Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 2

Zaro Ağa, 130 yaşından sonra çok ünlendi fakat para kazamadı. Dünyayı dolaştı. Popüler isimlerle tanıştı, fotoğraf çektirdi. Reklam kampanyalarında etkin rol aldı. Kartpostalları/foto kartları yüz binlerce satıldı. Kısacası Ağa, ülkemizin ilk ‘uluslar arası medya ikonu’ydu!

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 2

Zaro Ağa, Mustafa Kemal Paşa tarafından 2 defa kabul edildi. Övgülerine mazhar oldu. Ağa, Kemal Paşa’yı iltifatlara boğmaya, millet için büyük hizmetler yaptığını anlatmaya gayret etti. Ama kendince bir de eleştiri getirdi: ‘Kadınlara fazla hürriyet vermesini yadırgamıştı!’

Mustafa Kemal Paşa, Zaro Ağa’ya sahip çıkmaya çalıştı. Yaşlı vatan dostuna - acil ihtiyaçlarını gider(ebil)mesi için! - 100 lira para gönderdi.Yine Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla, aynı yıl, İstanbul Belediyesi’nde işe girdi. Belediye Başkanı Operatör Doktor Emin Erkul Bey, kendisini ‘baş hademe’ kadrosuyla mesaiye başlattı. Zaro Ağa, hastaneye kaldırılıncaya kadar görevini aralıklarla sürdürdü. Kalan zamanında, oturduğu Tophane semtindeki bazı apartmanlarda kapıcılık da yaptı.

Ara sıra ‘idari izinli’ sayıldı. Yönetim, kendisine toleranslı davrandı. 130 yaşından sonra ünlenen Zaro Ağa, dünyanın önemli ülkelerine ‘turizm elçisi’ gibi gitti. İlk seyahati, 1925’de, İtalya’yaydı. Resminin yer aldığı kartpostallar bastırıldı. Üzerlerine, ‘Dünyanın En Yaşlı Kişisi 148 Yaşında!’ yazıldı. Cüzi ücret(le) karşılığında meraklılara satıldı. Sirklerde, gösterilere katıldı. Ama kendisine vaat edilen bedel(ler) ödenmedi. Ağa, beklediği parayı kazanamadı. Adını duyurmakla yetindi. Hatta yanında götürdüğü, Atatürk’ün hediyesi 100 lirayı da yitirdi. ‘Çalındığını açıklayacaktı!’

- Önce Avrupa’da Sonra ABD’de Ünlendi… -

İtalya’nın ardından Fransa’ya da götürüldüğü yazıldı. Orada da sukutu hayale uğradı. Toplantılara, gösterilere, sirklere ‘misafir’ statüsü ile katıldı. Ama cebine tek kuruş girmedi. Ziyaret ettiği ülkelerin, Avrupa’nın, özellikle de İsveç’in gazetelerinde kendisini konu alan haberler yazıldı. Ünü katlandı/katmerlendi!Zaro Ağa, ülkeye döndü ama yabancıların ilgisini unutamadı. Ya da paragöz Amerikalıların tatlı vaatlerine inandı. ‘Yenidünya’yı görmek, alkışlanmak, gazete ve mecmualara haber olmak, para kazanmak, yeni yüzler tanımak cazipti, ikna ediciydi. İstanbul, 20. asrın başında, Doğu’nun en bilinen, merak edilen şehirlerindendi. ABD’li organizatörler, sihirbaz, cambaz, eski asker, dansöz vb. gibi ilginç meslek erbabını bulur, seçer ve turneye götürürdü. Ağa da, pek ünlü ve ilgi uyandıran şahsiyetti. Bütün Avrupa’da tanınıyordu: ‘Dünyanın En Yaşlı Kişisi’ydi! ‘İsmi/imzası bile peşin paraydı!’

