılmayacağını açıkladı. Osmanlı döneminde, İtalya tarafından el konulmuş; geri alınmak üzere yönetimine bırakılmış adalar için daha önce iletilen teklif(ler) de reddedilmişti. 

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Başbakan Recep Peker yönetimindeki Türkiye halinden memnundu. Savaş süreci başarı ile atlatılmış; insan ve toprak kaybedilmemişti. Dolayısıyla görüşmelerde, Türkiye taraf değildi. İştirak halinde kazanım elde edileceği de müphemdi. Yönetim; alınan sonuçtan memnundu; sınırların değişmesinden yana da değildi.

Sovyetler Birliği’nin Ankara Büyükelçisi Sergey Vinogradov; Türkiye Dışişleri Bakanı Hasan Saka ile bir görüşme yaptı. Paris Konferansı’nda ülkesinin Türkiye’nin tezlerini destekleyeceğini açıkladı. Tarafsızlık politikasından ötürü Türkiye ödüllendirilmeliydi: Ege’de 12 Ada ile Rusçuk’a kadar Bulgar toprakları verile(bile)cekti. 

Vinogradov, meslektaşı İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden’la görüşmüş ve önerisini iletmişti.

Teşvik girişimlerine rağmen, Türkiye Hükümeti tavrını değiştirmedi. Paris Konferansı’na katılıp fikirlerini açıklamadı. İştirak etmeyerek, isteksizliğini/ilgisizliğini gösterdi. 

Aslında savaşın sonuna doğru Türkiye’nin tutumu tebellür etmişti: ‘Hiçbir devresinde savaşa iştirak etmedik. Dolayısıyla ganimetlerden pay alma/isteme hakkımız yoktur. Görüşmeler için toplanacak konferansa davet edilmek gibi bir müracaatımız da olmayacaktır…’

- Rauf Orbay’ın Şifreli Müjdesine Verilen Cevap… -

Rauf Orbay; Türkiye’nin Londra Büyükelçisi idi. 1944 sonunda görev süresini tamamlamasına az kala, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile görüştü. Tecrübeli İngiliz; Orbay’ı mutlu edecek haberi fısıldadı: ‘Savaş sona ermek üzere. Ülkenize yakın Ege Adaları’nı size vereceğiz!’

Orbay, hemen büyükelçilik konutuna koştu; haberi şifreyle Ankara’ya geçti. Aynı akşam kokteyl düzenleyip, sevincini dostlarıyla paylaştı. Ama ertesi gün gelen cevabi mesaj ümit kırıcı ve suçlayıcıydı. Mealen; ‘Başımıza ‘Adalar Sorunu’nu mu açacaksınız?’ deniyordu. 

Türk Hükümeti, hali hazırdaki durumdan hoşnuttu. Churchill, Türkiye’ye memnun etmek; belki de yanında tutabilmek için ‘bir parmak bal çalmak’ istemiş olabilirdi.

Orbay; gelişmeleri yeterince okuyamadı mı, bilinmez. Görevinden istifa etti; hükümeti adeta protesto etti; Ankara’ya döndü.

Türkiye, Paris Konferansı’na katılmadı. İştirak etse; Ege’de bazı adalar alınabilirdi. 

Sonuçta; adalardaki yerleşik ahalinin milliyetine de bakılmadı. 12 Ada, ‘silahsızlandırılmak’ koşulu ile Yunanistan’a bırakıldı. Türkiye, alınan kararı - 5 gün sonra! - 15 Şubat 1947’de imzaladı; şartlarını kabullendi.

6 January 2020 12:58
155 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Nazım’ın Tek Taraflı Aşkı

Suat Derviş (Hatice Saadet); güçlü, mağrur, bildiği yolda dönmeyecek kadar cesur, kartvizitinde pek çok ilki taşıyan kadındı.

Erkek Gibi Kadının ‘Çirkin Kral’ Aşkı

Bir gazete röportajında şöyle diyecekti: ‘Hayatım boyunca Yılmaz Güney gibi adam düşledim. Her arzu ettiğini alan, her istediğini koparan erkekle tanışmayı arzuladım.'

Demirel’den Kıraç’a Cumhurbaşkanlığı Önerisi

DYP (Doğru Yol Partisi) Genel Başkanı Süleyman Demirel; Koç Holding üst düzey yöneticisi Can Kıraç’ı telefonla aradı; partiye davet etti; Cumhurbaşkanlığı veya TBMM Başkanlığı için aday göstermeyi düşünüyordu.

Nagasaki’ye 'Şişman Adam' Sürprizi

Japonya; önce Hiroşima’ya ardından Nagasaki’ye bırakılan tarihin en ölümcül bombalardan sonra teslim şartlarını kabul etmişti.

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

Çanakkale’den Dönmeyen Futbolcular

Çanakkale Savaşı’na katılan futbolcuların neredeyse tamama yakını şehit düştü.

