Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Huzurevinde Sönen Yıldız

Avrupai vücut hatları, değişik güzelliği, hareketli vahşi gençliği, aşırı cüretkârlığı ve hemen görülebilen yüksek öz güveni ile - 1950’li ve 1960’lı yıllarda! - fark yaratan, el üstünde tutulan olağanüstü muhteşem kadındı. Magazin, radyo, sinema dergilerinin renkli basılan kapaklarını süslerdi. - İlerleyen yaşında bile cazibesi hemen fark edilirdi! - Bir sinema yazarına göre, ‘Türk sinemasının önemli vamp kadınlarından!’dı. Günlük giysileri içinde bile sihirli derecede dikkat çekiciydi, alımlıydı.

Altan (Hanoğlu) Karındaş, on parmağına sığmayacak sayıda kabiliyet sahibiydi. Şarkı söylerdi, taklit yapardı, fıkralar anlatırdı. Seslendirme sanatçısıydı, tiyatro oyunu yönetirdi, televizyon programları sunardı. Kendi film şirketini kurdu ve yapımcılığı da denedi. Tiyatro sahibi de oldu.

Neonlar altında, gazetelere ve dergilere konu edilen şaşaalı yaşamında fazla para kazanamadı. Döneminin çoğu sanatçısı gibi ‘gözütok’tu. ‘Sanat, toplum için yapılırdı. Zenginlik düşünülmezdi.’ Cüzdanına giren ile günlük yaşantısını belli standartta tuttu. Uzun hayatının son on yılı huzurevinde geçti. Ağır hastalıklarla boğuştu: - bir röportajında belirttiğine göre! - 3 defa ölümden döndü. Nefes darlığı, bronşit ve akciğer sorunları yaşadı. Bypass ameliyatı geçirdi, kalbine pil takıldı. Son döneminde yürüme zorluklarından ötürü fizik tedavi seanslarına devam etti.

- Çok Yönlü Sanatçı: Altan Karındaş… -

Altan Karındaş, Türk Gösteri Sanatları Tarihi’ne ‘ülkenin ilk kadın şov sanatçısı’ olarak geçecekti. Çok yönlü sahne performansı sergilerdi. Her türlü şarkı, özellikle de komik şarkı söylerdi. İnsan, hususen de çeşitli çocuk taklitlerinde çok başarılıydı. Moda dansları ustalıkla gerçekleştirirdi. Dublajda parmakla gösterilen/sayılan ustalar arasındaydı. Çizgi film karakterlerini seslendirmedeki muvaffakiyeti dikkat çekiciydi. Fıkraları ilgi toplardı, seyircileri kırar geçirirdi. Hazır cevaptı ve nükteleri bazen sınırları zorlardı. Seyfi Dursunoğlu - Huysuz Virjin! - ile aynı gazino sahnesini paylaştı. 2 sanatçı birbirini takdir ederdi.

Altan (Hanoğlu) Karındaş, 5 Nisan 1928’de Balıkesir’de doğdu. Babası Veteriner Yüzbaşı Mahmut Karındaş, Adanalı idi. Yetenekli müzisyendi, sesini çok iyi kullanırdı. Musiki bilgisi engindi. Mizah yeteneği yüksekti. Çevresinde sevilirdi. Renkli, ilgi çekici konuşmalar yapardı. Kelimelerini itina ile seçerdi. Etrafı kulak kesilirdi. Kızı Altan, bütün özelliklerini babası Mahmut Bey’den miras aldığını açıklayacaktı. Anne tarafı Gelibolulu’ydu. Annesi çok güzel kadındı. Sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boyluydu. Altan Karındaş’ın Gökalp adlı ağabeyi de vardı. 

Veteriner Yüzbaşı Mahmut Bey, erken emekli oldu. Ankara Radyosu’nda müzisyen statüsüyle iş buldu. Çankaya Köşkü’nde Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıktı. Sık sık meşk etti. Soyadı kanunu çıkınca Atatürk’ün önerisine uydu: - ‘kardeş’ anlamına gelen! - ‘Karındaş’ soy ismini aldı.

- Küçük Altan, Dans Etmeyi Hintli Dansörden Öğrendi… -

Mahmut Karındaş, üstün çoklu taklit yeteneği ile de tanındı. Meddaha taş çıkartacak kabiliyetteydi. Taş plaklar doldurmuş, ülkenin çeşitli yörelerine ulaşmıştı.

