Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Bebek Yüzlü Aktör

Yakın arkadaşı, can dostu ‘Kozalak Zeki’nin - Zeki İrfanoğlu! - destek ve teşvikiyle yarışmaya katıldı. Daha doğrusu, resimlerini iletmesine izin verdi. Son anda müsabakaya iştirak hakkını kazanabildi. Birinci seçildiği müjdesini de aynı yarenden aldı. Ödül törenine de onun ödünç verdiği yeşil kazağı giyip gitti. İlk filmi için 10 bin lira kendisine nakit ödenince, hepsini aynı gün ezdi. Babasına ve kendisine yeni birer palto satın aldı. Sonra Elmadağ’da gece kulübüne gidip gönlünce eğlendi. Bütün parasını bir gecede harcadı.

Eski İstanbul’da, çok değil yarım asır öncesine kadar ‘mahalle dayanışması’ vardı. Aynı apartmanı, aynı sokağı, hatta aynı mahalleyi paylaşan gençler, kendilerini kardeşten daha ileri/daha yakın görürdü. Bağlılıkları kolay çözülmezdi. Birbirlerinin arkasından iş çevirmez, kıyasıya savunur ve desteklerdi. 

Tarık Akan’ın çıkışında da/yükselişinde de, mahalle dayanışması, arkadaş desteği ve karşılıksız sevgi/güven mevcuttu. Akan, arkadaşlarını, dostlarını dikkatle seçmeyi ve her noktada güvenmeyi tercih ederdi.

Akan, kendisini daima ‘Bakırköylü!’ diye tanımlardı/tanıtırdı. Sonradan yerleşmesine karşın, semti ‘baba ocağı’ benimsedi. Son nefesine kadar da bağlılığını sürdürdü.

- Tarık Akan’ın Babası Albaydı… -

Tarık Tahsin Üregül, Yeşilçam’dan belleğimize yerleşen adı ile Tarık Akan, 1949’da, İstanbul’da doğdu. Ailenin en küçük çocuğuydu. Babası Hüseyin Yaşar Üregül’dü. Annesinin adı da Yaşar’dı.

Küçük Tarık, eğitimine Erzurum’da, Dumlupınar İlkokulu’na başladı. Kayseri’de tamamladı. Ortaokulu ve liseyi, İstanbul’da, Bakırköy’de okudu. Babası Hüseyin Bey, levazım albayıydı. General olmayı arzulardı. Fakat emekli edildi. Tarık, babasının karşısında durup, ‘Generalim!’ diye selam vermeyi severdi.

Aile reisinin emekli maaşı yetersizdi. Bütün çocuklar günlük işlerde çalışmaya girişti. Tarık da payına düşen yükü taşıdı. Düğün salonlarında sorumlu müdürlük yaptı. Ataköy Plajı’nda kayık kiraladı. Tarık ve arkadaşları, kiraya verdikleri kayıkları kontrol ederken, denize düşenlere ve yüzme bilmeyenlere yardım ederlerdi. Tarık’ın boyu uzundu, hızlı kulaç atar ve çok iyi yüzerdi. Pek çok kişiyi boğulmaktan kurtardı. ‘Hiç cankurtaranlık yapmadı!’ 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı tören hazırlıkları Dolmabahçe Stadyumu’nda yapılırdı. Akan ve yârenleri, görevlilere soğuk gazoz satardı. 

Geceleri de eğitimini aksatmamaya çalıştı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Makine Mühendisliği’ne kayıt oldu.

Tarık Akan, Yıldız Teknik Üniversitesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’ne devam etti. 2 diploma sahibiydi. 

- Ses Dergisinin Yarışması Hayatını Değiştirdi… -

1970’de, Yıldız Teknik Üniversitesi 2. sınıf öğrencisiyken kaderi değişti. Çevresinin gayreti/cesaretlendirmesiyle SES dergisinin düzenlediği yarışmaya katıldı. Dereceye girenlere verilecek ödüller cazipti. ‘Üçüncüye bile 5 bin lira ödenecekti!’ ‘Cebi delik’ kişi için miktar çok çekiciydi. Şansını denemeliydi.

