Libya'da Başbakanlık Yapan İlk Türk

Sadullah Koloğlu; 1948’den sonra Libya’da kurulan hükümetlerde Başbakanlık yapan Türk soyluların ilkiydi. Devlet cihazının oluşturulmasında önemli hizmetleri dokundu. Ahmet Maytik, Muhammet Sakızlı ve Fayiz es Serrac gibi Türkler de aynı makama gelecekti.

Libya'da Başbakanlık Yapan İlk Türk

Sadullah Koloğlu (1886 - 1952); Libya devleti kurulduktan sonra, 3 yıl başbakanlık görevinde bulundu. İlk diye sınıflandırılsa da; Libya’nın 2. Başbakanı’ydı; Derne doğumluydu. Koloğlu; Osmanlı toprağı Libya’da dünyaya gelmiş Türk çocuğuydu.

Sadullah Bey’in baba tarafından ataları, Konya’nın Karaman ilçesine mensuptu. Büyük dedesi yeniçeriydi. Buraya yerleşmiş; yerli/asil bir ailenin kızı ile hayatını birleştirmişti. - Osmanlı idaresi, Türk asıllı vatandaşları ile yerli ailelerin akrabalık tesis etmesini desteklerdi! - Babası Hacı Mebruk Efendi; Derne’de tanınmış tereyağı tüccarıydı. Derne’den İstanbul’a ünlü tereyağını yollar; Saray’ın ihtiyacının önemli kısmını karşılardı. Annesi Zeynep Hanım; Girit Türklerindendi. Ailesi, Bingazi’ye göçmüştü. Hacı Mebruk Efendi ile Zeynep Hanım’ın evliliklerinin en son meyvesi Sadullah’tı.

- Sadullah Bey, Mülkiye’yi Birincilikle Bitirdi… -

Mebruk Efendi; en küçük oğlu Sadullah’ı alıp; payitahta, İstanbul’a geldi. 2. Abdülhamit dönemiydi. Osmanlı’nın geniş coğrafyasından - özellikle de Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Arabistan’dan… - başkente gelen seçkin aile çocukları, Aşiret Mektebi’ne kaydedilirdi. - Okul; 1892’de açılmış; Esma Sultan Yalısı’nda faaliyete geçirilmişti! - Türk kültürü ve modern bilimler öğretilir; sıkı eğitimden geçirilir; başarılılar, devlet yönetiminde görevlendirilirdi. Babası, en küçük oğlu Sadullah’ı bir başka severdi; zekâsına, gayretine, yılmazlığına ve girişkenliğine inanırdı/güvenirdi. Evladını da okula kaydettirdi. Mezunlar; Harbiye’ye ve Mülkiye’ye devam imkânı kazanırdı. Sadullah, daha 10 yaşındayken; hükümdar 2. Abdülhamit’i karşılayacak ve karşısında konuşacaktı.

Mahdumlarının en küçüğü, en zeki ve en sevimlisi Sadullah; Aşiret Mektebi’ni çok iyi dereceyle bitirdi. 1902’de, Mekteb-i Mülkiye-i Şahane’nin Sınıf-ı Mahsusa’dan (Özel Sınıf’tan) aliyy-ül a’la/pekiyi ile mezun oldu. İlk görev yeri: Doğduğu yer Derne idi. 2 yıl kadar çalıştı; sonra bazı anlaşmazlıklar yüzünden tayin edildi: Ege’de, Buldan’a gönderildi. 

