Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

İlkokuldaki sınıf öğretmeni Müzeyyen Kızanlıklı; sevimli öğrencisini yanına çağırdı. Çalışkan, saygılı, sessiz, inatçı ve kendinden emin çocuk geldi. Başını sevgi ile okşadı:

‘Ahmet,’ dedi. ‘Sana bir ödev vereceğim. Sene sonundaki sınıf gecesinde, ‘Başbakan!’ rolünü oynayacaksın! Şimdiden hazırlığını yapmaya başla…’

‘Başbakan’ rolünü başarı ile canlandıracak ve kocaman bir ‘Aferin!’ alacak öğrencinin adı: Ahmet Davutoğlu’ydu. Okuluna hep yürüyerek gider; yağmurlu ve karlı günlerde lastik çizmeler giyerdi. Her seferinde de çamur içinde kalırdı. İlkokul son sınıftaki lakabı: ‘Çamurlu Başbakan!’ idi.

Davutoğlu; 55 yaşında Türkiye Cumhuriyeti’nin 26. Başbakanı seçildi ve 2 yıl görev yaptı. İlkokul öğretmeni Müzeyyen Hanım’ın skeç için uygun gördüğü rol gerçekleşti.

Ahmet Davutoğlu; 26 Şubat 1959’da Konya’nın Taşkent kasabasında dünyaya geldi. Babası Mehmet Duran Davutoğlu kunduracıydı; tekstil ticareti de yapardı. Öğrenmeye aç ve açıktı; çocuklarının iyi eğitim almasını isterdi. Annesi Memnune Davutoğlu ev hanımıydı. Ahmet; ailenin tek erkek çocuğuydu. 4 yaşında, sevgili annesini yitirdi. Memnune Davutoğlu; Hacı Fettah Mezarlığı’nda toprağa verildi. Sonraki yıllarda annesini birkaç küçük sisli hatıra(sın)da hatırlarken; doyamamanın hasretini saklamaya çalışacaktı. 

- Üvey Annesi, Öz Çocuğundan Ayırmadı… -

Her fırsatta ilk göz ağrısını ziyaret etmeye gayret etti. Hatta Başbakanlık görevine başlamadan; Taşkent’e geldi ve müjdeyi iletip dua etti.

Mehmet Duran Bey; eşini kaybettikten bir yıl sonra hayati karar verdi: Aile, İstanbul’a taşınacaktı! İstanbul çok büyük ve bereketliydi: İş için çok geniş imkânlar sunardı. Çocuklarına daha iyi eğitim; ailesine daha bol ve zengin yaşam koşulları sağlayabilirdi. 

Fatih’te, Gelenbevi Ortaokulu’nun karşısında 2 katlı ahşap eve taşındılar. Fatih Camii’ne çok yakındılar. Küçük Ahmet’in çocukluğu Fatih Camii’nin avlusunda oynayarak geçti. İlkokula başlayıncaya kadar yeni arkadaşlarıyla oyunlar oynadı; koştu; çocukluğunu doyasıya yaşadı.

Mehmet Bey; İstanbul’da hem işini büyüttü, hem de yeniden dünya evine girdi. Küçük Ahmet’in ‘İkinci Annem!’, ‘Yörük Kızı!’ dediği Sefure Hanım ile hayatını birleştirdi. Sefure Davutoğlu; Ahmet’i öz oğlu kabul etti; doğacak diğer çocuklarından ayırmadı; sevgisini esirgemedi. Ahmet de, Sefure Hanım’ı çok sevdi; doğan ilk çocuğuna, kızına adını verdi.

Mehmet Bey; oğlu 2. sınıfa geçince, Hacı Süleyman Bey İlkokulu Aile Birliği’nin yönetimine girdi. Sonradan da Okul Aile Birliği Başkanlığı’na seçildi. Küçük Ahmet; ilk 4 sınıfı aynı okulda okudu. 

