Libya'da Başbakanlık Yapan İlk Türk

Sadullah Koloğlu; 1948’den sonra Libya’da kurulan hükümetlerde Başbakanlık yapan Türk soyluların ilkiydi. Devlet cihazının oluşturulmasında önemli hizmetleri dokundu. Ahmet Maytik, Muhammet Sakızlı ve Fayiz es Serrac gibi Türkler de aynı makama gelecekti.

Libya'da Başbakanlık Yapan İlk Türk

Sadullah Koloğlu (1886 - 1952); Libya devleti kurulduktan sonra, 3 yıl başbakanlık görevinde bulundu. İlk diye sınıflandırılsa da; Libya’nın 2. Başbakanı’ydı; Derne doğumluydu. Koloğlu; Osmanlı toprağı Libya’da dünyaya gelmiş Türk çocuğuydu.

Sadullah Bey’in baba tarafından ataları, Konya’nın Karaman ilçesine mensuptu. Büyük dedesi yeniçeriydi. Buraya yerleşmiş; yerli/asil bir ailenin kızı ile hayatını birleştirmişti. - Osmanlı idaresi, Türk asıllı vatandaşları ile yerli ailelerin akrabalık tesis etmesini desteklerdi! - Babası Hacı Mebruk Efendi; Derne’de tanınmış tereyağı tüccarıydı. Derne’den İstanbul’a ünlü tereyağını yollar; Saray’ın ihtiyacının önemli kısmını karşılardı. Annesi Zeynep Hanım; Girit Türklerindendi. Ailesi, Bingazi’ye göçmüştü. Hacı Mebruk Efendi ile Zeynep Hanım’ın evliliklerinin en son meyvesi Sadullah’tı.

- Sadullah Bey, Mülkiye’yi Birincilikle Bitirdi… -

Mebruk Efendi; en küçük oğlu Sadullah’ı alıp; payitahta, İstanbul’a geldi. 2. Abdülhamit dönemiydi. Osmanlı’nın geniş coğrafyasından - özellikle de Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Arabistan’dan… - başkente gelen seçkin aile çocukları, Aşiret Mektebi’ne kaydedilirdi. - Okul; 1892’de açılmış; Esma Sultan Yalısı’nda faaliyete geçirilmişti! - Türk kültürü ve modern bilimler öğretilir; sıkı eğitimden geçirilir; başarılılar, devlet yönetiminde görevlendirilirdi. Babası, en küçük oğlu Sadullah’ı bir başka severdi; zekâsına, gayretine, yılmazlığına ve girişkenliğine inanırdı/güvenirdi. Evladını da okula kaydettirdi. Mezunlar; Harbiye’ye ve Mülkiye’ye devam imkânı kazanırdı. Sadullah, daha 10 yaşındayken; hükümdar 2. Abdülhamit’i karşılayacak ve karşısında konuşacaktı.

Mahdumlarının en küçüğü, en zeki ve en sevimlisi Sadullah; Aşiret Mektebi’ni çok iyi dereceyle bitirdi. 1902’de, Mekteb-i Mülkiye-i Şahane’nin Sınıf-ı Mahsusa’dan (Özel Sınıf’tan) aliyy-ül a’la/pekiyi ile mezun oldu. İlk görev yeri: Doğduğu yer Derne idi. 2 yıl kadar çalıştı; sonra bazı anlaşmazlıklar yüzünden tayin edildi: Ege’de, Buldan’a gönderildi. 