- Adı Pınarhisar’da Bir İlkokula Verildi… -

21 Ocak 1913’de, Trakya’da Pınarhisar Kaymakamlığı’na atandı. Amirlerinin siciline düştüğü nota bakılırsa; İttihat ve Terakki Partisi’nin fikirlerine yakındı. Ülke kalkınmasının yol, inşaat ve mektep yapmakla başlayacağına inanırdı. Pınarhisar’da hemen uygulamalara girişti. 1914’de, yeni okul inşaatı başlattı. Ahaliyi çalışmaya zorladı/özendirdi. Ama direnç ve imkânsızlıklarla karşılaştı. Daha sonra ‘Koloğlu İlkokulu’ adıyla anılacak müessese, ancak 1920’de tamamlanabildi. - Kasabalılar, yenilikçi kaymakamı unutmamış; adını ölümsüzleştirmeye çalışmıştı! -

1913 - 1917 arasında, tam 4 yıl imar faaliyetlerine ağırlık verdi. Rüştiye Mektebi, Akşam Sanat Okulu, Ziraat Fidanlığı ve hizmet binası ve köprü(ler) inşa ettirdi. Poyralı Köyü’nde cami ve köy evinin yapılmasına öncülük etti. Ama hayat hiç de süt liman değildi.

Bulgar çetelerine karşı da mücadele etti. At sırtından inmedi; silah kullandı; müfrezelere önderlik edip eşkıya takibine çıktı.

Pınarhisar’ı çok sevdi. Cumhuriyet’in ilanından sonra nüfus kütüğünü taşıdı; Camii Kebir Mahallesi’ne kaydettirdi.

- Eline Silah Alıp Yunan Kuvvetlerine Mukavemet Etti… -

1919’de, Saray ilçesinde görevlendirildi. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından gemi azıla alan Yunan kuvvetleri, Trakya’yı işgale yeltendi. Saray Kaymakamı Sadullah Bey - yöre halkının tabiriyle ‘Arap Kaymakam’! - ; hükümet konağını karargâh gibi kullandı. Yanına dönemin hâkimini, karakol komutanını ve memurlarını aldı. Kısıtlı silah ve cephane ile savunmaya girişti. Devletin itibarını kanlarının son damlasına kadar müdafaa edeceklerdi. 

Ama cephaneleri bitince; direnmelerine karşın, yakalanmaktan kurtulamadılar. Hapse atıldılar; idama mahkûm edildiler. Bir gece, idam/infaz mangasını beklerken; mucize ile karşılaştılar. Arap Kaymakam; hayatını bağışladığı bir Bulgar genci tarafından hapishaneden çıkarıldı/kaçırıldı. Kara çarşafa büründürüldü; İstanbul’a göç eden yaşlı kadınlardan müteşekkil kafilenin arasına alındı.

Hükümet; sehven - istemeyerek/yanlışlıkla! - yaptığı resmi yazışmasını beğenmedi; Vize’ye becayişine karar çıkardı. Sadullah Bey; tehdide, sürgüne, örtülü cezalara pabuç bırakmazdı. 

- İstiklal Mahkemesinde Yargılandı; Beraat Etti… -

İstanbul’a döndü; aradığını bulamayınca; Millî Mücadele’nin merkezi Ankara’ya geçti. Ankara’da şüphe ile bakıldı; Saray’ın adamı olabileceğine inanıldı. Tutuklandı; İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Kendini savundu; suçsuzluğu/bağlılığı anlaşılınca; beraat etti ve salıverildi. Sadullah Bey; hükmün açıklandığı gün, Hacı Bayram Camii’nde şükür namazı kıldı ve hüngür hüngür ağladı. İtibarı iade edilmiş; ama bir kere daha ölümün çemberinden geçmişti.

Ankara Hükümeti, Sadullah Bey’e güvenini gösterdi. Nazilli Kaymakamlığı’na ata(n)dı. Yunan işgali başlayınca; yeni görev yerine ulaşamadı. Ankara ve Kayseri’de kısa süreli bazı idari görevlerde bulundu. 11 Aralık 1922’de, Trabzon’un ilçesi Maçka’nın Kaymakamlığı’na getirildi. Bölgede Rum çetelerin baskı ve yağması alıp başını gitmişti. Trakya’da eşkıya tenkilinde kazandığı tecrübesini konuşturdu; izlerini sürdü ve hesaplarını gördü. Zigana Geçidi ve çevreye huzur getirdi. Çete elemanlarını yakalayıp, teşhir etti; halkın özgüvenini tekrar kazanmasını sağladı. Devlet gücünü ve otoritesini tesis etti.