Yaz tatillerinde, evlerine yakın bir caminin hocasından Kurân-ı Kerim dersleri al(dırıl)dı. Mehmet Bey; geleneksel değerlere bağlıydı; ama yeniliklere de - son derece! - açıktı. İstanbul’da kendisine geniş çevre edindi. Hatta bir dönem ‘milliyetçi/muhafazakâr kesimin yegâne sesi’ diye bilinen Bizim Anadolu Gazetesi’nin sahibi Mehmet Emin Alpkan’ın da yakın dostuydu. Her akşam eve dönüşünde yanında Bizim Anadolu getirirdi. Ahmet Davutoğlu’nun ilk yazısı, ilkokul 5. sınıf öğrencisi iken; Bizim Anadolu’da yayınlandı.

- Ortaokul 3. Sınıfta Stalin’in Kitaplarıyla Tanıştı… -

Mehmet Bey; İstanbul’da yalnız değildi; erkek kardeşi de yanındaydı; iş ortağıydı. İki kardeş sırt sırta verince tuhafiye işini büyüttü; toptancılık yapmaya girişti. İşleri gayet iyi gitti; iyi para kazandılar. Bahçelievler’de, bahçe içinde 2 katlı ev satın aldılar; Fatih’deki kira evinden çıktılar. Davutoğlu Ailesi; yıllar içinde evi genişletti; beraberce oturmaya başladı. Ahmet Davutoğlu da aynı aile apartmanında 40 yıl boyunca ikamet etti.

Ahmet Davutoğlu, ortaokula başladığında; babaannesi, Hacıkızebe Davutoğlu yanlarına geldi.  50 yıllık eşi ölünce; Taşkent’teki evini kapattı; İstanbul’daki oğullarının aile apartmanına taşındı. Küçük Ahmet’in yeri ve sevgisi başkaydı. Her sabah okula giderken; babaannesinin elini öper; hayır duasını alırdı. Torunun devletin önemli mevkilerine geleceğini tekrarlardı. Aile de biraz saygı, biraz sevgi ile karışık tebessüm eder; temennisine/duasına katılırdı.

Davutoğlu; ortaokul sıralarında kişisel özelliklerini belli etmeye başladı. Yaşına göre ağır sayılabilecek, Doğu ve Batı Edebiyatı’nın önemli klasik eserlerini okumaya girişti. Sayfaların kenarlarına notlar aldı; önemli gördüğü cümlelerin altını çizdi; yanına yorumlarını iliştirdi. Kendi anlatımına göre; ortaokul 3. Sınıfta, Stalin’in ‘Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm’ adlı eserini okudu. Kitapta anlatılan ideolojiyi hayli ‘mekanik’ buldu. Marksizme karşı sempati duymadı. 

Dikkatle okuyup; notladığı kitaplarını itina ile sakladı. İleri yıllarda oluşacak kütüphanesinin taşlarını dizmeye girişti.

Anadolu Lisesi Sınavları’na girdi; İstanbul Erkek Lisesi’ni kazandı. Öğretim kadrosunun tamamı Alman hocalardan kurulu yeni okulundaki düzene ayak uydurmak, kazanmaktan daha zordu. Ağır disiplin ve yoğun çalışma içinde geçen yıllarda Batı klasiklerini iyiden iyiye tanıdı. Alman intizamı altında başarıyı yakaladı: 1977’de İstanbul Erkek Lisesi’ni birincilikle tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi’nin Ekonomi Bölümü’ne kayıt yaptırdı. Almancası mükemmeldi; İngilizce öğrenmesi kolaydı. Kayıt öncesi, dil öğrenmek için bir aylığına İngiltere’ye gitti. Hazırlık sınıfında İngilizce bilgisini de geliştirdi. Aynı yıl, 2. bölüme devam hakkı verilince; Siyaset Bilimi’ni seçti.

- Yüksek Lisans Yaparken; Sare Hanım’la Evlendi… -

Babası; oğlunun işletme eğitimi almasını ister; aile işlerini devretmeyi düşünürdü.

Ahmet Davutoğlu; 1984’de Siyaset Bilimi ve Ekonomi bölümlerinden başarıyla mezun oldu. Siyaset Bilimi’nde bölüm birincisiydi. Sınıf arkadaşları arasında en bilinenler Nuray Mert, Adnan Büyükdeniz ve Ethem Eldem’di.

Üniversite yıllarında sosyal aktivitelere katılmadı. Siyasi kamplaşmalardan da uzak durdu. Kitap dostu, edebiyat hayranı, siyaset teorisyeni, Doğu ile Batı arasında akılcı sentez arayıcısı, iddialı akademisyen adayıydı. Çok yakın çocukluk arkadaşının ifadesiyle, ‘üniversitede hocalık yapabileceği ilkokul sıralarında belliydi!’

