Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Hücreye Atılan Aktör

Rahmetli Aykut Işıklar’ın yazısındaki ‘iddialar’ inanılmazdı, biraz da yürek burkucuydu: ‘Akan’ın Almanya’daki konuşmasının içeriği meçhuldü. Dönemin yüksek tirajlı, etkin sağ/muhafazakâr gazetesi haberi büyüttü. Muhabir olayı şişirdi. Patronu ise tutuklanması için bütün siyasi nüfusunu kullandı!’

‘Tarık Akan, Gayrettepe’deki Siyasi Şube’nin bodrum katında 2 ayı aşkın süre gözaltında tutuldu. ‘Solcu’ diye tanınan gençler, yazarlar, sendikacılar, bölümün zorunlu misafiriydi. Hücreler tıklım tıklımdı. Akan, günlerce sırtını duvara yaslayıp ayakta uyumaya çalıştı. Bacaklarını hareket ettirebileceği yer yoktu. Dönemin ünlü iş adamı Halil Bezmen de aynı yerdeydi, farksız çilenin ortağıydı!’

Vatan gazetesi yazarı Reha Muhtar, 12 Eylül döneminde Tarık Akan’ın hapse girmesi ve işkence görmesini Emel Sayın’la daha önce yaşadığı ilişkiyle açıklamaya çalıştı. Muhtar’ın satırlarına göre Sayın, ‘dönemin üst rütbeli bir komutanı’yla beraberdi. Akan da önceki münasebetinden ötürü hedefe konuldu. 

‘Akan ile Sayın’ın, 1970’li yıllarda 4 yıl süren birliktelikleri vardı. İkili, 1972’de ‘Feryat’, 1973’de ‘Yalancı Yârim’ ve 1975’de ‘Mavi Boncuk’ filmlerinde başrolleri paylaştı. İlişkileri, 1973’de, Sayın’ın eşinden ayrılmasından sonra başladı.’ 

Muhtar’ın savına göre, aradan 40 yıl geçmesine karşın her ikisi de birlikteliği, ‘güzel ve değerli’ şeklinde yorumladı. 

- Akan Özel Hayatı Hakkında Hiç Konuşmazdı… -

Akan, isim vermeden ilişkiyi doğruladı. Şöyle dediği yazıldı: ‘Hep âşık delikanlıyı oynamıştım. Aşkı yaşamamıştım. Sonunda sırılsıklam bağlandım. Önce aramızdaki elektriğe engel olmaya çalıştık. O çok direndi. Ancak aşka set çekilemiyor. Tam 4 yıl sürdü.’

Akan’ın kalbini çalan kadının Emel Sayın olduğu iddia edile geldi. Fakat Tarık Akan tarafından isim hiç zikredilmedi. Sayın ise yıllar sonra, ‘Ondan sonra hiç aşk yaşamadım,’ diyecekti.

Akan, yeni süreçte, gerçekçi, dram özelliği ağır basan filmlere yöneldi. İlk tercihi: Yılmaz Güney’in kaleminden çıkan senaryoların realize edilmesiydi. Güney’i eleştirenlere karşı cephe almakta tereddüt etmedi. ‘Özel yaşamındaki aksiyon dolu ve sivri hareketleri şahsi davranışlarıydı!’ ‘Sinemanın büyük ustasına ‘lümpen!’ damgasını vurmak, sanatçıyı anlamamaktı/küçümsemekti!’ Kendisini topluma karşı görevli saymış ve aydınlanmasına adamıştı. Şahsını ve sanatını, halkına bağışlamıştı. Ömrünün üçte birini hapishanelerde geçirmişti. ‘Yaşamı ve sanatı örnek alınmalıydı!’Güney’i cezaevinde defalarca ziyaret etti. ‘Usta’nın Akan hakkındaki görüşleri net değildi. Seyrettiği filmlerinden olumsuz etkilenmişti. Rol vermek istemedi. Ama görüşmeler sıklaşınca fikri değişti. ‘Yol’da oynamasını onayladı. 

Akan, Şerif Gören’in yönettiği Yol’da canlandırdığı ‘Seyit Ali’ tipi ile büyük başarı sağladı. Oyunculuk performansının zirvesine çıktı. Cannes Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülüne aday gösterildi. ‘Yol’, aynı yarışmadan 4 mükâfatla döndü. Akan, değerlendirme dışı kaldı.