Ocak 1923’de, imzalanan mübadele anlaşmasıyla, Rum ahalinin bölgeden güven içinde çıkarılmasını/naklini sağladı.

- Sürmene Kaymakamlığı Yaparken 2. Defa Evlendi… -

Of’a tayin edilince; hayvan vebası ile karşılaştı. Bölge ekonomisinde hayvancılık önemli kalemdi. Etkin ve kalıcı tedbirlerle hastalığın önü alındı. Başarılarından ötürü çeşitli takdirnamelerle ödüllendirildi.

1925’de, yine görev yeri değiştirildi: Sürmene Kaymakamlığı’na getirildi. Daha sonra okul şeklinde de değerlendirilecek hükümet konağının inşasını başlattı. 2 katlı, 2 bin metrelik binanın planını kendisi çizecekti. Yıllar sonra, ilçenin en önemli caddesine adı verildi; sevilen kaymakamın adı yaşatıldı.

1925 yılı uğurlu geldi. İstanbul’un ünlü semti Balmumcu’ya adını veren ünlü/köklü ailenin kızı Refika Hanım ile hayatını birleştirdi. - Kayınpederi Sakallı Eşref adıyla maruftu; Millî Mücadele’de yararlılıkları bilinirdi! - Eşini de yanına alıp, Mayıs ayında Sürmene’ye döndü. Aslına bakılırsa; Refika Hanım ikinci karısıydı. - İlk hanımı, Pınarhisar Kaymakamlığı sırasında ince hastalıktan/veremden vefat etmişti! - Refika Koloğlu, 2 oğul verdi: Orhan ve Doğan. Orhan Koloğlu; gazeteci, yazardı; Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Başbakan Bülent Ecevit’in danışmanlığını da yaptı. Çok sayıda tarih kitabı kaleme aldı. Doğan Koloğlu da ağabeyi gibi gazeteciydi; spor yazarlığıyla adını duyurdu.

29 Kasım 1929’da, - 2. defa! - Of Kaymakamlığı’na atandı. Bölgede devlet otoritesini sağlamak ilk/önemli göreviydi. Azılı eşkıya Laz Hüseyin’i yakalattı; don paça/iç çamaşırlarıyla ilçenin sokaklarında gezdirip teşhir ettirdi. Halkta sempati, Ankara’da hayranlık yarattı. Yazılı takdirname ile taltif edildi.

- Hakkari’de Ticari Hayatı Canlandırmaya Çalıştı… -

Sadullah Bey’in kaderi Evliya Çelebi’ye benzetilirdi. Hep tayin, hep taşınma, hep yeni yüzler tanıma imkânına sahipti.

İznik Kaymakamlığı son göreviydi. Yerel yönetimlerde tecrübeliydi: Valilik yapabilecek olgunluktaydı. İznik’te üzüm yetiştiriciliğini teşvik etti; ilçe ekonomisinin önemli üretim/satış kalemi haline gelmesini sağladı.

İlk Valiliği için Hakkâri uygun görüldü. - Tarih: 18 Şubat 1938’di. - İlin yolu yoktu; kar yağınca, en az 6 ay dünya ile ilişkisi kesilirdi. Posta gönderileri, Van üzerinden getirilirdi/götürülürdü; dönemin şahitlerine göre posta; 3 ayda bir uğrardı. Devlet yatırımı ‘yok denecek!’ seviyedeydi. Yöresel ticaret de çok zayıftı; hiç mesabesindeydi. 

Eksikleri, acil ihtiyaçları, yapılması gereken yatırımları sıraladı. Ankara’ya gidip, Maliye Bakanı’nın karşısına dikildi. - Sadullah Bey, ‘tuttuğunu koparan, dediğini yaptıran’ mizaçlıydı! - Anlatılana bakılırsa; Bakan Bey’i sıkıştırdı; acil ihtiyaçların giderilmesi/görülmesi için ‘tatlı sert davrandı’! Bakan Bey, pabucun bağlı olduğunu görünce, istenilenlerin yapılacağına dair söz verdi.

