Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

1911’de, Trablusgarp’ta İtalya’nın Osmanlı’ya karşı uçak(lar) kullanması ve hava gücü ile üstünlük sağlaması, dünya savaş tarihinde ilk kabul edildi. Hatta bir keşif uçağı askerlerimizce düşürüldü. Pilotu: Teğmen Giulio Gavotti’ydi. Esir alındı ve yaraları tımar edildi. Gavotti, havadan 4 el bombası atmış, ancak zayiata yol açmamıştı. Olay, Türk subaylarınca dikkatle incelendi ve önemsendi. Uçağın muharebe alan(lar)ında kullanılması yeni fakat etkin hamleydi. Gelecekte savaşın kazanılmasında hava kuvvet(ler)inin önemi tartışılmayacaktı.

Mustafa Kemal Paşa da, modern ordu(lar)da hava kuvvet(ler)inin ehemmiyetini kavradı. Ülkede etkin, güçlü ve hareket kabiliyeti yüksek tayyare gücünün kurulması fikrini savundu, destekledi. Yakın çevresi, bakanlar kurulu ve TBMM’deki konuşmalarında konuyu gündeme getirdi. Örnek icraatta da bulundu. 

İstiklal Savaşı’ndan sonra ilk askeri havaalanı Gaziemir’de inşa edildi. Yunan’dan alınan ve elimizde kalan uçaklarımızla eğitim faaliyetlerine girişildi. ‘Uçuş Okulu’ ve 2 ‘Hava Bölüğü’ oluşturuldu. Alan Komutanlığı’na Hava Müfettişi Albay Muzaffer Ergüder Bey, Uçuş Okulu Komutanlığı’na da Binbaşı Hasan İskender Bey getirildi. Birinci Hava Bölüğü’nü Binbaşı Fazıl Bey, 2. Hava Bölüğü’nü Binbaşı Yahya Bey idare edecekti. Astsubay Vecihi (Hürkuş) Bey de ‘Uçuş Öğretmeni’ydi.

- THK’nun Kuruluşunda Cevat Abbas Bey’in Payı Büyüktü… - 

Gâzi Paşa’nın çevresi, özellikle de Yaveri Cevat Abbas Gürer Bey, ihtiyacı belirlediğinden kendini görevli saydı. ‘Durumdan vazife çıkardı!’ Genel Kurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı gibi ilgili mercilerle görüşmeler yaptı. Fikirlerini alıp not etti. Tarih: 28 Ocak 1925’di. Sonuç(lar) olumluydu.’ Türkiye, kendi uçağını yapma, kendi pilotunu yetiştirme tecrübesini kazanmalıydı!’ Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün de fikrini ve olurunu aldı. Hazırlıkları tamamladı: ‘Kuvva-i Havaiye Yardım Cemiyeti’ adlı derneğin kurulmasına karar verildi. Ancak son aşamada yeni organizasyonun ismi ‘Türk Tayyare Cemiyeti’ oldu.

TBMM, 15 Mart 1925’te, cemiyetin tüzüğünü onadı. Yürürlüğe giren yönetmeliğe göre Atatürk, ilk üye ve fahri başkandı. Başbakan İsmet İnönü, 2. azaydı. Bir süre sonra ‘fahri başkan’lığı da kabul edecekti. TTC’nin reisliğine Bolu Milletvekili, Gâzi Paşa’nın Yaveri Cevat Abbas Gürer Bey getirildi. İkinci başkan da, yine Atatürk’ün yakın arkadaşı, Rize Milletvekili Ahmet Fuat Bulca Bey’di.Cevat Abbas Gürer Bey, 19 Ekim 1925’e kadar başkanlığı yürüttü. Yerine gelen Ahmet Fuat Bulca Bey, TTC’nin reisliğini Ocak 1939’a kadar başarı ile yaptı.

- THK, ‘Kamu Yararına Çalışan Dernek’ Statüsüne Alındı… -

Kuruluş amaç(lar)ı cemiyetin tüzüğünde açıklandı: İlk gayesi, Türkiye’de havacılık sanayisini kurmaktı. Halka ve ilgililere havacılığın önemini anlatmaktı. Askeri ve sivil tayyareciliğin gelişmesini sağlamak için her türlü tedbiri almaktı. Devletin ve milletin yardımıyla araç, gereçler temin etmekti. Ehil personel yetiştirmek, Türk Gençliği’ni konuya heveslendirmekti. Hava alanlarının yapılmasına, uçak ve diğer hava nakil vasıtalarını üretecek fabrikaların kurmasına yardımcı olmaktı.