12 Eylül ile gelen yeni dönemde, sinema darbe yedi ve ekonomik sıkıntıya girdi. Akan da geçim darlığından payına düşeni aldı. Bir röportajında yaşadıklarını anlatacaktı. Birikimiyle bir ticari otomobil satın aldı. Kazancıyla bir taksi sahibi daha oldu. Şoförlerin topladığı hâsılatla kendisinin ve ailesinin maişetini sağladı. İstemediği - kendi deyimi ile ‘kalitesiz’! - yapımlarda oynamak zorunda kalmadı. ‘1983’den 1991’e kadar arabalar bana baktı!’ diyecekti.

Can dostu Kozalak Zeki’nin anlattıkları da bazı gerçekleri ortaya çıkarıyordu: ‘Akan, Ertem Eğilmez ile kavga edince ‘kara listeye alındı’! Evindeki film kasetlerini satarak 2 ay geçinebildi. Sonra bir yerlerden borç paralar bulundu, ticari taksi alındı. ‘Maden’ filminden kazanılan parayla 2. otomobil edinildi. 3. de kısa süre içinde geldi. Sonra hepsi satıldı. Taş Mektep’in kuruluşunda sermaye yapıldı. Bakırköy’deki tarihi bina elden geçirildi. Aslına uygun şekilde restore edildi. Özel Taş İlkokulu eğitim öğretime başladı.’

- Tarık Akan’ın Çok Özel Hayatı… -

Akan, 1986’da hayatının en önemli kararını verdi. Elektronik mühendisi Yasemin Erkut Hanım ile hayatını birleştirdi. İlk çocukları: Barış’tı. Sonra ikizleri Özgür ve Özlem doğdu. İkilinin birlikteliği 1989’a kadar sürdü. Boşandılar. Her iki taraf da hiç konuşmadı. Özel hayatlarına saygı gösterdi.

Kamuoyunca bilinen diğer ilişkisi ölümüne kadar devam edecekti. Balerin Acun Günay ile beraberliği 1990’da başladı. Günay, Devlet Opera ve Balesi’nin kadrolu elemanıydı. Büyük aşk yaşadılar. - Ölümünden sonra Akan için düzenlenen anma töreninde, Günay Hanım’ın kolunda sevdiği adamın adının bulunduğu dövme görülecekti! - 

Akan’ın kamuoyunca tanınan her 2 eşi de, gözlerden uzak hayat sürdü. Magazin basınına konu olmadı.

Tarık Akan’ın adı bazı ünlü isimlerle anıldı. Ama kendisi her seferinde ketum davrandı, açıklama yapmaktan kaçındı.

5 filmde Akan’la kamera karşısına geçen Müjde Ar - katıldığı canlı yayında! - açıklama yaptı. Hayranlığını belirtmekten çekinmedi: ‘Umarım kocam şu anda beni izlemiyordur. Bir itirafta bulunacağım. Tarık Akan ile birlikte rol aldığım filmlerde, onu gerçekten öpüyordum! Rol değildi!’

Akan, son röportajını Cumhuriyet’le yaptı. ‘Gülşen Bubikoğlu ile çok yakışıyordunuz… Ona âşık oldunuz mu,’ sorusuna klasik cevabını verdi: ‘Salon filmlerini bırakınca, Gülşen’le karşılaşmadım. Ondan köylü kızı, Anadolu’da yaşayan insanı yaratmak çok zordu. Her şey koptu. Âşık olsam da, olmasam da söyleyemem. Hem aşk yaşamımı anlatmak yakışmaz.’

- Füsun Önal Aşkını ‘Hayatımdan Sayfalar’ Kitabında Yazdı… -

Aykut Işıklar, Akan’la ilgili yazısında ilginç iddialarını sıralamıştı: ‘Akan, - o günlerde! - rol arkadaşı Gülşen Bubikoğlu’na fazla yaklaşmış. Bunu duyan nişanlısı Türker İnanoğlu da, Tarık’ı adamlarına dövdürmüş. Bu dedikodu uzun süre kulaktan kulağa dolaşmıştı. Gülşen daha sonra İnanoğlu ile evlenmiş, kızı Zeynep’i dünyaya getirmişti.’

Füsun Önal da, Tarık Akan’la paylaştığı heyecan dolu süreci yazdı. 2007’de yayınlanan, ‘Hayatımdan Sayfalar’ adlı kitabında yaşadıklarını beyan etti. - Atilla Özdemiroğlu ile evliydi! - Önal, Akan ile Antalya Altın Portakal Film Yarışması’nda tanıştı. Sonra da büyük aşka yelken açtılar: ‘Tarık, elime küçük bir kâğıt tutuşturdu. Üzerinde telefon numarası yazılıydı. Garsondan kalem istedim. Kendi telefon numaramı ekledim. Masanın altından uzattım.’ 