Amerika için ilk teklif, ‘Herman Norden’ isimli organizatörden geldi. Zaro Ağa, hem ABD’yi turlayacak, hem hayranlarıyla tanışacak ve hem de bol para kazanacaktı. Ağa, 18 Temmuz 1930 Cuma günü, ülkeye giriş yaptı. Atlantik Okyanusu’nu gemi ile aşmıştı. Deniz yolculuğu ve gördüğü yoğun ilgi hoşuna gitti. Kendisine siyah smokin giydirildi. İddiaya göre, eline İncil tutuşturuldu. New York’un en yüksek binası Chrysler Building’in terasına çıkarıldı. ‘ABD’nin refahı ve huzuru için dua ediyormuş gibi resimleri çekildi!’ Broadway’deki ünlü tiyatrolarda misafir edildi. Sonra sirklerle eyaletleri dolaştı. Hayranları, ‘Dünyanın En Yaşlı Adamı’ ile fotoğraf çektirmek için sıraya geçti. Hem de para ödediler. Ağa ile aynı resim karesine girmenin ücreti 10 dolardı. Yanağını öperken ya da makas alırken, poz başına 15 dolar ödenirdi. ‘Doları veren kucağına da oturabilirdi!’ Zaro Ağa’dan herhangi bir şikâyet duyulmadı: ‘Cüzdanı ‘yeşil banknot’la dolacaktı!’ 

- Zaro Ağa, ABD’de El Üstünde Tutuldu… -

Ağa hakkında yazan bazı kalem sahipleri ilgi çekmek için maceralarını - biraz! - abartmış olabilir miydi? 

Rivayetlere inanılırsa Zaro Ağa, ABD’de yüksek performans gösterdi. Barlarda kadeh tokuşturdu, viski içti. Barbekü partilerinde lezzetli sığır biftekleri tüketti. Radyo yayınlarına misafir edildi. Ününe ün kattı. Ama Broadway’de programa yetişecekken beklenmedik kaza geçirdi. Bir taksinin altında kaldı. Ağır şekilde yaralandı. Haftalarca hastanede yattı. 9 ay süren turne ve tedavi sonrası ülkesine döndü. 

ABD yolculuğundan memnun olduğu anlaşılıyordu. 1931’de, önce Yunanistan’a ardından İngiltere’ye davet edildi. Birleşik Krallık’ta beklediği alakayı fazlasıyla gördü. Londra ve önemli kentleri gezdi. Liverpool şehrinde, - aynı ilin 2 farklı takımı! - Everton ile Liverpool arasında oynanan maç öncesinde sahaya çıktı, seyircileri selamladı. Ünlü park Goodison’da, Everton’un kaptanı Dixie Dean ile sabah antremanı yaptı. Üzerinde takımın forması vardı. Çeşitli resimleri çekildi ve haberleri yayınlandı.

Zaro Ağa, günümüz tabiri ile ‘reklam yıldızı’ da oldu. 1929’da, dönemin hükümeti, tasarrufu özendiren ve yerli malı kullanımını/tüketimini teşvik eden kampanya düzenledi. Organizasyon, ‘Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’nin himayesinde gerçekleştirildi. Ülkenin en önemli 3 ihracat kalemi fındık, üzüm ile zeytin ön plana çıkarıldı. Ağa, 2 genç güzel hanımın arasında poz verdi. Spotta denildi ki: ‘Zaro Ağa’nın tavsiyesine uyun! Fındık ve İzmir üzümü tüketin! Yemeklerinizde daima zeytinyağı tercih edin! Sindirim sisteminizin mükemmel çalıştırdığını ve sağlığınızı koruduğunu göreceksiniz! Ağa, tavsiyelerimize harfiyen uydu, sağlam kaldı, uzun ömür sürdü!’

Reklam kartpostalları, 4 farklı dilde hazırlandı. Dünyanın her yanında dağıtılmaya çalışıldı.

