Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi. Serinin yapımcıları, Connery ile çektikleri 7 James Bond filminden sonra arayışa girdi. Bond’u başka/farklı yüzle sürdürmek istediler. Başta Amerika olmak üzere, Avrupa’nın pek çok ülkesinde karaktere uygun en tanınmış isimler belirlenmeye çalışıldı. Bu arada, yapımcı firma, Metro-Goldwyn-Mayer’in ülkemizdeki temsilcileri de kampanyaya katıldı. Cüneyt Arkın, Ayhan Işık, Muzaffer Tema gibi dönemin en ünlü erkek starları üzerinde duruldu. Arkın ile de yüz yüze görüşüldü ve öneri götürüldü. Deneme filminde beklenilen performans alınırsa, James Bond karakterini bir Türk aktör canlandırılabilecekti. Akıcı, mükemmel İngilizce bilmek ve konuşmak gerekliydi. - O ana kadar, Amerikan Sineması’nın merkezi Hollywood’da başarılı olabilmiş tek Türk asıllı yıldız Turhan Bey’di! - Arkın, şöhretinin doruğundaydı; her yıl ortalama 16 - 18 filmde - bazen sayı 24’e kadar çıkabiliyordu! - oynuyordu. Bir anda dünya piyasasında görünme fırsatı karşısına çıkınca şaşırdı. Özel hayatının herkes tarafından bilinip, irdelenebileceği gibi garip savunuyla öneriyi baştan geri çevirecekti. Yıllar sonra, olay hatırlatıldığında, Ömer Şerif’i örnek vererek, şöhret sahibi, ama vatansız bir aktör olmayı düşünmediğini söyleyecekti. Belki de bilmeden Roger Moore’un önünü açacaktı.

- Kırım Asıllı Tatar Türkü… -

Tıp eğitimi gören, beyaz perdedeki adı ile Cüneyt Arkın’ın nüfusa kayıtlı ismi Fahrettin Cüreklibatır’du. Aile, Eskişehir’in Çifteler ilçesinin bir köyüne yerleşikti. ‘93 Harbi’ diye tarihimize geçen, 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi’ne Türkiye’ye göçmüştü. Kırım asıllı Tatar Türkü’ydü. Milyonları bulan Müslüman göçmenler, Osmanlı Hükümdarı 2. Abdülhamid döneminde bölge bölge Anadolu’ya iskân edilmişti. Meslek sahipleri şehirlerde, çiftçilerse köylerde barındırılmıştı. Babası, onca yokluğa rağmen, ailesini köyünde bırakıp İstiklâl Savaşı’na katılmıştı; ‘İstiklâl Madalyası’ sahibiydi. 

Arkın; doğduğu toprağı tanımlarken, ‘Engerek yılanı bile yaşamaz,’ diyecekti. Fakirdi, ama mutluydu; iki ablasından sonra dünyaya geldiğinde, ailenin merkezindeydi. Üzerine titreniyor; bir dediği iki edilmiyordu. Cüneyt’in bütün oyuncakları topraktandı; bilyeleri, arabaları, bebekleri… Kısaca bütün oyuncakları fırınlanmış çorak topraktandı. İki odalı evleri kerpiçtendi. Evin helâsı, bahçenin bir ucundaydı; soğuk kış günlerinde tuvalete gitmek çileydi. Geçim kaynakları topraktı; baharda ekerler, yaz sonu ve sonbaharda hasat ederlerdi. Bahar sonu, yaz başında çayırları dolduran çeşit çeşit otlar toplanır, çiğ veya haşlanarak yenirdi. Bahçelerindeki ağaçlardan da meyveler devşirilirdi. İçme suyu ihtiyacı da bahçedeki derin kuyudan sağlanırdı. Vefalı anne, gece karanlık bastırınca, çocuklarını etrafında toplar, Kırım ezgileri söylerdi, yörenin halk masallarını anlatırdı. Battal Gâzi, Köroğlu menkıbelerini dinledi; Hazret-i Ali’nin cenklerini anlatan kıssaları okudu.