Arkadaşı ‘Kozalak Zeki’, Ses dergisine aboneydi. Tarık’tan 2 resim istedi. Elden teslim edecekti. Magazinin idare merkezine götürdü. Fakat sürprizle karşılaştı. Kendisini karşılayan görevli, müracaat süresinin dolduğunu söyledi. Fotoğrafları ve başvuru dilekçesini teslim edemedi. Israrı da sonuç vermedi. Sinirli ruh haliyle merdivenleri inerken arkasından gelen birisini gördü. Dönemin ünlü gazetecisi Erman Şener’e rastlamıştı! Son çaresi, Şener’e konuyu iletmekti. Aynı cevabı aldı: ‘Başvurusu tarihini geçirdiniz!’ Kozalak Zeki, üzüldü. Az daha ağlayacaktı. Şener, kararını değiştirdi. Resimleri görmek istedi. Sonra da yarışmaya girecek kişinin nesi olduğunu sordu. ‘Arkadaşım!’ yanıtını alınca duygulandı. Dosyada getirilenleri aldı. Müsabakaya katılmasını sağladı.

Kozalak Zeki, ertesi gün, Tarık’a yaşadıklarını anlatacaktı.

Sonuçların açıklanacağı gün hızla geldi. Ses’in 16 Ocak 1971 tarihli sayısında dereceye giren(ler) açıklandı: ‘SES 1970 Sinema Artist Yarışması Birincisi TARIK AKAN’!’ Akan, damat tıraşı oldu. Arkadaşından ödünç aldığı mavi kazağı giydi. Ödül dağıtımının yapılacağı toplantıya katıldı. Karizmasıyla ilgi odağıydı.

Akan, arkadaşının kazağını ‘Hababam Sınıfı’ gibi çok izlenen bazı filmlerinde de giydi.

İlk filmi: ‘Solan Bir Yaprak Gibi’ydi. Fatma Girik ile başrolleri paylaştı. Aslında Murat Soydan ile anlaşılmıştı. Fakat Soydan sözleşme imzalamaya gel(e)medi. Başka filmin çekimindeydi. Yapımcı, SES dergisinin birincisine şans tanımaya karar verdi. Eseri Mehmet Dinler yönetti. 

Akan, filmden 10 bin lira kazandı. Mukavele imzalamaya geldiğinde, Kozalak Zeki de yanındaydı. Akan, ilk ücretiyle kendisine ve babasına palto satın aldı. Arkadaşı ile Elmadağ’da gece kulübüne gitti. Kalan bütün parayı harcadı. Kulüp kapanınca, Sirkeci’ye kadar yürüdüler. Bakırköy’den geçen banliyö trenine kaçak bindiler. 

- Tarık Üregül de Yeşilçam’ın ‘Soyadı Kanunu’na Uydu… -

Ertesi sabah, Ataköy Plajı’ndaki rutin işlerine döndüler. Aralarında şakalaşır, güreş tutarlardı. Yine güreş anında, Tarık’ın burnu kırıldı. İlk filminin çekimlerine sakat haliyle katıldı.

Tarık Üregül, Yeşilçam’a ‘Merhaba!’ deyince, kimi kanunlarını da kabul etmiş oldu. Türk sinema seyircisi afişlerde kısa, söylenişi kolay, akılda kalan, çarpıcı isimler görmek isterdi. Bazı çok ünlü jönler gibi soyadını değiştirecekti. - ‘Üregül’, ‘Akan’ oldu! - Mesela Cüneyt Arkın’ın asıl adı: ‘Fahrettin Cüreklibatır’dı. Bumin Gaffar Çıtanak, filmlere ‘Fikret Hakan’ diye imzasını attı. Romantik yapımların değişmeyen jönlerinden Murat Soydan’ın nüfus kâğıdındaki adı da ‘Rüjdan Tercan’dı.

