Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Ne annesini ne de babasını tanıdı. Doğduğunda dedesinin getirttiği köy ebesine teslim edildi. Yatsı namazı kılınırken caminin kapısına bırakılacaktı. Ebe denileni yaptı, ama vicdanı rahat bırakmadı. Kundak içinde, soğuktan mosmor kesilmiş günahsız sabiyi kucakladı. Evine götürdü. Sonra da çocuksuz dul kadına para karşılığı verdi. Kendince memnundu: Hem istenileni yapmış, hem de nakit kazanmıştı.

Afişlerdeki, sahnelerdeki adı ‘Muhterem Nur’ olan ‘Aysel Muhterem Kısa’, yasak aşkın meyvesiydi. Adını dahi bilmediği annesi, 16 yaşındayken, köyün öğretmenine kalbini kaptırdı. Aşkı karşılık görünce, ilişki hızlandı. Vuslat sonunda hamile kaldı. Genç maşukanın kalbi rahattı. Çocuğun babası belliydi ve evlenebilirlerdi. Ama birleşmelerinin önüne engel çıktı: Sevdiği adam başka kadınla evliydi ve gerçeği söylememişti. 

- Dedesi Torununu Cami Kapısına Bıraktırdı… -

Talihsiz kızın babası - Muhterem’in dedesi! - olaya el koydu. Oturdukları büyük evin zemin katındaki mahzene kapattı. Yeme-içme ihtiyacını karşıladı. Olayın duyulmasını engellemeye çalıştı. Kimse ile konuşmasına/görüşmesine izin vermedi. Bir tür hücre hapsine alındı. Soğuk kış günü, - Muhterem Nur’un anlatımına göre; yılbaşı gecesi! - ani şiddetli sancıları başladı. Bağırdı, çağırdı, duvarları yumrukladı. Gelen giden olmadı. Doğum için beklediği yardımı da görmedi. İş başa düşmüştü. Kendi kendine doğum yaptı; orada hayatını yitirdi. Köy ebesi Raziye Hanım’a haber gönderilmişti. Ebe içeriye girince, kan donduran manzaraya şahitlik etti. Genç anne kan kaybından ölmüş; dünyaya getirdiği bebeği yanına çırılçıplak bırakmıştı. Ebe gördüğü manzara karşısında şoka girdi. Muhterem’in dedesi sorunu çözdü. Yeni doğan torununu Ebe’ye teslim etti. Kızının cenaze hazırlıklarını başlattı.

Ebe Raziye Hanım, komşusu, çocuksuz dul kadına bebeği sattı. Yeni anne memnundu. Kızın adını Olga koydu. Annesinin ailesi reddetmesine karşın gizli ilgisini sürdürdü. Aynı köyde oturduklarından, teyzeleri çocuğun büyümesini hep izledi. 2. Dünya Savaşı’nın acımasız şartları, Yugoslavya Krallığı’nın bir parçası Makedonya’yı da etkiledi. İnsanlar savaştan kaçmak için arayışa girdi. Muhterem’in bir teyzesi de, Türkiye’ye sığınmayı kafasına koydu. 1942’de, kamyon kasasına saklanan aile, küçük kızı da yanlarına alıp, İstanbul’a ulaşmayı başardı. Kaçışları adeta film senaryosu gibiydi. 

- 12 Yaşında Tecavüze Uğradı… -

Aile, Eyüp semtinde gecekondu kiraladı. Teyze ve kocası, tütün fabrikasında iş buldu. Küçük kızın nüfusa kaydı yapıldı. Kütükteki ismi: Aysel Muhterem Kısa’ydı. Eyüp 36. İlkokulu’na yazdırıldı. Küçük Muhterem, sessiz, sosyal aktivitelerden uzak tutum sergiledi. Bir röportajında, ‘Sessiz bir çocuktum. Öğrenciler/arkadaşlarım bana ‘dilsiz’ ya da ‘gâvur’ derdi,’ diye küçüklük günlerini hatırladı.

12 yaşında çok ağır sarsıntı yaşadı. Sokakta saklambaç oynarken, bilmediği/yüzünü görmediği ‘iri kıyım ve kuvvetli’ diye tanımladığı sapığın tecavüzüne uğradı. Gözlerini açtığında, Balat Hastanesi’nin Acil Servisi’ndeydi. Komşu kadınlarca bulunmuş; hastaneye kaldırılmıştı. Mütecavizi tanımlayamadı. Suçlu belirlenemedi; küçük Muhterem ağır psikolojik yıkım yaşadı.

