Libya'da Başbakanlık Yapan İlk Türk

Sadullah Koloğlu; 1948’den sonra Libya’da kurulan hükümetlerde Başbakanlık yapan Türk soyluların ilkiydi. Devlet cihazının oluşturulmasında önemli hizmetleri dokundu. Ahmet Maytik, Muhammet Sakızlı ve Fayiz es Serrac gibi Türkler de aynı makama gelecekti.

Libya'da Başbakanlık Yapan İlk Türk

Sadullah Koloğlu (1886 - 1952); Libya devleti kurulduktan sonra, 3 yıl başbakanlık görevinde bulundu. İlk diye sınıflandırılsa da; Libya’nın 2. Başbakanı’ydı; Derne doğumluydu. Koloğlu; Osmanlı toprağı Libya’da dünyaya gelmiş Türk çocuğuydu.

Sadullah Bey’in baba tarafından ataları, Konya’nın Karaman ilçesine mensuptu. Büyük dedesi yeniçeriydi. Buraya yerleşmiş; yerli/asil bir ailenin kızı ile hayatını birleştirmişti. - Osmanlı idaresi, Türk asıllı vatandaşları ile yerli ailelerin akrabalık tesis etmesini desteklerdi! - Babası Hacı Mebruk Efendi; Derne’de tanınmış tereyağı tüccarıydı. Derne’den İstanbul’a ünlü tereyağını yollar; Saray’ın ihtiyacının önemli kısmını karşılardı. Annesi Zeynep Hanım; Girit Türklerindendi. Ailesi, Bingazi’ye göçmüştü. Hacı Mebruk Efendi ile Zeynep Hanım’ın evliliklerinin en son meyvesi Sadullah’tı.

- Sadullah Bey, Mülkiye’yi Birincilikle Bitirdi… -

Mebruk Efendi; en küçük oğlu Sadullah’ı alıp; payitahta, İstanbul’a geldi. 2. Abdülhamit dönemiydi. Osmanlı’nın geniş coğrafyasından - özellikle de Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Arabistan’dan… - başkente gelen seçkin aile çocukları, Aşiret Mektebi’ne kaydedilirdi. - Okul; 1892’de açılmış; Esma Sultan Yalısı’nda faaliyete geçirilmişti! - Türk kültürü ve modern bilimler öğretilir; sıkı eğitimden geçirilir; başarılılar, devlet yönetiminde görevlendirilirdi. Babası, en küçük oğlu Sadullah’ı bir başka severdi; zekâsına, gayretine, yılmazlığına ve girişkenliğine inanırdı/güvenirdi. Evladını da okula kaydettirdi. Mezunlar; Harbiye’ye ve Mülkiye’ye devam imkânı kazanırdı. Sadullah, daha 10 yaşındayken; hükümdar 2. Abdülhamit’i karşılayacak ve karşısında konuşacaktı.

Mahdumlarının en küçüğü, en zeki ve en sevimlisi Sadullah; Aşiret Mektebi’ni çok iyi dereceyle bitirdi. 1902’de, Mekteb-i Mülkiye-i Şahane’nin Sınıf-ı Mahsusa’dan (Özel Sınıf’tan) aliyy-ül a’la/pekiyi ile mezun oldu. İlk görev yeri: Doğduğu yer Derne idi. 2 yıl kadar çalıştı; sonra bazı anlaşmazlıklar yüzünden tayin edildi: Ege’de, Buldan’a gönderildi. 

- Adı Pınarhisar’da Bir İlkokula Verildi… -

21 Ocak 1913’de, Trakya’da Pınarhisar Kaymakamlığı’na atandı. Amirlerinin siciline düştüğü nota bakılırsa; İttihat ve Terakki Partisi’nin fikirlerine yakındı. Ülke kalkınmasının yol, inşaat ve mektep yapmakla başlayacağına inanırdı. Pınarhisar’da hemen uygulamalara girişti. 1914’de, yeni okul inşaatı başlattı. Ahaliyi çalışmaya zorladı/özendirdi. Ama direnç ve imkânsızlıklarla karşılaştı. Daha sonra ‘Koloğlu İlkokulu’ adıyla anılacak müessese, ancak 1920’de tamamlanabildi. - Kasabalılar, yenilikçi kaymakamı unutmamış; adını ölümsüzleştirmeye çalışmıştı! -

