‘Çöpten Çıkan’ Tiyatro Oyunu

Fatma Nudiye Yalçı, erkek egemen dünyada hemcinslerinin sesi/öncüsü olmayı amaçladı. Türkiye’deki pek çok ilkin sahibiydi. Okudu, yazdı, eleştirdi ve en önemlisi de sorguladı. İdeallerinin peşinden yürüdü. Ömrünün beşte birini hapishanelerde geçirdi.

‘Çöpten Çıkan’ Tiyatro Oyunu

Fatma Nudiye Yalçı veya Nudiye Hüseyin, 1930’lu yılların önemli ismiydi. Kıyafet Devrimi’nin yeni yapıldığı, kadın haklarının son derece sınırlı tutulduğu ülkede okudu, yazdı, siyaset yaptı. Sosyalist fikirlere gönül verdi. Vatan Partisi’nin kurucusu ve yöneticisiydi. Politik düşüncelerinin ve faaliyetlerinin bedelini ağır şekilde ödedi. Son derece kararlı, inatçı ve mücadeleciydi. Hiçbir durum ve şart altında ‘beyaz bayrak çekmedi’! Gönlünü verdi fakat dava/‘siyaset’ arkadaşlarının adlarını vermedi! ‘Hak etmediği suçlardan yargılandı. Hayatının beşte birini ‘mahkûm’ sıfatıyla geçirdi!’ 



Çoğu sosyalist tarafından Hikmet Kıvılcımlı’nın sanılan/bilinen ‘Sosyete ve Teknik’ adlı kitabın muharriresiydi! İthaf yazısında Kıvılcımlı’yı övecek, ‘Boş zamanlarını değil, inkılâba/‘devrime’ bütün ömrünü verdi,’ diye yazacaktı.

'Donanma Davası' sanıklarından Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Hamdi Alev Şamilof, Emine Alev Şamilof ve Fatma Nudiye Yalçı, 'Bekirağa Koğuşu'nda



Fatma Nuriye Hanım, siyasi tarihimizde ‘Donanma Davası’ diye bilinen - Ağustos 1938’deki! - yargılama sürecini ‘sanık’ kimliği ile yaşadı. Nâzım Hikmet, Kemal Tahir, Hikmet Kıvılcımlı, Kerim Korcan ve Emine Alev Şamilof’un da aralarında bulunduğu kişilerle birlikte yargılandı. Kendisi ve arkadaşları hakkındaki iddia: ‘Komünizm yolu ile askeri isyana teşvik’di!



- Nâzım’ın Mahkûm Melahat’ı… -



Nâzım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ndaki ‘Mahkûm Melahat’ ya da ‘Emine Alev’, Fatma Nudiye Yalçı idi! 1938’de, Erkin ‘sefine’sinin hapishanesinde Nâzım’ın koğuş komşusuydu! Rivayete/Tarafların iddiasına göre, adı geçen geminin ‘sintine’sinin/‘en alt bölümü’nün dibinde, diz kapaklarına varan gayrı sıhhi atıkların içindeydiler!  Ünlü şair, ‘Koridor / Mahkûm Süleyman çıktı koridora / Mahkûm Melahat’le beraber / Esmerdi Melahat / Boynu uzundu / Ve bir kuş boynu gibi nazlıydı / Dudakları kırmızı ve boyasız,’ diye betimleyecekti! Şiirin devamında mahkûmun durumu anlatılacaktı: ‘Kelepçesiz Melahat / İnce kansız bileklerinin hürriyetiyle mağrur / Ve ellerini kullanabilmek imkânıyla keyifli / Elma yemektedir…’ 

Dr. Hikmet Kıvılcımlı Sultanahmet Cezaevi'nde



Fatma Nudiye Yalçı Hanım, - Cumhuriyet’in ilk! - becerikli, ileri görüşlü, girişimci kadın yazarlarındandı. 23 yaşında, 1927 yılında, ‘Türkçe Çabuk Öğreten Elifba’ ve ‘Millî Alfabe’yi yazıp neşretti. 