Türk Tayyare Cemiyeti, Ankara’nın Hacı Bayram mevkiinde mütevazı binada faaliyetlerine başladı. 15 Mart 1925’te, Cevat Abbas Gürer başkanlığında ilk toplantısını ve görevlendirmesini gerçekleştirdi. Fen Şubesi Başkanlığı’na Pilot Hazım Bey getirildi. Vecihi (Hürkuş) Bey de Baş Tayyareci oldu.

THK, 5 Ağustos 1925’de, ‘kamu yararına çalışan dernek’ statüsüne alındı. ‘Havacılık Federasyonu’ yetkisini de kazandı. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu Üyeleri, Kuvvet Komutanları, yüksek rütbeli askerler cemiyetin doğal üyesiydi. 

TTC yönetimi, kurumun maddi açıdan hızla güçlenmesini sağlamak için basit ama pratik çözümler getirdi. Bağış kampanyası başlatılacaktı. Katkı sunanların isimleri gazetelerde yayınlanacaktı. Bağışçılara madalya ve berat belgesi - takdir/teşekkür mektubu! - verilecekti. Projeden beklenen: Kentler arasında cömertlik yarışı başlatmaktı. 10 bin lira toplaya(bile)n il veya ilçe, adını taşıyan tayyare sahip olacaktı. İlk büyük yardım Ceyhan’dan ulaştı. TTC’nin satın aldığı birinci uçağın adı da ‘Ceyhan’ oldu!

1925 Haziran’ına gelindiğinde, TTC il ve ilçe örgütlerinin sayısı 320’ye ulaştı. Bağışların toplam tutarı da 2 milyon 600 bin lirayı buldu.

- THK, Kalıcı Gelir Kalemlerine Sahip Oldu… -

TTC’nin ilk yıllarda kalıcı gelir kaynakları oluştu: Türk halkının her türlü nakit ve gayrimenkul bağışları kabul edilecekti. Mübarek aylarda, dini bayramlarda, zekât, fitre ve kurban derileri toplanacaktı. Tayyare Piyangosu - sonradan Millî Piyango adını alacaktı! - düzenlenecek, geliri harcamalarda kullanılacaktı. Tayyare Cemiyeti’nin sembolünün yer aldığı 1 kuruşluk dilekçe pulu çıkarılacaktı. Askeri terhis belgelerinin para karşılığı satılmasından elde edilecek hâsılat kuruma devredilecekti. Duvarlara asılan afişlerin, elde dağıtılan broşürlerin harçları verilecekti. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, ‘NUTUK’ adlı eserinin telif hakkını TTC’ye bırakacaktı. Üyelerin düzenli ödeyecekleri aidatlar tek hesapta toplanacaktı. Uşak Şeker Fabrikası’nın her yıl alınan ilk üründen üretilen şekerin satış tutarı da kuruluşa ulaştırılacaktı.

Bakanlar Kurulu kararı ile bazı yeni hak, imtiyaz ve gelir kaynakları da tahsis olunabilecekti.

TTC, daha ilk yıllarında hedeflerini gerçekleştirmeye başladı. 1926’da, Kayseri’de TOMTAŞ Uçak Fabrikası kuruldu. 1932’de, Eskişehir’de, Uçak Onarım Fabrikası işletmeye alındı. 1941’de, Ankara’da, THK Etimesgut Uçak Fabrikası faaliyete girdi. Yine Ankara’da, 1945’de, THK Gâzi Uçak Motoru Fabrikası açıldı.

TTC’nin ilk - 1925’deki! - tüzüğünün 35. maddesinde, ‘31 Ağustos’ gününün her yıl ‘Türk Tayyare Bayramı’ şeklinde kutlanması benimsenmişti. Ancak, 1926’da tashihe gidildi. Törenler bir gün önceye alındı. 30 Ağustos’daki ‘Zafer Bayramı’ ile birleştirildi. ‘Zafer ve Tayyare Bayramı’ ismiyle merasimler yapıldı. 1935’den itibaren de, 30 Ağustos ile 5 Eylül arasındaki süre, ‘Hava Haftası’ ilan edildi. Hafta boyunca, kutlamalar düzenlendi. Havacılığın önemini anlatan toplantılar tertiplendi. THK’na yardım etmenin, bağışta bulunmanın vatandaşlık görevi, daha da önemlisi vatan borcu olduğu vurgulandı. 