1913 - 1917 arasında, tam 4 yıl imar faaliyetlerine ağırlık verdi. Rüştiye Mektebi, Akşam Sanat Okulu, Ziraat Fidanlığı ve hizmet binası ve köprü(ler) inşa ettirdi. Poyralı Köyü’nde cami ve köy evinin yapılmasına öncülük etti. Ama hayat hiç de süt liman değildi.

Bulgar çetelerine karşı da mücadele etti. At sırtından inmedi; silah kullandı; müfrezelere önderlik edip eşkıya takibine çıktı.

Pınarhisar’ı çok sevdi. Cumhuriyet’in ilanından sonra nüfus kütüğünü taşıdı; Camii Kebir Mahallesi’ne kaydettirdi.

- Eline Silah Alıp Yunan Kuvvetlerine Mukavemet Etti… -

1919’de, Saray ilçesinde görevlendirildi. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından gemi azıla alan Yunan kuvvetleri, Trakya’yı işgale yeltendi. Saray Kaymakamı Sadullah Bey - yöre halkının tabiriyle ‘Arap Kaymakam’! - ; hükümet konağını karargâh gibi kullandı. Yanına dönemin hâkimini, karakol komutanını ve memurlarını aldı. Kısıtlı silah ve cephane ile savunmaya girişti. Devletin itibarını kanlarının son damlasına kadar müdafaa edeceklerdi. 

Ama cephaneleri bitince; direnmelerine karşın, yakalanmaktan kurtulamadılar. Hapse atıldılar; idama mahkûm edildiler. Bir gece, idam/infaz mangasını beklerken; mucize ile karşılaştılar. Arap Kaymakam; hayatını bağışladığı bir Bulgar genci tarafından hapishaneden çıkarıldı/kaçırıldı. Kara çarşafa büründürüldü; İstanbul’a göç eden yaşlı kadınlardan müteşekkil kafilenin arasına alındı.

Hükümet; sehven - istemeyerek/yanlışlıkla! - yaptığı resmi yazışmasını beğenmedi; Vize’ye becayişine karar çıkardı. Sadullah Bey; tehdide, sürgüne, örtülü cezalara pabuç bırakmazdı. 

- İstiklal Mahkemesinde Yargılandı; Beraat Etti… -

İstanbul’a döndü; aradığını bulamayınca; Millî Mücadele’nin merkezi Ankara’ya geçti. Ankara’da şüphe ile bakıldı; Saray’ın adamı olabileceğine inanıldı. Tutuklandı; İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Kendini savundu; suçsuzluğu/bağlılığı anlaşılınca; beraat etti ve salıverildi. Sadullah Bey; hükmün açıklandığı gün, Hacı Bayram Camii’nde şükür namazı kıldı ve hüngür hüngür ağladı. İtibarı iade edilmiş; ama bir kere daha ölümün çemberinden geçmişti.

Ankara Hükümeti, Sadullah Bey’e güvenini gösterdi. Nazilli Kaymakamlığı’na ata(n)dı. Yunan işgali başlayınca; yeni görev yerine ulaşamadı. Ankara ve Kayseri’de kısa süreli bazı idari görevlerde bulundu. 11 Aralık 1922’de, Trabzon’un ilçesi Maçka’nın Kaymakamlığı’na getirildi. Bölgede Rum çetelerin baskı ve yağması alıp başını gitmişti. Trakya’da eşkıya tenkilinde kazandığı tecrübesini konuşturdu; izlerini sürdü ve hesaplarını gördü. Zigana Geçidi ve çevreye huzur getirdi. Çete elemanlarını yakalayıp, teşhir etti; halkın özgüvenini tekrar kazanmasını sağladı. Devlet gücünü ve otoritesini tesis etti.

Ocak 1923’de, imzalanan mübadele anlaşmasıyla, Rum ahalinin bölgeden güven içinde çıkarılmasını/naklini sağladı.

