Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak (92) da hayatını kaybetti. Türk sineması; yaşayan en önemli isimlerinden birisini daha yitirdi. Kolçak; sadece bir film yıldızı değildi; Yeşilcam’ın canlı şahidi, sözlü tarihinin anlatıcısıydı. Sinemamızı ismini veren Yeşilçam’da hemen herkesi tanırdı. Yapımcı, rejisör, senarist, star, figüran, ışıkçı, setçi, kameraman gibi her meslek erbabının ağabeyiydi. Şöhreti ülke sınırlarını aşmıştı; ama geçim sıkıntısını bir türlü aşamamıştı. Ölümünden önce başını soktuğu biricik konutuna - küçük bir yazlık daireydi! - haciz gelmişti. Biricik oğlu, pop müzik sanatçısı Harun Kolçak’ın ağır hastalığı sırasında, evini teminat gösterip kredi çekmişti; ama taksitlerini ödemekte zorlanmıştı.

56 yıl hayatı paylaştığı eşi Özcan Hanım’ı 2010 yılında yitirince, yapayalnız kalmıştı. Bir röportajında; ‘En büyük sıkıntım: Yıllarca evimin kapısını açan kimsenin olmayışıydı,’ diyecekti. Küçücük evinde tek başınaydı. Sessizliğe alışamamıştı. 56 yıllık evlilikten sonra yeni durumu kabullenmekte zorlanıyordu. Anlatımına göre eşi Özcan Hanım; çok dirayetli bir kadındı; tam bir amazondu; evi çok iyi çekip çevirirdi. Kaybı ile sağ kolunu yitirmişti. Ama sevgili eşini öldükten sonra da yalnız bırakmayacaktı. Eşinin bitişiğindeki mezar yeri satın aldı; taşını yaptırdı; üzerine de istediğini yazdırdı: ‘Sinema: Gelecek kuşaklara yazılmış canlı mektuplardır…’ Öldükten sonra da sevgili eşi ile uyumak istiyordu. Eşinin mezar taşında şu betimleme görülüyordu: ‘Özcan Kolçak; evimin kadını, çocuğumun anası, benim kadınım…’

- 2 Sene Boyunca Olta Balıkçılığı Yaparak Hayatını Kazandı… -

Eşref Kolçak; hayata iyimser bakan, emeğe saygı duyan/duyulmasını isteyendi. Ama sinema serüveni boyunca emeği sömürülenlerden oldu. Tahsil edemediği ve hırsından imha ettiği bir çuval senedi her röportajında hatırlatırdı. Senetleri ödenmemişti; ama şahsına tahakkuk eden vergileri son kuruşuna kadar karşılamıştı. 

İşsiz kaldığı zaman kapısını çalan, hatırını soran çıkmadı. 10 yıl boyunca eşinin ailesinin yardımıyla geçindi. O sürede 30 yıl yaşlandığını hissetti. Evine tam 3 defa haciz geldi. Kolçak; yılacak kumaştan değildi. Gerekirse ekmeğini taştan bile çıkarabilirdi. Boğaz’da 2 sene olta balıkçılığı yapıp hayatını kazandı. İşini her zaman ciddiye aldı; son derece disiplinliydi. Her sabah saat 4’de uyanırdı; doğrudan denize açılırdı. Palamut, torik, lüfer, ne yakalarsa hale götürüp satardı. Ya da Boğaz’daki motorculara verirdi. Eşref Kolçak’a göre; balıkçılık güzel/zevkli işti.

Kolçak; sosyal güvenlik uygulamasıyla ilk kez 1949’da tanıştı. 22 yaşındaydı ve Tepebaşı Gazinosu’nda çalışırdı.  Oyunculuk yaptığı dönem boyunca sigortası yoktu. Film-San Vakfı Başkanı Ümit Utku’nun üstün/olağanüstü gayretleriyle emeklilik hakkı kazanabildi. Utku; Yeşilçam’ın önemli yapımcı ve yönetmenlerindendi; pek çok STK’nın da yöneticisiydi. Yeşilçam’a emek vermiş, emeklilik hakkı kazanamamış çok sayıda isme önderlik etti. Devrin hükümetinin de desteğiyle geriye dönük borçlanma önerisini kabul ettirdi. Utku sayesinde yüzlerce Yeşilçam çalışanına emeklilik hakkı sağladı. Eşref Kolçak da, Utku’nun yardım ettiği kişilerdendi. Bir arkadaşının tarım işletmesinde işçi gösterilmişti. Böylece ‘ırgatlıktan emekli aktör’ olma garipliğini elde etmişti. SSK’nın emekli kayıtlarında ‘tarım işçisi!’ diye yazıyordu; oysa Kolçak, ülkenin en ünlü aktörlerindendi.

