2. Abdülhamit'e Rest Çeken Cariye

2. Abdülhamit, Osmanlı Hanedanı’nın en çok tartışılan, konuşulan ve hakkında yazılan üyesiydi. Eylemleri ile bazen eleştirildi, bazen göklere çıkarıldı. Özel hayatı da merak edildi. Kimi kaynaklara göre 13, kimi tarihçilere göre 16 hanımı oldu. Çerkez soyluları tercih ettiği yazıldı.

2. Abdülhamit'e Rest Çeken Cariye

Şadiye Hanım Sultan (30 Kasım 1886 - 20 Kasım 1977), babası 2. Abdülhamit’i çok seven, toz kondurmayan evlatlarındandı. 91 yaşına kadar yaşadı. Varlığı yokluğu, mutluluğu yası tanıdı. Atasının Selanik’deki sürgün günlerine şahitlik etti. Yanında bulundu, serüvenini gözledi. Ülke dışında da yaşamak zorunda kaldı. 1952’de Türkiye’ye döndü. Anılarını yayınladı, hafızasında kalan anları satırlara döktü. Tanıklığını tarihe bıraktı. ‘Hayatımın Acı ve Tatlı Günleri’ ilk kez 1966’da yayınlandı. Risalesi sonraki yıllarda farklı isimlerle değişik yayınevlerince tekraren neşredildi.

Şadiye Hanım Sultan, 30 Kasım 1886’da, Yıldız Sarayı’nda dünyaya geldi. Annesi Emsalinur Kadınefendi, Sultan 2. Abdülhamit’in ‘6. kadınefendisi’ydi. 20 Kasım 1885’de, Yıldız Sarayı’nda yapılan muhteşem düğünle dünya evine girdiler. Şadiye Hanım Sultan, Emsalinur Hanım’ın ilk ve tek çocuğuydu. Babasının da dokuzuncu evladı, beşinci kızıydı.

- Şadiye Sultan Piyano Dersleri Aldı… -

Sarayın güvenilir 2 mensubundan özel dersler aldı. Padişah Kâtibi Hasip Efendi’den Arapça ve Farsça öğrendi, Kur’an-ı Kerim tahsil etti. Şifreci Kamil Efendi’den de tarih, coğrafya, matematik ve dil bilgisi dersleri aldı. Tamburi Cemil Bey’den Türk Musikisi, Lombardini Bey’den Batı Müziği meşk etti. Piyano, tambur çalmayı öğrendi.

Şadiye Sultan, 3 nişan ve 2 evlilik geçirdi. Enver Paşa’nın izdivaç teklifine muhatap oldu. Ancak babası 2. Abdülhamit’in damat adayına bakışı olumsuzdu, geri çevrildi. - Paşa, sabık Sultan’ı tahttan indiren ekibin mensubuydu! - Kendisi de atasının kararına uydu. 

İlk nişanlısı: Küçük Sait Paşa’nın oğlu Ali Namık Bey’di. 31 Mart 1909’da sözlendiler. Aynı yıl, Sultan 2. Abdülhamit tahttan indirilip Selanik’e sürgüne gönderildi. Yıldız Sarayı tamamen boşaltıldı. İstanbul’da kalan hanımları farklı mahallelerdeki konaklara yerleştirildi. Emsalinur Kadınefendi, kızı Şadiye Sultan ile Nişantaşı’nda bir köşke iskân edildi.

- Şadiye Sultan’ın Düğünü Nişantaşı Sarayı’nda Yapıldı… -

Şadiye Sultan, babasını yalnız bırakmadı. Yanına, sürgün mekânı Alatini Köşkü’ne gitti. Bir yıl sonra Dersaadet’e döndü. Kayınpederinin 2. Abdülhamit’i eleştirmesi ve olumsuz tavrını sürdürmesi yüzünden nişanı attı. 