İddiaya göre; teyzesinin kocası tarafından da rahat bırakılmadı. Sürekli tacizine maruz kaldı. Durumu aktaramadı; ‘Anne!’ dediği teyzesinin hatırına sessiz kaldı. Anne yarısına hayatını borçluydu. 

- Dokuma Fabrikasına İşçi Girdi… -

İlkokuldan mezun olunca eğitim hayatı da sona erdi. 14 yaşında, Eyüp’te dokuma fabrikasına işe girdi. Artık bir fabrika emekçisiydi ve yevmiyesi de 1 liraydı. 

3 evlilik yaptığı hayat hikâyesine girdi/yazıldı. İlk eşi subaydı; ondan oğul sahibi oldu. 1961’de, 2. evliliğini gazeteci-aktör Işın Kaan ile yaptı. İki yıl evli kalabildi; 1963’de ayrıldı. 3. ve son kez, 1986’da ‘arabesk müziğin babası’ Müslim Gürses ile dünya evine girdi.

Beyoğlu, Türk Sineması’nın kalbiydi. Sinemayı ve sanatçıları merak ederdi. Mahalleden komşusu Yıldız Hanım’ın yardımını gördü. İlk kez onunla Yeşilçam Sokağı’na gitti. Sonra bir gazetede, ‘Artist adayları aranıyor!’ ilanını okuyunca, kapıları aralamaya çalıştı. Film şirketiyle görüşmeden çıkarken, Muharrem Gürses’in dikkatini çekti. - Gürses, komedyen Atilla Arcan ve karikatürist Kemal Gökhan Gürses'in babasıydı! - İlk film çalışmasında imkân sağladı. Daha sonra Film-San Vakfı’nın başkanlığını yapacak Ümit Utku ile de tanıştı. Utku, inzibat subayıydı ve İstanbul’da görevliydi. Yine tesadüf sonucu, ünlü türkücü Suzan Yakar Rutkay ile de yolu kesişti. Rutkay, dönemin en büyük film yapımcısı Halk Film’in ortağıydı. Genç Muhterem’e yeni çekilecek ‘Yıldızlar Revüsü’ filminde figüranlık önerdi. Yıl 1951’di. Figüran yevmiyesi işçi gündeliğinden daha iyiydi. Günde 5 lira kazanırdı. 

20’nin üzerinde filmde küçük role hayat verdi. 2. filmi, 1952’de çekilen, ‘Kanun Namına’ydı. Rejisör Osman Seden’di. Kullandığı isim Aysel Utku’ydu. Ümit Utku’nun önerisiyle Muhterem Nur adını yazdırmaya başladı.

- ‘Üç Arkadaş’ Filmiyle Halk Tarafından Tanındı… -

Başrolünde göründüğü ilk film: ‘Boş Beşik’ti. 1958’de çekilen ‘Üç Arkadaş’, Muhterem Nur’u geniş halk kitlelerine tanıttı. Fikret Hakan, Semih Sezerli ve Salih Tozan diğer önemli/etkin oyuncularıydı. 

Nur, sinema seyircisinin/tutkunlarının vazgeçilmez isimleri arasına girdi. Değişik oyunculuğu, çocuksu ve tabii güzelliği, yumuşak tavırlarıyla ilgi çekti/uyandırdı. Sanat hayatı boyunca canlandırdığı karakterler hayat hikâyesine çok benzerdi. Ezilen, dışlanan, yok sayılan kadın portrelerini başarıyla çizdi/yaşam verdi. Filmlerini seyreden ağlamadan sinema salonunu terk etmezdi.

Filmlerden kazandığı parayı biriktiremedi. Bonkörce harcadı. Yine bir röportajında, ‘Bütün paramı gece hayatında asalaklarla harcadım,’ diyecekti. Para(lar) geldiği gibi gitti. Bir liraya ihtiyaç duyduğu günler yaşadı. Ciddi ödeme sıkıntılarına girdi. Borçlarını ödeyemeyince hacizlere muhatap oldu. Hatta 10 gün hapis bile yattı!

- Şarkıcılık Ve Dansözlük Yaptı… -

1972’nin Ramazan Bayramı’nda cebinde/çantasında bir kuruşu dahi yoktu. ‘Herkes bayram yaparken; ben, simit alacak paraya sahip değildim!’ diyecekti.

Türk Sineması’nın kabuk değiştirmesi, yıldız sisteminin terk edilmesi aleyhinde durum yarattı. Memduh Ün ile yaşadığı aşkın sonucu da umduğu gibi gelişmedi. Yeterli iş teklifi gelmedi. Şöhretini de adım adım yitirdi. 