- Adı Pınarhisar’da Bir İlkokula Verildi… -

21 Ocak 1913’de, Trakya’da Pınarhisar Kaymakamlığı’na atandı. Amirlerinin siciline düştüğü nota bakılırsa; İttihat ve Terakki Partisi’nin fikirlerine yakındı. Ülke kalkınmasının yol, inşaat ve mektep yapmakla başlayacağına inanırdı. Pınarhisar’da hemen uygulamalara girişti. 1914’de, yeni okul inşaatı başlattı. Ahaliyi çalışmaya zorladı/özendirdi. Ama direnç ve imkânsızlıklarla karşılaştı. Daha sonra ‘Koloğlu İlkokulu’ adıyla anılacak müessese, ancak 1920’de tamamlanabildi. - Kasabalılar, yenilikçi kaymakamı unutmamış; adını ölümsüzleştirmeye çalışmıştı! -

1913 - 1917 arasında, tam 4 yıl imar faaliyetlerine ağırlık verdi. Rüştiye Mektebi, Akşam Sanat Okulu, Ziraat Fidanlığı ve hizmet binası ve köprü(ler) inşa ettirdi. Poyralı Köyü’nde cami ve köy evinin yapılmasına öncülük etti. Ama hayat hiç de süt liman değildi.

Bulgar çetelerine karşı da mücadele etti. At sırtından inmedi; silah kullandı; müfrezelere önderlik edip eşkıya takibine çıktı.

Pınarhisar’ı çok sevdi. Cumhuriyet’in ilanından sonra nüfus kütüğünü taşıdı; Camii Kebir Mahallesi’ne kaydettirdi.

- Eline Silah Alıp Yunan Kuvvetlerine Mukavemet Etti… -

1919’de, Saray ilçesinde görevlendirildi. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından gemi azıla alan Yunan kuvvetleri, Trakya’yı işgale yeltendi. Saray Kaymakamı Sadullah Bey - yöre halkının tabiriyle ‘Arap Kaymakam’! - ; hükümet konağını karargâh gibi kullandı. Yanına dönemin hâkimini, karakol komutanını ve memurlarını aldı. Kısıtlı silah ve cephane ile savunmaya girişti. Devletin itibarını kanlarının son damlasına kadar müdafaa edeceklerdi. 

Ama cephaneleri bitince; direnmelerine karşın, yakalanmaktan kurtulamadılar. Hapse atıldılar; idama mahkûm edildiler. Bir gece, idam/infaz mangasını beklerken; mucize ile karşılaştılar. Arap Kaymakam; hayatını bağışladığı bir Bulgar genci tarafından hapishaneden çıkarıldı/kaçırıldı. Kara çarşafa büründürüldü; İstanbul’a göç eden yaşlı kadınlardan müteşekkil kafilenin arasına alındı.

Hükümet; sehven - istemeyerek/yanlışlıkla! - yaptığı resmi yazışmasını beğenmedi; Vize’ye becayişine karar çıkardı. Sadullah Bey; tehdide, sürgüne, örtülü cezalara pabuç bırakmazdı. 

- İstiklal Mahkemesinde Yargılandı; Beraat Etti… -

İstanbul’a döndü; aradığını bulamayınca; Millî Mücadele’nin merkezi Ankara’ya geçti. Ankara’da şüphe ile bakıldı; Saray’ın adamı olabileceğine inanıldı. Tutuklandı; İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Kendini savundu; suçsuzluğu/bağlılığı anlaşılınca; beraat etti ve salıverildi. Sadullah Bey; hükmün açıklandığı gün, Hacı Bayram Camii’nde şükür namazı kıldı ve hüngür hüngür ağladı. İtibarı iade edilmiş; ama bir kere daha ölümün çemberinden geçmişti.

Ankara Hükümeti, Sadullah Bey’e güvenini gösterdi. Nazilli Kaymakamlığı’na ata(n)dı. Yunan işgali başlayınca; yeni görev yerine ulaşamadı. Ankara ve Kayseri’de kısa süreli bazı idari görevlerde bulundu. 11 Aralık 1922’de, Trabzon’un ilçesi Maçka’nın Kaymakamlığı’na getirildi. Bölgede Rum çetelerin baskı ve yağması alıp başını gitmişti. Trakya’da eşkıya tenkilinde kazandığı tecrübesini konuşturdu; izlerini sürdü ve hesaplarını gördü. Zigana Geçidi ve çevreye huzur getirdi. Çete elemanlarını yakalayıp, teşhir etti; halkın özgüvenini tekrar kazanmasını sağladı. Devlet gücünü ve otoritesini tesis etti.