Küçük Altan, babasına hayrandı, aralarında çok özel ilişki mevcuttu. Mahmut Bey, biricik kızı için ‘ulaşılması zor’ bilge insandı, ustaydı. Bir röportajında atasını anlatacaktı: ‘Beni küçük yaşımdan itibaren sinemaya, tiyatroya, dans gösterilerine götürürdü. Dönemin en ünlü simalarından Karındaş Mahmut Bey’di. Kendisinin doldurduğu taş plakları hatırlıyorum. Beni hep destekledi…’ 

Küçük Altan, Hint danslarını beğenirdi. Çok iyi Hintli taklidi yapardı. İstanbul’a çok ünlü Hint dansçı gelmişti. Mahmut Bey, kızı çok seviyor diye, ünlü dansörün her programına gidildi. Yavrusunu cesaretlendirmek için ödül verir, raks etmesini teşvik ederdi.

Babasına adeta âşıktı, aşamayacağını düşünürdü. Yüksek taklit yeteneğine sahipti. Arap asıllı birisinin Fransızca konuşmasını, Alman’ın Japonca ifadesini gerçeğine uygun yapardı. Aynı anda çok sayıda köpek sesi çıkarabilir, sonra da kavga ettirirdi. Ona göre, Mahmut Bey gerçek ‘meddah’tı. Önünde sanatını öğretmeye hazır usta duruyordu. Babasını prototip kabul edip - hayatı boyunca! - benzemeye çalıştı. İlk hocası ve üstadı babasıydı, bütün birikiminin kaynağıydı. 

Karındaş, ilkokula İstanbul’da başladı. Babasının görevi dolayısıyla Ankara’da tamamladı. Cebeci Ortaokulu’ndan ve Ankara Kız Lisesi’nden mezun oldu. 1946’da, henüz 18’inde, İstanbul Belediye Konservatuvarı'na Klasik Batı Müziği Bölümü’ne kayıt yaptırdı. 3 yıl sonra da Tiyatro Bölümü’ne geçip eğitimini tamamladı.

- Galatasaray’ın Yüzme Takımı’ndaydı… -

Genç Karındaş, sanat hayatına ilk adımı Bakırköy Tiyatrosu’nda attı. Okulunun yılsonu piyesi - William Shakespeare’nin yazdığı! - ‘Venedik Taciri’ idi. ‘Lanselot Gabo’yu oynadı.

Galatasaray Deniz Lokali, Bebek’te iskelenin yanındaydı. Daha adaya taşınmamıştı. Sosyetik değildi, isteyen herkes gelebilirdi. Denizci aileleri de kulübün müdavimleri arasındaydı. Altan Karındaş, GS’nin yüzme ve kürek takımındaydı. Ünlü tiyatrocu Lale Oraloğlu da aynı şubede spor yapıyordu. 

Gençtiler, kanları kaynıyordu. Zaman geçirmek için aralarında eğlenirlerdi, şov yaparlardı. Bazen de lokalde dansa girerlerdi. Ecnebi taklitleri yapar, fıkralar anlatırlardı. Altan Karındaş, opera sanatçısı taklidinde başarılıydı. Çok alkış alırdı. Bazen Alman kadınını oynardı. Lale Oraloğlu da Fransız adamı canlandırırdı.

1951 - 1952 Sezonu’nda, profesyonel tiyatro hayatına girdi. Küçük Sahne’de, Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘Kanlı Düğün’ ile seyircilerin karşısına çıktı. Sırasıyla ‘Arpa Ambarı’, ‘Örümcek’ ve ‘Karakolda’ vb. oyunlarda rol aldı, deneyimini artırdı.

1956’da, Arena Tiyatrosu’nda başrollerini Zeki Müren ile paylaştığı ‘Çay ve Sempati’de müthiş çıkış yakaladı. Cüneyt Gökçer’in yönettiği oyunda, Karındaş yıldızlaştı, Zeki Müren’i sahnede domine etti. ABD’li yazar Robert Anderson’un filme de çekilen eserin Türkçe versiyonu, aylarca kapalı gişe oynadı ve seyirciden tam not aldı. Gerek Müren’e, Gerek Karındaş’a yeni film ve tiyatro oyunu teklifleri geldi.