1965’de dans dersleri aldı. Eğlence mekânlarında, Anadolu turnelerinde dansözlük yaptı. 1967’de şarkıcılığa soyundu, ama sesi yetersizdi. İstanbul Plak’tan bir 45’lik yayınladı. ‘Ömrümce Ağladım’ın güftesi Ümit Yaşar Oğuzcan’a, bestesi Şekip Ayhan Özışık’a aitti. 70’li yıllarda küçük gazinolarda ve Anadolu turnelerinde muganniliğini sürdürdü.

Yine bir Anadolu turnesinde, Malatya’da hayatının en önemli kararını verdi. Turne arkadaşı, ‘arabesk müziğin babası’ Müslim Gürses’in evlenme önerisini kabul etti. 5 Mayıs 1986’da, kimseye haber vermeden, Beykoz Evlendirme Memurluğu’nda nikâh masasına oturdu. Evlilikleri 3 Mart 2013’e, Müslim Gürses’in ölümüne kadar sürdü.

45’lik plağının adını kitaplaştırdığı anılarına verdi: ‘Ömrümce Ağladım’…

2 March 2020 10:25
830 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Sinemamızın Aptal (!) Uşağı Cevat Kurtuluş

Cevat Kurtuluş, Yeşilçam’a Ferdi Tayfur’un hediyesiydi. Konservatuarın Opera bölümünden mezundu. Bariton sese sahipti; baştan ayağa sanatçıydı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

67 Yıl Sonra Mezarı Bulunan Bakü Fatihi

Bakü’ye giren Kafkas İslam Orduları Komutanı ‘Fahri Ferik’ Nuri Bey’in anavatanındaki ‘sembolik sayılabilecek’ mezarı 67 yıl boyunca bulunamadı. Araştırmacı Atilla Oral Bey olmasa belki de kıyamete kadar kayıp kalacaktı.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Bornozla Gömülmek İsteyen Striptizci

Seher Şeniz, parçalanmış aile kurbanıydı. Babasını hiç tanımadı; annesinin ve kardeşlerinin desteğini de - yeterince! - gör(e)medi. Sevgiyi, huzuru ve aile sıcaklığı başkalarında aradı. Hep aldatıldı; cinsel obje olarak değerlendirildi; sürekli hayal kırıklığı yaşadı. İfadesine göre; ‘kullanıldı!’

Yerli James Bond Göksel Arsoy

Göksel Arsoy; daha çok romantik aşk filmleriyle tanındı.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

İnce Hastalığın Pençesindeki Figüran

Hakkı Haktan; Vesikalı Yarim’deki şef garsondu. Binlerce Yeşilçam figüranı gibi, rekor sayılacak filmde oynadı; ama gündelikçilikten öteye geçemedi.

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

Arzu Okay’ın Dramı

Babası Adanalı bir taksi şoförü, annesi İzmirli bir ev hanımıydı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Yılmaz Güney’in Jiletli Seyircileri

Yılmaz Güney’in - siyasî olmayan - avantür filmlerini seyreden seyircilerin, aynı arabesk müziğin önemli ismi Müslim Gürses’in taraftarları gibi ‘jiletli’ olduğu, Beyoğlu’ndaki sinemaların mobilyalarına zarar verdikleri ortaya çıktı.

Terziden Film Yıldızı

Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde kendi halinde bir terziydi.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Yılmaz Güney’in Jiletli Seyircileri

Yılmaz Güney’in - siyasî olmayan - avantür filmlerini seyreden seyircilerin, aynı arabesk müziğin önemli ismi Müslim Gürses’in taraftarları gibi ‘jiletli’ olduğu, Beyoğlu’ndaki sinemaların mobilyalarına zarar verdikleri ortaya çıktı.

Terziden Film Yıldızı

Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde kendi halinde bir terziydi.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Türkiye’nin İlk Piyanist Şantörü

Gencer, Türkiye’de ilk Türkçe sözlü pop müzik parçasını seslendirdi. Çocukluk arkadaşı, Fecri Ebcioğlu, ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’ adlı şarkının sözlerini yazmıştı.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Adnan Menderes’in Son Yasak Aşkı

Menderes’in bir yanı hep boştu/boş kaldı. Eşi Berin Hanım ve tanıdığı/birlikte olduğu bütün kadınlarda annesini aradı; daha doğrusu anne sıcaklığını/şefkatini bulmaya çalıştı. Arayış serüveninde toplumun değer yargılarını pek dikkate almadı; anı dolu dolu yaşadı… Hep kalbinin sesine uydu; kadınların peşinden gitti, koştu…

Suzan Avcı'nın Ödenmeyen Senetlerden Bikinisi

Türk sinemasına hayat veren karakter oyuncuları her dönemde parasal sıkıntı çekti.