Ocak 1923’de, imzalanan mübadele anlaşmasıyla, Rum ahalinin bölgeden güven içinde çıkarılmasını/naklini sağladı.

- Sürmene Kaymakamlığı Yaparken 2. Defa Evlendi… -

Of’a tayin edilince; hayvan vebası ile karşılaştı. Bölge ekonomisinde hayvancılık önemli kalemdi. Etkin ve kalıcı tedbirlerle hastalığın önü alındı. Başarılarından ötürü çeşitli takdirnamelerle ödüllendirildi.

1925’de, yine görev yeri değiştirildi: Sürmene Kaymakamlığı’na getirildi. Daha sonra okul şeklinde de değerlendirilecek hükümet konağının inşasını başlattı. 2 katlı, 2 bin metrelik binanın planını kendisi çizecekti. Yıllar sonra, ilçenin en önemli caddesine adı verildi; sevilen kaymakamın adı yaşatıldı.

1925 yılı uğurlu geldi. İstanbul’un ünlü semti Balmumcu’ya adını veren ünlü/köklü ailenin kızı Refika Hanım ile hayatını birleştirdi. - Kayınpederi Sakallı Eşref adıyla maruftu; Millî Mücadele’de yararlılıkları bilinirdi! - Eşini de yanına alıp, Mayıs ayında Sürmene’ye döndü. Aslına bakılırsa; Refika Hanım ikinci karısıydı. - İlk hanımı, Pınarhisar Kaymakamlığı sırasında ince hastalıktan/veremden vefat etmişti! - Refika Koloğlu, 2 oğul verdi: Orhan ve Doğan. Orhan Koloğlu; gazeteci, yazardı; Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Başbakan Bülent Ecevit’in danışmanlığını da yaptı. Çok sayıda tarih kitabı kaleme aldı. Doğan Koloğlu da ağabeyi gibi gazeteciydi; spor yazarlığıyla adını duyurdu.

29 Kasım 1929’da, - 2. defa! - Of Kaymakamlığı’na atandı. Bölgede devlet otoritesini sağlamak ilk/önemli göreviydi. Azılı eşkıya Laz Hüseyin’i yakalattı; don paça/iç çamaşırlarıyla ilçenin sokaklarında gezdirip teşhir ettirdi. Halkta sempati, Ankara’da hayranlık yarattı. Yazılı takdirname ile taltif edildi.

- Hakkari’de Ticari Hayatı Canlandırmaya Çalıştı… -

Sadullah Bey’in kaderi Evliya Çelebi’ye benzetilirdi. Hep tayin, hep taşınma, hep yeni yüzler tanıma imkânına sahipti.

İznik Kaymakamlığı son göreviydi. Yerel yönetimlerde tecrübeliydi: Valilik yapabilecek olgunluktaydı. İznik’te üzüm yetiştiriciliğini teşvik etti; ilçe ekonomisinin önemli üretim/satış kalemi haline gelmesini sağladı.

İlk Valiliği için Hakkâri uygun görüldü. - Tarih: 18 Şubat 1938’di. - İlin yolu yoktu; kar yağınca, en az 6 ay dünya ile ilişkisi kesilirdi. Posta gönderileri, Van üzerinden getirilirdi/götürülürdü; dönemin şahitlerine göre posta; 3 ayda bir uğrardı. Devlet yatırımı ‘yok denecek!’ seviyedeydi. Yöresel ticaret de çok zayıftı; hiç mesabesindeydi. 