- Dünya/Türk Klasikleri Dizisi… -

Fahrettin; Necatibey İlkokulu’nda ilk eğitimini bitirdi; ortaokulu da Eskişehir’de tamamladı. Lise eğitimi için Eskişehir Atatürk Lisesi’ne yazıldı. Derslerine çok çalışıyor; bir yandan da edebiyata ilgisinden, okul kütüphanesinde bulduğu Dünya -Türk Klasikleri Dizisi’nin nadide kitaplarını su içer gibi bitiriyordu. Güzel sanatlara ilgisi/kabiliyeti belliydi. Bazı denemelerini ve hikâyelerini yerel basında yayınladı. Arkadaşları arasında ‘edebiyatçı’ kimliğiyle de tanınıyordu. 

- Otel Odasındaki İnşaat İşçisi… -

Olgunluk sınavlarının ardından, hayatını şekillendirecek kararı verdi ve İstanbul’a geldi. İstanbul Tıp Fakültesi sınavlarını kazandı; Sirkeci’de bir otelde oda tuttu. Oda arkadaşlarının ikisi de inşaat işçisiydi. Cüreklibatır; hem fakülte eğitimini sürdürüyor, hem de arkadaşlarının inşaatlarında çalışıyordu. Parasızlıktan aç yattığı geceleri hiç unutmadı. Fırından yeni çıkmış, dumanı üstünde ekmekleri katıksız yediği günleri hep anlatacaktı. En büyük korkusu aç kalmak, açlıktan ölmekti. Otelde, karyolasının yanındaki küçük komodinin üzerine bütün ekmek koyuyor, ertesi gün aç kalmayacağını görüp huzur içinde uyuyabiliyordu. Devletin verdiği 60 lira burs/kredi yetmiyordu. İnşaat işçiliğinden aldığı gündelikleri harcamıyor, belirsiz yarınlar için saklıyordu. 

- ‘Erek’ Adlı Edebiyat Dergisi… -

Yazma serüvenine ara vermedi; bir grup arkadaşıyla ‘Erek’ adlı dergiyi çıkardı. Şiirleri, denemeleri, hikâyeleri için bir platform gerekliydi; Erek, yayınlandığı sürece bu işi başarıyla yerine getirdi. İstanbul’daki 3’üncü yılında, Eskişehirli iki arkadaşıyla mütevazı apartman dairesine taşındı. Masraflardan payına 45 lira düşüyordu. Yârenleri de edebiyat heveslisi gençlerdi; Tekin Elagöz şiir yazıyor, Cengiz Çelikten denemeler çiziktiriyordu. Bir röportajında, ‘Cengiz çok iyi balıkçıydı; tuttuğu palamutları eve getirince, bir şişe 75 kuruşluk Marmara şarabı alır, kendimize ziyafet çekerdik,’ demişti. ‘Dergi yayınlayınca, edebiyatçı dostlar da edinmişlerdi. Cemal Süreya, Turgut Uyar, mütevazı öğrenci evinin devamlı misafirleri arasındaydı. Cemal Süreya, kadife sesiyle en son şiirlerini okurdu.’ Bu dönemde, Kemal Tahir (Demir)’in eserleriyle tanıştı/buluştu. Şişenin dibi gözüktüğünde, sohbetin tadına varılmazdı, ama akortsuz fasılla muhabbet sona erdirilirdi. Süreya, Cüretlibatır’ın edebî gelişimine yardımcı oldu. ‘Pazar Postası’na gönderip, İlhan Erdost ile tanışmasını sağladı. ‘Pazar Postası’nın edebiyat ekinde öyküleri yayınlanacaktı.

- İlk Yevmiye İle Kucak Dolusu Taze Ekmek… -

Eğitiminin son yılında, hocası Cihan Abaoğlu’nun tavsiyesi üzerine, özel hastabakıcılık yaptı. Evlerde 24 saat nöbet tutuyor, acil durumlarda müdahale ediyordu. Yerine göre hastayı tıraş ediyor; altını bile temizleyebiliyordu. Gündeliği 15 liraydı. En çok gücüne giden de, hasta sahiplerinin artan yemekleri önüne koymalarıydı. İlk yevmiyesi ile en yakın fırına gidip taze ekmekler alacaktı. Sonra da tıka basa yiyecek ve kusacaktı. Midesini fazlasıyla doldurmayı hep hayal etmişti.