Çok geçmeden yeni talibi ile dünya evine ilk adımını attı. Zülüflü İsmail Paşa’nın ikiz oğullarından Celalettin Bey ile nişanlandı. Yeni damat adayı iyi huylu, yakışıklı ve muhlis yapılıydı. Ama sonuç yine olumsuzdu.

Aralık 1910’da, Evkaf Bakanı Galip Paşa’nın torunu, Duyûn-ı Umumiye Başmüdürü Mustafa Fazıl Bey’in oğlu Fahir Bey ile - kendi isteğiyle! - nişanlandı. Fahir Bey, iyi eğitimli, yakışıklı, yumuşak huylu, efendi, sabırlı, uyumlu adamdı. Aynı ay içinde evlendiler. Düğünleri Nişantaşı Sarayı’nda yapıldı.

Şadiye Sultan’ın tek kızı, Samiye Hanım Sultan, 1918’de dünyaya geldi. 4 yıl sonra, 27 Eylül 1922’de sevgili kocası Fahir Bey’i aniden yitirdi ve genç yaşında dul kaldı.

- Şadiye Sultan 30 Yıl Yurt Dışında Kaldı… -

Mart 1924’de, Osmanlı Hanedanı ülke dışına çıkarıldı. Şadiye Sultan, biricik kızı Samiha Hanım’ı yanına alıp Paris’e geldi. Osmanlı’nın Bern Büyükelçiliği’ni yapan, Sevr Antlaşması’nı imzalayan delegasyonda bulunan Diplomat Reşat Halis Bey ile 2. evliliğini gerçekleştirdi. - Reşat Halis Bey, 150’likler listesindeydi. Türkiye'ye girişi yasaktı. 28 Mayıs 1927 tarihli yasayla da Türk vatandaşlığından ıskat edilmişti! - 

Emsalinur Kadınefendi de, 1924’deki sürgüne katıldı. Paris’e kızının yanına gitti. Birkaç yıl kaldı fakat sıla hasreti ağır bastı. İstanbul’a geri dönünce, - daha önce! - kızı ile yaşadığı Nişantaşı’ndaki konağa yerleşti. 1948’e kadar orada kaldı. 78 yaşındaydı. Gayrimenkulün tapuda sahibi görünen Maliye Bakanlığı, köşkü tahliye edip satışa çıkardı. Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye dilekçe ile başvurdu. Yardımını istedi. Ayda 100 lira tutarında gelire sahipti. ‘Barınacak yer veya bekçilik yaparak kalacağı mekân talep etti!’ Emsalinur Kadınefendi, torununa ait - Erenköy’deki! - Galip Paşa Köşkü’ne gitmek zorunda bırakıldı.

Sultan 2. Abdülhamit’in 6. Kadınefendisi Emsalinur Hanım, 1952’de, 82 yaşında vefat etti. Cenazesi Yahya Efendi Mezarlığı’nda toprağa verildi. 

- Şadiye Sultan, 2. Büyük Savaş’ta Fransa’da Kaldı… -

Şadiye Sultan ve ailesi, 2. Büyük Savaş boyunca Fransa’da kaldı. Almanlar, 1940’da, Paris’e girince, Reşat Halis Bey şehirden ayrılmayı önerdi. Ama teklifi kabul görmedi. Aile, başka şehre veya ülkeye yerleşebilirdi. Hanım Sultan, Fransa’ya karşı minnet borçluydu. Kendi ifadesine göre, ‘Fransa, ikinci anavatanı sayılırdı! Yaralı askerlere yardım edebilirdi!’

Reşat Halis Bey, 1945’de, 62 yaşında hayatını yitirdi. Şadiye Sultan 2. defa dul kaldı. 1952’de, Osmanlı Hanedanı’nın kadın üyelerinin Türkiye’ye dönmelerine izin çıkınca İstanbul’a geldi. Maddi imkânları yetersizdi. Barınacak yer sıkıntısı çekti. Şekerci Hacı Bekir yardım elini uzattı. Cihangir’de bir bodrum katına yerleştirdi. Mütevazı gelir bağladı. Sultan 2. Abdülhamit’in hayattaki son çocuğu, Şadiye Sultan, 20 Kasım 1977’de, 90 yaşında son barınağında ruhunu teslim etti. Sultan 2. Mahmut’un Divanyolu’nda türbesine - babasının hemen yanına! - defnedildi.