ABD; Osmanlı Sayesinde Alaska’ya Sahip Oldu

ABD Başkanı Donald Trump; politik hayatının büyük gaflarından birisini daha yaptı: Danimarka’dan Greenland’ı satmasını istedi. Trump; 1867’de ABD’nin Çarlık Rusyası’ndan Alaska’yı yok pahasına kapattığı gibi Greenland’ı da alabileceğini sandı.

14 Yaşındaki Bombacı Ali Reşat Çavuş

Ali Reşat; Yüzbaşı Ali Bey’in oğluydu. Babası Makedonya Alayı’ndaydı; Balkan dağlarında eşkıya avıyla görevliydi.

Fasulye Tarlası Yapılan Şehitliğimiz

Birinci Dünya Savaşı’nda Myanmar’daki Thayet Myo Esir Kampı’nda esirken hayatını kaybeden askerlerimizin defnedildiği şehitlik fasulye tarlası olmuştu.

Nazım’ın Tek Taraflı Aşkı

Suat Derviş (Hatice Saadet); güçlü, mağrur, bildiği yolda dönmeyecek kadar cesur, kartvizitinde pek çok ilki taşıyan kadındı.

‘Polis Muhbiri’ Stalin’in Tren Soygunları

Stalin; yüksek öğrenim için gittiği Tiflis’te hem Marksist gruplarla, hem de Çar’ın gizli polis örgütü OHRANA ile tanıştı. Arşiv belgelerine göre; hapishanede OHRANA için çalışmayı kabul etti. Kanlı eylemlere liderlik yaparken; yoldaşlarını ihbar etmekten de geri durmadı…

Orduyu Teyakkuza Geçiren İdam

Yassı Ada, denizde gemilerin, havada uçakların, karada piyadelerin çok sıkı denetimine/gözetimine alınmıştı.

Her Piyango Biletine Bir Kutu Bayram Şekeri

(Hacı) Melek Nimet Özden; 1924’de faaliyete geçen Tayyare Piyangosu’nun ilk bayan başbayisiydi. Şartların zorlamasıyla iş hayatını seçti. Disiplinli ve girişimci ruhuyla başarıyı ilk seferde yakaladı ve hiç bırakmadı.

Atina’daki Adamımız

İstiklal Savaşı’nın kazanılmasında, Cumhuriyet’in kurulmasında/sağlam temellere oturtulmasında harca ter akıtan pek çok isimsiz Türk istihbaratçısı da bulunuyordu. Binbaşı Fevzi Kamacı da büyük destanın kahramanlarındandı. Asker bir ailenin üyesiydi. Ağabeyi de Türk Erkan-ı Harbiyesi’nde albay rütbesinde istihbarat subayıydı.

İdam Sehpasındaki Şampiyon Binici

Türk Millî Binicilik Takımı’nın yıldız isimlerinden Binbaşı Fethi Gürcan (42), Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir önderliğindeki iki darbe girişimine katıldığı iddiasıyla yargılandı ve idam edildi.

Şairlerden Dayak Yiyen Eleştirmen

Nurullah Ataç, döneminin eleştirileri en çok önemsenen üstadıydı. Dilde sadeleşmeyi destekledi. Cumhuriyet ilkelerini savunan genç kabiliyetleri hep destekledi. Ömrünü Türkçe’ye adadı.

Karısından Senetle Borç Alan Padişah

3. Mustafa, devletin itibarı/muzafferiyeti için bütün varlığını harcadı. Hanımından, kızından ve oğlundan ordular donatacak tutarda borç para alıp savaş masraflarını karşılamaya çalıştı. Karşılığında senet verdi. Borçlu öldü; imzaladığı tarihi bono, Topkapı Sarayı’nın arşivine girdi.

Vahdettin’in Eniştesi Damat Ferit

Damat (Mehmet) Ferit Paşa, ‘saraya damat olup Osmanlı bürokrasisinde hızla yükselme’ geleneğinin son temsilcilerindendi.

İngiliz İstihbaratı’nın Gözünden Enver Paşa

İngiliz devlet arşivlerindeki istihbarat belgeleri çok farklı Enver Paşa portresi çizdi. Kayıtlara/yazılanlara göre Enver Paşa; Almanya’nın desteğiyle tahta çıkmayı arzulardı. Kendisini Napolyon ile kıyaslardı. Yakın korumasına çok dikkat ederdi.

Bornozla Gömülmek İsteyen Striptizci

Seher Şeniz, parçalanmış aile kurbanıydı. Babasını hiç tanımadı; annesinin ve kardeşlerinin desteğini de - yeterince! - gör(e)medi. Sevgiyi, huzuru ve aile sıcaklığı başkalarında aradı. Hep aldatıldı; cinsel obje olarak değerlendirildi; sürekli hayal kırıklığı yaşadı. İfadesine göre; ‘kullanıldı!’

Kışı Paltosuz Geçiren Camoka

Danyal Topatan; hayatının tamamını Yeşilçam Sokağı’nda geçirdi. Her tür rolü başarıyla oynadı. Kameranın hem önünde, hem de arkasında çalıştı. Gerçek hayatta ise hep ezildi.