Şehre dönerken; Van’a uğradı. Vilayete yerleşip, esnaflık yapan Karadeniz kökenlilerle görüştü. Hakkâri’nin tüccarlara sağlayabileceği imkânları anlattı. Bir kısım fırıncı, bakkal, inşaatçı ve pastacıyı ikna edip yanına aldı. Böylece Van’dan tecrübeli iş gücü transferini de gerçekleşti.

19 Kasım 1940’taki Bingöl Valiliği son görev yeriydi. Bir yıl çalışabildi; yaş haddinden emekli edildi.

- Hayatı Boyunca Yoksuldu; Geçim Sıkıntısı Çekti… -

Sadullah Bey; çalışmaya alışıktı; ihtiyacı da vardı. Çocuklarının eğitimi için para kazanması gerekti. Toprak Mahsulleri Ofisi’nde ‘çuval kontrolörlüğü’, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda ‘müfettişlik’ vazifelerinde bulundu.  

Geçici işlerden yeterince/gereksinimi kadar para kazanamadı. Baba ocağına, Bingazi’ye gidip aile mirasının peşine düştü. Bölge Emiri - sonradan Libya Krallığı’na da getirilecek! - Şeyh İdris es Sunisi’nin kapısını çalıp görüştü. Şeyh Sunisi; Sadullah Bey’in babası, Hacı Mebruk Efendi’nin yakın dostu ve hapishanede hücre arkadaşıydı. Akraba gibi karşıladı; sorunuyla ilgilendi. Ama hemen bırakmadı; yanında kalıp yardım etmesini istedi. Ülke yeni bağımsızlığını kazanmıştı. Yeni yönetim, tecrübeli devlet yöneticilerine şiddetle ihtiyaç duyuyordu. Kolağası’nın şahsi tecrübesinin farkındaydı. Birleşmiş Milletler; Fizan, Bingazi ve Trablus bölgelerinin birleştirilip, Libya adlı yeni bir devletin kuruluşunu sağlamıştı. 

- Bankadaki Şahsi Hesabında 45 İngiliz Lirası Çıktı… -

Sadullah Bey; kurulan ilk Libya hükümetinde Sağlık Bakanlığı koltuğuna oturdu; Millî Eğitim Bakanlığı yaptı. - Türk Hükümeti, 23 Ocak 1950 tarihli kararıyla, Sadullah Koloğlu’nun Libya Devleti’nde resmi görev almasına rıza gösterdi/izin verdi! Türkiye’den gelen Umran Yetişali Ordu Komutanı, Türk Dışişleri’nde Matbuat ve Hukuk Müşavirliği yapan Abdullah Busayri Libya Dışişleri Bakanı yapıldı.

Ülkenin ilk Başbakanı Libya’nın tanınmış kabilesine mensuptu; görevi kısa sürdü; Şeyh Sunisi ile yaşadığı sorunlar istifasını getirdi. Sadullah Kolağası; Libya Başbakanlığı’na tayin edilen ilk Türk asıllıydı. 

Yoğun mesai iyice yıpranmasına yol açtı. Yaşlıydı; hastalıkları sağlığını tehdit eder boyuttaydı. Tedavi edilmeliydi; Türkiye’ye dönmeliydi. Başbakanlıkta 2 yıl kadar kalabildi. Gerekli izni aldı; görevinden istifa etti. 28 Mayıs 1952 Çarşamba günü, ülkesine dönme sevinciyle yatağına girdi. Fakat uyanamadı; son nefesini ana vatanında değil, Bingazi’de teslim etti. Burada toprağa verildi. Türkiye’de ‘Arap Kaymakam/Arap Vali’, Libya’da ‘Türk Başbakan’ diye anılan; Sadullah Koloğlu’nun bankadaki şahsi hesabından toplam 45 İngiliz Sterlini çıktı. Maaşının çoğunu öğrenci okutmakta, fakire yardımda kullanmıştı. 

