Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Son dönem filmlerinde çizdiği tiplerle bile hafızalarımıza silinmeyecek şekilde kazındı. Şeklini değiştirmediği sakalı, gülmeyen buyurgan yüzü, açık mavi gözleri, zorunlu saygı uyandıran bakışı ile en ünlü kötü adamdı! The Godfather’da oynasa, ‘Baba’ portresini ‘‘Don Corleone’yi Marlon Brando’dan daha başarılı ve inandırıcı canlandırdığı,’ yazıldı/savunuldu. Bin bir özen gösterdiği, gül ağacından yapılmış, üzeri kıymetli taşlarla süslü bastonu sanki ‘sultan’ asasıydı.

Sinemaya candan gönül verdi. Kazandığı parayı, şahsının ve ailesinin servetini beyaz perdeye yatırdı. Çok başarılı yapımlara imza attı. Ama hiçbir zaman ticari başarı sağlayamadı. Ülke sınırlarını aşan ününü paraya tahvil edemedi.

Senaryosunu yazdığı, yönettiği ve başrolünde de oynadığı ‘Mezarımı Taştan Oyun!’ ülkenin her köşesinde patladı, seyirci rekorları kırdı. Peyda’nın bir dostunun anlatısı yaşan(ıl)mışlardan kesitti: ‘Sinemaları kiralardık. Bir ay boyunca her gece İstanbul’u dolaşırdık. Seyirciye satılan biletlerin koçanlarını incelerdik. Hâsılatı şeker çuvallarına doldurup otomobilin bagajına koyardık. Gece yarısından sonra da Hüseyin Peyda’nın evinde buluşurduk.’

Bir başka aile dostu da, bıyık altından gülercesine, - belki de mizah yaparcasına! - ‘Banknot saymaktan parmaklarım nasır tuttu. Para çuvalları taşımaktan az daha bel fıtığı olacaktım,’ diyecekti. 

- Yöresel Halk Kahramanı: ‘Abdo Bey’! -

Yaşananlar, Türk Sineması’nda az görülen cinstendi. Havsalanın alamayacağı sayıda seyirci sayısına ulaşıldı. Günün her saatinde uzun kuyruklar oluştu. Türk insanı, abartısızca kendisini anlatan eseri yakalamıştı. Bazı illerde bütün yıl boyunca oynadı. Halkın yeni kahramanı vardı. Toplumun içinden çıkan, onun gibi yaşayan ve hisseden destan karakterinin adı: ‘Abdo Bey’di. Film ise, - 1951 yapımı! - ‘Mezarımı Taştan Oyun’du.

Anadolu insanı, Mısır yapımı melodramlardan bıkmıştı. ‘Mezarımı Taştan Oyun’, Yeşilçam ve özellikle de İstanbul’da odaklanan Türk sineması için kabuğunu kırıştı. Halkın istediği, gönlünden geçirdiği, günlük hayatında yaşadığı bütün öğelere sahipti. Mahalli kıyafetler, türküler, şarkılar, gazeller, yerel deyimler, lokal mizah unsurları, folklor, bilhassa da dansöz vazgeçilmezdi. 

Hüseyin Peyda, otantik kıyafetleriyle bin bir gece masallarından çıkıp gelen çöl şeyhlerine benzerdi. Başında kefiyesi, ayağında çizmesi, sırtında peleriniyle dikkat çekerdi. Boyunu daha uzun gösterecek sırmalı çizmelerinin topukları destekliydi. Kıyafetleri kendisi tasarımıydı. Kesimi ve dikimi eşi Cemile Hanım’ındı. Filmi seyreden hanımların nazarında sessiz sinemanın ‘aşılamayan iconu’ Rudolph Valentino’nun ‘Şeyhin Oğlu’nu çağrıştırıyordu. Karizması, hareketleri, konuşması, otantik giysileriyle hayal dünyasının erişilemeyen kahramanıydı. Bir sinema eleştirmenine göre Peyda, ‘toplumun her kesiminden kadını sinemaya çekmeyi başardı!’