- THK, Etimesgut Tesislerinin Arazisini Atatürk’ün Bağışıyla Aldı… -

Aynı yıl, ‘Tayyare Piyangosu’ devreye sokuldu. Ülke çapına yayılan bayiler vasıtasıyla bilet satışları başlatıldı. TTC’nin gelirlerine önemli katkı sağlandı. 1931 ve 1932’de, toplam 2.900 lira getiri elde edildi. 

Uçak bağışları da sürdü: 30 Ağustos 1929’da, İstanbul’da toplanan teberrularla 3 uçak satın alındı. ‘Beyazıt’, ‘Balıkçılar’ ve ‘Fatih’ isimleri konuldu. 1931’de, Türk Ordusu’na 37 tayyare hibe edildi. Bazılarının adları vatan coğrafyasından seçildi: ‘Akşehir’, ‘Bodrum’, ‘Bayburt’, ‘Cizre’, ‘İskilip’...

TTC’nin en büyük destekçisi Mustafa Kemal Paşa idi. İki önemli bağışta bulundu. 8 Eylül 1925’de 8.863 lira, 6 Aralık 1925’te de 8.862 lira katkı yaptı. İlk bağış ile uçuşa elverişli arazi, Ahi Mesut Çiftliği - günümüz THK Etimesgut Tesisleri’nin bulunduğu bölge! - satın alındı. Başkan Cevat Abbas Bey, mülkü TTC adına tapu ettirdi.

TTC, 1929’da, Uluslar arası Havacılık Federasyonu’na - FAI! - üye oldu. 

TTC’nin en önemli hedef(ler)i: Kendi uçağımızı üretmekti. Tayyare fabrikası kurmaktı. Yüksek savaş becerisine sahip bombardıman, eğitim, keşif vb. sınıf uçaklar imal etmekti. Parçaların çoğu yerli olmalıydı. Türk mühendislerce projelendirilmeliydi. Pilot ve uçuş elemanları da ülkemizde yetiştiril(ebil)meliydi. ‘Tayyareci eğitimi vere(bile)n okul, fabrika kadar stratejik öneme sahipti!’ 

Kurumun yüksek/kutsal ideali sonuç verdi: TTC bursu ile yurt dışında eğitim alan Mühendis Selahattin Reşit Bey ve ekibi büyük başarıya imza attı. Motor ve pervane dışında bütün parçaları yerli ilk uçak imal edildi.

- Naci Demirağ’ın Çok Büyük Ve Anlamlı Bağışı… -

1935, THK için atılım yılıydı. Türk Ordusu’na yeni uçaklar kazandırmak için yeni ‘bağış’ kampanyası başlatıldı. Cumhurbaşkanı Atatürk, yine ilk adımı attı: 10 bin lira yardım yaptı. Başbakan İsmet İnönü ve Ailesi, toplam bin lira verdi. Ankara’nın tanınmış iş adamı Vehbi Koç, 5 bin lira takdim etti. Ünlü sanayici Nuri Demirağ’ın kardeşi Naci Demirağ da 120 bin lira teberruda bulundu. Vatandaşın katkısı da duygulandırıcıydı. Mahsulünün bir kısmını, bağını, bahçesini, tarlasını bağışlayanlar görüldü. Besi hayvan(lar)ını satıp destek verenler oldu. Aylık maaşını teberru eden memurlar, gelirini devreden tüccarlara şahitlik edildi. Nişan yüzüklerini ulaştıran fedakâr Türk kadınlarının davranışları göz yaşartıcıydı.

THK, - aynı yıl yapılan genel kurul sonuç raporuna göre! - kuruluşundan 24 Mayıs 1935’e kadar, tam 350 uçağı Türk Hava Kuvvetleri’ne teslim etti. 1935 Eylül’ünün sonunda 26 tayyare daha bağışlandı.

Paraşüt, uçuş eğitimi ve model uçak okulları açıldı. 1936’da, Eskişehir’in İnönü ilçesinde ‘İnönü Planör Kampı’ kuruldu. Aynı yıl, ‘Etimesgut Motorlu Uçuş Kampı’ hayata geçirildi. Havacılığa hevesli binlerce öğrenci bir araya toplandı. Eğitim almaları sağlandı. Ankara ve İzmir’de inşa edilen paraşüt kulelerinde yine binlerce genç kurslardan geçirildi.