‘(…) Uyurken, ‘Tarık’ın güzel yüzüne bakardım. ‘Kadınlar, benim yerimde olmak için kim bilir neler vermezdi,’ diye düşünürdüm.’

Tarık Akan, Füsun Önal’ın satırları hakkında hiç konuşmadı, yorum yapmadı.

- Tarık Akan’ın Ulaşılamayan Başarıları… -

Tarık Akan, sinema kariyeri boyunca 111 filmde oynadı. 4 televizyon dizisinde yer aldı. Belgeseller yönetti. ‘Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’ adına, ‘Atatürk’ün Alev Çiçekleri’ni çekti. Nazım Hikmet’in anlatıldığı ‘Işık Yontucusu’na imza attı. Kültür dünyamıza, ‘Perge’nin Lahitleri’, ‘Anadolu’da Romalıların Ayak İzleri’ ve ‘Afrodisias’ dokümanterlerini kazandırdı. 

‘Ülkemizde dahi seviyesinde bir rejisör bulunmadığı fikrini savuna geldi!’ 

Sinema yazarı Atilla Dorsay, ‘100 Yılın 100 Türk Filmi’ kitabında, Akan’ın oynadığı 9 eseri sıralamaya soktu. Dorsay’ın değerlendirmesine göre Akan, ‘en başarılı filmlerin jönü’ydü. İkinci sırada 6 kordela ile Hülya Koçyiğit yer aldı.

Yakın dostu, belgesel yapımcısı Nebil Özgentürk, Akan’ın son isteğini açıkladı: Akan, Nazım Hikmet’in ‘Kuvayi Milliye Destanı'nı sinema filmi yapmayı tasarladı. İlk adımı da attı, pilot çekimi gerçekleştirdi. Fakat hevesi kursağında kaldı. Çekime geçileceği sırada hastalandı.

Tarık Akan, katıksız Atatürkçü idi. Cumhuriyetin banisine öylesine hayrandı ki, şahsi elbiselerini bile toplamaya çalışırdı. Koleksiyonunda Atatürk’e ait palto mevcuttu. Akan’ın anlatımına göre Mustafa Kemal Paşa, dönemin Millî Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’ın evine yaptığı ziyarette paltosunu unuttu. Sonra da geri istemedi. Arıkan’ın yeğeni tarihi giysiyi muhafaza etti. Başka bir varisi tarafından da Akan’a hediye edildi. Ünlü aktör, giysiyi özenle korudu. Her 10 Kasım’da itinayla sergiledi. Okulunun çalışanları, öğretmenleri, öğrencileri ve velileri için sergilendi. Bir röportajında, ‘Sanırım, İsviçre’de özel olarak dikilmiş. Paltonun cebinde mendil varmış. O da, bana hediye eden kişide,’ diyecekti. 

Paltonun yakasında bulunan terzi etiketinde, ‘H. Kehrer Frey’ imzası okunuyordu. Ayrıca, ‘6.6.1927’ tarihi ve ‘Kemal Pasha’ yazısı ilişikti.

- FETO Terör Örgütü’nün Tarık Akan Düşmanlığı… -

FETO Terör Örgütü’nün yayın organı Zaman gazetesinde Akan’ı hedef alan ve karalamaya çalışan bazı haberler neşredildi. ‘Ünlü oyuncunun, mafya babası Dündar Kılıç’ı araya sokup Taş Mektep’i Hrant Dink’in elinden aldığı’ iddia edildi. Haberin devamında da, mülk sahibi Rum Vakfı ile kira yüzünden mahkemelik olduğunu öne sürüldü.

İddiaların tamamı asılsızdı. Haberde adı geçen Dündar Kılıç’ın olayla hiç alakası yoktu. Akan’ın şirket ortağı Dündar Uçar’ın soyadı değiştirilmişti. ‘Uçar’ soy ismi ‘Kılıç’ oluvermişti. Oysa adı geçen kişi saygıdeğer eğitimciydi. Aynı zamanda dönemin Özel Okullar Derneği Başkanı’ydı. Hatta Akan’ın bir röportajında dediği gibi, ‘Ben eğitimciliği, Dündar Bey’den öğrendim,’ diyecek kadar saygı duyduğu kişiydi.

Hrant Dink cephesi de iddiaları yalanladı. ‘Okulun gönül rahatlığıyla Tarık Akan’a bırakıldığı,’ açıklandı. Mülk sahibi vakfın yöneticisi Niko Atanasyadis de, beyanat verdi: ‘Tarık Akan’ı yıllardır tanıyoruz. Uyumlu kiracımızdır. Ödemelerini zamanında gerçekleştirir. Artış yaptığımızda da bizi anlayışla karşılar. Şimdiye kadar mahkemeye taşınacak herhangi bir olay yaşamadık.’