- Peyda’nın Yardımcı Yönetmeni Atıf Yılmaz’dı… -

Filmin senaryosunu Peyda kaleme aldı. Urfa yöresine ait bir türkünün hikâyesinden esinlendi. Yetersiz deneyimine karşın büyük cesaret gösterdi. Yönetmenliği de yaptı. Afişlere nüfusa kayıtlı ismini yazdırdı: ‘Hüseyin Örmen’! Filmin 2 bayan başrol oyuncusu Sabiha İzer ve Nurhan Nur’du. Atıf Yılmaz da rejisör yardımcısıydı.

Hüseyin Peyda, 1950’de çektiği ilk filmi ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ile sinemada rüştünü ispat etti. Aniden popüler oldu. Özellikle Doğu vilayetlerinde salonlar dolup boşaldı. Peyda, kefiyesi, sırmalı elbiseleri ve çizmeleriyle masalımsı tip yarattı. Yerli ‘Roman Navaro’ veya Rudolph Valentino mu doğmuştu?

Türk sinemasının yüz akı rejisörlerinden Atıf Yılmaz, anılarında - Bir Sinemacının Anıları, Doğan Kitap, 3. baskı, Ocak 2002 - Hüseyin Peyda’ya yer ayırdı. Nasıl tanıştıklarını, dostluklarını, sinema anlayışını anlattı. En önemli filmi sayılan, ‘Mezarımı Taştan Oyun’un çekim aşamalarını - hatırlayabildiği kadarı ile! - aktardı.

İkili, Çiçek Pasajı’nda tanıştılar. Hızla samimi oldular. 2. adreslerinde, her akşam bir araya gelip, içtiler. Yeni projeleri tartıştılar. Demlenme dönemleri 3 ayı aşkın sürdü. Peyda, arkadaş(lar)ına her yönden güvenmek isterdi. Fikirlerinin ve projelerinin çalınmasından endişelenirdi. Atıf Yılmaz’ı iyice tanıdıktan sonra itimat etti. Planını açıkladı. Çekeceği yeni filminde kendisine yönetmenlik teklif etti. Yılmaza göre önerisi, ‘rejisörlüğü başarabileceğinden değil, güvenilirliğindendi! Namuslu ve dürüst bulunuşundandı!’ Aynı anda 2 film çekilecekti. İlki: - ki Peyda projelerine çok önem veriyordu! - ‘Mezarını Taştan Oyun’du. İkincisi de: ‘Kanlı Feryat’tı!

- Prodüksiyon Amiri 18 Yıl Hapis Yatmış Eski Mahkûmdu… -

Yılmaz, film başına 1.000 lira alacaktı. Yapımcılığı Peyda’nın ağabeyi Mehmet Örmen üstlenecekti. Mehmet Bey, bakır ticareti yapardı. Maddi durumu iyi sayılırdı. Anlaşmalarına bakılırsa Atıf Yılmaz, - aynı zamanda! - ‘Mezarımı Taştan Oyun’un senaryo yazarı ve yönetmen yardımcısıydı. 2. film ‘Kanlı Feryat’ın de hem rejisörü, hem senaristiydi.

Yılmaz, büyük hevesle kollarını sıvadı. Senaryonun tanzimine girişti. İnceden inceye çalıştı. Adeta oya gibi işledi. Resim defterleri satın aldı. Senaryonun her sahnesini resimledi. Diyaloglara son şeklini verdi. Biçim ve görsellik çok önemliydi. Filmin ilk karelerinde, bozkırın ortasında kurumuş çınar ağacı ve dalında asılı adam görülecekti. Sonra da eller üzerinde Abdo Bey’in cesedi taşınacaktı.