Akan, sinemadaki ilk yıllarında, salon filmlerinin değişmeyen jönüydü. Fatma Girik, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Bahar Erdeniz, Emel Sayın, Necla Nazır, Hale Soygazi ve Gülşen Bubikoğlu gibi Yeşilçam’ın en güzel kadınlarıyla kamera karşısındaydı. Yılda 12 film çekmeye başladı. 1976’nın sonuna kadar her ay bir filmde göründü.

1973’de, ‘Suçlu’ ile 10. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Aynı mükâfatı tam 7 kez evine götürecekti. Başarısının Yeşilçam’da başka örneği yoktu.

Tarık Akan, Arzu Film ile çok hızlı çıkış yakaladı. Sinemanın pek çok püf noktasını şirketin sahibi, usta yönetmen Ertem Eğilmez’den öğrendi. Eğilmez’in Ferdi ve Ferit adlı 2 oğlu vardı. ‘Damat Ferit’ lakabı bile kurumun mirasıydı. Ünlü rejisörün oğlundan ilhamdı. ‘Sinemada canlandırdığı en bilinen tipiydi!’ Bazen adının önüne geçti. İlk dönem filmlerinin çoğunda da ‘Ferit’ adını kullandı.

Yeşilçam’ın hemen hemen bütün güzel hanım yıldızlarına eşlik etti. Gülşen Bubikoğlu ile ‘Ah Nerede’ (1975), Emel Sayın’la ‘Mavi Boncuk’ (1974), Hülya Koçyiğit ile ‘Sev Kardeşim’ (1972), Fatma Girik ile ‘Solan Bir Yaprak Gibi’ (1971), Müjde Ar ile ‘Öyle Olsun’ (1975), Hale Soygazi ile ‘Gece Kuşu Zehra’yı (1975) çekti. Son derece başarılıydı. Seyirci ve hayran sayısını hızla artırdı.

- Akan’ın Arzu Film Macerası 5 Yıl Sürdü… -

Akan, ‘Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı’dan sonra Arzu Film’den ayrıldı. İfadesine göre, ‘Eğilmez, kendisine çok ağır hakarette bulunmuştu!’ Şirket yönetimi kararına inanamadı. Ertem Bey şoke oldu. 5 yıl boyunca çalıştığı, sayısız filme ortak imza attığı ismi bırakmak istemedi. ‘Yapamazsın!’ dedi fakat kararını değiştirtemedi. Tarık Akan, ‘Bundan sonra Arzu Film ile çalışmayacağım. ‘Hababam Sınıfı’ da çekmeyeceğim. Piyasaya kendi şartlarımı sunacağını belirterek oyunculuktan oyun kuruculuğa yükseldi. 

Sinema serüvenini ve hedeflerini sorgulayacaktı. Kariyerinde yepyeni yola sapacaktı. Yeşilçam’da piyasayı belirleyen, şartları oluşturan 7 büyük film şirketince protesto edilecekti, kara listeye alınacaktı.

Yol ayrımından sonra başka firmalarla da yeni başarılara imza attı. ‘Çapkın Hırsız’ (1975), ‘Kader Bağlayınca’ (1976), ‘Sevgili Dayım’ (1977), ‘Bizim Kız’ (1977) akılda kalanlar arasındaydı.