Eksikleri, acil ihtiyaçları, yapılması gereken yatırımları sıraladı. Ankara’ya gidip, Maliye Bakanı’nın karşısına dikildi. - Sadullah Bey, ‘tuttuğunu koparan, dediğini yaptıran’ mizaçlıydı! - Anlatılana bakılırsa; Bakan Bey’i sıkıştırdı; acil ihtiyaçların giderilmesi/görülmesi için ‘tatlı sert davrandı’! Bakan Bey, pabucun bağlı olduğunu görünce, istenilenlerin yapılacağına dair söz verdi.

Şehre dönerken; Van’a uğradı. Vilayete yerleşip, esnaflık yapan Karadeniz kökenlilerle görüştü. Hakkâri’nin tüccarlara sağlayabileceği imkânları anlattı. Bir kısım fırıncı, bakkal, inşaatçı ve pastacıyı ikna edip yanına aldı. Böylece Van’dan tecrübeli iş gücü transferini de gerçekleşti.

19 Kasım 1940’taki Bingöl Valiliği son görev yeriydi. Bir yıl çalışabildi; yaş haddinden emekli edildi.

- Hayatı Boyunca Yoksuldu; Geçim Sıkıntısı Çekti… -

Sadullah Bey; çalışmaya alışıktı; ihtiyacı da vardı. Çocuklarının eğitimi için para kazanması gerekti. Toprak Mahsulleri Ofisi’nde ‘çuval kontrolörlüğü’, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda ‘müfettişlik’ vazifelerinde bulundu.  

Geçici işlerden yeterince/gereksinimi kadar para kazanamadı. Baba ocağına, Bingazi’ye gidip aile mirasının peşine düştü. Bölge Emiri - sonradan Libya Krallığı’na da getirilecek! - Şeyh İdris es Sunisi’nin kapısını çalıp görüştü. Şeyh Sunisi; Sadullah Bey’in babası, Hacı Mebruk Efendi’nin yakın dostu ve hapishanede hücre arkadaşıydı. Akraba gibi karşıladı; sorunuyla ilgilendi. Ama hemen bırakmadı; yanında kalıp yardım etmesini istedi. Ülke yeni bağımsızlığını kazanmıştı. Yeni yönetim, tecrübeli devlet yöneticilerine şiddetle ihtiyaç duyuyordu. Kolağası’nın şahsi tecrübesinin farkındaydı. Birleşmiş Milletler; Fizan, Bingazi ve Trablus bölgelerinin birleştirilip, Libya adlı yeni bir devletin kuruluşunu sağlamıştı. 

- Bankadaki Şahsi Hesabında 45 İngiliz Lirası Çıktı… -

Sadullah Bey; kurulan ilk Libya hükümetinde Sağlık Bakanlığı koltuğuna oturdu; Millî Eğitim Bakanlığı yaptı. - Türk Hükümeti, 23 Ocak 1950 tarihli kararıyla, Sadullah Koloğlu’nun Libya Devleti’nde resmi görev almasına rıza gösterdi/izin verdi! Türkiye’den gelen Umran Yetişali Ordu Komutanı, Türk Dışişleri’nde Matbuat ve Hukuk Müşavirliği yapan Abdullah Busayri Libya Dışişleri Bakanı yapıldı.

Ülkenin ilk Başbakanı Libya’nın tanınmış kabilesine mensuptu; görevi kısa sürdü; Şeyh Sunisi ile yaşadığı sorunlar istifasını getirdi. Sadullah Kolağası; Libya Başbakanlığı’na tayin edilen ilk Türk asıllıydı. 