- Tiyatro Kadar Sinemada da İddialıydı… -

Göz kamaştıran fiziği, düzgün/etkin diksiyonu, fotojenik yüzü ve dikkat çeken ‘kıpır kıpır’ aktivitesi ile Yeşilçam’ın ilgisini mazhar oldu. 50’li yıllarda, ‘Halıcı Kız’ (1953), ‘Yolpalas Cinayeti’ (1955), ‘Kalbimin Şarkısı’ (1956), ‘Ölmüş Bir Kadının Evrakı Metrukesi’ (1956), ‘Anası Gibi’ (1957), ‘Kahpenin Aşkı’ (1957), ‘Dertli Irmak’ (1958) ve ‘Ölürüm de Ayrılmam’ (1959) da oynadı.

Bir yandan da tiyatro sahnelerinde terledi. Ulvi Uraz, Saim Alpago, Gen-ar ve Arena tiyatrolarında çalıştı. Arena Tiyatrosu’ndan tanıştığı Cenk Güner ile ortaklık yaptı ve yeni topluluk oluşturdu. - İlk evliliğini de Cenk Güner ile yapacaktı! - 1960 - 1961 Tiyatro Sezonu’nda Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu’nda ‘Altan Karındaş ve Arkadaşları’ adlı bir ekip kurdu. Tecrübeli sahne insanı/seslendirme sanatçısı Agâh Hün da yanındaydı.

Karındaş, sanat hayatı boyunca 70 civarında tiyatro oyununda oynadı. Şehir Tiyatroları’na yeniden dönünce, deneyiminden yararlanıldı. ‘Bu Akşam Semerkant'ta Sokakta’, ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’, ve ‘Şuradan Şuraya Gitmem’ ve daha birçok temsilde başroldeydi.

Altan Karındaş, - aynı zamanda! - aranılan dublaj sanatçısıydı. Çok çeşitli çocuk ve hayvan seslerini başarı ile çıkarırdı. Tiyatroda bazı sanatçıları sufle de etti. Zeki Müren, ‘Çay ve Sempati’deki diyaloglarını hatırlatmalarını gülümseyerek yâd ederdi.

Başrolünde oynayacağı filmler için yapımcılığı da denedi. AS Film Şirketi’ni kurdu. Ayşecik’e - Zeynep Değirmencioğlu! - bir film bile çekti.

- Altan Karındaş, İlk Türk Kadın Şov İnsanıydı… -

Altan Karındaş, ilk Türk kadın şov insanıydı. Gece kulüplerinde, gazinolarda, aile bahçelerinde, gezici kumpanyalar da gösteriler sergiledi. 1968’de, ilk kez Kulüp 12’de çıktı. - Mekân, Arena Tiyatrosu’nun hemen yanındaydı! - ‘Kanlı Nigar’ oyununu tamamladıktan sonra ikinci adresine geçerdi. Kendi deyimi ile ‘Finali kendisi yapardı!’ Programına çok tutmuş şarkı(lar) ile girerdi. Sonra da değişik taklitlere geçer, müstehcen sayılabilecek fıkralar bile anlatırdı.

Seyfi Dursunoğlu da aynı mekânda sahneye çıkardı. ‘Yeni başlamıştı. Çok başarılıydı.’ ‘Huysuz Virjin, sahnede devleşirdi. Önünü arkasını düşünmeden sataşırdı. Ama önceden küçük gözlem yapar ve takılacağı kişiyi seçerdi.’

10 yılı aşkın süre gazino sahnelerinde kaldı. Goldfinger, Lunapark, Urcan ve Kervansayar gazinolarının neonlarına ismi yazıldı. İstanbul’un bilinen en önemli orkestralarıyla çalıştı. 4 oktavlık sese sahip olmakla övünürdü. Şarkı ve fıkra repertuvarı son derece genişti. Klasik musikimizin makamlarının çoğuna aşinaydı. Makber’i severek ve başarı ile icra ederdi. Pek çok ünlü ses sanatçının alt kadrosunda yer aldı. Sevim Tuna, Ajda Pekkan, Emel Sayın, Tanju Okan, Orhan Şener ve Güzide Kasacı adını hemen hatırladıklarıydı. Daha onlarcası vardı.

Seyircisi ile kontağı/diyaloğu pek başarılıydı. Müstehcen sözleri başka kelimelerle açıklardı. Sonra da ne olduğunu sorardı. Beklediği cevap hemen gelirdi. Gazino müşterileri hep bir ağızdan yanıt verirdi. Programını küçük çocuk taklidi ve ‘Bir Küçücük Aslancık Varmış’ şarkısıyla tamamlardı. Aynı ezgiyi 45’lik plağa da okudu.