İstanbul’da oluşturulan ekip, Diyarbakır’a doğru yola çıktı. Peyda’nın en önemli projesi ‘Mezarımı Taştan Oyun’un tamamı, ‘Kanlı Feryat’ın kalan sahneleri yörede çekilecekti.

Ekip şehre ulaşınca, eski/tarihi bir Diyarbakır konağına yerleşti. Malikâne, taştan yapılmıştı. 3 katlıydı, fıskiyeli havuzu ve ayvanı vardı. Ertesi gün, Peyda, ekibe, Diyarbakır’da bulduğu ‘prodüksiyon amiri’ni, ‘Hallo!’ diye tanıttı. Yılmaz, kısa süre sonra, Hallo’nun ilginç yaşam öyküsünü öğrenecekti. Bir hafta önce hapisten çıkmıştı. Tam 18 yıl mahpus yatmıştı. Zayıf, hastalıklı görünümlüydü. Yüzü her daim tıraşlıydı. Bir gözü de kördü. Peyda, parmağıyla Yılmaz’ı gösterdi: ‘Bir tek Atıf Bey’in sözünü dinleyeceksin! Dediğinden çıkmayacaksın! Ne derse yapacaksın!’ diye kesin talimatı verdi. 

- Genelev Patronu Figüranlık Yapınca… -

Yılmaz’a göre Hüseyin Peyda, günlük hayatında da filmdeki rolünü oynuyordu. ‘Ünlü giysilerini kuşanıp, ‘Abdo Bey’ kişiliğine bürünüyordu!’ 2 filmin bütün yükü Yılmaz’ın omuzlarına kalıyordu. 25 yaşındaki tecrübesiz üniversite öğrencisi ağır sorumluluk altında ezilmemeye çalışıyordu.

Filmde hamam sahnesi vardı. Eski banyonun havuzlu soğukluğunda, eğlence sahnesi çekilecekti. Dönemin ünlü ismi Üftade Kimi dans edecekti. Figüranlara ödeyecek paraları yoktu. Hüseyin Peyda, problemi çözdü. Tanıdığı herkese haber saldı: ‘Abdo Bey’in selamı var! İçkinizi ve mezenizi alıp hamama gelin! Eğlence sahnesini seyredin!’ Bir de şartı vardı: ‘Mahalli giysiler giyilecek!’ 

Rakısını, şarabını, envai çeşit içkisini ve mezesini kapan geldi. Çekim hazırlıklarına geçilmeden bardaklar boşalmaya, kafalar dumanlanmaya başladı. Sahnenin çekimi önemliydi. Aksamaması gerekliydi. Yardımcı oyuncuların çoğunun rolleri günlüktü. Diyarbakır’dan temin ediliyorlardı. Peyda, ekibe yeni birisini getirdi. Aranılan özelliklere sahipti. ‘Tamam!’ denildi. Yılmaz, adama rolünü anlattı. Sahnenin filme alınmasına geçildi. Hamamın içinden homurtular yükseldi. Ardı ardına protestolar duyuldu. Yılmaz ve arkadaşları huzursuzlandı. Adam, şehrin tanınmış simasıydı: ‘Şehirdeki genelevin sahibiydi!’

Boşa geçen her dakika sahnenin tamamlanmasını zorlaşıyordu. Abdo Bey, yüksekçe yere çıktı. Konuşmaya başladı. Çok geçmeden etkisi görüldü. Kalabalığın bir kısmı, öfkelenenleri yatıştırdı. Hamamı terk edenler geri döndü. Peyda, ekibinin yanına geldi. ‘Elimizi çabuk tutalım,’ dedi. ‘İşin sonu kötüye varabilir…’ 

Figüranların tepkisinin sebebi de öğrenildi. Genelev sahibi, rolü gereği kalabalığa bağırıyor ve emirler yağdırıyordu. Figüranlar, ..ezevengin hareketlerine kızmıştı. ‘Bize nasıl kafa tutar?’ diye kazan kaldırmışlardı.