‘Türkçe Çabuk Öğreten Elifba’, 64 sayfaydı. ‘Türk Neşriyat Yurdu Maarif ve Şark Kitaphaneleri’ tarafından basıldı. Kapağında kitap okuyan iki genç kız resmi vardı. - Kızların ellerindeki ‘betik’in üzerinde ‘Çabuk Öğreten Elifba’ başlığı, arka kapakta, sol üst köşede ise, ‘Muallime Nudiye Hüseyin’ imzası görülüyordu! - Eserin amacı: Okuma yazma öğreneceklere eski alfabe ile yardımcı olmaktı! 

Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Fatma Nudiye Yalçı, hapishane bahçesinde havalandırma sırasında



- Fatma Nudiye Hanım’ın Alfabe Örnekleri Kayboldu… -



Maarif Vekâleti, Millet Mektepleri için ‘Millî Alfabe’yi uygun buldu ve tavsiye etti. Kitabın kapağında, Cumhuriyet’in idealize ettiği modern hanımlar ve beyler vardı. Kapak resmi, dönemin ünlü ressamı Münih Fehim’e aitti. Eserin öne çıkan yanı: Alfabenin ve her harfin ayrı ayrı tanıtılması, uygun kısa okuma parçalarının verilmesiydi!



1 Ocak 1929’de, kitabın ilk baskısı satışa sunuldu. Dönemin çok satan bazı gazetelerinin - Milliyet ve Cumhuriyet gibi! - ilan sütunlarında, kitapçılarda satıldığına ilişkin reklâmlar da yayınlandı!

Fatma Nudiye Hanım Büyükada'da fayton gezisinde 

Fatma Nudiye’nin eğitim tarihimiz açısından da çok önemli 2 eserinin hiçbir nüshası açık kaynaklarda bulunamadı. Kayıplara karıştılar! Millî Kütüphane’nin kayıtlarında ‘Millî Alfabe’nin bir örneğinin varlığına ilişkin bilgi mevcuttu! Ama ‘Türkçe Çabuk Öğreten Elifba’nın hiçbir kopyasına rastlan(a)madı. Araştırmacı yazar Mehmet Aslan, eserin bir örneğinin ABD’deki Princeton Üniversitesi’nin kütüphanesinde bulunduğunu belirledi. Tarihçi Prof. M. Şükrü Hanioğlu’na ulaştı. Hanioğlu, Princeton’da Yakın Doğu Araştırmaları Bölümü’nde yöneticiydi. Mektup yazıp yardımını rica etti. Sonunda da kitabın ‘taranmış’ örneğine sahip olabildi!

Fatma Nudiye Hanım evinin balkonunda



- Fatma Nudiye Yalçı’nın ‘Beyoğlu 1931’ İsimli Tiyatro Oyunu… -



Fatma Nudiye Hanım, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarıydı! Darülbedayi’de repertuvara alınan eserinin adı: ‘Beyoğlu 1931’di. Eserin kapağındaki imzası da ‘Nudiye Nizamettin’di. - Yazdığı sırada, ünlü gazeteci/yazar Nizamettin Nazif (Tepedelenlioğlu) ile evliydi! - Eser 5 perdelikti. ‘İstanbul sosyetesindeki ahlâk yozlaşmasını ele alıyordu!’ Tiyatro tarihçisi ve eleştirmeni Sevda Şener, bir yazısında yapıtı tanıttı ve temasını anlattı: ‘İstanbul’un belli bir kesiminde görülen ahlâk dejenerasyonunu işledi. Yazar, ‘sosyete yaşamı’ adı altında toplumun geleneksel değer yargılarına uymayan yaşam tarzını işledi. Alafranga ve gösterişli dış görünüş altında, annelerin kızlarını fuhuşa teşvik ettiği, kumarhanelerde toy gençlerin ve hacıağaların soyulduğu kirli ortam vardı. Oyun, toplumsal eleştiri niteliğindeydi!’