Yoğun mesai iyice yıpranmasına yol açtı. Yaşlıydı; hastalıkları sağlığını tehdit eder boyuttaydı. Tedavi edilmeliydi; Türkiye’ye dönmeliydi. Başbakanlıkta 2 yıl kadar kalabildi. Gerekli izni aldı; görevinden istifa etti. 28 Mayıs 1952 Çarşamba günü, ülkesine dönme sevinciyle yatağına girdi. Fakat uyanamadı; son nefesini ana vatanında değil, Bingazi’de teslim etti. Burada toprağa verildi. Türkiye’de ‘Arap Kaymakam/Arap Vali’, Libya’da ‘Türk Başbakan’ diye anılan; Sadullah Koloğlu’nun bankadaki şahsi hesabından toplam 45 İngiliz Sterlini çıktı. Maaşının çoğunu öğrenci okutmakta, fakire yardımda kullanmıştı. 

Adı, Bingazi’de bir hastaneye verildi; unutulmaması sağlandı.

Libya’nın son döneminde Türk asıllı/soylu yöneticiler hep olageldi. Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es Serrac da Türk’tü. Aynı kabinenin İçişleri Bakanı Fethi Başağa, eski Libya Başbakanları Muhammed Sakızlı ve Ahmet Maytik de Libya Türklerindendi. Libya Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı Muhammed Suvan da soydaşımızdı.

20 January 2020 19:59
393 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Sosyalist Muganniye

Safiye Ayla, tıpkı Zeki Müren gibi her döneminde yeniliklerden yana oldu. Yaşının ilerlemesine bakmaksızın estetik ameliyat oldu, sahnede süper mini etek, kısa pantolon, hattâ mayo giydi.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Diplomatik Kriz Yaratan ‘Mama’

İstanbul’un ünlü ‘kadın ..ezevenk’i Lüks Nermin, Yassı Ada Mahkemeleri’nde gönüllü şahitlik yaptı. Devrin yöneticilerinin isteklerini yerine getirmişti. Hizmetlerinin karşılığı, - iddiasına göre! - devletin ‘Örtülü Ödeneği’nden karşılanmıştı.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

İngiliz Kemal’in Kasasındaki Servet

Asıl adı Ahmet Esat Tomruk olan İngiliz Kemal, 1964’de İstanbul’da Fransız Hastanesi’nde gözlerini kapadığında çok az kişinin haberi vardı.

Galatasaraylı Mustafa Kemal Paşa

Mustafa Kemal Paşa, mektubun sonunda, ‘Benim de gönül verdiğim kulübün …’ cümlesi ile kendisinin de Galatasaraylı olduğunu vurguluyordu.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Son Sultanın Son Sevdası

Sultan Vahdettin’in 5. - ve son! - hanımı Nimet Nevzat Hanım kıskanılacak derecede güzeldi. İri gözleri, dolgun etli dudakları, kaymak beyazı cildi ile hemen fark edilirdi.

Hanım Sultan’ın Ermeni Jigolosu

Serfirâz Hatun, Osmanlı’nın 31. padişahı Sultan Abdülmecit’in gözdesiydi. Su gibi para harcar, Avrupa elbiseler giyer, Galata ve Beyoğlu’nda fink atardı. ‘Küçük Fesli’ lakaplı, yakışıklı Ermeni müzisyeni jigolo tutmuştu.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Padişaha Dublörlük Yapan Süt Kardeş

34. Osmanlı Hükümdarı 2. Abdülhamit Han, kendisine çok benzeyen İsmet Bey’i dublörü olarak kullanırdı.

Menderes’in Sürgün Ettiği Cami

Karaköy Camisi, bilinen diğer ismiyle Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camisi, - Demokrat Parti’nin iktidarında, Adnan Menderes’in başbakanlığı döneminde! - Karaköy Meydanı’nı genişletmek amacıyla yıktırıldı.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

40 Odalı Konaktan Tek Göz Eve

Eşref Üren; babasının katlini/boğulmasını canlı canlı seyretti; korkunç olay hafızasına kazındı.

Nebahat Çehre’nin Başındaki Bardak

Yılmaz Güney ile Nebahat Çehre arasındaki gönül ilişkisi inişli çıkışlıydı.