Yakın dostu Kozalak Rıza’nın anlattıklarına bakılırsa Akan, ‘gizli yardımsever’di. Yaptıklarını kimsenin bilmesini/duymasını iste(mez)di. Mahallesinde fakir bilinen(ler)i koruyup kolla(r)dı. Eksik eşyalarını tamamla(r)dı. İhtiyaç sahibine harçlık verirdi. Çok sayıda hastaya ilaç yardımında bulunurdu. Çoğunun da ameliyat masraf(lar)ını yüklen(ir)di. Hatta deprem bölgelerine kamyon(lar) dolusu gıda ve giysi yardımı gönder(ir)di.

- Akan, Dini Bütün Bir Ailede Yetişti… -

Akan, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve oğlu Osman Gökçek ile mahkemelik oldu. Gökçekler, Akan’dan davacıydı. Ünlü aktör, Melih Gökçek’in heykelle ilgili bir icraatını eleştirmişti. ‘Hakaret etmediğini ve uzlaşmaya gitmek istemediğini savundu.’ Mahkeme heyeti, Tarık Akan’ın beraatına karar verdi!

Tarık Akan, Aziz Nesin’in kurduğu Nesin Vakfı’nın bir dönem yönetim kurulu başkanlığını da yaptı.

Son röportajında, ‘İnançlı birisi misiniz,’ sorusuna net cevap(lar) verdi. Annesi, 5 vakit namazını aksatmadan kılardı. Makyajını yapar, saçlarını boyardı. Anneannesi ve ablası da aynı şekilde davranırdı. Dini bütün ailede yetişmişti. Bütün inançlara saygı duymayı/göstermeyi öğrenmişti. ‘Dinin siyasete alet edilmesine karşıydı!’ Kendisini de ‘inançlı’ diye tanımlardı. Ama reklamının yapılmasına, herkesin bilmesine karşıydı. ‘İnsani ve politik ilişkilerinde dinin yeri yoktu!’

En sevdiği yemek: ‘Kuzu incik’ti. Pilav üstü döner, kuru fasulye ve mercimek çorbaya bayılırdı. Köfte vazgeçilmeziydi.

Arkadaşı Kozalak Rıza’nın anlatımına göre Akan, hayat öyküsünü yazmaya başlamıştı. ‘Yeşilçam’ı anlatacaktı!’ Ama hastalığı ortaya çıkıp durumu ağırlaşınca notları yarım kaldı.

Dedesi 97 yaşında vefat etmişti. Onun gibi uzun yaşayacağını söylerdi. Arkadaş toplantılarında da iddiasını yinelerdi. Bir başka röportajında, ‘Yatağımda ve aniden öleceğim,’ diye açıklama yapacaktı.

Ölümünden 14 ay önce hastalığına teşhis konuldu. Kendisine ABD’de tedavi görmesi önerildi. Karşı çıktı: ‘Atatürk gitmedi ki, ben niye gideyim,’ cevabını verdi. Mali durumu yerindeydi. Yurt dışındaki herhangi bir kurumunda - belki! - sağlığına kavuşabilirdi. Türk doktorlarına güvendi. Durumunu kabullendi. ‘Amansız hastalığa nasıl yakalandım? Bu illet neden beni buldu?’ diye de sorgulamadı.

Yoğun şekilde sigara tüketirdi. 50 yıllık tiryakiydi. Doktorlarının teşhisi dikkate alınırsa, akciğerleri yüzde 90 nispetinde hasarlıydı. ‘Çok yakın dostu Müjdat Gezen’in açıklamasına bakılırsa, ölüm sebebi ‘akciğer kanseri’ değil ‘karaciğer kanseri’ydi!’

Akan’ın cenazesi, Teşvikiye Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Bakırköy Zuhuratbaba Mezarlığı’nda toprağa verildi. 

Oğlu Barış Üreğül’ün de açıklamasında belirttiği gibi Akan, ‘Müslüman’dı. ‘Dinsiz’ ya da ‘ateist’ değildi. Defin töreni de inandığı dinin muamelatına göre icra edildi. 

23 October 2021 14:44
470 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Kırık Bir Aşk Hikâyesi: Engin İle Perran

Sabah Gazetesi’nin popüler-polemikci yazarı Engin Ardıç ile televizyon dünyasının en ünlü yıldızlarından Perran Kutman iki yıla yakın süre nişanlı kaldı, ama sonra ayrıldı.

