Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak (92) da hayatını kaybetti. Türk sineması; yaşayan en önemli isimlerinden birisini daha yitirdi. Kolçak; sadece bir film yıldızı değildi; Yeşilcam’ın canlı şahidi, sözlü tarihinin anlatıcısıydı. Sinemamızı ismini veren Yeşilçam’da hemen herkesi tanırdı. Yapımcı, rejisör, senarist, star, figüran, ışıkçı, setçi, kameraman gibi her meslek erbabının ağabeyiydi. Şöhreti ülke sınırlarını aşmıştı; ama geçim sıkıntısını bir türlü aşamamıştı. Ölümünden önce başını soktuğu biricik konutuna - küçük bir yazlık daireydi! - haciz gelmişti. Biricik oğlu, pop müzik sanatçısı Harun Kolçak’ın ağır hastalığı sırasında, evini teminat gösterip kredi çekmişti; ama taksitlerini ödemekte zorlanmıştı.

56 yıl hayatı paylaştığı eşi Özcan Hanım’ı 2010 yılında yitirince, yapayalnız kalmıştı. Bir röportajında; ‘En büyük sıkıntım: Yıllarca evimin kapısını açan kimsenin olmayışıydı,’ diyecekti. Küçücük evinde tek başınaydı. Sessizliğe alışamamıştı. 56 yıllık evlilikten sonra yeni durumu kabullenmekte zorlanıyordu. Anlatımına göre eşi Özcan Hanım; çok dirayetli bir kadındı; tam bir amazondu; evi çok iyi çekip çevirirdi. Kaybı ile sağ kolunu yitirmişti. Ama sevgili eşini öldükten sonra da yalnız bırakmayacaktı. Eşinin bitişiğindeki mezar yeri satın aldı; taşını yaptırdı; üzerine de istediğini yazdırdı: ‘Sinema: Gelecek kuşaklara yazılmış canlı mektuplardır…’ Öldükten sonra da sevgili eşi ile uyumak istiyordu. Eşinin mezar taşında şu betimleme görülüyordu: ‘Özcan Kolçak; evimin kadını, çocuğumun anası, benim kadınım…’

- 2 Sene Boyunca Olta Balıkçılığı Yaparak Hayatını Kazandı… -

Eşref Kolçak; hayata iyimser bakan, emeğe saygı duyan/duyulmasını isteyendi. Ama sinema serüveni boyunca emeği sömürülenlerden oldu. Tahsil edemediği ve hırsından imha ettiği bir çuval senedi her röportajında hatırlatırdı. Senetleri ödenmemişti; ama şahsına tahakkuk eden vergileri son kuruşuna kadar karşılamıştı. 

İşsiz kaldığı zaman kapısını çalan, hatırını soran çıkmadı. 10 yıl boyunca eşinin ailesinin yardımıyla geçindi. O sürede 30 yıl yaşlandığını hissetti. Evine tam 3 defa haciz geldi. Kolçak; yılacak kumaştan değildi. Gerekirse ekmeğini taştan bile çıkarabilirdi. Boğaz’da 2 sene olta balıkçılığı yapıp hayatını kazandı. İşini her zaman ciddiye aldı; son derece disiplinliydi. Her sabah saat 4’de uyanırdı; doğrudan denize açılırdı. Palamut, torik, lüfer, ne yakalarsa hale götürüp satardı. Ya da Boğaz’daki motorculara verirdi. Eşref Kolçak’a göre; balıkçılık güzel/zevkli işti.

Kolçak; sosyal güvenlik uygulamasıyla ilk kez 1949’da tanıştı. 22 yaşındaydı ve Tepebaşı Gazinosu’nda çalışırdı.  Oyunculuk yaptığı dönem boyunca sigortası yoktu. Film-San Vakfı Başkanı Ümit Utku’nun üstün/olağanüstü gayretleriyle emeklilik hakkı kazanabildi. Utku; Yeşilçam’ın önemli yapımcı ve yönetmenlerindendi; pek çok STK’nın da yöneticisiydi. Yeşilçam’a emek vermiş, emeklilik hakkı kazanamamış çok sayıda isme önderlik etti. Devrin hükümetinin de desteğiyle geriye dönük borçlanma önerisini kabul ettirdi. Utku sayesinde yüzlerce Yeşilçam çalışanına emeklilik hakkı sağladı. Eşref Kolçak da, Utku’nun yardım ettiği kişilerdendi. Bir arkadaşının tarım işletmesinde işçi gösterilmişti. Böylece ‘ırgatlıktan emekli aktör’ olma garipliğini elde etmişti. SSK’nın emekli kayıtlarında ‘tarım işçisi!’ diye yazıyordu; oysa Kolçak, ülkenin en ünlü aktörlerindendi.