- Sürmene Kaymakamlığı Yaparken 2. Defa Evlendi… -

Of’a tayin edilince; hayvan vebası ile karşılaştı. Bölge ekonomisinde hayvancılık önemli kalemdi. Etkin ve kalıcı tedbirlerle hastalığın önü alındı. Başarılarından ötürü çeşitli takdirnamelerle ödüllendirildi.

1925’de, yine görev yeri değiştirildi: Sürmene Kaymakamlığı’na getirildi. Daha sonra okul şeklinde de değerlendirilecek hükümet konağının inşasını başlattı. 2 katlı, 2 bin metrelik binanın planını kendisi çizecekti. Yıllar sonra, ilçenin en önemli caddesine adı verildi; sevilen kaymakamın adı yaşatıldı.

1925 yılı uğurlu geldi. İstanbul’un ünlü semti Balmumcu’ya adını veren ünlü/köklü ailenin kızı Refika Hanım ile hayatını birleştirdi. - Kayınpederi Sakallı Eşref adıyla maruftu; Millî Mücadele’de yararlılıkları bilinirdi! - Eşini de yanına alıp, Mayıs ayında Sürmene’ye döndü. Aslına bakılırsa; Refika Hanım ikinci karısıydı. - İlk hanımı, Pınarhisar Kaymakamlığı sırasında ince hastalıktan/veremden vefat etmişti! - Refika Koloğlu, 2 oğul verdi: Orhan ve Doğan. Orhan Koloğlu; gazeteci, yazardı; Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Başbakan Bülent Ecevit’in danışmanlığını da yaptı. Çok sayıda tarih kitabı kaleme aldı. Doğan Koloğlu da ağabeyi gibi gazeteciydi; spor yazarlığıyla adını duyurdu.

29 Kasım 1929’da, - 2. defa! - Of Kaymakamlığı’na atandı. Bölgede devlet otoritesini sağlamak ilk/önemli göreviydi. Azılı eşkıya Laz Hüseyin’i yakalattı; don paça/iç çamaşırlarıyla ilçenin sokaklarında gezdirip teşhir ettirdi. Halkta sempati, Ankara’da hayranlık yarattı. Yazılı takdirname ile taltif edildi.

- Hakkari’de Ticari Hayatı Canlandırmaya Çalıştı… -

Sadullah Bey’in kaderi Evliya Çelebi’ye benzetilirdi. Hep tayin, hep taşınma, hep yeni yüzler tanıma imkânına sahipti.

İznik Kaymakamlığı son göreviydi. Yerel yönetimlerde tecrübeliydi: Valilik yapabilecek olgunluktaydı. İznik’te üzüm yetiştiriciliğini teşvik etti; ilçe ekonomisinin önemli üretim/satış kalemi haline gelmesini sağladı.

İlk Valiliği için Hakkâri uygun görüldü. - Tarih: 18 Şubat 1938’di. - İlin yolu yoktu; kar yağınca, en az 6 ay dünya ile ilişkisi kesilirdi. Posta gönderileri, Van üzerinden getirilirdi/götürülürdü; dönemin şahitlerine göre posta; 3 ayda bir uğrardı. Devlet yatırımı ‘yok denecek!’ seviyedeydi. Yöresel ticaret de çok zayıftı; hiç mesabesindeydi. 

Eksikleri, acil ihtiyaçları, yapılması gereken yatırımları sıraladı. Ankara’ya gidip, Maliye Bakanı’nın karşısına dikildi. - Sadullah Bey, ‘tuttuğunu koparan, dediğini yaptıran’ mizaçlıydı! - Anlatılana bakılırsa; Bakan Bey’i sıkıştırdı; acil ihtiyaçların giderilmesi/görülmesi için ‘tatlı sert davrandı’! Bakan Bey, pabucun bağlı olduğunu görünce, istenilenlerin yapılacağına dair söz verdi.