Şadiye Sultan, babasını ve ailesini daima korudu. Cumhuriyete muhalefet etmedi. Ama tek röportajı ile de tavrını belli etti. 2. Abdülhamit’i kutsadı, göklere çıkardı. Anılarının yayınlanmasının ardından Yeni İstiklal dergisinin - 15 Haziran 1966 tarihli! - 253. sayısında röportajı yayınlandı. Muhabir Muzaffer Budak Seyfettinoğlu’nun sorularını cevapladı. Babasını anlattı. Övgülerini sıraladı:

- 2. Abdülhamit’i Yandaşları Övdü, Muhalifleri Yerdi… -

‘Nakşibendî tarikatına mensuptu. Kur’an-ı Kerim elinden düşmezdi. Evrat - Müslümanlarca belirli zamanlarda okunması âdet haline gelmiş dualar ve Kur'an ayetleri! - okurdu. Sürekli devlet işleriyle ilgilenirdi. Yılda bir iki kere sarayın bahçesine gezmek için çıkabilirdi.’ 

Röportaj, dönemin en gözde dergisi Hayat’ta 3 bölüm halinde yayınlanan Ali Muhsin Bey’in anılarına cevap mahiyetindeydi. Ali Muhsin Bey, Sultan’ın kâtibiydi ama aktarıları - şimdiye kadar rastlanmamış! - pek ağır suçlamaları ifade ediyordu. ‘Beyanına göre Sultan Abdülhamit, namaz kılmaz, oruç tutmazdı. İçkiye ve kadına düşkündü!’

Şadiye Sultan, ölünceye kadar babasının hatırasına saygı gösterdi, icraatını savundu. 2. Abdülhamit’e toz kondurmadı. ‘Babam Abdülhamit / Saray ve Sürgün Yılları’ anılarında, atasının güzel, akıllı ve dik başlı cariye/gözde ile ilgili tebessüm ettiren ilişkisini dahi yazdı.

- Halife Sultan’ı Reddeden Güzel Cariye… -

‘Sarayda, kumral, zarif, ela gözlü, 23 yaşında, iyi tahsil görmüş, gayet güzel kız vardı. Babam, ondan hoşlanırdı. Daima yanında gezdirir ve konuşurdu. Fakat kız, babamın arzusuna asla müsaade etmezdi. Bu hal beş yıl devam etti. 

Bir gün, bayram ziyaretinde gidildiğinde, bahsettiğim kız da, mükemmel tuvaleti ve yaşıyla beraber artan güzelliği ile sırası gelince Sultan’ın huzuruna girdi.

Babam, ona ismi ile hitap etti:

‘Hâlâ inadına berdevam mısın? Bugün ne kadar güzelsin!’

‘Efendiciğim! Ömrüm oldukça size canımı feda ederim, yanınızdan ayrılmam. Fakat bütün dünyayı bağışlasanız, hareminiz olamam. Çünkü kocamın yalnız bir karısı olmasını isterim. O da elbette ki benim! Aksi halde evlenemem!’ cevabını verdi.

Babam güldü. Kızın açık konuşmasından hoşlandı. Bilahare birçok elmaslar vererek onu taltif etti.

- Damada Yapılan Şakalar… -

Bir süre sonra, kız için İstanbul’un en güzel semtinde konak alındı. Mükemmel mobilyalarla tefriş edildi. Mabeyinden, kırk beş yaşlarında, dindarlığı taassup derecesine varan zatla nikâhlandırıldı. Saraydan çıkarılıp evine götürüldü. Düğünü de orada icra edildi.

Cemiyet günü kız, ayaklarına kadar ince tülle örtüldü. Misafirler arasından geçirildi, gelin odasına götürüldü. Zevci - kocası! - tarafından hürmetle yüzündeki duvak açıldı. Hep beraber düğün sofrasında yemek(ler) yenildi.