Eşref Kolçak’ın akıllarımızda kalan 3 filmi: Namus Uğruna (Kemal Film), Düşman Yolları Kesti (Kemal Film) ve Bir Şoförün Gizli Defteri (Duru Film) idi. İlkinde âşık ve öfkeli koca Eşref rolündeydi. İkincisindeyse Yüzbaşı Nazım olarak hafızalarımıza kazınmıştı. Sonuncusunda ise Şoför Erol’e hayat vermişti.

- Aşçılıkta İddialıydı; Çok Lezzetli Yemekler Pişirirdi… -

Kolçak; 1927’de Erzurum’un İspir ilçesinin Gaziler - eski adı Kızıl İmaret! - köyünde doğdu. Babası Harun Kolçakoğlu çiftçiydi. Annesi, Rus asıllı Katya idi; sonradan Müslümanlığı benimsemiş Hateme adını almıştı. İlkokul 3. sınıfa kadar köyünde kaldı. Köyünde okul yoktu; her gün 3 kilometre yürüyerek gidip gelirdi. Köylerinde elektrik de yoktu; 5 numara gaz lambasıyla aydınlanırlardı. 4. sınıfa Erzurum’da devam etti; aile köyde geçinemedi; şehri tercih etti. Erzurum’da da elektrikler gece 1’den sonra kesilirdi. Eşref; ilkokulu ve ortaokulu Erzurum’da tamamladı. Aile, İstanbul’a göçme kararı aldı. Büyük şehirde ekmek savaşı daha kolay kazanılabilirdi. Kasımpaşa’da bir kira evine taşındılar. Eşref Kolçak; Sultan Ahmet Erkek Sanat Enstitüsü’ne kayıt yaptırdı. Tesviyecilik ve marangozluk okudu/öğrendi. Mesleğiyle ilgili işlerde çalıştı. Ayakkabı tamirciliği de yaptı. ‘Elinin tamirata yatkın olduğunu,’ söylerdi. Çok güzel dikiş dikerdi; çok lezzetli yemek pişirirdi. Aşçılıkta iddialıydı. Bir röportajında; ‘Çok lezzetli yemek yaparım. Hem de öyle sıradan yemek değil. Aklınıza ne gelirse; zeytinyağlılar, dolmalar, börekler… her şey,’ diyecekti. Kasımpaşa’da marangozluk yaptı; mobilya dükkânı açtı; ama ticarete alışamadı. Zarar edip kapattı.

Annesi çok güzel dans ederdi. Dans ve vücut estetiği doğuştandı. Sanat hayatına dans ederek, dansör/balet olarak başladı. Kasımpaşa Halkevi’nde tiyatro kurslarına devam etti. Kolçak’a göre Halkevleri; ‘etkili eğitim ve kültür merkezleri’ydi. 1944’de Atilla Revü Opereti ile tiyatroya geçti ve dansörlüğe devam etti. 1945’de Ses Tiyatrosu kadrosuna katıldı. ‘Gençliğimde, Ses Tiyatrosu’nun sayılı baletlerindendim,’ diyecekti. Operetlerde ve gazinolarda dansörlük yaparak hayatını kazanmaya çalıştı. Tek üzüntüsü: Annesinin kendisini sahnede dans ederken seyredememesiydi. Babası, baletlik yaptığını öğrenince küsmüştü; bir daha da konuşmamıştı. Bir başka üzüntüsü de; annesinin mezarını kaybetmesiydi. Pişmanlığını, ‘Anacığımı kendi elimle toprağa verdim; ama şu an mezarının yerini bilmiyorum,’ diyerek ifade edecekti. 