Çanakkale Şehidi Hemşire Erica

Alman asıllı gönüllü hemşire Erica; Kocaçimen Dağı eteklerinde Yalova mevkiindeki sahra hastanesinde Osmanlı askerlerine şifa dağıtırken; - 17 Aralık 1915 günü öğleden sonra! - İngiliz bombardımanında top mermisiyle parçalanarak şehit düştü.

Adnan Menderes’in Son Yasak Aşkı

Menderes’in bir yanı hep boştu/boş kaldı. Eşi Berin Hanım ve tanıdığı/birlikte olduğu bütün kadınlarda annesini aradı; daha doğrusu anne sıcaklığını/şefkatini bulmaya çalıştı. Arayış serüveninde toplumun değer yargılarını pek dikkate almadı; anı dolu dolu yaşadı… Hep kalbinin sesine uydu; kadınların peşinden gitti, koştu…

Nazım’ın Tek Taraflı Aşkı

Suat Derviş (Hatice Saadet); güçlü, mağrur, bildiği yolda dönmeyecek kadar cesur, kartvizitinde pek çok ilki taşıyan kadındı.

Nihat Erim’in Kıbrıs Raporu

Erim; 1956 yılında, Başbakan Adnan Menderes’e verdiği raporda; Kıbrıs’ta en iyi çözüm yolunun taksim olduğunu vurguladı.

Radyoevi’nde Yumruk Yumruğa Giren Şairler

Kültür adamı Hıfzı Topuz, anılarını yayınlamasa; 2 şairimiz Oktay Rifat (Horozcu), Melih Cevdet (Anday) ve ressam Avni Arbaş’ın yaşadığı renkli olayı öğrenemeyecektik.

Audrey Hepburn ya da Kuğu Boyunlu Direnişçi

Dünyanın en güzel, en başarılı ve en doğal kadın sinema sanatçıları arasındaydı. İkinci Dünya Savaşı’nın bütün olumsuzluklarını/yıkıcılığını yaşadı. Savaş sonrasında ise, yıldızlaşan mesleki kariyerin ama mutsuz yaşamın sahibiydi.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

Filmlerini İzlemeyen Aktrist

Leyla Sayar; Yıldız Dergisi’nin düzenlediği güzellik yarışmasında ikinci oldu; sanki Yeşilçam’a paraşütle indi.

Zafer ve Tayyare Bayramı

‘30 Ağustos Zafer Bayramı’, ilk kez 1924 yılından itibaren ‘Zafer ve Tayyare Bayramı’ adıyla kutlanmaya başladı.

Ömercik: Feleğin Sillesi Ya Da Solan Bir Yaprak Gibi

Ömercik - Ömer Dönmez! -; Türk sinemasının en ünlü çocuk yıldızlarındandı. Hayat hikâyesi de canlandırdığı Yeşilçam senaryolarına benzedi. Dramı dibine kadar yaşadı. Alkışların vefasızlığını anladığında iş işten geçmişti.

Orduyu Teyakkuza Geçiren İdam

Yassı Ada, denizde gemilerin, havada uçakların, karada piyadelerin çok sıkı denetimine/gözetimine alınmıştı.

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

Cengiz Han’ın Hazineleri

Cengiz Han’ı defnetmekle görevli askerler, hem kendilerini gören, hem de cenaze törenini izleyenleri öldürmüştü.

Diğer Türk Tarihi Yazıları

Zafer ve Tayyare Bayramı

‘30 Ağustos Zafer Bayramı’, ilk kez 1924 yılından itibaren ‘Zafer ve Tayyare Bayramı’ adıyla kutlanmaya başladı.

Nobel’e Aday Gösterilen Atatürk

Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos (1864 - 1936), 12 Ocak 1934’de bir mektup yazıp Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti.

Karısından Senetle Borç Alan Padişah

3. Mustafa, devletin itibarı/muzafferiyeti için bütün varlığını harcadı. Hanımından, kızından ve oğlundan ordular donatacak tutarda borç para alıp savaş masraflarını karşılamaya çalıştı. Karşılığında senet verdi. Borçlu öldü; imzaladığı tarihi bono, Topkapı Sarayı’nın arşivine girdi.

100 Çocuklu Padişah

12. Osmanlı padişahı 3. Murat (1546 - 1595) hanedan tarihinin en çok çocuk sahibi olanıydı.

Orduyu Teyakkuza Geçiren İdam

Yassı Ada, denizde gemilerin, havada uçakların, karada piyadelerin çok sıkı denetimine/gözetimine alınmıştı.

Libya'da Başbakanlık Yapan İlk Türk

Sadullah Koloğlu; 1948’den sonra Libya’da kurulan hükümetlerde Başbakanlık yapan Türk soyluların ilkiydi. Devlet cihazının oluşturulmasında önemli hizmetleri dokundu. Ahmet Maytik, Muhammet Sakızlı ve Fayiz es Serrac gibi Türkler de aynı makama gelecekti.

Vahdettin’in Eniştesi Damat Ferit

Damat (Mehmet) Ferit Paşa, ‘saraya damat olup Osmanlı bürokrasisinde hızla yükselme’ geleneğinin son temsilcilerindendi.