Şehre dönerken; Van’a uğradı. Vilayete yerleşip, esnaflık yapan Karadeniz kökenlilerle görüştü. Hakkâri’nin tüccarlara sağlayabileceği imkânları anlattı. Bir kısım fırıncı, bakkal, inşaatçı ve pastacıyı ikna edip yanına aldı. Böylece Van’dan tecrübeli iş gücü transferini de gerçekleşti.

19 Kasım 1940’taki Bingöl Valiliği son görev yeriydi. Bir yıl çalışabildi; yaş haddinden emekli edildi.

- Hayatı Boyunca Yoksuldu; Geçim Sıkıntısı Çekti… -

Sadullah Bey; çalışmaya alışıktı; ihtiyacı da vardı. Çocuklarının eğitimi için para kazanması gerekti. Toprak Mahsulleri Ofisi’nde ‘çuval kontrolörlüğü’, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda ‘müfettişlik’ vazifelerinde bulundu.  

Geçici işlerden yeterince/gereksinimi kadar para kazanamadı. Baba ocağına, Bingazi’ye gidip aile mirasının peşine düştü. Bölge Emiri - sonradan Libya Krallığı’na da getirilecek! - Şeyh İdris es Sunisi’nin kapısını çalıp görüştü. Şeyh Sunisi; Sadullah Bey’in babası, Hacı Mebruk Efendi’nin yakın dostu ve hapishanede hücre arkadaşıydı. Akraba gibi karşıladı; sorunuyla ilgilendi. Ama hemen bırakmadı; yanında kalıp yardım etmesini istedi. Ülke yeni bağımsızlığını kazanmıştı. Yeni yönetim, tecrübeli devlet yöneticilerine şiddetle ihtiyaç duyuyordu. Kolağası’nın şahsi tecrübesinin farkındaydı. Birleşmiş Milletler; Fizan, Bingazi ve Trablus bölgelerinin birleştirilip, Libya adlı yeni bir devletin kuruluşunu sağlamıştı. 

- Bankadaki Şahsi Hesabında 45 İngiliz Lirası Çıktı… -

Sadullah Bey; kurulan ilk Libya hükümetinde Sağlık Bakanlığı koltuğuna oturdu; Millî Eğitim Bakanlığı yaptı. - Türk Hükümeti, 23 Ocak 1950 tarihli kararıyla, Sadullah Koloğlu’nun Libya Devleti’nde resmi görev almasına rıza gösterdi/izin verdi! Türkiye’den gelen Umran Yetişali Ordu Komutanı, Türk Dışişleri’nde Matbuat ve Hukuk Müşavirliği yapan Abdullah Busayri Libya Dışişleri Bakanı yapıldı.

Ülkenin ilk Başbakanı Libya’nın tanınmış kabilesine mensuptu; görevi kısa sürdü; Şeyh Sunisi ile yaşadığı sorunlar istifasını getirdi. Sadullah Kolağası; Libya Başbakanlığı’na tayin edilen ilk Türk asıllıydı. 

Yoğun mesai iyice yıpranmasına yol açtı. Yaşlıydı; hastalıkları sağlığını tehdit eder boyuttaydı. Tedavi edilmeliydi; Türkiye’ye dönmeliydi. Başbakanlıkta 2 yıl kadar kalabildi. Gerekli izni aldı; görevinden istifa etti. 28 Mayıs 1952 Çarşamba günü, ülkesine dönme sevinciyle yatağına girdi. Fakat uyanamadı; son nefesini ana vatanında değil, Bingazi’de teslim etti. Burada toprağa verildi. Türkiye’de ‘Arap Kaymakam/Arap Vali’, Libya’da ‘Türk Başbakan’ diye anılan; Sadullah Koloğlu’nun bankadaki şahsi hesabından toplam 45 İngiliz Sterlini çıktı. Maaşının çoğunu öğrenci okutmakta, fakire yardımda kullanmıştı. 

Adı, Bingazi’de bir hastaneye verildi; unutulmaması sağlandı.

Libya’nın son döneminde Türk asıllı/soylu yöneticiler hep olageldi. Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es Serrac da Türk’tü. Aynı kabinenin İçişleri Bakanı Fethi Başağa, eski Libya Başbakanları Muhammed Sakızlı ve Ahmet Maytik de Libya Türklerindendi. Libya Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı Muhammed Suvan da soydaşımızdı.