Lisedeyken judo yapardı; çok iyi güreşçiydi. At binmeyi severdi. Üniversitede de güreşi sürdürdü; futbol oynadı. Okul takımına girdi. İlerleyen yaşında da güreşi terk etmedi.

Mezun olduğu 1984’de, okulunda, Kamu Yönetimi dalında yüksek lisansa başladı. Bugünlerde, eşi Sare Hanım ile tanıştı; kısa süre sonra da evlendi. Sare Hanım; Davutoğlu Apartmanı’na gelin geldi. Aileye 4 evlat verdi.

Sare (Özgür) Davutoğlu; Afyonkarahisarlı Kundak ailesine mensuptu. Eşi gibi Konya doğumluydu. İlkokul 4. sınıfta iken, kardeşini dünyaya getirdiği sırasında annesini kaybetti. Yaşadığı derin acı, mesleğini çok küçük yaşta seçmesini sağladı. Tıp eğitimi almayı ve ‘kadın doğum uzmanı’ çıkmayı kafasına yerleştirdi. 

- Ahmet Davutoğlu, İkinci Kızına Öz Annesinin Adını Verdi… -

1980’de Eskişehir Anadolu Lisesi’ni birincilikle bitirdi. Amcası Doktor Salih Özgür’ün büyük desteğini gördü. Salih Özgür, Eskişehir’de çok tanınan uzman doktordu. Sare Davutoğlu; İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim hakkı kazandı. Öğrenciliği sırasında Ahmet Davutoğlu ile tanıştı ve evlendi. Jinekoloji alanında yüksek lisans eğitimi aldı. 

1986’da ilk kızı Sefure’yi, 1988’de ikinci kızı Memnune’yi doğurdu. Her iki evladına da Ahmet Davutoğlu’nun öz ve üvey annelerinin adlarını vererek, kocasına duyduğu sevgiyi gösterdi. 

Sere Hanım; eğitimini tamamlamasının ardından, mecburi hizmet gereği Kars’a tayin edildi. Bir yıl sonra, 1988’de İstanbul’a dönüp zorunlu çalışmasına devam etti.

Davutoğlu’nun akademik hayatındaki en büyük destekçisi, tez hocası, dünya çapında şöhret sahibi, sosyolog Prof. Dr. Şerif Mardin’di. Mardin; gelecek vaat eden öğrencilerine arka çıkar; üzerlerine titrerdi. 1986’da, yıldız öğrencisine jest yaptı. Davutoğlu’nun tezini özetleyip makale şekline getirmesini istedi. Üniversitenin hakemli dergisinde yayınlanmasını sağladı. Tezinin ana hatlarını işleyen makalesinin neşri ilgi uyandırdı; imza sahibine teşvik sağladı; hevesini artırdı. Genç akademisyen, ilgiye bigâne kalmadı; yazmayı ve yayınlamayı sürekli hale getirdi. 

Aynı üniversitede, Siyaset ve Uluslar Arası İlişkiler Bölümü’de doktora çalışmasını tamamladı. Malezya Uluslar Arası İslam Üniversitesi’nden teklif aldı; 1990’da ‘yardımcı doçent’ unvanıyla çalışmaya başladı. Kuala Lumpur’da, Çinlilerin yaşadığı Çin Mahallesi’nde ev tuttu. Eşi Sare Hanım, iki kızı ile yanındaydı. Kaldıkları 4 yıl boyunca, üniversite kliniğinde çalıştı.

- 4 Yıl Malezya’da Öğretim Üyesi Olarak Çalıştı… -

Üniversitenin kurucusu: İslam Konferansı Örgütü’ydü. Türkiye’den gelen 15 kadar öğretim üyesi ile müşterek çalıştı. Burada Siyaset Bilimi ve Ekonomi bölümlerinin kuruluşunu sağladı. 1993’de bölüm başkanlığına getirildi; tezini sunup doçentlik payesini kazandı. 1994’de ‘The Civilizational Transformation and the Muslim World’ (Medeniyetin Dönüşümü ve Müslüman Dünyası) kitabını yazıp yayınladı. Aynı yıl ikinci kitabı - doktora tezi! - ‘Alternative Paradigms’ (Alternatif Paradigmalar)’ı neşretti.