Eşref Kolçak’ın akıllarımızda kalan 3 filmi: Namus Uğruna (Kemal Film), Düşman Yolları Kesti (Kemal Film) ve Bir Şoförün Gizli Defteri (Duru Film) idi. İlkinde âşık ve öfkeli koca Eşref rolündeydi. İkincisindeyse Yüzbaşı Nazım olarak hafızalarımıza kazınmıştı. Sonuncusunda ise Şoför Erol’e hayat vermişti.

- Aşçılıkta İddialıydı; Çok Lezzetli Yemekler Pişirirdi… -

Kolçak; 1927’de Erzurum’un İspir ilçesinin Gaziler - eski adı Kızıl İmaret! - köyünde doğdu. Babası Harun Kolçakoğlu çiftçiydi. Annesi, Rus asıllı Katya idi; sonradan Müslümanlığı benimsemiş Hateme adını almıştı. İlkokul 3. sınıfa kadar köyünde kaldı. Köyünde okul yoktu; her gün 3 kilometre yürüyerek gidip gelirdi. Köylerinde elektrik de yoktu; 5 numara gaz lambasıyla aydınlanırlardı. 4. sınıfa Erzurum’da devam etti; aile köyde geçinemedi; şehri tercih etti. Erzurum’da da elektrikler gece 1’den sonra kesilirdi. Eşref; ilkokulu ve ortaokulu Erzurum’da tamamladı. Aile, İstanbul’a göçme kararı aldı. Büyük şehirde ekmek savaşı daha kolay kazanılabilirdi. Kasımpaşa’da bir kira evine taşındılar. Eşref Kolçak; Sultan Ahmet Erkek Sanat Enstitüsü’ne kayıt yaptırdı. Tesviyecilik ve marangozluk okudu/öğrendi. Mesleğiyle ilgili işlerde çalıştı. Ayakkabı tamirciliği de yaptı. ‘Elinin tamirata yatkın olduğunu,’ söylerdi. Çok güzel dikiş dikerdi; çok lezzetli yemek pişirirdi. Aşçılıkta iddialıydı. Bir röportajında; ‘Çok lezzetli yemek yaparım. Hem de öyle sıradan yemek değil. Aklınıza ne gelirse; zeytinyağlılar, dolmalar, börekler… her şey,’ diyecekti. Kasımpaşa’da marangozluk yaptı; mobilya dükkânı açtı; ama ticarete alışamadı. Zarar edip kapattı.

Annesi çok güzel dans ederdi. Dans ve vücut estetiği doğuştandı. Sanat hayatına dans ederek, dansör/balet olarak başladı. Kasımpaşa Halkevi’nde tiyatro kurslarına devam etti. Kolçak’a göre Halkevleri; ‘etkili eğitim ve kültür merkezleri’ydi. 1944’de Atilla Revü Opereti ile tiyatroya geçti ve dansörlüğe devam etti. 1945’de Ses Tiyatrosu kadrosuna katıldı. ‘Gençliğimde, Ses Tiyatrosu’nun sayılı baletlerindendim,’ diyecekti. Operetlerde ve gazinolarda dansörlük yaparak hayatını kazanmaya çalıştı. Tek üzüntüsü: Annesinin kendisini sahnede dans ederken seyredememesiydi. Babası, baletlik yaptığını öğrenince küsmüştü; bir daha da konuşmamıştı. Bir başka üzüntüsü de; annesinin mezarını kaybetmesiydi. Pişmanlığını, ‘Anacığımı kendi elimle toprağa verdim; ama şu an mezarının yerini bilmiyorum,’ diyerek ifade edecekti. 

1945’de sinemaya adım attı; filmlerde figüranlık yaptı; küçük rollerde göründü. 1947’de oyunculuğunun ekmeğini yedi. Fedakâr Anne filminde 4 gün terledi ve karşılığında 100 lira aldı. İlk başrolüydü ve karşısında da çok ünlü bir isim, Cahide Sonku oynuyordu. Sonku’nun oğlu rolündeydi. O günlerde filmlerde figüranlık yapanlar günlük 2 lira kazanabilirdi. Kolçak’ın ücreti gerçekten yüksekti. Filmin patronajını da Cahide Sonku yapıyordu. Sonku ile ilgili düşünceleri önemliydi. Diyordu ki; ‘Cahide Sonku çok güzel kadındı; büyüleyiciydi. Tam bir hanımefendiydi. Sanata da, sanatçıya da değer verirdi; saygı gösterirdi…’