- TTC, 1935’de Adını ‘Türk Hava Kurumu’ Olarak Değiştirdi… -

1935’deki TTC Genel Kurulu’nda mühim karar alındı. Kurumun adı, ‘Türk Hava Kurumu’ oldu. Yeni isme paralel, 3 Mayıs 1935’de TÜRKKUŞU Uçuş Okulu ihdas edildi. Havacılığa hevesli gençler mektebe kavuştu. Onbinlerce talebe eğitim görme ve pratik yapma imkânı buldu. İçlerinden Sabiha Gökçen gibi pek çok ünlü ve başarılı isim yetişti.

THK, Sabiha Gökçen ve 7 çok başarılı öğrenciyi, ileri uçuş eğitimi almak ve tecrübe edindirmek için Sovyetler Birliği’ne gönderdi. Talebeler, ‘Planör Öğretmeni’ diplomasıyla döndü. 

TÜRKKUŞU’na bağlı önce ‘Planör Okulu’, sonra da ‘Paraşüt Okulu’ açıldı. Paraşüt Okulu’nun ilk müdürü Abdurrahman Türkkuşu’ydu. Pilot öğretmen Emrullah Ali Yıldız, dünya rekoru da kırdı. 12 Haziran 1938’de, yönetimindeki planörle 14 saat 20 dakika havada kalmayı/uçmayı başardı.

THK, ülkenin ilk uçak tasarımcısı Vecihi Hürkuş’u da teşvik etti. Mühendislik eğitimine Almanya’ya gönderdi.

1950 yılına kadar havacılık sektöründe önemli başarılara imza atıldı. Vecihi Hürkuş, Nuri Demirağ ve Selahattin Reşat Bey’in çalışmaları her türlü övgünün üzerindeydi. Kayseri’de TOMTAŞ’tan sonra Ankara’da THK’ya bağlı Tamir ve Bakım Atölyesi büyük atılım yaptı. Fabrika haline getirilip İngiliz Magister eğitim uçaklarının seri montajına geçildi. 1940’da, imalathane tam kapasite üretime sokuldu. THK rumuzunu taşıyan planörler, eğitim, sağlık, akrobasi ve nakliye uçakları da imalat bandına girdi. Türkiye, yurt dışına uçak(lar) sattı ve yeni siparişler aldı. 1942’de, üretim merkezinde, 113 mühendis, 221 teknisyen ve işçi çalışırdı. 1945’e gelindiğinde, personel sayısı 975’e ulaştı. THK rumuzunu taşıyan birbirinden farklı modellerde - THK - 1, THK - 2 gibi, 16 değişik tipte! - uçak yapımı başarıldı. ‘THK - 16’ jet eğitim tayyaresi projesi geliştirilmesine rağmen istihsaline geçilemedi. ‘Kroki ve ilk örnek bazında kaldı!’ Fabrikanın ‘Tasarım Bölümü’nde - AR-GE kısmında! - , 1945 yılında, 6 yüksek mühendis, 4 mühendis ve 2 teknik ressam görevliydi. Dizayn Ofisi’nin ilk çalışması: THK - 1 kodlu, 12 kişi alabilen planördü. Bir adet üretilebildi.

- Demokrat Parti, Yerli Uçak Sanayisine Büyük Darbe Vurdu… -

1944’de de, Atatürk Orman Çiftliği arazisinin bir bölümünde, ‘Uçak Motoru Fabrikası’ inşa edildi ve imalâta başladı.

1950’de, DP - Demokrat Parti! - iktidara gelince, yerli uçak üretiminden vazgeçildi. Atatürk’ün destek verdiği ve ümit bağladığı ‘Türk Havacılık ve Uçak Endüstrisi’ fikri ile uygulamaları rafa kaldırıldı. Nuri Demirağ’ın sahibi olduğu - Yeşilköy’deki! - Uçak Fabrikası kapatıldı. 1951’de çıkarılan kanunla da, Gâzi Uçak Motoru Fabrikası ile Etimesgut Uçak Fabrikası, MKE’ye - Makine Kimya Endüstrisi! -  devredildi. Tesisler, 1952’de tamamen devre dışı bırakıldı. Sonra da tayyare yerine traktör istihsaline uygun görüldü. Günümüze kadar, ‘Türk Traktör Fabrikası’ adı ile gel(ebil)di.