Davutoğlu ailesi; 1995’de Türkiye’ye döndü. 1995 ile 1999 arasında, Marmara Üniversitesi’nin Uluslar Arası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyeliği yaptı. Yeni Şafak Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı; 200’den fazla yazısı yayınlandı.

Sare Davutoğlu da ülkeye dönüşüyle beraber ihtisasa başladı. 1999’da uzmanlığını tamamladığında 3 çocuk annesiydi. Bir yakınının gözlemine göre; son eğitim dönemini çocuklarıyla beraber bitirdi. 

Sare Hanım; hastalarına son ana kadar normal doğumu önerdi. Hayati tehlike dışında kürtaja karşıydı. Down sendromlu çocukların da yaşam haklarını savunur; alınması önerilen bebeklerin dünyaya gelmesinden yana tavır koyardı.

İstanbul Bahçelievler’de, eşinin - yıllarca! - ailesiyle beraber oturdukları apartmanın hemen yanında ilk muayenehanesini açtı. Recep Tayyip Erdoğan’ın kız kardeşi Vesile İlden yakın arkadaşıydı. Erdoğan Ailesi ile uzaktan da olsa tanışıklığı söz konusuydu. Erdoğan’ın büyük kızı Esra Albayrak’ın doğumu yaptırdı.

Bilinenin aksine, Davutoğlu ile ilk çalışan siyasi lider, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’di. Demirel’in Baş Danışmanı/Özel Kalem Müdürü Feridun Sinirlioğlu; Ahmet Davutoğlu’nun İstanbul Erkek Lisesi’nden ve Boğaziçi Üniversitesi’nden sınıf arkadaşıydı; samimi dostuydu. Sinirlioğlu; Demirel’in konuşmalarını yazardı. Demirel’in 1998’de TBMM’de yaptığı; Suriye’nin PKK Lideri Abdullah Öcalan’ı barındırmaya son vermesini isteyen konuşma en bilineniydi.

- ‘Stratejik Derinlik’ Kitabıyla Yeni Bir Dış Politika Önerdi… -

Demirel’in İsrail-Filistin gerilimine alternatif çözüm önerilerine ihtiyacı vardı. Sinirlioğlu’na göre; konu hakkında rapor yazabilecek tek kişi Davutoğlu’ydu. Çözüm için Türkiye, Mitchell Komisyonu’nda yer almalıydı. Türkiye’nin savunacağı tezler tek tek sıralandı.

Davutoğlu; Silahlı Kuvvetler Akademisi ve Harp Akademilerinde çalıştı. 1999’da profesör oldu.

Davutoğlu; en az kendisi kadar ünlü ‘Stratejik Derinlik’ adlı betiğini yayınladı. Üzerinde hayli çalıştığı, yoğun emek harcadığı, çok yakın dostlarına - baskı öncesinde! - eleştirileri için verdiği kitabın hikâyesi ilgi çekiciydi. Yazılı nüsha bilgisayarında kayıtlıydı. O sırada, 27 Ağustos Büyük Depremi vuku buldu. Davutoğlu; ölümü göze aldı; yaprak gibi sallanan evine girdi; kaydı hard diskine aktardı. 

Kitabın ön sözünde yazdığına bakılırsa; ‘Stratejik Derinlik’ kitabının fikir babası, Prof. Dr. Bernard Lewis idi. Davutoğlu; Lewis’in tezlerine sıcak bakardı; tavsiyesini yerine getirmesi de sempatisinin göstergesiydi. 

Kitabı 100’den fazla baskı yaptı; birçok dile çevrildi. Davutoğlu - özetle! -; Türkiye’yi ‘merkez ülke’ diye tanımladı. Çevresinde ve yakın bölgesinde sorumluluk sahibiydi. İlişkilerinde yenilenme zorunluydu. Rolünü ve etkinliğini artırmalıydı. Oyun kuruculuk yapmalıydı. ‘Osmanlı mirası’nın üzerine kurulacak yeni zihni değişim gerçekleştirilmeliydi.