- Evinde Kuru Ekmek ve Yoğurt Yerdi… -

Ağa, son gününe kadar sağlık sorunu yaşamadı. Rivayetlere bakılırsa 105 yaşına bastığında, dişleri 3. defa çıktı. 130’una vardığında yeniden döküldüler.Zaro Ağa’nın uzun yaşamı bazı araştırmalara konu edildi. Magazin basınında haber yapıldı. Bulgur pilavı ile yoğurt sevdiği yazıldı. Oysa gerçek çok farklıydı: ‘Sabık Hamallar Kâhyası, hayatı boyunca fikirdi. Çoğu zaman kuru ekmekle karnını doyurmuştu! İçkisi yoktu fakat tütün müptelasıydı. Son gününe kadar sarma sigara kullanmıştı!’

Zaro Ağa, dünya çapında üne kavuşunca, uzun yaşamasının sırrı da merak edildi. Ömrünün son günlerine kadar hastane kapısından girmeyen, doktor karşısına çıkmayan yaşlı adam, yaşam tarzını anlatmak için ülke dışında konferanslara davet edildi. Birçok kez İngiltere ve Almanya’ya gitti, misafir edildi, fikirlerinden yararlanıldı. Yeni araştırmalara/deneylere vesile oldu.

Namazını düzenli kılardı. Çevresinin beyanına göre bir tarikata da mensuptu. Ama yeni devlete, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlıydı. Siyasi demeçler de verdi. Şeyh Sait İsyanı’nı telin etti. Cumhuriyet gazetesinde - 28 Şubat 1925 tarihli nüshasında! -, yayınlanan haberde kendisi, ‘İstanbul’da yaşayan Kürtlerin en yaşlısı Zaro Ağa,’ diye tanıtıldı. ‘İsyanı şiddetle kınayıp, mahkûm ettiği,’ belirtildi. ‘Ben, ne Şeyh Sait denen melunu tanırım, ne de adamlarını bilirim. Allah, hepsinin belasını versin!’ dediği yazıldı.

Haberin sonunda, ‘Allah; milletimize, devletimize zeval vermesin! Gazi Paşa’mıza uzun ömürler, hayırlı hizmetler nasip etsin!’ mealinde temennilerde de bulundu.

- Ailesinden Otopsi İzni Alınınca, Organları Çıkarıldı… -

Zaro Ağa, 26 Haziran 1934 Salı günü aniden rahatsızlandı. Ailesi tarafından Şişli Etfal Hastanesi’ne kaldırıldı. Personel büyük ilgi ve ihtimam gösterdi. İlk günün sonunda, şuurunu yitirdi, bitkisel hayata girdi. Doktorunun rivayetine göre son sözleri, ‘Vakit geldi! Allaha ısmarladık!’ idi. 28 Haziran 1934 Perşembe gece yarısı gözlerini kapattı. ‘Hekimlerin düzenlediği ölüm belgesine göre, 157 yaşındaydı!’ Ailesi ikna edilip otopsi izni alındı. Ölüm sebebi: ‘Böbrek yetmezliği’ydi. Mesane ve prostatta teşhis edilen iltihap da vefatında etkiliydi. 3 böbreği olduğu görüldü. Safrakesesinde taş, karaciğerinde sarılık, akciğerlerinde - adeta kömürleşmişlerdi! - verem belirlendi. Beyin damarlarında tıkanıklık, kalp büyümesi de tespit edildi. Fakat yüreği sağlamdı. ‘Biyolojik yaşının 130 olduğu tahmin edildi!’ 

‘Hastane Başhekimi Rıfat Hamdi Bey’in açıklamasına göre Zaro Ağa, 162. yaşını idrak ettiğini söylemişti!’

Zaro Ağa’ya yapılan ‘ölü açımı işlemi’nin devamı da vardı. ABD’li tıp insanları, uzun yaşamın sır(lar)ını öğrenmeye kararlıydı. Ağa’nın beyni, akciğerleri ve kalbi, özel solüsyonlu kavanozlara konuldu, incelenmesi için ABD’ye gönderildi. Aradan hayli zaman geçti. Kavanozda muhafaza edilen beyninin geri gönderildiği, Sultanahmet Sağlık Müzesi’nde muhafaza edildiği haberleri basında yer aldı. Halkın ziyaretine da açıldı. Fakat daha sonra aniden ortadan kayboldu. Akıbeti hakkında bilgi edinilemedi.