- Ailesi, Soyadlarının Kullanmasına İzin Vermedi… -

Sayısız meşakkat ve imkânsızlıklara rağmen filmlerin çekimi tamamlandı. Atıf Yılmaz’ın ilk sinema deneyiminde, Diyarbakır insanın sıcak ve samimi davranışlarının yeri ayrıydı. 

Türk sinemasında bir dönemin en önemli/ünlü siması Hüseyin Peyda, 1919’da, Şanlıurfa’nın Eyyübiye mevkiinde doğdu. Doğum tarihi kesin değildi. Bazı kaynaklarda 1919, bazılarında 1920, kimilerinde de 1922 olarak geçerdi. Soyadı Örmen’di. Babası ipek ticaretiyle uğraşırdı. Eğitim hayatına Diyarbakır’da başladı. 1946’da İstanbul’a geldi. Farklı iş kollarında çalıştı. Keskin, işlek kalem sahibiydi. Yöresel kültürü ve edebiyatı başarıyla birleştirirdi. Dergi yayıncılığı, bakır ticareti, lokantacılık ve bayan berberi gibi bazı farklı sektörlerde çalıştı. Nasibini çıkarmaya gayret etti. 

İstanbul’a gelişinin 2. ayında, Sirkeci’de aradığı dükkânı bulup hemen kiraladı. İlk lokantasını açtı. Lezzetli, ucuz yemekleriyle kısa sürede tanındı, müşteri kazandı. İstanbul’a ilk lahmacunu ve içli köfteyi getirdiği/tanıttığı yazıldı. 

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde önce Hindoloji, ardından Felsefe Bölümü’ne kayıt yaptırdı. Tahsiline 3. sınıfa kadar devam edebildi.

Gazeteci/tarihçi Niyazi Ahmet Banoğlu ile tanıştı. ‘Türkoğlu’ - Bazı kaynaklarda ‘Türk Yolu!’ -, adlı edebiyat/sanat dergisini yayınladı. Yazılarını hazırladı. Dizgisine ve tashihine katkı verdi. İstanbul içinde elden dağıtımını sağlamaya çalıştı. Edebi çalışmasını 3 yıl sürdürebildi. Bütün sermayesini ‘kediye yükledi’! Mecmuayı kapatmak zorunda kaldı. Yazmayı ertelese bile tamamen terk etmedi. Film senaryolarına hayat verecekti. 

- Bütün Servetini Yeşilçam’a Harcadı… -

Ailesi zengin ve kalabalıktı. Bir kısım akrabası maden sektöründeydi. Kayıtlara bakılırsa maden ocağı işletmecisiydiler. Ağabeyi Mehmet Bey de bakır ticaretindeydi. Peyda, İstanbul’da dökümhane kurdu. Sonra işletmesini büyüttü. Bakır fabrikasına çevirdi. Ama kötü kader yine yakasını bırakmadı. Kepenkleri indirmeye mecbur kaldı.

Artist olmaya karar verdi. Vedat Örfi vasıtasıyla tanıdığı M. Hayri Egeli’ye resimlerini gönderdi. Bir film çekeceğini duymuştu. Rol almayı çok istiyordu. Egeli, öneriyi reddetti. ‘Sinemacı tipi değil!’ gibi çok iddialı hükümde bulundu. Ama Peyda hedefinden vazgeçmeyi düşünme(z)di.

Bayan güzellik salonu işletmeciliğini de denedi. Hayatının akışı değişecekti. Dönemin ünlü kadın yıldızı Sezer Sezin ile tanıştı. Onun sayesinde, Yeşilçam’a adım attı. Yeni sektördeki ilk kartvizitinde, ‘Film Yapımcısı’ diye yazılacaktı. Ama Peyda çok yönlü yeteneğini ortaya çıkardı: Senaryo(lar) kaleme aldı, başrol(ler)de oynadı. Mesleki kıdemi/deneyimi arttıkça karakter oyunculuğunda karar kıldı. 