Adı, Bingazi’de bir hastaneye verildi; unutulmaması sağlandı.

Libya’nın son döneminde Türk asıllı/soylu yöneticiler hep olageldi. Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es Serrac da Türk’tü. Aynı kabinenin İçişleri Bakanı Fethi Başağa, eski Libya Başbakanları Muhammed Sakızlı ve Ahmet Maytik de Libya Türklerindendi. Libya Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı Muhammed Suvan da soydaşımızdı.

20 January 2020 19:59
1,350 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Sosyalist Muganniye

Safiye Ayla, tıpkı Zeki Müren gibi her döneminde yeniliklerden yana oldu. Yaşının ilerlemesine bakmaksızın estetik ameliyat oldu, sahnede süper mini etek, kısa pantolon, hattâ mayo giydi.

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Hadım Edilen Veziriazamlar

İslam Peygamberi Hazret-i Muhammed’in şiddetle yasaklamasına rağmen, sonraki dönemlerde ‘halife’, ‘hükümdar’, ‘padişah’ vb. sıfatları taşıyan çoğu yönetici, ‘hadım personeli’ el üstünde tuttu. Harem(lerin)in namusunu, şahsi güvenliklerini ‘iğdiş’ kişilere emanet etti. Devlet yönetimde en üstün mevkilere kadar yükseltti. Osmanlı’da da çok sayıda ‘hadım’/‘burulmuş’ yüksek yönetici ve hatta sadrazam mevcuttu!

Galatasaraylı Mustafa Kemal Paşa

Mustafa Kemal Paşa, mektubun sonunda, ‘Benim de gönül verdiğim kulübün …’ cümlesi ile kendisinin de Galatasaraylı olduğunu vurguluyordu.

Kesilen Ayağı Çalınan Aktör

Ünlü aktörün ömrünün son yılları çile ve keder doluydu. Ağır sağlık sorunları ile boğuştu. Sol ayak parmakları kesildi. Sonra bacağını yitirdi. Tahmin(ler)e göre kendisinden nefret eden hayranı veya düşmanı, mezarı kazıp kefenlenmiş uzvu çalma cüretinde bulundu!

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’

2. Abdülhamit'e Rest Çeken Cariye

2. Abdülhamit, Osmanlı Hanedanı’nın en çok tartışılan, konuşulan ve hakkında yazılan üyesiydi. Eylemleri ile bazen eleştirildi, bazen göklere çıkarıldı. Özel hayatı da merak edildi. Kimi kaynaklara göre 13, kimi tarihçilere göre 16 hanımı oldu. Çerkez soyluları tercih ettiği yazıldı.

Osmanlı’nın İçki Tüketimi

1904’de, Osmanlı’nın şarap ihracatı tamı tamına 340 milyon litreydi. Osmanlı; Avrupa’nın en önemli içki üreticileri arasındaydı.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

Maksim Gorki ‘Seven Banker’

Adından daha ziyade mesleki unvanı ile tanındı. Her gün gazetelerin birinci sayfalarını haber(ler)i, iç yapraklarını da reklam(lar)ıyla doldururdu. Tek kanallı TRT televizyonunda günün her saatinde şirketlerinin ‘paralı tanıtımını’ yapan kısa bantlar dönerdi. Bankalardan daha fazla mevduat toplamayı başardı. Yüksek faiz dağıtırdı. Ama yükselişi gibi ‘inkırazı’/çöküşü de pek hızlıydı. ‘Banker Kastelli’ olarak bilinen, milyonlarca kişiyi peşinden sürükleye(bile)n Abidin Cevher Özden kimdi?

40 Odalı Konaktan Tek Göz Eve

Eşref Üren; babasının katlini/boğulmasını canlı canlı seyretti; korkunç olay hafızasına kazındı.

Nebahat Çehre’nin Başındaki Bardak

Yılmaz Güney ile Nebahat Çehre arasındaki gönül ilişkisi inişli çıkışlıydı.