Zifaf odasına evlilerin istirahata çekilecekleri saatte, yaver geldi. Damadın, görülen lüzum üzerine, mümkün olan süratle, saraya getirilmesi hakkında, babamın - Padişah 2. Abdülhamit’in! - iradesini tebliğ etti.

Başında mavi sırmalı takke, sırtında yanları yırtmaçlı gecelik entari giyen damat, o gece saraydaki bekleme odasına gitti. Sabahın beşine kadar, gelecek emri öğrenmek için bekledi. Sonra ‘Lüzum kalmadı!’ denilerek serbest bırakıldı.

Mabeyinci damada, aynı muziplik üst üste dört, beş gece yapıldı. Sabaha kadar bekleme odasında vakit geçirdikten sonra, güneş doğarken evine dönmesine izin verildi.

- Güzel Cariye Kendini Ailesine ve Çocuklarına Adadı… -

Kız ne kadar ince, zarif, tahsil ve terbiyesi mükemmel ise, kocası da o kadar kaba idi. Konakta her ikisinin anneleri de beraber otururdu. Kayınvalidesi, ‘Sen, sıska kızsın! Oğlum, senin gibisini ne yapsın?’ diyerek, zavallıyı daima zehirli sözlerle üzmek isterdi. Yeni gelin ise, akıllı davranıp hakaretlere önem vermezdi.

Birbiri ardından, iki oğlan çocuğu dünyaya getirdi. Resmi günlerde, ara sıra saraya gelirdi. Babam, her rastladığında, ‘Bahtiyar mısın? Zevcine sahipsin, değil mi?’ diye sorardı. ‘Evet, efendiciğim! Lütfün, başımın üstündedir! Memnun olmaya, çocuklarımı iyi yetiştirmeye gayret ediyorum!’ diye karşılık verirdi.’

Şadiye Sultan, anılarında, babası Sultan 2. Abdülhamit’in özel hayatına ait çok sayıda kötüleyici isnatlarda bulunulduğunu hatırlattı. Anlatılanların/yazılanların büyük çoğunluğu doğru değildi. Aktardığı cariye olayı ise, abartılarak nakledilen bir isnadın iç yüzüydü.

4 December 2021 14:46
272 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Osmanlı’nın İçki Tüketimi

1904’de, Osmanlı’nın şarap ihracatı tamı tamına 340 milyon litreydi. Osmanlı; Avrupa’nın en önemli içki üreticileri arasındaydı.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

4 Yaşında Dul Kalan Hanım Sultan

Sultan İbrahim ya da halk arasındaki lakabıyla ‘Deli İbrahim’, eğlenmeyi severdi. Anlık sorunlardan uzaklaşır, çevresiyle özellikle de güzel cariyeleriyle şakalaşırdı. Çocuklarını da çok küçük yaşlarda, - göstermelik dahi olsa! - evlendirip hem kendini, hem Dersaadet ahalisini mutlu etmeye çalıştı.

Kulağı ve Burnu Kesilen Padişah

Sultan 2. Osman, çocuk denilecek yaşta tahta çıktı. Devleti kendi bildiği gibi yönetmeye kalkıştı. Sert, tavizsiz, hayli acımasız idare kurmaya çalıştı. Bilhassa asker ve ulema ile uğraştı. Kendince reformlara girişti. Muhaliflerinin ve düşmanlarının sayısını artırdı. Tarihe, ‘askeri ihtilalde öldürülen ilk Osmanlı Sultanı,’ diye geçti.

Alay Sancağını Mihrap Yapan Kahraman

57. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey, şehit düşmesinden az önce eşi hanımefendiye mektup yazdı.