3 farklı film şirketi kurdu. 1950’da Örmen Film’i, 1961’de Güney Film’i ve 1972’de de Eydost Film’i ihdas etti. İlk kurumu, ailesinin ismini taşıyan şirketini de iflastan kurtulamayacaktı. 

Peyda, daha ilk filminde başrole çıktı. Aynı yapımın senaryosunu kaleme aldı. Hüseyin Kazasfil imzasını kullandı. ‘Mezarımı Taştan Oyun’, ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’, ‘Perişan’ gibi ilk dönem filmlerinde yüz binlerce - belki de milyonlarca! - seyirciye ulaştı. Hâsılat/izlenme rekorlarını alt üst etti. 

- Urfalı Hemşerileriyle Her Zaman Dayanışma İçindeydi… -

Ailesi muhafazakârdı. Sinema dünyasında, - özellikle de aktör isminde! - ‘Örmen’ soyadını kullanmasına izin vermediler. O günlerde, film yıldızları hor görülürdü. ‘Kötü kişi(ler)’ kabul edilir(ler)di. Bölge insanın gözünde de hiç değer(ler)i yoktu.

Peyda, 1950 ile 1960 arasında, Türk sinemasının lokomotif isimlerindendi. Deneyimi artıp yaşı ilerledikçe orta seviyede rollere çıktı. Yeşilçam’da, hemşerileri - Urfalılar ile! - Nuri Sesigüzel, İbrahim Tatlıses, Seyfettin Sucu, Baki Tamer ve Mustafa Dişli gibi isimlerle pek çok filmde göründü.

Arabesk şarkılarla süslü yapımların aranılan ismiydi. Olgun, oturaklı, karizmatik orta yaş haliyle sesi güzel fakat fakir delikanlının ya babası ya da karşısındaki kişi rolündeydi. Ferdi Tayfur, İzzet Altınmeşe, İbrahim Tatlıses’in canlandırdığı ezilen işçi karakterinin destekçisiydi veya muhalifiydi.

Mafya filmlerinin de değişmeyen aktörlerindendi. Yaşının getirdiği ürkütücü, zalim, sinsi görüntüsüyle ‘baba’ rollerinin en başarılı canlandırıcısıydı. Bir sinema yazarının tespitine göre en çok Cüneyt Arkın ile kamera karşısına çıktı. 

Kadir İnanır’ın başrollerini paylaştığı Köprü ve Dila Hanım filmlerinde de sağlam, gerçekçi karakterler çizdi.

- Sinema Aşkı Yüzünden Bir Gözünü Yitirdi… -

Sigarasını başparmağı ile serçe parmağının arasına sıkıştırmasıyla bilinirdi. Sağ elinin diğer parmakları - bilinmeyen sebepten sakatlandığından! - hareket etmezdi. Karizmatik, şeklini hiç değiştirmediği sakalı ve mavi gözleriyle muhatabını korkuturdu. Canlandırdığı her tiple kalıcı olmayı/hafızaya nakşedilmeyi başardı.

Sinemamızın kült filmleri arasına giren ‘Dünyayı Değiştiren Adam’da - 1982! - rol aldı. Cüneyt Arkın ve Aytekin Akkaya’ya indikleri gezegeni tanıtan ‘rehber/mihmandar’dı.

Sinema aşkı uğruna bir gözünü de yitirdi. Olay, 1973 yılında, Yedikule Zindanları’nda, ‘Rabia Hatun’ filminin çekiminde yaşandı. Gözleri yoğun ultraviyole ışınların doğrudan etkisi altında kaldı. - Başrol oyuncusu Hülya Koçyiğit de aynı mağduriyeti yaşadı! - 3 gün boyunca hiçbir şey göremedi. Vukuat, ‘iş kazası’ denilerek üzeri kapatıldı. Koçyiğit daha şanslıydı, iyileşebildi. 