- 2 Evliliğinde de Aradığı Mutluluğu Bulamadı… -

İyi bir şov insanı çok kültürlü olmalıydı. En beğendiği gösteri insanı Orhan Boran’dı. Sahnede zekâsını, kültürünü ve hazır cevaplığını konuştururdu. Tiyatro camiasında favorisi Nejat Uygur’du. Esprilerini beğenirdi. ‘Gülmekten sandalyeden düşerdi!’

2 defa evliliği denedi. Ama özel hayatı ile ilgili her zaman ketum davrandı. Gazete ve dergiler de sanatı konu edildi. ‘Keşke ev hanımı olsaydım!’ diye hayıflandığı yakın çevresince bilinirdi. Ama iş/sanat sevdası her şeyin önündeydi. Hayali: ‘Tiyatro camiasından olmayan zengin birisiyle evlenmekti. 10 çocuk doğurup büyütecekti. Hayat çok daha güzel yaşanırdı.’

Türkiye’de ilk ‘Evlendirme Programı’nı sundu. 90’lı yılların ilgi çekici yayının sunucu ve yapımcısıydı. Fakat adı bile anılmadı, unutuldu.

Televizyonda yayınlanan 2 dizide de göründü. ‘Baba Evi’nde ‘Hala’ karakterini canlandırdı. ‘Kızlar Yurdu’ndaysa ‘Müdüre’ idi. 

Çok sayıda dostu vardı. Ama sinema ve tiyatro camiasına kırgındı. Zamanında mesleği öğrettiği, elinden tuttuğu, yükselmesini sağladığı kişilerin vefasızlığından şikâyetçiydi.

Tek güvencesi: Babasından kalan emekli maaşıydı. Bazı yakınlarının da yardımını hatırlatacaktı. Dönem sanatçıların ortak kaderi: Yokluğa, yoksulluğa mahkûm kalmaktı. Çok para kazanmamıştı. Emeğinin karşılığını da alamamıştı. Sıkıntı içinde yaşamıştı. ‘Sinema/tiyatro oyunculuğu popülerliğine karşın nankör meslekti.’ Ülkenin en ücra köşesine kadar tiyatroyu götürmeye çalışmıştı. Ama karşılığı kocaman bir ‘sıfır’dı.

- Son Günlerinde Yalnızdı ve Hastalıkların Pençesindeydi… -

‘Uzlet’i kendi isteğiyle seçti. Marmaris Belediyesi’nin Dinlenme ve Huzurevi Tesisleri’ne - İkinci Bahar Sosyal Tesisleri! - yerleşti. 2 odalı özel dairede kalmaya başladı. Yanına arkadaş almadı, ‘tek başına kalmayı severdi’! ‘Çok mutlu hayat kurdu!’

2016’da düzenlenen 53. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde ‘Onur Ödülü’ kazandı. 

2019’da, son filminde nihaî rolünü oynadı. Marmaris Belediyesi’nin, Atatürk’ün 81. ölüm yıldönümü dolayısıyla çektiği 1 dakikalık ‘Ayağa Kalk’ adlı yapımda göründü. Aynı belgeselde, emekli opera sanatçısı Mithat Demokan da rol aldı.

2021’de, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde, ‘Altan Karındaş’a Saygı Gecesi’ düzenleyecekti. Afişleri bile hazırdı. Ama Korona salgınından ötürü gerçekleştiremedi.

Çok yönlü sanatçı Altan Karındaş, 6 Mart 2021'de Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'ne bağlı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çoklu organ yetmezliğinden hayatını yitirdi. - Bir habere göreyse, Corona virüsüne yakalanmıştı. Ölüm sebebi: Covid-19 virüsünün yarattığı komplikasyondu! - 92 yaşındaydı.

19 March 2021 00:00
910 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Hani O Bırakıp Giderken Seni

Yusuf Nalkesen, ünlü şair/yazar Orhan Seyfi Orhon’a ait Veda Busesi adlı şiiri 1951’de besteledi. Veda Busesi’nin tanınması/söylenmesi için tam 10 yıl sabırla bekleyecekti.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

ABD Başkanı İle Görüşebilen Mafya Şefi

Al Capone, servet edindikçe çevresini genişletti. Polisleri, savcıları, hâkimleri, belediye başkanlarını ve politikacılarını kendine bağladı. Dokunulmazlık zırhını kuvvetlendirdiğini düşündü. ABD Başkanı Herbert Hoover ile samimi dostluk kurmayı bile başardı. Suçlarının görmezden gelineceğini düşündü/sandı.