1945’de sinemaya adım attı; filmlerde figüranlık yaptı; küçük rollerde göründü. 1947’de oyunculuğunun ekmeğini yedi. Fedakâr Anne filminde 4 gün terledi ve karşılığında 100 lira aldı. İlk başrolüydü ve karşısında da çok ünlü bir isim, Cahide Sonku oynuyordu. Sonku’nun oğlu rolündeydi. O günlerde filmlerde figüranlık yapanlar günlük 2 lira kazanabilirdi. Kolçak’ın ücreti gerçekten yüksekti. Filmin patronajını da Cahide Sonku yapıyordu. Sonku ile ilgili düşünceleri önemliydi. Diyordu ki; ‘Cahide Sonku çok güzel kadındı; büyüleyiciydi. Tam bir hanımefendiydi. Sanata da, sanatçıya da değer verirdi; saygı gösterirdi…’

- Kadın Oyuncularından Belgin Doruk ve Muhterem Nur’u Beğenirdi… -

Kolçak’ın Sonku’nun son günlerine ilişkin acı, ibret verici bir hatırası da vardı. Bir akşam, Pera Palas’ın yakınındaki evine doğru yürürken, arkadan birisinin ismini seslendiğini duydu. Dönüp bakınca, Cahide Sonku’yu gördü. Hemen elini öptü; bir emri olup olmadığını sordu. Sonku; ‘Eşref Bey! Çok özür dilerim; bana biraz para verebilir misiniz,’ diye sordu. Üzüldü; içi ezildi. Hemen elini cebine soktu; yalnızca 10 lira bulabildi. Sonku’ya uzattı; elini tekrar öptü. Sonku parayı aldı; teşekkür edip uzaklaştı. Kolçak; Sonku’nun yaşadığı olumsuz şartlara şahitlik ettiği için çok üzülmüştü.

Kolçak; döneminin ünlü kadın oyuncularından Belgin Doruk, Muhterem Nur ve Neriman Köksal’ı beğenirdi. Hele hele rahmetli Belgin Doruk’un ayrıcalıklı yeri tartışılmazdı. Kolçak’a göre Doruk; Türk sinemasına gelmiş ender kabiliyetlerdendi. Sanata, sanatçıya, işine çok saygılı ve duyarlıydı. Çok disiplinliydi; rolünün hakkını verirdi. İkinci sırada Neriman Köksal gelirdi. Hepsini kız kardeşi gibi görürdü ve severdi.

50’li ve 60’lı yıllarda çeşitli rollere can verdi. 200 civarında filmde oynadı. 1970’den sonra unutulduğunu sandı. Kapısını çalan; filminde oynatmak isteyen kimse çıkmadı. 2007 yılına kadar da rol öneren görülmedi. Yaşam serüveninde rahat bir hayat sürmemişti. Hep para sıkıntısı çekmişti. Yeşilçam hayatı boyunca yalnızca 3 firma ücretini tam/zamanında ödemişti. Geri kalanların hiçbirisi hakkını teslim etmedi. Kendi ifadesine göre; peşin para yerine senetle ödeme yapıldı; yüzde 90’ı da ödenmedi. Ama Kolçak her seferinde vergisini kuruşu kuruşuna ödemeye çalıştı.

- Özcan Kolçak; Biricik Oğlu Harun Kolçak’ın Evlenmesini İsterdi… -

İyi bir aile babasıydı. Eşi Özcan Hanım; 57 yıllık evlilikleri süresince hep yanındaydı. Bir kızları doğdu; ama yaşamadı. İkinci çocuğu Harun’a sımsıkı sarıldı. Bir baba değil, arkadaş gibi davrandı. Harun; küçüklüğünde çok meraklıydı; çok soru sorardı. Babası da sıkılmadan uzun uzun cevaplardı. Hep bilinçli, eli ekmek tutan, üretken, ayakları yere basan bir kişi olmasını isterdi. Eşi Özcan Hanım da oğlunun evlenmesini ve çocuk yapmasını murat ederdi. Harun Kolçak’ın yürüme engelli bir kız arkadaşı vardı; çok iyi bir ailenin evladıydı; evlenebilirlerdi. Oğul Kolçak öneriye karşı çıktı: ‘Baba, ben evlenemem!’ Daha fazla zorlamadılar.