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Hanım Sultan’ın Ermeni Jigolosu

Serfirâz Hatun, Osmanlı’nın 31. padişahı Sultan Abdülmecit’in gözdesiydi. Su gibi para harcar, Avrupa elbiseler giyer, Galata ve Beyoğlu’nda fink atardı. ‘Küçük Fesli’ lakaplı, yakışıklı Ermeni müzisyeni jigolo tutmuştu.

Karısından Senetle Borç Alan Padişah

3. Mustafa, devletin itibarı/muzafferiyeti için bütün varlığını harcadı. Hanımından, kızından ve oğlundan ordular donatacak tutarda borç para alıp savaş masraflarını karşılamaya çalıştı. Karşılığında senet verdi. Borçlu öldü; imzaladığı tarihi bono, Topkapı Sarayı’nın arşivine girdi.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Hitler’in İnönü’yü Öldürme Ve İhtilal Planı

Hitler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü Nazi politikalarına karşı çıktığı için öldürtmeyi planladı.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

İki Düzine Eş Değiştiren Karakter Oyuncusu

Salih Tozan; Yeşilçam’da defalarca çekilen ‘Üç Arkadaş’ filminin ilkinde başrol oynamıştı.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

Fikriye Hanım’ın Defnedildiği Mezarlık

Kimi çevrelere göre sevgilisi, kimi çevrelere göre de Mustafa Kemal Paşa’nın nikâhlı eşi olduğu iddia edilen Fikriye Hanım’ın Ankara’nın Ulus semtinde çok eski bir mezarlığa gömüldüğü, tarihi defin alanının ise - yıllar sonra - temizlenip imara açıldığı ortaya çıktı.

İki Düzine Eş Değiştiren Karakter Oyuncusu

Salih Tozan; Yeşilçam’da defalarca çekilen ‘Üç Arkadaş’ filminin ilkinde başrol oynamıştı.

Zeki Müren, Türk Mata Hari’ye Aşıktı

Zeki Müren’in öğrencilik yıllarında aşık olduğu, ama duygularını açamadığı dönemin ünlü dansözü Adalet Pee, bir MİT ajanı idi.

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

İnsan Derisiyle Kaplı Kitaplar

Belirlemelere göre, kitaplardan birisinin cildi, hayatta iken derisi yüzülmüş adamdan alınmıştı.

Nazmiye Demirel’in Ajanlık Denemesi

Aslına bakılırsa Demirel, iki yıldır Cuma gününü sevmez olmuştu. Ordu’nun darbe yapmasından korkuyordu. Silâhlı kuvvetler, ülke yönetimine el koyma eylemlerini hep Cuma günü gerçekleştirmişti.

Arzu Okay’ın Dramı

Babası Adanalı bir taksi şoförü, annesi İzmirli bir ev hanımıydı.

Hayatı Durduran Ses: Hamiyet Yüceses

Hamiyet adı verilen, mavi gözlü ve sapsarı saçlı güzel kız, bir dönem Türkiye’de fırtına gibi esecek ve musikimizin nağmelerini güzel sesiyle taçlandıracaktı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Türkiye’nin İlk Piyanist Şantörü

Gencer, Türkiye’de ilk Türkçe sözlü pop müzik parçasını seslendirdi. Çocukluk arkadaşı, Fecri Ebcioğlu, ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’ adlı şarkının sözlerini yazmıştı.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Diğer Türk Sineması Yazıları

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Kırık Bir Aşk Hikâyesi: Engin İle Perran

Sabah Gazetesi’nin popüler-polemikci yazarı Engin Ardıç ile televizyon dünyasının en ünlü yıldızlarından Perran Kutman iki yıla yakın süre nişanlı kaldı, ama sonra ayrıldı.

Arayışla Geçen Bir Ömür

Münir Özkul’u tiyatro oyuncusu yapan, İsmail Dümbüllü’ye aşırı hayranlığıydı. 1968’de, Arena Tiyatrosu’nda Kanlı Nigar oyununun prömiyerinde Dümbüllü’yü seyretti ve avuçları patlayıncaya kadar alkışladı.