1950 sonrasında Türkiye’nin sanayileşme ve dış politikada tercih değişikliği çeşitli politik sebeplere bağlandı. 2. Dünya Savaşı’nın ardından Batı Bloku’yla yakınlaşma çabaları, millî tercihlerin terkine yol açtı. Türk Solu’nun önemli ve etkin kalemlerinden Doğan Avcıoğlu’nun saptamaları önemliydi. Avcıoğlu, ‘Türkiye’nin Düzeni’ adlı kitabında bazı savlar ileri sürdü. Türkiye’nin yeni siyasetinde Max Weston Thornburg’un etkisi önemli ve belirleyiciydi. Mr Thornburg, ABD hükümetinin danışmanı ve petrol şirketleri yöneticisiydi. Orta Doğu'da - İran ve Bahreyn’de faaliyet gösteren! - Standard Oil of California (SOCAL) ile California-Texas Oil Company, Ltd. (Caltex)’nin ortağı/üst düzey yöneticisiydi. Ülkemizle özel şekilde ilgilendi. İktidar sahiplerine önerilerini iletti. Kitap hacminde 2 rapor hazırladı. Yetkililere sundu. İlki, ‘Türkiye Nasıl Yükselir?’ adını taşıyordu. - Dilimize çevrilip yayınlandı! - İkinci raporu, ‘Türkiye’nin Bugünkü Ekonomik Durumunun Tenkidi’ydi. 

- Türkiye, Tarım Ülkesi Olmalı, Dünyayı Doyurmalıydı… -

Thornburg, Türkiye’nin sanayileşme çabalarına karşıydı. Uçak üretimi, demir-çelik istihsali, ağır sanayi projeleri lükstü. Bütçemiz ve doğal kaynaklarımız yetersizdi. İhtiyacımıza cevap verecek yetenekli ve donanımlı elemanlarımız yoktu. ‘Yerli üretim pahalı ve kalitesizdi!’ Batı ve ABD sanayisi ile rekabet edilemezdi. İthal ürünler, kârlı ve yüksek teknolojiye sahipti. Türkiye tarımsal üretime yoğunlaşmalıydı. Hayvancılığı desteklemeliydi. Mevcut sanayi tesisleri, tarım alet ve makineleri üretecek şekilde düzenlenmeliydi.

Millî müesseselerin kapatılması, Türk tipi kalkınma planlarından vazgeçilmenin yanlışlığı/hatası ancak 1973’de fark edilebildi. Aynı yıl, Türk Uçak Sanayii Anonim Şirketi - TUSAŞ! - kuruldu. Amacı: Havacılık ve uzay sanayine proje hazırlamak ve üretim yapmaktı. Dışa bağımlılık azaltılacak, yerli işgücü ve imalat teşvik edilecekti.

- THK’nın Bazı Önemli Faaliyetleri… -

THK’nun eğittiği gençler, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na katıldı. Hava İndirme Operasyonları’nda görev aldılar. Kurumun pilotları ve uçakları da etkin vazifeler yaptı.

THK, FAI - Uluslar Arası Havacılık Federasyonu! - ile 1997’de, Türkiye’de, Birinci Dünya Hava Oyunları’nı düzenledi.

1996’da, ileri adım daha atıldı: ‘Çok Hafif Hava Araçları Okulu’ açıldı. Balon, yamaç paraşütü, yelken kanat gibi sportif gökyüzü araçlarının kullanımının öğretilmesi amaçlandı.

19 Mayıs 2002’de, Ankara’da ‘Türk Hava Kurumu Müzesi’ faaliyete geçti. Kuruma ait tarihi belgeler ve gereçler sergilenmeye başladı.

THK’dan pilotluk eğitimi alan pek çok ünlü isim mevcuttu. Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen de kursiyerlerdendi.

19 Haziran 2004’de, İnönü Havacılık Eğitim Merkezi’nde, 3. Türkiye Hava Oyunları tertiplendi. THK Paraşüt Öğretmeni Hakan Zengin yeni rekora imza attı. Zengin, dünyanın en büyük bayrağını - tam 434 metrekarelik Türk Bayrağı! - takıp paraşütüyle atlamayı başardı. Muvaffakiyeti, ‘Guinness Rekorlar Kitabı’na geçti.