- ABD; Davutoğlu’nun Politikalarını ‘En Büyük Tehlike!’ Şeklinde Yorumladı… -

Davutoğlu’nun tezleriyle ilgili en çarpıcı değerlendirme, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’den geldi. Wikileaks tarafından sızdırılan belgede yer alan bilgiye göre; Davutoğlu’nun önerdiği, Türkiye’nin Balkanlar ve Ortadoğu’da ‘yeni Osmanlıcı politikaları’, ABD açısından büyük tehlikeydi.

Abdullah Gül; Davutoğlu’nu devlet hizmetine sokan ve yükseliş basamaklarına tırmanmasını sağlayandı. Refah Partisi’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’nı sürdürdüğü dönemde fikirlerine müracaat etti. Necmettin Erbakan ile ABD’yi ziyaret ettiklerinde yanlarındaydı. Davutoğlu; partide resmi görev almadı; dışarıdan desteği yeğledi. 

Abdullah Gül’ün 2002’de Başbakanlık görevine getirildiğinde, bağlantı kurduğu ilk kişilerden birisi de Ahmet Davutoğlu’ydu. Başbakanlık Başdanışmanlığı’na atandı. Gül’ün makamının hemen yanındaki iç odada çalıştı. Gül’ün önerisi; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in uygun görmesiyle ‘büyükelçi’ unvanı da aldı. 

Davutoğlu; Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde de görevinin başındaydı. Yetkileri ve inisiyatifi artırıldı. Başbakan Erdoğan’ın özel uçağını kullandı; hükümet adına resmi müzakerelere katıldı ve yürüttü. Erdoğan’ın temaslarına, ikili görüşmelerinde bulundu. ‘Çok özel’ sayılabilecek konuma sahipti. Danışman Davutoğlu, pek çok bakandan daha etkindi. ABD ve AB bakanları/yetkilileri, kendisiyle çok kolay iletişim kurabildi/kurou. Dışişleri Bakanlığı’nın sahasına giren sorunlar ulaştırıldığında, çabuk ve hızlı çözül(ür)dü. Davutoğlu; Dışişleri Bakanlığı’na bilgi ver(ir)di.

Başbakan’ı temsilen çeşitli ülkelere gitti. Hükümet adına resmi ilişkilerde bulundu. Türk diplomasi tarihinde daha öncesinde eşine rastlanmamış/örneği görülmemiş ‘başdanışman’dı.

- ‘Türk Kissinger’i’ Diye Anıldı… -

Ankara’ya ilk geldiğinde, Başkent Polisevi veya Başkent Öğretmenevi’nde kaldı. Daha sonra TİKA’nın Bilkent’teki lojmanına taşındı.En yakını, öğrencisi Ali Sarıkaya’ydı. Ankara’nın yoğun politik atmosferinden, uzun/sıkıcı toplantılarından sonra meşhur Rumeli İşkembecisi’nde içilen bol sarımsaklı çorbaların tadı ve anıları unutulmazdı. Davutoğlu; zaman zaman diğer danışmanlarla fikri anlaşmazlıklar yaşasa da çatışmaya girme(z)di. Yakın temas kurduğu müşavirler: Ömer Çelik ve Akif Beki’ydi.  

Tarihe geçecek gelişmelerin aktörüydü: Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile Şam’da yapacağı görüşme görevi MGK (Millî Güvenlik Kurulu) Bildirisi ile duyuruldu. ABD Başkanı Barack Obama’nın ülkemizi ziyareti öncesi Washington’a gidip bütün hazırlıklara nezaret etti. Yetkilerinin farkına varılması, diplomatik ve siyasi mahfillerde bilinmesi, yürüttüğü görüşmeler yüzündendi. Suriye, Filistin ve İsrail arasındaki ‘mahrem’ diye nitelenen temaslar tanınmasını sağladı. HAMAS Lideri Halit Meşal ile gizli temasları ortaya çıkınca büyük gürültü koptu. Türk diplomasinin yeni ve önemli aktörlerinden bilindi. ‘Türk Kissenger’, ‘Gölge Adam’, ‘İncelikleri Bilen Taktisyen’ gibi sıfatlarla/nitelendirmelerle anıldı.