Tıp eğitimini beklenildiği gibi başarıyla tamamladı. Nörolog olmak istiyordu, ama boş kadro yoktu. Kadro alamayınca, ele geçen maaş yetersizdi; sosyal haklara da sahip olamıyordu. Örneğin, hastanede yemek yiyemiyordu. O da, hemşirelerin yemeklerine ortak olmuştu. Hocaları sabredip fakültede kariyer yapmasını istedi. Ama o, steteskopunu boynuna asıp, Anadolu’nun yolunu tutacaktı. 

- Halit Refiğ İle Tanışma… -

Kısa süren doktorluk tecrübesinin ardından askere çağrıldı. Acemi eğitiminin ardından, Doktor Asteğmen olarak Eskişehir 2’nci Hava Taktik Komutanlığı’nda görevlendirildi. 1963 yılıydı ve hayatının değişeceği an geliyordu. Başrollerinde Göksel Arsoy ve Leylâ Sayar’ın oynadığı, Halit Refiğ’in yönettiği ‘Şafak Bekçileri’ filmi, Eskişehir’de çekiliyordu. Filmin kadrosunun tamamı, askerî garnizonun içindeydi. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İrfan Tansel, yapıma büyük destek veriyordu. Film; gösterildiği her yerde gençliğe havacılığı sevdirecek ve yönlendirecekti. Halit Refiğ ile çekimlerde tanıştı. Refiğ; hayatında yepyeni ufuklar açacaktı. Fahrettin Cüretlibatır’ın gazetelerin/dergilerin düzenlediği sinema yarışmalarını izlemesini ve mutlaka katılmasını önerdi. Refiğ’e göre, sinemada gelecek vardı. Genç askerî doktor, star yüzüne sahipti.

- Gurbet Kuşları Filminde Önemli Rol… -

1963 yılında 'Artist Dergisi’nin açtığı yarışmaya katıldı ve birinci seçildi. Ama adı hem uzun, hem de akılda kalması zordu. Derginin yönetici, gazeteci Recep Ekicigil, Yeşilçam seyircisinin aklından çıkmayacak ismi önerdi. Cüneyt Gökçer’in Cüneyt’ini, Arkın Kitapevi’nin sahibi Ramazan Arkın’ın da soyadını aldı. Böylece Cüneyt Arkın, ete kemiğe büründü. Halit Refiğ, yönettiği ‘Gurbet Kuşları’nda önemli rollerden birinde oynattı. Filmin senaryosu Orhan Kemal (Öğütçü)’e aitti. Başrollerde Tanju Gürsu, Filiz Akın, Pervin Par, Sevda Ferdağ ve Önder Somer gibi çok ünlü isimler vardı. Cüneyt Arkın ismi, hem şans, hem ün getirdi. Refiğ’in sözlerinin/tespitlerinin doğruluğunu bir kere daha kabul etti.

- Romantik Filmlerin Değişmeyen Yıldızı… -

Çalışmayı seven, daha iyi bir yarın için terlemekten korkmayan Cüreklibatır için Yeşilçam yılları başlıyordu. Her gün, cumartesi ve pazar da dahil, 16 saat koşturuyordu. Senede 24 film çektiği oluyordu. Romantik filmlerin değişmeyen yıldızı, aksiyon filmlerinde de başarısını ve ustalığını sergiliyordu. Co-prodüksiyonlarda boy gösterdi. İtalyan sinemasında şansını denedi; ‘John Arkin’ adı ile afişlerde yer aldı. İlgi gördü, fakat dil bilmemesi dezavantajıydı. Halit Refiğ ustanın belirtmesine göre, ‘John Wayne kadar becerikliydi ve ‘dünya starı’ mayasındaydı.’ İşte tam bu günlerde James Bond’u oynaması önerisi geldi. Ama hiç düşünmeden reddetti.