Türk Hava Kurumu, 1954’den beri, ‘Uçan Türk’ isimli 2 ayda bir yayınlanan periyodik yayına sahipti.

2011’de, 27863 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 6114 Nolu Kanun’la, THK’nın Ankara’da kendi adını taşıyan üniversite kurmasına izin verildi. ‘Türk Hava Kurumu Üniversitesi’, havacılık ve uzay bilimleri alanlarında faaliyet gösterecekti. İlk öğrencilerini 2011 - 12 eğitim döneminde kabul eden kuruluş, 4 fakülte, 2 yüksek okul ve 3 enstitü ile eğitim faaliyetlerine başladı. Bünyesinde en son teknolojiyle donanmış 77 uçağı vardı. Öğrenciler, tayyarelerin çeşitliliğinden ötürü kaliteli, farklı ve özgün deneyimler edinecekti.

THK, 29 Mayıs 2011’de, ‘Erzincan Havacılık Eğitim Merkezi’ni de hizmete aldı. 

- THK, 1987’de, Ciddi Gelir Kaybına Uğratıldı… -

Kurum, 1987’ye kadar ülkemizdeki kurban derilerinin yüzde 80’ini toplardı. ANAP’lı Başbakan Turgut Özal’ın aynı yıl çıkarılmasına ön ayak olduğu ‘Sosyal Yardımlaşma Vakfı Kanunu’ ile ilk ciddi gelir kaybını yaşadı. Deri toplama tekeli elinden alındı. Valilik ve kaymakamlıklara devredildi. 1990’da hata yapıldığı fark edildi. Uygulama yenilendi. Toplanan derilerden THK yüzde 40, SYV yüzde 50, Kızılay yüzde 4, Diyanet İşleri Başkanlığı yüzde 3 ve Çocuk Esirgeme Kurumu da yüzde 3 pay alacaktı.

2013 yılında, derilerin paylaşımı düzenleyen kanun yürürlükten kaldırıldı. Herkes, her kurum, dilediğince hareket edebilecekti. Basında yer alan haberlerde, kurban derilerinin çeşitli dinî cemaatler ve tarikatlarca alındığı yazıldı. THK, en önemli gelir kaynağından mahrum edildi.

THK, ülkemizin sivil havacılık sektöründeki en köklü, eski, tecrübeli kuruluşuydu. Havadan yangına müdahale etme, hava ambulansı/taksi, sportif havacılık, pilotluk eğitimi, uçak bakımı/tamiri, üniversite düzeyinde eğitim vermek gibi… çok değişik alanlarda faaliyet(ler)ini sürdürdü. Son 25 yılda, 2 binden fazla orman yangınına uçakla müdahalede bulundu. Kurumun yangın uçakları, komşu ülkelerdeki yalazların bitirilmesinde de başarılı oldu. Envanterinde 9 uçağı vardı, 6’sı kullanılabilir durumdaydı.

Türk Hava Kurumu, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli, en temel taşlarındandı. Yaşatılması, gelecek kuşaklara yenilenmiş ve güçlendirilmiş şekilde aktarılması hepimizin görevi olmalıydı. Atatürk’ün kurduğu ve devamı için sağlam/kalıcı gelir kaynakları tahsis ettiği THK, mutlaka ama mutlaka hayatiyetini sürdürmeliydi.

Türk Hava Kurumu, Atatürk’ün Türk Gençliği’ne emanet ettiği değerdi.

17 August 2021 21:54
549 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Yeşilçam’ın Görünmeyen Şarkıcısı

Belkıs Özener (Özyenginer), ablası Gönül Yazar gibi, geleneksel müziğimiz, Türk Sanat Müziği parçalarına hayat verdi.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Yeşilçam’ın Görünmeyen Şarkıcısı

Belkıs Özener (Özyenginer), ablası Gönül Yazar gibi, geleneksel müziğimiz, Türk Sanat Müziği parçalarına hayat verdi.

Türkçe de Konuşan Cengiz Han

Cengiz Han; tarihe 'Moğol ulusunu tanıtan hükümdar' diye geçti.