Davutoğlu; AKP’nin dış politikasını belirleyen kişiydi. 2007’de, The Economist Dergisi’nde yayınlanan yorumda; ‘Perde gerisindeki etkili adam!’ diye tanımlandı. 11 Mayıs 2009’da, AKP hükümetlerinde parlamento dışından kabineye giren ilk Dışişleri Bakanı’ydı. 1,5 ay içinde 11 ülkeyi ziyaret edebilme rekoruna sahipti. Bakanlığı süresince ‘Neo Osmanlıcı’ diye tanımlandı/suçlandı. Anlatımına göre; Türkiye’yi ‘merkez ülke’ yapmak istedi. 

- Davutoğlu; Sabah Kahvaltılarına Özel Önem Verirdi… -

60. ve 61. Cumhuriyet Hükümetleri’nin Dışişleri Bakanı, AKP 24. Dönem Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu’nun - daima! - yanında - öğrencisiydi! - danışmanı Ali Sarıkaya ile sekreteri ve şoförü bulun(ur)du.

Özel hayatıyla ilgili konuşmaktan çekin(ir)di. Eve gittiğinde, kitap okuyarak, çocuklarını severek stres atardı. Çocukları uyumuşsa öperdi. Mehmet adlı bir oğul, Sefure, Memnune ve Hacer Büke isimli 3 kız babasıydı. 

Ahmet Davutoğlu ve eşi Sare Davutoğlu’nun kaderlerinin ortak noktalarından birisi de: Küçük yaşta annelerini kaybetmeleriydi. Bu yüzden Davutoğlu çifti; çocuklarının üzerine titredi; sevgi ve ilgilerini eksik etmedi.

Ahmet Davutoğlu’nun en büyük kızı Sefure Hanım; Yıldız Holding’in banisi Sabri Ülker’in kızı Ahsen Özokur’un oğlu Ahmet Özokur ile evlendi. Ortanca kızı Memnune Davutoğlu ise, İstanbul Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Dursun Topçu’nun oğlu Talha Topçu ile hayatını birleştirdi.

Ahmet Davutoğlu beslenmesine hep dikkat etti. Sabah kahvaltılarını hiç atlamadı. Bir açıklamasında, ‘En çok ailecek yaptıkları kahvaltıları sevdiğini,’ belirtti.  Doğal beslenmeye dikkat etti. Mevsiminde üretilen yiyecekleri yedi. Taze sebze ve meyve tüketmeyi benimsedi. Yemeklerde et kullanılmasını destekledi. Çünkü et yemekleri favorisiydi. ‘Çiçek’ diye tanımlanan küçük bamyanın az yağlı kuşbaşı etle pişirilmişini çok sev(er)di. Meyve alış verişlerini tanıdığı manavlardan yaptı(rdı). Tatlıda belirli tercihi yoktu.

- Kitapçı Ziyaretlerini, Kitap Satın Almayı Hiç İhmal Etmedi… -

Lüks tüketimi, marka takıntısı/tercihi olmadı. Kol saati takmadı. Kitap seçimini/alımını bizzat kendisi gerçekleştirdi. Başbakanlığı döneminde de kitapçı ziyaretlerini ihmal etmedi. Klasik Türk Musikisi ve Tasavvuf Müziği’ni sevdi ve dinledi. Spor yaparken, kitap okurken, Türk Sanat Müziği’ni - çoğunlukla da enstrümantal! - yeğledi.

Davutoğlu; 27 Ağustos 2014’de Genel Başkanlığa getirildiğinde/seçildiğinde; AKP’yi, ‘siyasi konjonktürün partisi’ değil; ‘aziz milletin tarihi yürüyüşünde küresel yeni gücünün doğuşu, yeni bir nizam-ı âlem davasının omuzlayıcısı’ diye yorumlayacaktı.