20 January 2020 19:59
982 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Sosyalist Muganniye

Safiye Ayla, tıpkı Zeki Müren gibi her döneminde yeniliklerden yana oldu. Yaşının ilerlemesine bakmaksızın estetik ameliyat oldu, sahnede süper mini etek, kısa pantolon, hattâ mayo giydi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

4 Yaşında Dul Kalan Hanım Sultan

Sultan İbrahim ya da halk arasındaki lakabıyla ‘Deli İbrahim’, eğlenmeyi severdi. Anlık sorunlardan uzaklaşır, çevresiyle özellikle de güzel cariyeleriyle şakalaşırdı. Çocuklarını da çok küçük yaşlarda, - göstermelik dahi olsa! - evlendirip hem kendini, hem Dersaadet ahalisini mutlu etmeye çalıştı.

Galatasaraylı Mustafa Kemal Paşa

Mustafa Kemal Paşa, mektubun sonunda, ‘Benim de gönül verdiğim kulübün …’ cümlesi ile kendisinin de Galatasaraylı olduğunu vurguluyordu.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

2. Abdülhamit'e Rest Çeken Cariye

2. Abdülhamit, Osmanlı Hanedanı’nın en çok tartışılan, konuşulan ve hakkında yazılan üyesiydi. Eylemleri ile bazen eleştirildi, bazen göklere çıkarıldı. Özel hayatı da merak edildi. Kimi kaynaklara göre 13, kimi tarihçilere göre 16 hanımı oldu. Çerkez soyluları tercih ettiği yazıldı.

Osmanlı’nın İçki Tüketimi

1904’de, Osmanlı’nın şarap ihracatı tamı tamına 340 milyon litreydi. Osmanlı; Avrupa’nın en önemli içki üreticileri arasındaydı.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

40 Odalı Konaktan Tek Göz Eve

Eşref Üren; babasının katlini/boğulmasını canlı canlı seyretti; korkunç olay hafızasına kazındı.

Nebahat Çehre’nin Başındaki Bardak

Yılmaz Güney ile Nebahat Çehre arasındaki gönül ilişkisi inişli çıkışlıydı.

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Dünyanın En Güzel Sakallı Kadını

‘Dünyanın en güzel sakallı kadını’ olarak ünlenen Annie Jones, öldüğünde - henüz - 37 yaşındaydı ve sakalları kesilmeden toprağa verildi.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

İsmet Paşa’nın Elini Öpen TİP Lideri

Mehmet Ali Aybar, çok iyi eğitim almıştı; Sol/Sosyalist düşünce aileden mirastı.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

MOSSAD'ın Suikast Listesindeki Siyasetçi

Yaser Arafat, yaşamı boyunca MOSSAD’ın tehdidi altındaydı. Sayısız suikast girişiminden son anda/kıl payı kurtulabildi. Ama hayatını yitirdikten sonra ortaya çıkan hastane raporu ürperticiydi...

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

İstanbul’dan Ölüme Gönderilen 80 Bin Sokak Köpeği

İstanbul’un tarihinde 3 defa ciddi boyutlarda sokak köpeği katliamı yaşandı. 1910’daki ilk teşebbüste 80 bin köpek toplandı ve aç bırakılıp ölüme terk edildi. 1912’deki 2. girişimde 30 bin, 1980 sonrasındaki 3. itlafta da 83 bin hayvanın canına kıyıldı.

Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

‘İnci Baba’ lakaplı Mehmet Nabi İnciler, hazır cevaptı, girişkendi, farklı meziyetlere/zevklere sahipti; çevresini şaşırtmayı severdi. İtalyan asıllı, ABD vatandaşı, Şikago Mafyası’nın ünlü şefi - merhum! - Al Capone’nin hayranıydı. İdolünün mezarını ziyaret etti, şanına uygun muhteşem çelenk yaptırdı. Ellerini açıp ruhuna ‘Fatiha’ bile okudu

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Diğer Türk Tarihi Yazıları

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’