- Kadın Oyuncularından Belgin Doruk ve Muhterem Nur’u Beğenirdi… -

Kolçak’ın Sonku’nun son günlerine ilişkin acı, ibret verici bir hatırası da vardı. Bir akşam, Pera Palas’ın yakınındaki evine doğru yürürken, arkadan birisinin ismini seslendiğini duydu. Dönüp bakınca, Cahide Sonku’yu gördü. Hemen elini öptü; bir emri olup olmadığını sordu. Sonku; ‘Eşref Bey! Çok özür dilerim; bana biraz para verebilir misiniz,’ diye sordu. Üzüldü; içi ezildi. Hemen elini cebine soktu; yalnızca 10 lira bulabildi. Sonku’ya uzattı; elini tekrar öptü. Sonku parayı aldı; teşekkür edip uzaklaştı. Kolçak; Sonku’nun yaşadığı olumsuz şartlara şahitlik ettiği için çok üzülmüştü.

Kolçak; döneminin ünlü kadın oyuncularından Belgin Doruk, Muhterem Nur ve Neriman Köksal’ı beğenirdi. Hele hele rahmetli Belgin Doruk’un ayrıcalıklı yeri tartışılmazdı. Kolçak’a göre Doruk; Türk sinemasına gelmiş ender kabiliyetlerdendi. Sanata, sanatçıya, işine çok saygılı ve duyarlıydı. Çok disiplinliydi; rolünün hakkını verirdi. İkinci sırada Neriman Köksal gelirdi. Hepsini kız kardeşi gibi görürdü ve severdi.

50’li ve 60’lı yıllarda çeşitli rollere can verdi. 200 civarında filmde oynadı. 1970’den sonra unutulduğunu sandı. Kapısını çalan; filminde oynatmak isteyen kimse çıkmadı. 2007 yılına kadar da rol öneren görülmedi. Yaşam serüveninde rahat bir hayat sürmemişti. Hep para sıkıntısı çekmişti. Yeşilçam hayatı boyunca yalnızca 3 firma ücretini tam/zamanında ödemişti. Geri kalanların hiçbirisi hakkını teslim etmedi. Kendi ifadesine göre; peşin para yerine senetle ödeme yapıldı; yüzde 90’ı da ödenmedi. Ama Kolçak her seferinde vergisini kuruşu kuruşuna ödemeye çalıştı.

- Özcan Kolçak; Biricik Oğlu Harun Kolçak’ın Evlenmesini İsterdi… -

İyi bir aile babasıydı. Eşi Özcan Hanım; 57 yıllık evlilikleri süresince hep yanındaydı. Bir kızları doğdu; ama yaşamadı. İkinci çocuğu Harun’a sımsıkı sarıldı. Bir baba değil, arkadaş gibi davrandı. Harun; küçüklüğünde çok meraklıydı; çok soru sorardı. Babası da sıkılmadan uzun uzun cevaplardı. Hep bilinçli, eli ekmek tutan, üretken, ayakları yere basan bir kişi olmasını isterdi. Eşi Özcan Hanım da oğlunun evlenmesini ve çocuk yapmasını murat ederdi. Harun Kolçak’ın yürüme engelli bir kız arkadaşı vardı; çok iyi bir ailenin evladıydı; evlenebilirlerdi. Oğul Kolçak öneriye karşı çıktı: ‘Baba, ben evlenemem!’ Daha fazla zorlamadılar.

Cinsel yönelimi sebebiyle biricik oğlunu reddettiğine ilişkin dedikodular dolaştı. Eşref Kolçak, her seferinde oğluna destek verdi. ‘Ne olursa olsun, benim oğlumdur. Öyle şeyler insanın kendisini ilgilendirir,’ diyecekti. Oğlunun ağır ve amansız hastalığı döneminde; ‘Öldüğünde bizden kimse kalmayacak,’ diyecekti. Kolçak ailesi tarihe karışacaktı. 

Ömrünün son 37 yılını Gemlik’te geçirdi. Rahmetli kayınvalidesi Küçükkumla’da bir yazlığa sahipti. Karşısındaki küçük ev satışa çıkarılmıştı. Hemen haber gönderdi: ‘Çocuklar! Bir yazlığınız bile yok. Satılık küçük bir ev var. Onu satın alabilirsiniz…’ Ama Kolçak ailesinin değil ev satın almak, bir ay sonraya aktarabileceği birikimi bile yoktu; günlük yaşıyorlardı. Eşref Kolçak’ın aklına Banker Kastelli geldi. Bir grup aktör arkadaşıyla Kastelli’nin reklamlarında oynamıştı. Cevher Özden’e telefon edip durumu anlattı. Kastelli beklediği cevabı verdi: ‘Tamam! Kaç para istiyorsan gel, al!’ Fatih’teki evini de satıp, yazlığı aldı; çok geçmeden de taşındı. Kastelli’ye borcunu da son kuruşuna kadar ödedi.