‘Kendisiyle yapılan bir röportajda, çalışma hayatına lokantacılıkla başladığını açıkladı. Yüz binlerce liralık servetini Yeşilçam için harcamıştı. Yeniden ilk işine dönebileceğini söyleyecekti. Dediği gibi de yaptı: Şehremini’de ‘Ey Dost’ adını verdiği lokantayı açtı. Menüsünde lahmacun, Ezo Gelin çorba, Cıvıklı, Beyti ve ‘Uyduruk Tatlı’ gibi lezzetler vardı. Peyda’nın anlatımına göre ‘Cıvıklı’, ‘Kayseri işi lahmacun’ demekti. Domatesi bol, acısı azdı.

- 40 Yıllık Çalışması Karşılığında Bir Ödül Alabildi… -

Hüseyin Peyda, 213 filmde oynadı. 19 film yönetti. 20 senaryo yazdı. Neredeyse bütün ömrünü adadığı Yeşilçam’dan bir mükâfata layık görüldü. 1977’de, 14. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, ‘Kara Çarşaflı Gelin’ filmindeki rolüyle ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı.

Daha sonraki kuşak seyirciler, Hüseyin Peyda’yı, ‘Dokuz Sütuna Manşet’, ‘Kartallar Yüksek Uçar’, ‘Başka Olur Ağaların Düğünü’ gibi dizilerden tanıdı.

Birçok ismi sinema dünyasına kazandırdı. 

Bütün çabasına karşın ancak ailesiyle oturduğu apartman dairesine sahip olabildi.

Hüseyin Peyda, 1949’da, Cemile Hanım’la evlendi. Semra, Mübeccel ve Abbas’ın babasıydı.

Filmlerinde bile elinden eksik etmediği/düşürmediği sigaranın kurbanı oldu. Akciğer kanserine yakalandı. Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Ama 30 Temmuz 1990’da, 70 yaşında hayata gözlerini kapattı. Cenaze namazı Şişli Camii’nde kılındı. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

28 September 2021 19:54
91 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Audrey Hepburn ya da Kuğu Boyunlu Direnişçi

Dünyanın en güzel, en başarılı ve en doğal kadın sinema sanatçıları arasındaydı. İkinci Dünya Savaşı’nın bütün olumsuzluklarını/yıkıcılığını yaşadı. Savaş sonrasında ise, yıldızlaşan mesleki kariyerin ama mutsuz yaşamın sahibiydi.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Türkeş, MBK’den Nasıl Tasfiye Edildi?

Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan’ın Ankara’nın Necatibey Caddesi’ndeki mütevazı evinde ‘14’ler’ tanımlamasıyla siyasi tarihimize geçen grubun kaderi çizildi. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal ve MBK’nin 2 etkin üyesinin çok gizli toplantısında ülkenin yakın geleceğini etkileyecek önemli karar alındı.

Alay Sancağını Mihrap Yapan Kahraman

57. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey, şehit düşmesinden az önce eşi hanımefendiye mektup yazdı.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Türkeş, MBK’den Nasıl Tasfiye Edildi?

Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan’ın Ankara’nın Necatibey Caddesi’ndeki mütevazı evinde ‘14’ler’ tanımlamasıyla siyasi tarihimize geçen grubun kaderi çizildi. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal ve MBK’nin 2 etkin üyesinin çok gizli toplantısında ülkenin yakın geleceğini etkileyecek önemli karar alındı.

Alay Sancağını Mihrap Yapan Kahraman

57. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey, şehit düşmesinden az önce eşi hanımefendiye mektup yazdı.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Abdülaziz Döneminde Açılan İlk Genelev

Osmanlı İmparatorluğu’nda - gayri resmi! - yerleşik ilk genelev, İstanbul Beyoğlu’nda Sultan Abdülaziz (1830-1876) döneminde açıldı.