- Ağa’ya Göre Hanımlar Narindi, Çabuk Hastalanırdı… -

Ağa’nın ölüm haberi, yerli ve yabancı basın yayın organlarında geniş ilgi buldu. Vefatı duyulunca, tedavi gördüğü hastane gazeteci ordusu tarafından adeta işgal edildi. Her muhabir özel, farklı, ‘atlatma’ bilgi(lerin) peşine düştü. En çok merak edilen konuların başında, özel hayatı ve kadınlar gelirdi. Eşlerinin tamama yakını kendi köylüsüydü. Bazı kaynaklara göre 13, kimilerince 17, bir kısmına bakılırsa da 27 ila 29 evlilik yapmıştı. - İddiaya inanılırsa, eşlerinden birisi de ‘gayrimüslim’di! - Zaro Ağa, çok sayıdaki evliliğinin sebebini, ‘hanımlar pek narin, çabuk ihtiyarlıyor ve ölüyorlar,’ şeklinde açıklamıştı.

7 Gün dergisinin ünlü muhabiri Hikmet Feridun Es, kendisi ile röportaj yapmayı başardı. Es’in kayıtlarına göre Ağa, 11 evlilik gerçekleştirdi. 13 çocuğu ve 26 torunu oldu. - Bir başka araştırmacının bulguları dikkate alınırsa, 96 yaşına bastığında 36 evlat sahibiydi! - 

Zaro Ağa, Eyüp Sultan Mezarlığı’na defnedildi. ‘Hamidi’ başlıklı mezar taşı, baş kısmına dikildi. Üzerine, ‘Bitlisli Şemsi Ağa’nın Oğlu, 160 Yaşında Ölen Zaro Ağa’nın Ruhuna Fatiha!’ ibaresi kazınmıştı.

Aradan geçen yıllar içinde kabri bakımsızlıktan harap hale geldi. İşaret taşı maviye boyanmış, hatta parçalanmıştı. Mezarının bakıma, - daha doğrusu! - yenilenmeye ihtiyacı vardı. 

******

Meraklısına Not: Zaro Ağa’nın hayatına ilişkin daha geniş ve özgün bilgi için, Rohat Alakom’un ‘Eski İstanbul Kürtleri’ - AVESTA BASIN YAYIN, 2012! -, Rohat Alakom’un ‘Dünyanın En Yaşlı Adamı: Zaro Ağa (1774-1934)’ - Avesta Yayınları, 2009! - ve Mevlüt Çelebi’nin ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı: Zaro Ağa (1777 - 1934)’ - LİBRA KİTAPÇILIK VE YAYINCILIK, 2010! - adlı kitaplarına bakılabilir…

23 February 2024 10:49
138 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Bataklıkta Açan Çiçek: ‘Esengül’

Esengül, 24 yıllık kısacık ömründe çoğumuzun yüreğine dokunmayı başardı. Şarkılarıyla yaşamımıza karıştı, kalplerimizi sızlattı. Küllenmiş hatıralarımıza yeniden köz verdi. İstanbul’un varoşlarına yerleşe(bile)n Anadolu insanının sevda/hasret dünyasını canlı tuttu.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Asker Vatan Savundu, Yangın Söndürdü

Osmanlı’da ilk itfaiye teşkilatı 18. asrın başında kuruldu. Yeniçeri Ocağı’na bağlıydı. İstanbul’da ve çevre ormanlarda çıkan yangınları söndürmeye çalıştı. Taşıma su ve ilkel teçhizatla işi zordu.