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

Kulağı ve Burnu Kesilen Padişah

Sultan 2. Osman, çocuk denilecek yaşta tahta çıktı. Devleti kendi bildiği gibi yönetmeye kalkıştı. Sert, tavizsiz, hayli acımasız idare kurmaya çalıştı. Bilhassa asker ve ulema ile uğraştı. Kendince reformlara girişti. Muhaliflerinin ve düşmanlarının sayısını artırdı. Tarihe, ‘askeri ihtilalde öldürülen ilk Osmanlı Sultanı,’ diye geçti.

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

Osmanlı’nın İçki Tüketimi

1904’de, Osmanlı’nın şarap ihracatı tamı tamına 340 milyon litreydi. Osmanlı; Avrupa’nın en önemli içki üreticileri arasındaydı.

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Abdülaziz Döneminde Açılan İlk Genelev

Osmanlı İmparatorluğu’nda - gayri resmi! - yerleşik ilk genelev, İstanbul Beyoğlu’nda Sultan Abdülaziz (1830-1876) döneminde açıldı.

Kulağı ve Burnu Kesilen Padişah

Sultan 2. Osman, çocuk denilecek yaşta tahta çıktı. Devleti kendi bildiği gibi yönetmeye kalkıştı. Sert, tavizsiz, hayli acımasız idare kurmaya çalıştı. Bilhassa asker ve ulema ile uğraştı. Kendince reformlara girişti. Muhaliflerinin ve düşmanlarının sayısını artırdı. Tarihe, ‘askeri ihtilalde öldürülen ilk Osmanlı Sultanı,’ diye geçti.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Fosforlu Cevriye

Suat Derviş’in kalemiyle ölümsüzleşen ‘Fosforlu Çevriye’, toplum dışına itilmiş, sokakları mesken edinmiş ‘hayat kadını’ydı! Özgürlüğüne düşkündü. Çilesini/kaderini kabullenmişti. Erkeklere boyun eğmezdi. Polis takibinden kaçan adama kalbini vermekten de çekinmedi. Ya romanın yazarı Suat Derviş kimdi, nasıl bir hayat sürdü?

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Türkeş, MBK’den Nasıl Tasfiye Edildi?

Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan’ın Ankara’nın Necatibey Caddesi’ndeki mütevazı evinde ‘14’ler’ tanımlamasıyla siyasi tarihimize geçen grubun kaderi çizildi. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal ve MBK’nin 2 etkin üyesinin çok gizli toplantısında ülkenin yakın geleceğini etkileyecek önemli karar alındı.

İsmet Paşa’nın Elini Öpen TİP Lideri

Mehmet Ali Aybar, çok iyi eğitim almıştı; Sol/Sosyalist düşünce aileden mirastı.

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Diğer Türk Tarihi Yazıları

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

4 Yaşında Dul Kalan Hanım Sultan

Sultan İbrahim ya da halk arasındaki lakabıyla ‘Deli İbrahim’, eğlenmeyi severdi. Anlık sorunlardan uzaklaşır, çevresiyle özellikle de güzel cariyeleriyle şakalaşırdı. Çocuklarını da çok küçük yaşlarda, - göstermelik dahi olsa! - evlendirip hem kendini, hem Dersaadet ahalisini mutlu etmeye çalıştı.

Kulağı ve Burnu Kesilen Padişah

Sultan 2. Osman, çocuk denilecek yaşta tahta çıktı. Devleti kendi bildiği gibi yönetmeye kalkıştı. Sert, tavizsiz, hayli acımasız idare kurmaya çalıştı. Bilhassa asker ve ulema ile uğraştı. Kendince reformlara girişti. Muhaliflerinin ve düşmanlarının sayısını artırdı. Tarihe, ‘askeri ihtilalde öldürülen ilk Osmanlı Sultanı,’ diye geçti.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Asker Vatan Savundu, Yangın Söndürdü

Osmanlı’da ilk itfaiye teşkilatı 18. asrın başında kuruldu. Yeniçeri Ocağı’na bağlıydı. İstanbul’da ve çevre ormanlarda çıkan yangınları söndürmeye çalıştı. Taşıma su ve ilkel teçhizatla işi zordu.

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.