Tarık Akan yeni döneminde, sosyal içerikli filmlere geçiş yaptı. Her yıl milyonlarca kartpostalı satılan, güzel kızların sevgilisi yakışıklı aktör, ünlü yönetmen ve oyun yazarı Vasıf Öngören’in gönüllü öğrencisiydi. Öngören, Akan’a dedi ki: ‘Sen yaşlanınca genç kızların ilgisi/sevgisi biter. Sanatçı muhaliftir, karşıtlıktan beslenir!’ Akan çok geçmeden salon filmlerini bıraktığını da açıklayacaktı. Yakınlarının ifadesine göre Öngören, Akan’ın öğretmeni/ustası oldu. 5 yıl süren yoğun - teorik/pratik! - oyunculuk dersleri verdi. Nazari ve uygulamalı bilgilerini aktardı.

Sürecin sonunda Akan’ın sinema çizgisi/anlayışı değişecekti. Toplum yapısını/sorunlarını irdeleyen senaryoları işledi. Kendisine iş vermeyen, ambargo uygulayan işletmeler şaşkına döndü. Yılmaz Güney’in sinema anlayışına paralel yürüdü. ‘‘Maden’, ‘Yol’ ve ‘Sürü’ filmlerindeki başarısı kıskançlık yaratacaktı!’

- Yavuz Özkan’ın Senaryosu Hayatını Değiştirdi… -

Akan, 1978’de, ‘Maden’ filmiyle hayranlarının karşısına alışılmışın çok dışında portreyle çıktı. Ağır/sert koşullarda çalışan, emeğiyle geçinen, örgütlü topluma inanmış işçi rolündeydi. Senaryo, Yavuz Özkan’ındı. Ama filmi çekecek yeterli bütçesi yoktu. Akan, metni okudu, çok beğendi. Başrolleri 2 ünlü isim paylaşacaktı. Diğer meşhur kişi: Cüneyt Arkın’dı. Özkan çok iddialıydı. ‘Arkın ile yan yana gelirseniz, büyük sükse yapar ve geniş seyirci kitlelerine ulaşırsınız,’ diyecekti. Arkın da senaryoya göz attı. Para almadan oynamayı benimsedi. Yapımcı firmanın ortaklığını da kabullendi. 3’lü aralarında anlaşma imzaladı. Akan, bütün Anadolu’yu dolaştı. Film dağıtıcısı şirketlerle/kişilerle görüştü. Projeyi anlattı. Torbalar dolusu senetle döndü. Anadolu’dan gelen büyük destekle Yeşilçam’ın ambargosu fiilen sona er(dir)di.

Bir röportajında, Maden’i, ‘Türkiye’nin en çok seyredilen filmi’ olarak niteleyecekti. Kendisinin de en çok para kazandığı yapımdı. O dönemde, işçi örgütlerinin desteği sağlanmıştı. Beyanına göre, sendikaların tüm şubelerinde, hatta dağ başlarında bile oynatılmıştı. Mesajı etkiliydi. Misyonunu yerine getirmişti. Türk sinemasında benzeri az bulunan sendika, emek, işçi, sermaye konularını işleyen eserdi. ‘İşçiler Birleşin!’ sözleriyle bitiyordu.

Tarık Akan, Türk sinemasının asırlık sorunu ‘sansür’e de karşı çıktı/durdu. 1978’de, ‘Sinema Sanatçılarının Ankara Yürüyüşü’nü organize etti. Sinema insanı Arif Keskiner’in beyanına göre Akan, ‘organizasyonun temel taşı’ydı. Sektör mensubu 500’e yakın kişi sansüre karşı bir araya geldi. ‘Yeşilçam emekçilerinin yetersiz haklarının iyileştirilmesi istendi. Film endüstrisinin baş belası denetim de acilen kaldırılmalıydı.’ 

Ankara Yürüyüşü’nün hemen ardından ‘Maden’ filminin çekimine geçildi. Özkan’ın senaryosunu yazıp yönettiği yapım 7 ödül birden kazanacaktı.