Cinsel yönelimi sebebiyle biricik oğlunu reddettiğine ilişkin dedikodular dolaştı. Eşref Kolçak, her seferinde oğluna destek verdi. ‘Ne olursa olsun, benim oğlumdur. Öyle şeyler insanın kendisini ilgilendirir,’ diyecekti. Oğlunun ağır ve amansız hastalığı döneminde; ‘Öldüğünde bizden kimse kalmayacak,’ diyecekti. Kolçak ailesi tarihe karışacaktı. 

Ömrünün son 37 yılını Gemlik’te geçirdi. Rahmetli kayınvalidesi Küçükkumla’da bir yazlığa sahipti. Karşısındaki küçük ev satışa çıkarılmıştı. Hemen haber gönderdi: ‘Çocuklar! Bir yazlığınız bile yok. Satılık küçük bir ev var. Onu satın alabilirsiniz…’ Ama Kolçak ailesinin değil ev satın almak, bir ay sonraya aktarabileceği birikimi bile yoktu; günlük yaşıyorlardı. Eşref Kolçak’ın aklına Banker Kastelli geldi. Bir grup aktör arkadaşıyla Kastelli’nin reklamlarında oynamıştı. Cevher Özden’e telefon edip durumu anlattı. Kastelli beklediği cevabı verdi: ‘Tamam! Kaç para istiyorsan gel, al!’ Fatih’teki evini de satıp, yazlığı aldı; çok geçmeden de taşındı. Kastelli’ye borcunu da son kuruşuna kadar ödedi.

- Son Nefesine Kadar Çalışmak, Film Setinde Ölmek İsterdi… -

Oksijeni bol deniz havası sağlığına da iyi gelmişti. Eşinin ölümünden sonra yalnız yaşadı. Çok uzun sayılacak - tam 56 yıl süren! - bir evlilik geçirmişti. Eşi Özcan Hanım’ın kazandırdığı bazı alışkanlarını sürdürdü. Her sabah düzenli kahvaltı etti. Güne gülümseyerek, şükrederek başladı. Öğle yemeği yemezdi. Akşam 8’den sonra kendisine mükellef sofra kurardı. Ağzına içki sokmazdı. Sigarayı 30 yıl önce bırakmıştı. O güne kadar günde iki paket sigara tüketiyordu. Doktorunun deyişine göre, sigarayı içmiyordu, yiyordu! Sigarayı bırakınca 10 yıl gençleştiğini hissedecekti.

Son nefesini çalışırken, film setinde vermek isterdi. Kendisine ödül verilmesine karşıydı. Bir slogan bile geliştirmişti: Ödül değil iş verin! İş önerisi getirenlere de bir çift söz söyleyecekti: Şimdiye kadar neredeydiniz? Rol ayrımı yapmayacaktı. Avrupa’da ve Amerika’da kendi yaşındaki pek çok film yıldızı hâlâ film çekebiliyordu.

Bir başka beklentisi de: Filmlerinden gelecek telif ücretleriydi. Devletin telif hakları konusunda ilgisiz davranmasına kızardı. Sanat yaparken vergi alanlar, vergi mükellefinin hakkını savunmalıydı/korumalıydı. 

Bir şikâyeti de dolandırıcılarla hakkındaydı. Bazı uyanıklar, haberi olmadan adını kullanıp para toplamıştı. ‘Eşref Kolçak’ın jübilesini yapacağız!’ diyerek davetiyeler satmışlardı. İşin bir ucu Almanya’ya kadar uzanmıştı. Almanya’daki işçilerden bile para devşirilmişti. Mercedes otomobil fabrikasına bile 250 bilet satmayı başarmışlardı. Fabrika müdürüne de; ‘Yıllardır Mercedes otomobil kullanıyor. Özellikle size gönderdi,’ denilmişti.

Son röportajında daha çok TRT yayınlarını izlediğini söyledi. Ona göre; Diriliş Ertuğrul dizisinin senaryosunu ve oyuncularını çok başarılıydı.

1961’de Namus Uğruna ile En İyi Erkek Oyuncu, 2000’de Güle Güle ile Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve 2003’de Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Yıldırım Önal Anı Ödülü’nü kazandı.

29 May 2019 18:27
913 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Libya'da Başbakanlık Yapan İlk Türk

Sadullah Koloğlu; 1948’den sonra Libya’da kurulan hükümetlerde Başbakanlık yapan Türk soyluların ilkiydi. Devlet cihazının oluşturulmasında önemli hizmetleri dokundu. Ahmet Maytik, Muhammet Sakızlı ve Fayiz es Serrac gibi Türkler de aynı makama gelecekti.