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

2. Abdülhamit'e Rest Çeken Cariye

2. Abdülhamit, Osmanlı Hanedanı’nın en çok tartışılan, konuşulan ve hakkında yazılan üyesiydi. Eylemleri ile bazen eleştirildi, bazen göklere çıkarıldı. Özel hayatı da merak edildi. Kimi kaynaklara göre 13, kimi tarihçilere göre 16 hanımı oldu. Çerkez soyluları tercih ettiği yazıldı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Gökyüzünde Süzülen İlk Türk Kadın Pilot

Bedriye Tahir Gökmen Hanım, havacılığa gönül veren, pilotluk sevdası ile yanan binlerce Türk kızının örnek aldığı, arkasından yürüdüğü tarihî kişiydi. Kıt kanaat yaşantıya rıza gösterip, hayalini gerçekleştirmeye çalıştı. Zorlukları bir bir aştı, eğitimini başarıyla tamamladı ama brövesine kavuşamadı. ‘Solo uçuş yapan ilk Türk kadın pilot’ unvanını kazanmakla yetindi.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

Alay Sancağını Mihrap Yapan Kahraman

57. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey, şehit düşmesinden az önce eşi hanımefendiye mektup yazdı.

Fosforlu Cevriye

Suat Derviş’in kalemiyle ölümsüzleşen ‘Fosforlu Çevriye’, toplum dışına itilmiş, sokakları mesken edinmiş ‘hayat kadını’ydı! Özgürlüğüne düşkündü. Çilesini/kaderini kabullenmişti. Erkeklere boyun eğmezdi. Polis takibinden kaçan adama kalbini vermekten de çekinmedi. Ya romanın yazarı Suat Derviş kimdi, nasıl bir hayat sürdü?

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

4 Yaşında Dul Kalan Hanım Sultan

Sultan İbrahim ya da halk arasındaki lakabıyla ‘Deli İbrahim’, eğlenmeyi severdi. Anlık sorunlardan uzaklaşır, çevresiyle özellikle de güzel cariyeleriyle şakalaşırdı. Çocuklarını da çok küçük yaşlarda, - göstermelik dahi olsa! - evlendirip hem kendini, hem Dersaadet ahalisini mutlu etmeye çalıştı.

Osmanlı’nın İçki Tüketimi

1904’de, Osmanlı’nın şarap ihracatı tamı tamına 340 milyon litreydi. Osmanlı; Avrupa’nın en önemli içki üreticileri arasındaydı.

Ezilen Bütün Kadınlar Birleşin!

BM - Birleşmiş Milletler! - istatistiklerine göre, kadınlar tarih boyunca sömürüldü, tecavüze uğradı, şiddet gördü ve zorlu/sert yaşam koşullarına mahkûm edildi. Günümüzde de durum pek değişmedi: Emeğe dayalı işlerin yüzde 66’sı kadınlar tarafından yapıldı. Kazancın yüzde 10’u hanelerine yazılabildi.

Devlet Eliyle Kalpazanlık

Almanya, 2. Dünya Savaşı’nda ezeli düşmanı İngiltere ile sadece cephede karşılaşmadı. Ekonomik yıkıma uğratmak için de çok gizli ve usta işi planı devreye soktu. ‘Bernhard Operasyonu’ denilen harekâtla sahte kâğıt paraları İngilizlerin günlük hayatına soktu. Enflasyonu artırdı, fiyatları zıplattı.

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Osmanlı’nın İçki Tüketimi

1904’de, Osmanlı’nın şarap ihracatı tamı tamına 340 milyon litreydi. Osmanlı; Avrupa’nın en önemli içki üreticileri arasındaydı.

Ezilen Bütün Kadınlar Birleşin!

BM - Birleşmiş Milletler! - istatistiklerine göre, kadınlar tarih boyunca sömürüldü, tecavüze uğradı, şiddet gördü ve zorlu/sert yaşam koşullarına mahkûm edildi. Günümüzde de durum pek değişmedi: Emeğe dayalı işlerin yüzde 66’sı kadınlar tarafından yapıldı. Kazancın yüzde 10’u hanelerine yazılabildi.

Devlet Eliyle Kalpazanlık

Almanya, 2. Dünya Savaşı’nda ezeli düşmanı İngiltere ile sadece cephede karşılaşmadı. Ekonomik yıkıma uğratmak için de çok gizli ve usta işi planı devreye soktu. ‘Bernhard Operasyonu’ denilen harekâtla sahte kâğıt paraları İngilizlerin günlük hayatına soktu. Enflasyonu artırdı, fiyatları zıplattı.

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Diğer Türk Tarihi Yazıları

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’