- Cüreklibatır İranlı Kadınları Kendilerinden Geçiriyordu… -

Komşu ülke, İran’da da çok ünlüydü. Afişlerinde Fahrettin Cüreklibatır ismini kullanıyor, İranlı kadınlar kendilerinden geçiyordu. İran, Şah döneminde tam bir Batı ülkesi standardındaydı; Türk filmleri büyük ilgi görüyor, Yeşilçam’ın ünlü starları el üstünde tutuluyordu. Hanedandan ‘Stella Sait’ adlı güzel kadın, Fahrettin’e abayı yakmıştı; ne yapıp edip evlenmek istiyordu. Anlatılanlara göre, öylesine zengindi ki, haftada iki gün özel uçakla Paris’e özel kuaförüne saçlarını yaptırmaya gidiyordu. Fahrettin’in kalbini kazanabilmek için sandık dolusu mücevher vermeyi göze almıştı. İsteği kabul görmeyince de bileklerini kesip intihara teşebbüs etmişti.

Atıf Yılmaz, Lütfi Akad ve Halit Refiğ ile dostluğunu kavileştirdi; sohbetlerine katıldı. Sinema üzerine görüşlerini aldı; tecrübelerinden birikimlerinden yararlanmasını bildi.

Önünde uzun, zorlu fakat adını Yeşilçam’ın tarihine yazdıracak, romanlara konu edilebilecek renklilikte gelecek uzanıyordu.

Ali Hikmet İnce yazdı.

26 February 2021 16:50
992 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Tavşan Doğuran Kadın

İngiltere tahtında oturan, İngilizce bilmeyen, çevresi ve devlet yöneticileriyle Fransızca konuşa(bile)n I. George’un döneminde inanılması zor/garip olaylar, skandallar yaşandı. 50 kadar tavşan doğurduğunu iddia eden Mary Tofts adlı kadın da sahtekârlar arasındaydı.

ABD Başkanı İle Görüşebilen Mafya Şefi

Al Capone, servet edindikçe çevresini genişletti. Polisleri, savcıları, hâkimleri, belediye başkanlarını ve politikacılarını kendine bağladı. Dokunulmazlık zırhını kuvvetlendirdiğini düşündü. ABD Başkanı Herbert Hoover ile samimi dostluk kurmayı bile başardı. Suçlarının görmezden gelineceğini düşündü/sandı.

Kral’ın Emriyle Toplu Fuhuş

Tudor Hanedanı’nın 2 numaralı hükümdarı 8. Henry, kadınlara aşırı düşkündü. Risk almayı severdi. Düşüncelerinden taviz vermezdi. Gönlünün sesini dinler, dilediğince davranırdı. Özel hayatı olağanüstü derecede fırtınalıydı. Hızlı yaşantısı, kendisine de halkına da mutsuzluk getirdi.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

Yerli James Bond Göksel Arsoy

Göksel Arsoy; daha çok romantik aşk filmleriyle tanındı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

Medine Kahramanı Fahrettin Paşa

Tarihimize ‘Medine Kahramanı’ diye yazılan, (Ömer) Fahrettin Türkkan Paşa, askerliğin yanında çok usta fotoğraf sanatçısıydı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Defne Yalnız’ın Yalnızlık Korkusu

Defne Yalnız; okumayı-yazmayı öğrenmeden tiyatro sahnesinin tozunu ciğerlerine çekti.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

2. Abdülhamit'e Rest Çeken Cariye

2. Abdülhamit, Osmanlı Hanedanı’nın en çok tartışılan, konuşulan ve hakkında yazılan üyesiydi. Eylemleri ile bazen eleştirildi, bazen göklere çıkarıldı. Özel hayatı da merak edildi. Kimi kaynaklara göre 13, kimi tarihçilere göre 16 hanımı oldu. Çerkez soyluları tercih ettiği yazıldı.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Kırık Bir Aşk Hikâyesi: Engin İle Perran

Sabah Gazetesi’nin popüler-polemikci yazarı Engin Ardıç ile televizyon dünyasının en ünlü yıldızlarından Perran Kutman iki yıla yakın süre nişanlı kaldı, ama sonra ayrıldı.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Zsa Zsa Gabor ‘Türk’ Asıllıymış

Zsa Zsa Gabor; Budapeşte’ye yerleşmiş Türk asıllı Kırım göçmeni idi; çok güzeldi; küçük yaşta da ‘Macaristan Güzellik Kraliçesi’ seçildi.