- Son Nefesine Kadar Çalışmak, Film Setinde Ölmek İsterdi… -

Oksijeni bol deniz havası sağlığına da iyi gelmişti. Eşinin ölümünden sonra yalnız yaşadı. Çok uzun sayılacak - tam 56 yıl süren! - bir evlilik geçirmişti. Eşi Özcan Hanım’ın kazandırdığı bazı alışkanlarını sürdürdü. Her sabah düzenli kahvaltı etti. Güne gülümseyerek, şükrederek başladı. Öğle yemeği yemezdi. Akşam 8’den sonra kendisine mükellef sofra kurardı. Ağzına içki sokmazdı. Sigarayı 30 yıl önce bırakmıştı. O güne kadar günde iki paket sigara tüketiyordu. Doktorunun deyişine göre, sigarayı içmiyordu, yiyordu! Sigarayı bırakınca 10 yıl gençleştiğini hissedecekti.

Son nefesini çalışırken, film setinde vermek isterdi. Kendisine ödül verilmesine karşıydı. Bir slogan bile geliştirmişti: Ödül değil iş verin! İş önerisi getirenlere de bir çift söz söyleyecekti: Şimdiye kadar neredeydiniz? Rol ayrımı yapmayacaktı. Avrupa’da ve Amerika’da kendi yaşındaki pek çok film yıldızı hâlâ film çekebiliyordu.

Bir başka beklentisi de: Filmlerinden gelecek telif ücretleriydi. Devletin telif hakları konusunda ilgisiz davranmasına kızardı. Sanat yaparken vergi alanlar, vergi mükellefinin hakkını savunmalıydı/korumalıydı. 

Bir şikâyeti de dolandırıcılarla hakkındaydı. Bazı uyanıklar, haberi olmadan adını kullanıp para toplamıştı. ‘Eşref Kolçak’ın jübilesini yapacağız!’ diyerek davetiyeler satmışlardı. İşin bir ucu Almanya’ya kadar uzanmıştı. Almanya’daki işçilerden bile para devşirilmişti. Mercedes otomobil fabrikasına bile 250 bilet satmayı başarmışlardı. Fabrika müdürüne de; ‘Yıllardır Mercedes otomobil kullanıyor. Özellikle size gönderdi,’ denilmişti.

Son röportajında daha çok TRT yayınlarını izlediğini söyledi. Ona göre; Diriliş Ertuğrul dizisinin senaryosunu ve oyuncularını çok başarılıydı.

1961’de Namus Uğruna ile En İyi Erkek Oyuncu, 2000’de Güle Güle ile Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve 2003’de Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Yıldırım Önal Anı Ödülü’nü kazandı.

29 May 2019 18:27
259 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

40 Odalı Konaktan Tek Göz Eve

Eşref Üren; babasının katlini/boğulmasını canlı canlı seyretti; korkunç olay hafızasına kazındı.

Çifte Tabancalı Aktör: Gazanfer Özcan

Gazanfer Özcan; eski tabirle ‘nevi şahsına münhasır’ tiyatro insanıydı. Kendisiyle barışıktı; ailesine ve sanatına bağlıydı. Son nefesine kadar sahnenin tozunu yuttu; öldüğünde devlete vergi borcu çıktı.

Garipler Mezarlığında Bir Dansöz

Dünya çapında marka, Türk Lokumu unvanlı, Özcan Tekgül; nam-ı diğer Afet-i Devran Özcan; az daha kimsesizler mezarlığında taşı bile bulunmayan kabirde son uykusuna yatacaktı.

İnce Hastalığın Pençesindeki Figüran

Hakkı Haktan; Vesikalı Yarim’deki şef garsondu. Binlerce Yeşilçam figüranı gibi, rekor sayılacak filmde oynadı; ama gündelikçilikten öteye geçemedi.

Ayakkabısından Şampanya İçilen Kadın

Cahide Sonku’nun tabutunu taşıyacak sekizinci adam zor bulundu. Hayattaki tek varlığı, kızı, Ender de annesinin cenazesine katılmadı.

Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Cahide Sonku’nun Önlenemeyen Düşüşü

Cahide Sonku; güzelliği, kabiliyeti ve zenginliği ile özlenen/imrenilen bir hayat sürdü. Kıskanıldı; sevildi; dedikodusu yapıldı ve parmakla gösterildi. Masallardan çıkıp gelmiş prensesti. Ama sonu çok kötüydü. Bir elinde büyük ispirto şişesi, öbür elinde bekçi düdüğüyle hayatın kendisine biçtiği son başrolü oynadı. Hem de kendinden geçercesine…

Cahitler Tiyatrosu’nun Meteliksiz Ünlüleri

Cahit Irgat ile Cahide Sonku’nun yolları ömürlerinin son deminde bir kez daha kesişti.

Akıl Hastanesinde Zincirlenen Ünlü Film Yıldızı

Türk Sineması’nın Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk’un Son İsteği: Hayat Hikâyesinin Sinema Filmi Ya Da Televizyon Dizisi Yapılmasıydı…

Belgin Doruk’un Suya Düşen Hayali

Beyazperdenin Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk; içinde bulunduğu ekonomik çıkmazı aşmak için çareler arıyordu.

‘Fahri Menajer’ Öztürk Serengil

Öztürk Serengil; 1970 sonrası ekonomik krize giren Yeşilçam’ın pek çok ünlü ismine yardımcı oldu; para kazanmalarını sağladı. Sinema seyircisi; hayranlık duyduğu isimleri gazino sahnelerinde dikkatle, hayranlık dolu merakla izledi.

Hayvansever Feridun Çölgeçen

Yeşilçam Sokağı’nın Amerika görmüş; Hollywood’un havasını solumuş ve filmlerde rol almış oyuncularından birisi de Feridun Çölgeçen’di.

Ayakkabısından Şampanya İçilen Kadın

Cahide Sonku’nun tabutunu taşıyacak sekizinci adam zor bulundu. Hayattaki tek varlığı, kızı, Ender de annesinin cenazesine katılmadı.

‘Fahri Menajer’ Öztürk Serengil

Öztürk Serengil; 1970 sonrası ekonomik krize giren Yeşilçam’ın pek çok ünlü ismine yardımcı oldu; para kazanmalarını sağladı. Sinema seyircisi; hayranlık duyduğu isimleri gazino sahnelerinde dikkatle, hayranlık dolu merakla izledi.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Radyoevi’nde Yumruk Yumruğa Giren Şairler

Kültür adamı Hıfzı Topuz, anılarını yayınlamasa; 2 şairimiz Oktay Rifat (Horozcu), Melih Cevdet (Anday) ve ressam Avni Arbaş’ın yaşadığı renkli olayı öğrenemeyecektik.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

Sevdiğini Ölüm Döşeğinde Söyleyebildi

Ünlü aktrist Neriman Köksal, meşhur aktör İzzet Günay’a aşık olduğunu ölüm döşeğinde açıklayabilmiş.

Bakan Adayı İçin ABD’den Referans

Yeni MGK üyesi Karaosmanoğlu’nun ‘güvenlik soruşturması’ yapılmalıydı. Öğrenciliğinden beri ‘sosyal demokrat’ kimliğiyle/duruşuyla ön plana çıkmıştı. Hatta bazı bilgilendirmelerde ‘Solcu!’ diye tanımlanmıştı.

Şans Meleği Nimet Abla

Her bileti kendi eliyle müşterisine sattı; bu davranışının uğur getirdiğine inandı.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Akıl Hastanesinde Zincirlenen Ünlü Film Yıldızı

Türk Sineması’nın Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk’un Son İsteği: Hayat Hikâyesinin Sinema Filmi Ya Da Televizyon Dizisi Yapılmasıydı…

Kahvesinde Garsonluk Yapan ‘Kötü Adam’

Erol Taş; Yeşilçam’ın en tanınmış karakter oyuncularındandı.

Bavulda Festivale Giden Film

Umut; 1970 Adana Altın Koza Film Yarışması’nda tam altı ödül birden kazanmıştı.

Vergiye Giden Ev Parası

Yeşilçam yıldızlarının çoğu günlük yaşardı. Sektör küçük bir krize girerse; geçim sıkıntısına düşerlerdi.

Belgin Doruk’un Suya Düşen Hayali

Beyazperdenin Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk; içinde bulunduğu ekonomik çıkmazı aşmak için çareler arıyordu.

Babası İsteyince Sinemayı Bıraktı

Zeynep Aksu; çok zengin/tanınmış ailenin biricik kızıydı.

İnce Hastalığın Pençesindeki Figüran

Hakkı Haktan; Vesikalı Yarim’deki şef garsondu. Binlerce Yeşilçam figüranı gibi, rekor sayılacak filmde oynadı; ama gündelikçilikten öteye geçemedi.