Gökyüzünde Süzülen İlk Türk Kadın Pilot

Bedriye Tahir Gökmen Hanım, havacılığa gönül veren, pilotluk sevdası ile yanan binlerce Türk kızının örnek aldığı, arkasından yürüdüğü tarihî kişiydi. Kıt kanaat yaşantıya rıza gösterip, hayalini gerçekleştirmeye çalıştı. Zorlukları bir bir aştı, eğitimini başarıyla tamamladı ama brövesine kavuşamadı. ‘Solo uçuş yapan ilk Türk kadın pilot’ unvanını kazanmakla yetindi.

Sinemamızın Aptal (!) Uşağı Cevat Kurtuluş

Cevat Kurtuluş, Yeşilçam’a Ferdi Tayfur’un hediyesiydi. Konservatuarın Opera bölümünden mezundu. Bariton sese sahipti; baştan ayağa sanatçıydı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

67 Yıl Sonra Mezarı Bulunan Bakü Fatihi

Bakü’ye giren Kafkas İslam Orduları Komutanı ‘Fahri Ferik’ Nuri Bey’in anavatanındaki ‘sembolik sayılabilecek’ mezarı 67 yıl boyunca bulunamadı. Araştırmacı Atilla Oral Bey olmasa belki de kıyamete kadar kayıp kalacaktı.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Üç Başbakanın Ortak Kaderi

Celal Bayar, Adnan Menderes ve Mesut Yılmaz’ın oğulları intihar ederek hayatlarına son verdi.

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

İsmet Paşa’nın Elini Öpen TİP Lideri

Mehmet Ali Aybar, çok iyi eğitim almıştı; Sol/Sosyalist düşünce aileden mirastı.

Türbesine Kilise Yapılan Padişah

1693’de yöreyi ele geçiren Avusturyalılar, türbeyi temellerine kadar yıktılar. Tepeye de Turpek adını verdiler. Türbenin yerine, Szüz Maria Kilisesi'ni inşa ettiler.

Kırık Bir Aşk Hikâyesi: Engin İle Perran

Sabah Gazetesi’nin popüler-polemikci yazarı Engin Ardıç ile televizyon dünyasının en ünlü yıldızlarından Perran Kutman iki yıla yakın süre nişanlı kaldı, ama sonra ayrıldı.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Taliban’ın Kara Kutusu

Taliban, Afganistan’ın tamamında kontrolü sağlayıp iktidara geldi. Ülke insanına işbirliği/dayanışma çağrısında bulundu. Oysa 1996 - 2001 arasında tam bir ‘orta çağ idaresi’ uygulamıştı. Yokluklar içindeki ülke iyice yoksullaşmıştı. Çocuk ölümlerinde dünya rekoru yakalanmıştı. Kızların eğitim hakları ellerinden alınmıştı. Bütün eğitim kurumları medreseye çevrilmişti.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Yeşilçam’ın Görünmeyen Şarkıcısı

Belkıs Özener (Özyenginer), ablası Gönül Yazar gibi, geleneksel müziğimiz, Türk Sanat Müziği parçalarına hayat verdi.

Türkçe de Konuşan Cengiz Han

Cengiz Han; tarihe 'Moğol ulusunu tanıtan hükümdar' diye geçti.

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Kulak Çeken Senarist

Asıl adı Abdulkadir Pirhasan’dı; geniş kitlelerce Vedat Türkali diye tanıdı.

Erotik Filmlerin Unutulmayan Yıldızı

70’li yılların sonunda Yeşilçam’ı ‘veba salgını’ gibi sarıp, gerçek sanatçıları tribünlere hapseden ‘erotik/porno film dalgası’nın yıldızlarından Tülin Tan, hayatının son günlerini Darülaceze’de geçiriyor.