Hollywood Hayranı Stalin

Sovyetler Birliği’ni 31 yıl çelik eldivenle yöneten Stalin sıkı bir Hollywood hayranıydı.

Her Şeye Karşı Olan Aktör: Charlie Chaplin

Solculuğu, daha da ötesi komünistliği başına büyük belâ açtı. Sovyetler Birliği yanlısı tutumu; 2. Dünya Savaşı’nda ülkesi ABD’yi desteklememesi, endüstriyel kapitalizme getirdiği ağır eleştiriler, yönetici sınıfı sinirlendirdi

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Taliban’ın Kara Kutusu

Taliban, Afganistan’ın tamamında kontrolü sağlayıp iktidara geldi. Ülke insanına işbirliği/dayanışma çağrısında bulundu. Oysa 1996 - 2001 arasında tam bir ‘orta çağ idaresi’ uygulamıştı. Yokluklar içindeki ülke iyice yoksullaşmıştı. Çocuk ölümlerinde dünya rekoru yakalanmıştı. Kızların eğitim hakları ellerinden alınmıştı. Bütün eğitim kurumları medreseye çevrilmişti.

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

Müslüman Mezarlığı Üzerine Tiyatro ve Helâ

Osmanlı’nın 2 hükümdarı - Abdülmecit ve Abdülaziz! -, Ayas Paşa Mezarlığı’nın sonunu getirecek hamleler yaptı. Birisi mezarlık alanının bir bölümüne tiyatro, diğeri de Alman Büyükelçiliği binası yapımına ruhsat/izin verdi.

Medine Kahramanı Fahrettin Paşa

Tarihimize ‘Medine Kahramanı’ diye yazılan, (Ömer) Fahrettin Türkkan Paşa, askerliğin yanında çok usta fotoğraf sanatçısıydı.

40 Odalı Konaktan Tek Göz Eve

Eşref Üren; babasının katlini/boğulmasını canlı canlı seyretti; korkunç olay hafızasına kazındı.

Haydarpaşa’nın Başına Gelenler

Alman mimarisinin ülkemizdeki en bilinen örneği Haydarpaşa Garı’nın ne kadar arabesk kaderi olduğu inşaatın başladığında belli gibiydi.

Polisiye Roman Sevdalısı Padişah

34. Osmanlı padişahı 2. Abdülhamid’in polisiye roman merakı çok ünlüydü.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Kavanoza Hapsedilen Seri Katil

Diogo Alves, Portekiz’de belirlenen ilk erkek seri katildi. 19. asrın birinci yarısında yaşanan ağır ekonomik, toplumsal ve politik sarsıntıların yarattığı suçlu tipolojiydi. Lizbon’daki tarihi/anıtsal ‘Águas Livres Su Kemeri’ni üs edinip 70 kişiyi öldürmekle suçlandı. Ama farklı cürüm(ler)den hüküm giydi ve asıldı.

‘Kanser’ Evita Perón’a Şifa Niyetine Mevlit

Ülkesinde gerçekleştirdiği reformlar ve halkına sağladığı sosyal imkânlarla sevildi. Kocası, Juan Perón’a verdiği destek ve darbecilere karşı gösterdiği direniş ile de insanının gönlünde taht kurdu. Eva Perón, dünyaca tanındı.

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

Hayatı Durduran Ses: Hamiyet Yüceses

Hamiyet adı verilen, mavi gözlü ve sapsarı saçlı güzel kız, bir dönem Türkiye’de fırtına gibi esecek ve musikimizin nağmelerini güzel sesiyle taçlandıracaktı.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

MOSSAD'ın Suikast Listesindeki Siyasetçi

Yaser Arafat, yaşamı boyunca MOSSAD’ın tehdidi altındaydı. Sayısız suikast girişiminden son anda/kıl payı kurtulabildi. Ama hayatını yitirdikten sonra ortaya çıkan hastane raporu ürperticiydi...

Diğer Türk Sineması Yazıları

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.