- 12 Eylül’de 19 Yıl Hapis İstemiyle Yargılandı… -

1979’da, Atıf Yılmaz’ın çektiği ‘Adak’ filminin setinde, ‘asker kaçağı’ iddiasıyla yakalandı. Birliğine hemen teslim olursa film yarım kalacaktı. Bir hafta sonraki bayram tatilini bahane etti. 10 günlük süreyi de ekleyip rolünü tamamladı. Yedek subay eğitiminin ardından, vatan görevini Denizli’de bitirdi.

Akan, 1980’de hiç film çekmedi. 12 Eylül Askeri Yönetimi’nin getirdiği yeni politik iklim Yeşilçam’ın çarklarını yavaşlattı. 

Akan, 1981’de 3 film çekebildi. Mayıs ortasında Almanya’ya davetli gitti. 23 Mayıs 1981’de, Frankfurt’ta düzenlenen toplantıda yaptığı konuşma bahane edildi. Hakkında soruşturma başlatıldı. İddiaya göre, ‘devletin içeride ve dışarıda itibarını zedeleyecek beyan(lar)da bulunmuş’tu’!  TCK’nın 140. maddesine muhalefet ettiği savunuldu. Kasım 1981’de tutuklandı. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca hazırlanan iddianameye göre, en az 6 yıl 8 ay hapis ile tecziyesi istendi. Ardından ‘Barış Davası’ndan da 12 yıl mahkûmiyeti talep edildi. ‘Toplamda 18 yıl 8 ay hapis yatabilecekti!’ Yargılamalar sonunda beraat etti fakat 2,5 aylık hücre cezası yanına kaldı.

Sanatçı arkadaşları, yargılanması sırasında Akan’ı yalnız bırakmadı. Özellikle Almanya’da iddia edildiği gibi devletin itibarını sarsabilecek konuşma yapmadığını savundular. Tarık Akan, devletine ve milletine bağlıydı. Babası emekli albaydı. Kendisi de her zaman ‘asker çocuğu olmakla’ övünürdü. Şahitleri arasında İbrahim Tatlıses, Halit Kıvanç, Gülşen Bubikoğlu, Perran Kutman, Müjdat Gezen ve Egemen Bostancı vardı.

Akan, 2,5 ay hücrede hapis kaldı. Kendi beyanına göre, 2 metrekarelik bölmeye 5 kişi sığmıştı. Serbest bırakıldığında halsizdi. Karşılamaya yine can dostu Kozalak Zeki geldi. ‘Maçka’ya gidelim,’ dedi. ‘İstanbul’u seyredeyim!’

Akan, 12 Eylül’de yaşadıklarını kitaplaştırdı. ‘Anne, Kafamda Bit Var’da anlattı.

14 October 2021 10:27
514 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Kırık Bir Aşk Hikâyesi: Engin İle Perran

Sabah Gazetesi’nin popüler-polemikci yazarı Engin Ardıç ile televizyon dünyasının en ünlü yıldızlarından Perran Kutman iki yıla yakın süre nişanlı kaldı, ama sonra ayrıldı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Yalnız Hem De Çok Yalnız Adam

Yaşar Güvenir; 10 Ocak 1998’de, dünyamızdan kuyruklu bir yıldız gibi ayrıldı. Arkasında yaşanmış hatıralar ve yaşayacak onlarca beste ile…

Türkeş, MBK’den Nasıl Tasfiye Edildi?

Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan’ın Ankara’nın Necatibey Caddesi’ndeki mütevazı evinde ‘14’ler’ tanımlamasıyla siyasi tarihimize geçen grubun kaderi çizildi. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal ve MBK’nin 2 etkin üyesinin çok gizli toplantısında ülkenin yakın geleceğini etkileyecek önemli karar alındı.