40 Odalı Konaktan Tek Göz Eve

Eşref Üren; babasının katlini/boğulmasını canlı canlı seyretti; korkunç olay hafızasına kazındı.

Çifte Tabancalı Aktör: Gazanfer Özcan

Gazanfer Özcan; eski tabirle ‘nevi şahsına münhasır’ tiyatro insanıydı. Kendisiyle barışıktı; ailesine ve sanatına bağlıydı. Son nefesine kadar sahnenin tozunu yuttu; öldüğünde devlete vergi borcu çıktı.

Garipler Mezarlığında Bir Dansöz

Dünya çapında marka, Türk Lokumu unvanlı, Özcan Tekgül; nam-ı diğer Afet-i Devran Özcan; az daha kimsesizler mezarlığında taşı bile bulunmayan kabirde son uykusuna yatacaktı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Türkiye’nin İlk Piyanist Şantörü

Gencer, Türkiye’de ilk Türkçe sözlü pop müzik parçasını seslendirdi. Çocukluk arkadaşı, Fecri Ebcioğlu, ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’ adlı şarkının sözlerini yazmıştı.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Darbecilere Kafa Tutan Aktör

Cahit Irgat ne çektiyse dik kafalılığından ve alkol alışkanlığından çekti. İçki hayatının her döneminde en etkin vazgeçilmeziydi.

Muhsin Ertuğrul’un Ümitsiz Aşkı

Cahide Sonku, Türk sineması ve tiyatrosunun ilk gerçek kadın starıydı. Güzelliği, vamplığı, cüretkârlığı ve olağanüstü yeteneği ile istediği - dilediği gibi hayat yaşadı.

Ayakkabısından Şampanya İçilen Kadın

Cahide Sonku’nun tabutunu taşıyacak sekizinci adam zor bulundu. Hayattaki tek varlığı, kızı, Ender de annesinin cenazesine katılmadı.

Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Aşk Filmlerinin Değişmeyen Aktörü

Göksel Arsoy; Kerime Nadir’in ünlü romanı Samanyolu (1959)’nun sinema filmi ile şöhrete ulaşmıştı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Sinemamızın Aptal (!) Uşağı Cevat Kurtuluş

Cevat Kurtuluş, Yeşilçam’a Ferdi Tayfur’un hediyesiydi. Konservatuarın Opera bölümünden mezundu. Bariton sese sahipti; baştan ayağa sanatçıydı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

67 Yıl Sonra Mezarı Bulunan Bakü Fatihi

Bakü’ye giren Kafkas İslam Orduları Komutanı ‘Fahri Ferik’ Nuri Bey’in anavatanındaki ‘sembolik sayılabilecek’ mezarı 67 yıl boyunca bulunamadı. Araştırmacı Atilla Oral Bey olmasa belki de kıyamete kadar kayıp kalacaktı.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Devlet Gibi Otoriter Kadın

Neriman Köksal adı ile Yeşilçam’da ünlenen Hatice Küpçü; Çetin Karamanbey tarafından sinemamıza kazandırıldı.

Hitler’in İnönü’yü Öldürme Ve İhtilal Planı

Hitler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü Nazi politikalarına karşı çıktığı için öldürtmeyi planladı.

Her Piyango Biletine Bir Kutu Bayram Şekeri

(Hacı) Melek Nimet Özden; 1924’de faaliyete geçen Tayyare Piyangosu’nun ilk bayan başbayisiydi. Şartların zorlamasıyla iş hayatını seçti. Disiplinli ve girişimci ruhuyla başarıyı ilk seferde yakaladı ve hiç bırakmadı.

Bakan Adayı İçin ABD’den Referans

Yeni MGK üyesi Karaosmanoğlu’nun ‘güvenlik soruşturması’ yapılmalıydı. Öğrenciliğinden beri ‘sosyal demokrat’ kimliğiyle/duruşuyla ön plana çıkmıştı. Hatta bazı bilgilendirmelerde ‘Solcu!’ diye tanımlanmıştı.

Şans Meleği Nimet Abla

Her bileti kendi eliyle müşterisine sattı; bu davranışının uğur getirdiğine inandı.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.