12 December 2019 15:49
886 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Taliban’ın Kara Kutusu

Taliban, Afganistan’ın tamamında kontrolü sağlayıp iktidara geldi. Ülke insanına işbirliği/dayanışma çağrısında bulundu. Oysa 1996 - 2001 arasında tam bir ‘orta çağ idaresi’ uygulamıştı. Yokluklar içindeki ülke iyice yoksullaşmıştı. Çocuk ölümlerinde dünya rekoru yakalanmıştı. Kızların eğitim hakları ellerinden alınmıştı. Bütün eğitim kurumları medreseye çevrilmişti.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Tavşan Doğuran Kadın

İngiltere tahtında oturan, İngilizce bilmeyen, çevresi ve devlet yöneticileriyle Fransızca konuşa(bile)n I. George’un döneminde inanılması zor/garip olaylar, skandallar yaşandı. 50 kadar tavşan doğurduğunu iddia eden Mary Tofts adlı kadın da sahtekârlar arasındaydı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

ABD Başkanı İle Görüşebilen Mafya Şefi

Al Capone, servet edindikçe çevresini genişletti. Polisleri, savcıları, hâkimleri, belediye başkanlarını ve politikacılarını kendine bağladı. Dokunulmazlık zırhını kuvvetlendirdiğini düşündü. ABD Başkanı Herbert Hoover ile samimi dostluk kurmayı bile başardı. Suçlarının görmezden gelineceğini düşündü/sandı.

Kral’ın Emriyle Toplu Fuhuş

Tudor Hanedanı’nın 2 numaralı hükümdarı 8. Henry, kadınlara aşırı düşkündü. Risk almayı severdi. Düşüncelerinden taviz vermezdi. Gönlünün sesini dinler, dilediğince davranırdı. Özel hayatı olağanüstü derecede fırtınalıydı. Hızlı yaşantısı, kendisine de halkına da mutsuzluk getirdi.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

İsmet Paşa’nın Elini Öpen TİP Lideri

Mehmet Ali Aybar, çok iyi eğitim almıştı; Sol/Sosyalist düşünce aileden mirastı.

Türbesine Kilise Yapılan Padişah

1693’de yöreyi ele geçiren Avusturyalılar, türbeyi temellerine kadar yıktılar. Tepeye de Turpek adını verdiler. Türbenin yerine, Szüz Maria Kilisesi'ni inşa ettiler.

Kırık Bir Aşk Hikâyesi: Engin İle Perran

Sabah Gazetesi’nin popüler-polemikci yazarı Engin Ardıç ile televizyon dünyasının en ünlü yıldızlarından Perran Kutman iki yıla yakın süre nişanlı kaldı, ama sonra ayrıldı.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

İsmet Paşa’nın Elini Öpen TİP Lideri

Mehmet Ali Aybar, çok iyi eğitim almıştı; Sol/Sosyalist düşünce aileden mirastı.

Türbesine Kilise Yapılan Padişah

1693’de yöreyi ele geçiren Avusturyalılar, türbeyi temellerine kadar yıktılar. Tepeye de Turpek adını verdiler. Türbenin yerine, Szüz Maria Kilisesi'ni inşa ettiler.

Kırık Bir Aşk Hikâyesi: Engin İle Perran

Sabah Gazetesi’nin popüler-polemikci yazarı Engin Ardıç ile televizyon dünyasının en ünlü yıldızlarından Perran Kutman iki yıla yakın süre nişanlı kaldı, ama sonra ayrıldı.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

İki Düzine Eş Değiştiren Karakter Oyuncusu

Salih Tozan; Yeşilçam’da defalarca çekilen ‘Üç Arkadaş’ filminin ilkinde başrol oynamıştı.

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

Fikriye Hanım’ın Defnedildiği Mezarlık

Kimi çevrelere göre sevgilisi, kimi çevrelere göre de Mustafa Kemal Paşa’nın nikâhlı eşi olduğu iddia edilen Fikriye Hanım’ın Ankara’nın Ulus semtinde çok eski bir mezarlığa gömüldüğü, tarihi defin alanının ise - yıllar sonra - temizlenip imara açıldığı ortaya çıktı.

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

MOSSAD'ın Suikast Listesindeki Siyasetçi

Yaser Arafat, yaşamı boyunca MOSSAD’ın tehdidi altındaydı. Sayısız suikast girişiminden son anda/kıl payı kurtulabildi. Ama hayatını yitirdikten sonra ortaya çıkan hastane raporu ürperticiydi...