52 Nişan, 16 Nikâh Yapan Ünlü Kaleci

Beşiktaş’ta üne kavuşan kaleci Varol Ürkmez, futbol yaşamı boyunca olayların, şaşaalı hayat tarzının, şaşırtıcı sayıdaki aşkların adamıydı. Gazetecilerin en önemli haber kaynaklarındandı. Halkın, özellikle de futbolseverlerin sevgilisiydi. Sadece futbolcu değildi, sinema ve tiyatro sanatçısıydı, tepeden tırnağa şov insanıydı.

Bornozla Gömülmek İsteyen Striptizci

Seher Şeniz, parçalanmış aile kurbanıydı. Babasını hiç tanımadı; annesinin ve kardeşlerinin desteğini de - yeterince! - gör(e)medi. Sevgiyi, huzuru ve aile sıcaklığı başkalarında aradı. Hep aldatıldı; cinsel obje olarak değerlendirildi; sürekli hayal kırıklığı yaşadı. İfadesine göre; ‘kullanıldı!’

İnönü’nün İlginç Sırrı

2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün bodrum katına bir laboratuvar kurdurup, fizik ve kimya deneyleri yaptı.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Hitler’in Karısı da Yahudi Çıktı

Tarihe ‘Yahudi soykırımını yap(tır)an lider’ suçlamasıyla geçen, Alman Nazi Partisi’nin değişmeyen Führer’i Adolf Hitler’in son büyük aşkı, nikâhlı karısı Eva Braun Aşkenaz Yahudisi çıktı.

CIA’dan Kongo’ya Jazz Festivali

ABD, 1940-1960 arasındaki süreçte Kongo’ya özel ilgi gösterdi. CIA’nin ağabeyi, Stratejik Hizmetler Ofisi, zengin uranyum yataklarını belirledi. Çok gizli operasyon(lar)la Japonya’ya atılan atom bombalarının yapımı için gereken ham maddeyi elde etti ve ülkesine taşıdı.

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Diğer Muhtelif Yazıları

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Kurbanlarını Gazete İlanıyla Bulan Kadın Seri Katil

Bayan Belle Gunness, yeni hayat kurmak için ABD’ye geldi. ‘Amerikan rüyası’nı gerçekleştirmek, zenginleşmek amacıyla kendince yol tuttu. Servet sahibi oldu fakat gönlünce harcayamadı. Kurbanlarıyla aynı kaderi paylaştı. Suç ortağının hedefine oturdu.

Tavşan Doğuran Kadın

İngiltere tahtında oturan, İngilizce bilmeyen, çevresi ve devlet yöneticileriyle Fransızca konuşa(bile)n I. George’un döneminde inanılması zor/garip olaylar, skandallar yaşandı. 50 kadar tavşan doğurduğunu iddia eden Mary Tofts adlı kadın da sahtekârlar arasındaydı.

‘Kanser’ Evita Perón’a Şifa Niyetine Mevlit

Ülkesinde gerçekleştirdiği reformlar ve halkına sağladığı sosyal imkânlarla sevildi. Kocası, Juan Perón’a verdiği destek ve darbecilere karşı gösterdiği direniş ile de insanının gönlünde taht kurdu. Eva Perón, dünyaca tanındı.

Yalnız Hem De Çok Yalnız Adam

Yaşar Güvenir; 10 Ocak 1998’de, dünyamızdan kuyruklu bir yıldız gibi ayrıldı. Arkasında yaşanmış hatıralar ve yaşayacak onlarca beste ile…

6 Milyar Doları Yiyen Fareler

Pablo Escobar, ‘beyaz zehir’ ticaretinin - bilinen! - ilk ve en önemli ismiydi. ‘ABD’yi dizlerinin üzerine çökertmeyi amaçladığını,’ tekrarlardı. ‘Büyük Şeytan’ın amansız düşmanıydı. Güçlü, mutlu, zengin ve uluslar arası alanda etkin Kolombiya düşlediğini söylerdi.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.