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Bataklıkta Açan Çiçek: ‘Esengül’

Esengül, 24 yıllık kısacık ömründe çoğumuzun yüreğine dokunmayı başardı. Şarkılarıyla yaşamımıza karıştı, kalplerimizi sızlattı. Küllenmiş hatıralarımıza yeniden köz verdi. İstanbul’un varoşlarına yerleşe(bile)n Anadolu insanının sevda/hasret dünyasını canlı tuttu.

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Kesilen Ayağı Çalınan Aktör

Ünlü aktörün ömrünün son yılları çile ve keder doluydu. Ağır sağlık sorunları ile boğuştu. Sol ayak parmakları kesildi. Sonra bacağını yitirdi. Tahmin(ler)e göre kendisinden nefret eden hayranı veya düşmanı, mezarı kazıp kefenlenmiş uzvu çalma cüretinde bulundu!

‘İyi Yürekli’ Kötü Adam

Erzurum’dan kağnı ile yola çıkıldı. Konya’ya sonra da Yalova’ya ulaşıldı. İstanbul’a varıldığında çuvallardaki eşyaların çoğu taşınmaktan/aşınmaktan kullanılmaz haldeydi. Bir ahşap konakta 2 oda kiralandı. Anne hem çalışacak, hem oğluna bakacaktı. Taş Ailesi, ekmeğini taştan çıkaracaktı!

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

MOSSAD'ın Suikast Listesindeki Siyasetçi

Yaser Arafat, yaşamı boyunca MOSSAD’ın tehdidi altındaydı. Sayısız suikast girişiminden son anda/kıl payı kurtulabildi. Ama hayatını yitirdikten sonra ortaya çıkan hastane raporu ürperticiydi...

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Kesilen Ayağı Çalınan Aktör

Ünlü aktörün ömrünün son yılları çile ve keder doluydu. Ağır sağlık sorunları ile boğuştu. Sol ayak parmakları kesildi. Sonra bacağını yitirdi. Tahmin(ler)e göre kendisinden nefret eden hayranı veya düşmanı, mezarı kazıp kefenlenmiş uzvu çalma cüretinde bulundu!

Bataklıkta Açan Çiçek: ‘Esengül’

Esengül, 24 yıllık kısacık ömründe çoğumuzun yüreğine dokunmayı başardı. Şarkılarıyla yaşamımıza karıştı, kalplerimizi sızlattı. Küllenmiş hatıralarımıza yeniden köz verdi. İstanbul’un varoşlarına yerleşe(bile)n Anadolu insanının sevda/hasret dünyasını canlı tuttu.

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Diğer Türk Tarihi Yazıları

‘Çöpten Çıkan’ Tiyatro Oyunu

Fatma Nudiye Yalçı, erkek egemen dünyada hemcinslerinin sesi/öncüsü olmayı amaçladı. Türkiye’deki pek çok ilkin sahibiydi. Okudu, yazdı, eleştirdi ve en önemlisi de sorguladı. İdeallerinin peşinden yürüdü. Ömrünün beşte birini hapishanelerde geçirdi.

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 2

Zaro Ağa, 130 yaşından sonra çok ünlendi fakat para kazamadı. Dünyayı dolaştı. Popüler isimlerle tanıştı, fotoğraf çektirdi. Reklam kampanyalarında etkin rol aldı. Kartpostalları/foto kartları yüz binlerce satıldı. Kısacası Ağa, ülkemizin ilk ‘uluslar arası medya ikonu’ydu!

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Tahta Çıkınca ‘Sünnet Olan’ Padişah

I. Ahmet, 14 yaşında tahta oturdu. 14. Osmanlı padişahıydı. 14’ünde sünnet edildi. Saltanatı 14 yıl sürdü. Bazı müverrihlere göre 14 oğul babasıydı. İnşa ettirdiği caminin ‘Ahmediye Camii’nin - Sultan Ahmet Camii! - ilk tasarımında 14 şerefesi olduğu yazılacaktı. Sultan Ahmed-i Evvel’in hayatı ilgi çekici olaylar ve tezatlarla doluydu.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’