Star Olmayı Hedeflemeyen Star

Bir tarafı ile hep çocuk kaldı; içindeki çocuğu korumaya çalıştı. İçindeki çocuk, yaratıcılığını ve oyunculuğunu tetikliyordu.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Aytaç Arman: Ödüllü Filmlerin Ödülsüz Aktörü

Kendisiyle iç hesaplaşmalar yaşayan; geçmişte yaşadığı acılar ve gördüğü işkenceler yüzünden sessizliğe bürünmüş düşünce suçlularını canlandırdı. Hayatın ağırlığı altında yorulmuş entelektüel portreler çizdi.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Gökyüzünde Süzülen İlk Türk Kadın Pilot

Bedriye Tahir Gökmen Hanım, havacılığa gönül veren, pilotluk sevdası ile yanan binlerce Türk kızının örnek aldığı, arkasından yürüdüğü tarihî kişiydi. Kıt kanaat yaşantıya rıza gösterip, hayalini gerçekleştirmeye çalıştı. Zorlukları bir bir aştı, eğitimini başarıyla tamamladı ama brövesine kavuşamadı. ‘Solo uçuş yapan ilk Türk kadın pilot’ unvanını kazanmakla yetindi.

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

4 Yaşında Dul Kalan Hanım Sultan

Sultan İbrahim ya da halk arasındaki lakabıyla ‘Deli İbrahim’, eğlenmeyi severdi. Anlık sorunlardan uzaklaşır, çevresiyle özellikle de güzel cariyeleriyle şakalaşırdı. Çocuklarını da çok küçük yaşlarda, - göstermelik dahi olsa! - evlendirip hem kendini, hem Dersaadet ahalisini mutlu etmeye çalıştı.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

4 Yaşında Dul Kalan Hanım Sultan

Sultan İbrahim ya da halk arasındaki lakabıyla ‘Deli İbrahim’, eğlenmeyi severdi. Anlık sorunlardan uzaklaşır, çevresiyle özellikle de güzel cariyeleriyle şakalaşırdı. Çocuklarını da çok küçük yaşlarda, - göstermelik dahi olsa! - evlendirip hem kendini, hem Dersaadet ahalisini mutlu etmeye çalıştı.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

4 Yaşında Dul Kalan Hanım Sultan

Sultan İbrahim ya da halk arasındaki lakabıyla ‘Deli İbrahim’, eğlenmeyi severdi. Anlık sorunlardan uzaklaşır, çevresiyle özellikle de güzel cariyeleriyle şakalaşırdı. Çocuklarını da çok küçük yaşlarda, - göstermelik dahi olsa! - evlendirip hem kendini, hem Dersaadet ahalisini mutlu etmeye çalıştı.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Yeşilçam’ın Görünmeyen Şarkıcısı

Belkıs Özener (Özyenginer), ablası Gönül Yazar gibi, geleneksel müziğimiz, Türk Sanat Müziği parçalarına hayat verdi.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Yerli James Bond Göksel Arsoy

Göksel Arsoy; daha çok romantik aşk filmleriyle tanındı.

Altın Plak Yerine Buzdolabı

TSM (Türk Sanat Müziği) sanatçısı Nesrin Sipahi, iki bine yakın şarkıya hayat verdi ve bize sevdirdi.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Şöhret Sefaletin İkiz Kardeşi

Mesut Engin (58) kısa hayat yolculuğunda zirveyi de dibi de görüp, çaresizliği iliklerine kadar yaşadı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

ABD Başkanı İle Görüşebilen Mafya Şefi

Al Capone, servet edindikçe çevresini genişletti. Polisleri, savcıları, hâkimleri, belediye başkanlarını ve politikacılarını kendine bağladı. Dokunulmazlık zırhını kuvvetlendirdiğini düşündü. ABD Başkanı Herbert Hoover ile samimi dostluk kurmayı bile başardı. Suçlarının görmezden gelineceğini düşündü/sandı.

Banka CEO’su ‘CIA Ajanı’ Çıktı

First Mariner Bank’ın eski Yönetim Kurulu Başkanı ve eski CEO’su Ed Hale, 1991-2001 yılları arasında CIA’de çalıştığını ve çok heyecanlı günler yaşadığını açıkladı.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.