‘Elektrikli Sandalye’nin Mucidi Edison

Cellât kadrosunun adı değiştirilmiş, ‘devlet elektrikçisi’ (!) olmuştu.

Usame Bin Ladin’i Kargalar Yakalattı

ABD yetkilileri; El Kaide adlı terör örgütünün lideri Usame Bin Ladin’in sonunu getiren operasyon için tam 10 yıl hazırlık/planlama yaptı. Harekât; Beyaz Saray ve Pentagon’da canlı bağlantıyla izlendi.

ABD; Osmanlı Sayesinde Alaska’ya Sahip Oldu

ABD Başkanı Donald Trump; politik hayatının büyük gaflarından birisini daha yaptı: Danimarka’dan Greenland’ı satmasını istedi. Trump; 1867’de ABD’nin Çarlık Rusyası’ndan Alaska’yı yok pahasına kapattığı gibi Greenland’ı da alabileceğini sandı.

İstanbul’a Hükümdar Olan Baldırı Çıplak

Patrona Halil adlı, Beyazıt Hamamı’nda tellâklık (kesecilik!) yapan ‘baldırı çıplak!’ fitili ateşledi. 3 kıtada hüküm süren Osmanlı’nın payitahtı İstanbul’u adeta işgal etti; bazen tek başına, bazen de kurduğu ‘ihtilal meclisi’yle yönetti. Kanun koydu; ferman saldı; dilediği adamı dilediği yere getirdi; istediği devletlûnun kellesini al(dır)dı; en önemlisi de hükümdar indirdi.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Defne Yalnız’ın Yalnızlık Korkusu

Defne Yalnız; okumayı-yazmayı öğrenmeden tiyatro sahnesinin tozunu ciğerlerine çekti.

Kadın Saçı Koklamayı Seven ABD Başkan Adayı

Joe Biden, uzun mesafe engelli koşusuna katılan tecrübeli atlete benzetildi. Önüne çıkan her mâniayı aştı, siyaset dünyasında adım adım yükseldi. ABD Başkanlık Seçimleri’ni kazanmasına şaşırmalıydı. İleri yaşına karşın, bir delikanlının dinamizmine ve yılmazlığına sahipti.

Audrey Hepburn ya da Kuğu Boyunlu Direnişçi

Dünyanın en güzel, en başarılı ve en doğal kadın sinema sanatçıları arasındaydı. İkinci Dünya Savaşı’nın bütün olumsuzluklarını/yıkıcılığını yaşadı. Savaş sonrasında ise, yıldızlaşan mesleki kariyerin ama mutsuz yaşamın sahibiydi.

Shakespeare, Aileden ‘Tefeci’ymiş

İngiliz edebiyatının kutup yıldızı William Shakespeare’nin özel hayatı son derece şaşırtıcı, pek çok sarsıcı anekdotla doluymuş.

Bakan Adayı İçin ABD’den Referans

Yeni MGK üyesi Karaosmanoğlu’nun ‘güvenlik soruşturması’ yapılmalıydı. Öğrenciliğinden beri ‘sosyal demokrat’ kimliğiyle/duruşuyla ön plana çıkmıştı. Hatta bazı bilgilendirmelerde ‘Solcu!’ diye tanımlanmıştı.

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Arayışla Geçen Bir Ömür

Münir Özkul’u tiyatro oyuncusu yapan, İsmail Dümbüllü’ye aşırı hayranlığıydı. 1968’de, Arena Tiyatrosu’nda Kanlı Nigar oyununun prömiyerinde Dümbüllü’yü seyretti ve avuçları patlayıncaya kadar alkışladı.

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

Cesedi Kadavra Yapılan Hikâyeci

Günümüzde kitapları - hiçbir telif ücreti ödenmeden! - milyonlarca satılan Ömer Seyfettin; son nefesini verdiğinde beş parasız ve kimsesizdi.

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…

Sevdiğini Ölüm Döşeğinde Söyleyebildi

Ünlü aktrist Neriman Köksal, meşhur aktör İzzet Günay’a aşık olduğunu ölüm döşeğinde açıklayabilmiş.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Ömercik: Feleğin Sillesi Ya Da Solan Bir Yaprak Gibi

Ömercik - Ömer Dönmez! -; Türk sinemasının en ünlü çocuk yıldızlarındandı. Hayat hikâyesi de canlandırdığı Yeşilçam senaryolarına benzedi. Dramı dibine kadar yaşadı. Alkışların vefasızlığını anladığında iş işten geçmişti.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.