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Atina’daki Adamımız

İstiklal Savaşı’nın kazanılmasında, Cumhuriyet’in kurulmasında/sağlam temellere oturtulmasında harca ter akıtan pek çok isimsiz Türk istihbaratçısı da bulunuyordu. Binbaşı Fevzi Kamacı da büyük destanın kahramanlarındandı. Asker bir ailenin üyesiydi. Ağabeyi de Türk Erkan-ı Harbiyesi’nde albay rütbesinde istihbarat subayıydı.

Kirkor Cezveciyan Veya Kenan Pars

Nüfusa kayıtlı adıyla Kirkor Cezveciyan, beyaz perdedeki ismiyle Kenan Pars, doğma büyüme Bakırköylü sayılırdı.

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

‘Kanser’ Evita Perón’a Şifa Niyetine Mevlit

Ülkesinde gerçekleştirdiği reformlar ve halkına sağladığı sosyal imkânlarla sevildi. Kocası, Juan Perón’a verdiği destek ve darbecilere karşı gösterdiği direniş ile de insanının gönlünde taht kurdu. Eva Perón, dünyaca tanındı.

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

Hayatı Durduran Ses: Hamiyet Yüceses

Hamiyet adı verilen, mavi gözlü ve sapsarı saçlı güzel kız, bir dönem Türkiye’de fırtına gibi esecek ve musikimizin nağmelerini güzel sesiyle taçlandıracaktı.

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

Sait Faik’in 1000 Bursiyeri

Çağdaş Türk hikâyeciliğinin ustalarından Sait Faik (Abasıyanık) yaklaşık 1000 öğrenciye burs verip okumalarını sağladı.

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Hitler’in Karısı da Yahudi Çıktı

Tarihe ‘Yahudi soykırımını yap(tır)an lider’ suçlamasıyla geçen, Alman Nazi Partisi’nin değişmeyen Führer’i Adolf Hitler’in son büyük aşkı, nikâhlı karısı Eva Braun Aşkenaz Yahudisi çıktı.

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

İsmet Paşa’nın Elini Öpen TİP Lideri

Mehmet Ali Aybar, çok iyi eğitim almıştı; Sol/Sosyalist düşünce aileden mirastı.

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

Sait Faik’in 1000 Bursiyeri

Çağdaş Türk hikâyeciliğinin ustalarından Sait Faik (Abasıyanık) yaklaşık 1000 öğrenciye burs verip okumalarını sağladı.

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

Yeşilçam’ın Hanımağası / 2

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Yeşilçam’ın Hanımağası / I

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Türkeş, MBK’den Nasıl Tasfiye Edildi?

Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan’ın Ankara’nın Necatibey Caddesi’ndeki mütevazı evinde ‘14’ler’ tanımlamasıyla siyasi tarihimize geçen grubun kaderi çizildi. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal ve MBK’nin 2 etkin üyesinin çok gizli toplantısında ülkenin yakın geleceğini etkileyecek önemli karar alındı.

Diğer Türk Tarihi Yazıları

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Tahta Çıkınca ‘Sünnet Olan’ Padişah

I. Ahmet, 14 yaşında tahta oturdu. 14. Osmanlı padişahıydı. 14’ünde sünnet edildi. Saltanatı 14 yıl sürdü. Bazı müverrihlere göre 14 oğul babasıydı. İnşa ettirdiği caminin ‘Ahmediye Camii’nin - Sultan Ahmet Camii! - ilk tasarımında 14 şerefesi olduğu yazılacaktı. Sultan Ahmed-i Evvel’in hayatı ilgi çekici olaylar ve tezatlarla doluydu.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

Ondokuz Kardeşini Boğazlatan Padişah

Tarihçi Bostanzâde Yahya, 3. Mehmet’i adeta kutsadı. 19 erkek kardeşine Cennet kapılarını açtığını, kendilerine ‘şehitlik’ payesi verdiğini/sunduğunu ileri sürdü. Şeyhülislam da, boğdurulan şehzadeleri ‘şehit’ ilan etmekten geri kalmadı. ‘Padişah oğulları, - ağabeyleri tarafından! - ‘Cennet Kayığı’na bindirilmişti!’