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

On İki Ada’yı - Maalesef! - Osmanlı Verdi

Siyasi tarihimizde 2 tane Lozan Antlaşması vardı. İlki 15 Ekim 1912’de, ikincisi 24 Temmuz 1923’de imzalandı. Osmanlı; Lozan’ın Ouchy semtinde imzalanan birinci antlaşma ile 12 Ada’yı İtalya’ya - geri alabilmek/ödünçlük koşulu ile! - bıraktı.

Filmlerini İzlemeyen Aktrist

Leyla Sayar; Yıldız Dergisi’nin düzenlediği güzellik yarışmasında ikinci oldu; sanki Yeşilçam’a paraşütle indi.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Mescid-i Aksa’nın Karşısına ‘Süleyman Sinagogu’ Önerisi

Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Yaser Arafat’a, ABD ve bazı Avrupa ülkeleri adına elçi gitti. ‘Mescid-i Aksa’nın bahçesine inşa edilecek sinagoga izin verilirse bağımsız Filistin devletinin tanınacağı’ teklifini iletti. Olayı Filistin asıllı gazeteci Abdülbari Atwan doğruladı.

Cennet Arsaları Satışta

Katolik Kilisesi; 1343 yılında, cemaatinin geçmişteki ve gelecekteki günahlarını yok eden, öldüklerinde cennete gitmelerini sağlayan/garantileyen Endüljans adlı belgeyi satışa çıkarmıştı.

Türbesine Kilise Yapılan Padişah

1693’de yöreyi ele geçiren Avusturyalılar, türbeyi temellerine kadar yıktılar. Tepeye de Turpek adını verdiler. Türbenin yerine, Szüz Maria Kilisesi'ni inşa ettiler.

Defne Yalnız’ın Yalnızlık Korkusu

Defne Yalnız; okumayı-yazmayı öğrenmeden tiyatro sahnesinin tozunu ciğerlerine çekti.

Diğer Muhtelif Yazıları

Kilisede Çocuk Tacizi

Başta Fransa olmak üzere ABD ve Almanya, geçmişindeki/günümüzdeki çocuk tacizleriyle hesaplaşıyor. Fransa’da hazırlanan resmi doküman, küçük yaştaki yavrucaklara reva görülen cinsel istismarın ürkütücü boyutlarını ortaya koydu. Almanya’nın raporuna göre ise rahibeler, ‘kendilerine emanet edilen kimsesiz sabileri zengin iş adamlarına para karşılığı taciz için kiralamış’tı!

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Kurbanlarını Gazete İlanıyla Bulan Kadın Seri Katil

Bayan Belle Gunness, yeni hayat kurmak için ABD’ye geldi. ‘Amerikan rüyası’nı gerçekleştirmek, zenginleşmek amacıyla kendince yol tuttu. Servet sahibi oldu fakat gönlünce harcayamadı. Kurbanlarıyla aynı kaderi paylaştı. Suç ortağının hedefine oturdu.

Tavşan Doğuran Kadın

İngiltere tahtında oturan, İngilizce bilmeyen, çevresi ve devlet yöneticileriyle Fransızca konuşa(bile)n I. George’un döneminde inanılması zor/garip olaylar, skandallar yaşandı. 50 kadar tavşan doğurduğunu iddia eden Mary Tofts adlı kadın da sahtekârlar arasındaydı.

‘Kanser’ Evita Perón’a Şifa Niyetine Mevlit

Ülkesinde gerçekleştirdiği reformlar ve halkına sağladığı sosyal imkânlarla sevildi. Kocası, Juan Perón’a verdiği destek ve darbecilere karşı gösterdiği direniş ile de insanının gönlünde taht kurdu. Eva Perón, dünyaca tanındı.

Yalnız Hem De Çok Yalnız Adam

Yaşar Güvenir; 10 Ocak 1998’de, dünyamızdan kuyruklu bir yıldız gibi ayrıldı. Arkasında yaşanmış hatıralar ve yaşayacak onlarca beste ile…

6 Milyar Doları Yiyen Fareler

Pablo Escobar, ‘beyaz zehir’ ticaretinin - bilinen! - ilk ve en önemli ismiydi. ‘ABD’yi dizlerinin üzerine çökertmeyi amaçladığını,’ tekrarlardı. ‘Büyük Şeytan’ın amansız düşmanıydı. Güçlü, mutlu, zengin ve uluslar arası alanda etkin Kolombiya düşlediğini söylerdi.