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Dünyanın En Güzel Sakallı Kadını

‘Dünyanın en güzel sakallı kadını’ olarak ünlenen Annie Jones, öldüğünde - henüz - 37 yaşındaydı ve sakalları kesilmeden toprağa verildi.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Susuz Yaz Nasıl Seks Filmi Yapıldı?

Susuz Yaz’ın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. Türkiye’de Sansür Kurulu’nca gösterimi engellendi; Avrupa ve ABD’de para kazanma hırsıyla seks filmi yapıldı. Ama aynı film; Türk Sinema Tarihi’nin ilk en büyük başarısını kazandı.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Usame Bin Ladin’i Kargalar Yakalattı

ABD yetkilileri; El Kaide adlı terör örgütünün lideri Usame Bin Ladin’in sonunu getiren operasyon için tam 10 yıl hazırlık/planlama yaptı. Harekât; Beyaz Saray ve Pentagon’da canlı bağlantıyla izlendi.

Çirkin Kral, Kumar Oynayarak Dinlenirdi

Türk sinemasının ‘Çirkin Kralı’ Yılmaz Güney’in hayat hikâyesinin zenginliği/farklılığı bir dizi film yapmaya bile imkân veriyordu. Güney; inişli çıkışlı dünya serüveninde toplum sınırlarını zorladı; muhalifliğinin karşılığını da gördü. Sinema anlayışı/çizgisiyle, yaşam tarzıyla ekol yarattı.

Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

‘İnci Baba’ lakaplı Mehmet Nabi İnciler, hazır cevaptı, girişkendi, farklı meziyetlere/zevklere sahipti; çevresini şaşırtmayı severdi. İtalyan asıllı, ABD vatandaşı, Şikago Mafyası’nın ünlü şefi - merhum! - Al Capone’nin hayranıydı. İdolünün mezarını ziyaret etti, şanına uygun muhteşem çelenk yaptırdı. Ellerini açıp ruhuna ‘Fatiha’ bile okudu

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

2. Abdülhamit’in Gizemli Dünyası

Sultan 2 Abdülhamit; kimi muhaliflere göre Kızıl Sultan; kimi yazarlara göre Gök Sultan; kimi siyasî İslâmcılara göreyse Evliya Sultan’dı. Osmanlı Tarihi’nde hakkında en çok kitap yazılan, eleştirilen/çekiştirilen ve övgüye/sövgüye mahzar olan başka padişah yoktu. Sonuçta; Abdülhamit Han da insandı; eksiklere, fazlalıklara, zayıflıklara ve kuvvetli yönlere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü/sorumluluğunu 33 yıl omuzlarında taşıdı. Yararlı işlerin yanında, çok ciddi hatalar da yaptı. Ama son kararı tarih verecekti…

Diğer Türk Tarihi Yazıları

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

İran Şahı, Çağlayangil’e Darbeyi Haber Verdi

‘Ordunuz birkaç ay içinde darbe yapacak!’ dedi Pehlevi. Çağlayangil hem şaşırmış, hem de böylesi ‘okkalı’ haberin nasıl olup da İran tarafından öğrenildiğini merak etmişti.

Çan Takılsaydı Ayasofya Havaya Uçurulacaktı!

Ayasofya, Sultan Fatih’in devletine/milletine armağanıydı. 1918’de İstanbul işgal edilince, Rumlar, ulu mabedi kilise yapmaya kalk(ış)tı. Tarihî camiyi korumakla/savunmakla görevli piyade taburu, önlerine çıkan en etkin/kararlı engeldi.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Demirel Ailesi’nin Koltuk Kavgası

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, mala mülke pek kıymet vermezdi.

Abdülaziz Döneminde Açılan İlk Genelev

Osmanlı İmparatorluğu’nda - gayri resmi! - yerleşik ilk genelev, İstanbul Beyoğlu’nda Sultan Abdülaziz (1830-1876) döneminde açıldı.