Çan Takılsaydı Ayasofya Havaya Uçurulacaktı!

Ayasofya, Sultan Fatih’in devletine/milletine armağanıydı. 1918’de İstanbul işgal edilince, Rumlar, ulu mabedi kilise yapmaya kalk(ış)tı. Tarihî camiyi korumakla/savunmakla görevli piyade taburu, önlerine çıkan en etkin/kararlı engeldi.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

67 Yıl Sonra Mezarı Bulunan Bakü Fatihi

Bakü’ye giren Kafkas İslam Orduları Komutanı ‘Fahri Ferik’ Nuri Bey’in anavatanındaki ‘sembolik sayılabilecek’ mezarı 67 yıl boyunca bulunamadı. Araştırmacı Atilla Oral Bey olmasa belki de kıyamete kadar kayıp kalacaktı.

Castro’nun Sosyetik Sevgilisi

Natalia Revuelta; Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro’nun ilk sevgilisi, hayatını en çok etkileyen kadındı.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Veba Mikrobu Yüklü Pire Bombaları

Hiroşima ve Nagazaki’ye art arda 2 atom bombası atılmasaydı, ABD, 2. Dünya Savaşı’nın en büyük yarasını alacak, milyonlarca vatandaşı kendisini biyolojik savaşın içinde/göbeğinde bulacaktı. Kitlesel hastalıklar ve ölümler yaşanacaktı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Arzu Okay’ın Dramı

Babası Adanalı bir taksi şoförü, annesi İzmirli bir ev hanımıydı.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Vergiye Giden Ev Parası

Yeşilçam yıldızlarının çoğu günlük yaşardı. Sektör küçük bir krize girerse; geçim sıkıntısına düşerlerdi.

‘Fahri Menajer’ Öztürk Serengil

Öztürk Serengil; 1970 sonrası ekonomik krize giren Yeşilçam’ın pek çok ünlü ismine yardımcı oldu; para kazanmalarını sağladı. Sinema seyircisi; hayranlık duyduğu isimleri gazino sahnelerinde dikkatle, hayranlık dolu merakla izledi.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

MOSSAD'ın Suikast Listesindeki Siyasetçi

Yaser Arafat, yaşamı boyunca MOSSAD’ın tehdidi altındaydı. Sayısız suikast girişiminden son anda/kıl payı kurtulabildi. Ama hayatını yitirdikten sonra ortaya çıkan hastane raporu ürperticiydi...

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Defne Yalnız’ın Yalnızlık Korkusu

Defne Yalnız; okumayı-yazmayı öğrenmeden tiyatro sahnesinin tozunu ciğerlerine çekti.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Babası İsteyince Sinemayı Bıraktı

Zeynep Aksu; çok zengin/tanınmış ailenin biricik kızıydı.

Dokuz Defa Alkol Komasına Giren Aktör

Türkiye; onu, Ankara Radyosu’nun sabah kuşağındaki ‘Arkası Yarın’ skeçlerinin anonslarında tanıdı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Arkadaşının Rolünü Alan Yıldız

Türk Sineması’nda ‘Sultan’ diye bilinen Türkan Şoray’ın beyaz perdeye geçişi biraz rastlantı, biraz da şans eseriydi.

Kenan Evren'in Yaptırdığı Asala Operasyonları

Ermeni terör örgütü ASALA’ya karşı etkin ve sonuç alacak operasyonun planlaması 1982’nin yaz aylarında Çankaya Köşkü’nde Devlet Başkanı Kenan Evren’in talimatıyla başlatıldı. Karargâhın başında da Evren’in kızı Şenay Gürvit Hanım görev yaptı.

Damat Adayına Kefil Olan Kayınbirader

Ünlü şair-yazar Atilla İlhan; kız kardeşi Çolpan İlhan’ı çok seven - sonradan eniştesi! - Sadri Alışık’a kefil oldu.

Bakan Adayı İçin ABD’den Referans

Yeni MGK üyesi Karaosmanoğlu’nun ‘güvenlik soruşturması’ yapılmalıydı. Öğrenciliğinden beri ‘sosyal demokrat’ kimliğiyle/duruşuyla ön plana çıkmıştı. Hatta bazı bilgilendirmelerde ‘Solcu!’ diye tanımlanmıştı.

İnönü Kendi Parasıyla Cami Yaptırmış

Karşıtları tarafından hemen her fırsatta ‘din düşmanlığı!’ ile suçlanan 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kendi birikimi ile cami yaptırdığı ortaya çıktı.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.