Fatma Nudiye Hanım, cezaevinde



Özdemir Nutku da ‘Beyoğlu 1931’i değerlendirdi: ‘Süslü, gösterişli Beyoğlu sosyetesinin iç yüzünü açımlayan oyun! Sosyete; varlıklı, hazır yiyici, sömürücü ve her çeşit sorumluluktan uzak, hiçbir işe yaramadıkları halde, toplumun kaymağını yiyen insan(lar) topluluğu…’



Darülbedayi Dergisi’nde eserin oynanmak üzere repertuvara alındığına ilişkin haber yayınlandı. Ama bir türlü sahnelenmedi! - Kayıtlara/Eldeki bilgilere göre, eserin bir örneği İstanbul Şehir Tiyatroları’nın kitaplığındaydı! - Araştırmacı Mehmet Aslan, oyunun metnini okumak istedi. Ama elde edemedi. Sonra illüzyonist Sermet Erkin’in ‘Tiyatro Oyunları Koleksiyonu’nda bir nüshasının bulunduğunu haber aldı. Yazar Bilgesu Erenus vasıtasıyla Erkin’e ulaştı. Bir örneğini rica etti. Oyun metninin kitap olarak basılmadığını öğrendi. Erkin’in arşivinde, oyuncular için daktilo ile çoğaltılmış nüsha mevcuttu.

Fatma Nudiye Yalçı Hanım'ın gençlik fotoğraflarından birisi



- Fatma Nudiye Yalçı, Sosyoloji Kitabı Yazan İlk Kadın Yazardı… -



‘Aslan’ın edindiği bilgiye göre Sermet Erkin, Devlet Tiyatrosu’nun çöpe atmak için ayırdığı eski kitap yığınları arasından elindeki nüshayı bulmuştu!’ Erkin’in kitaba ve tiyatroya olan saygısı/merakı, ‘Beyoğlu 1931’in kaybolmasını önledi! İlk Türk kadın oyun yazarının ‘öncel’ eseri hiç tanınmayacak, daha da önemlisi yeni kuşaklara aktarılamayacaktı!



Fatma Nudiye Yalçı’nın bir başka özelliği de, ülkemizde sosyoloji kitabı yazan ilk kadın yazar olmasıydı. Tarihi Materyalizm - Sosyolojiye Toplu Bir Bakış! - Hikmet Kıvılcımlı ile ortak çalışmalarıydı!

Fatma Nudiye Yalçı Hanım'ın iki farklı resmi 

Fatma Nudiye Hanım, ünlü tiyatro/sinema oyuncusu Beklan Algan’ın teyzesiydi. Burjuva kökenli aileden gelmesine karşın sıkı sosyalistti. Tüm insanların eşitliğini ve savaş karşıtlığını savunan, ömrünün tamamını idealine hasredendi! Yaşamı aşk, mücadele, mahkeme koridorları ve hapishane hücrelerinde/koğuşlarında geçti. ‘Fatma Nudiye Yalçı’nın hayat serüveni, ilk dönem Türk sosyalistlerinin de öyküsü sayılabilirdi!’



Fatma Nudiye Yalçı, 1904’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Hüseyin Hüsnü Bey, deniz makine önyüzbaşı emeklisiydi. Aile varlıklı sayılırdı. İstanbul’un zengin elitlerinin muhiti diye bilinen/tanınan Talimhane’de otururlardı. Bursa Apartmanı’nın geniş bir dairesinde kalırlardı. Küçük Fatma Nudiye ilkokuldan sonra Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'ne devam etti. Ama tamamlayamadı! - Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti, Almanya’nın yanında saf tutunca, Fransa’nın kurduğu ve eğitim dili Fransızca olan okul(lar) kapatıldı! - Babası, kızına özel dersler aldırdı. Darülfünun’un Felsefe Bölümü’ne kabul edildi. Edebiyata ve sosyolojiye ilgisi ile öne çıktı. Makaleler yazmaya başladı.

Fatma Nudiye Yalçı'nın yazdığı, 'Çabuk Öğreten Elifba' kitabının kapak resmi



- Ünlü Gazeteci Nizamettin Nazif Bey İle Evlendi… -



Fatma Nudiye Hanım, Sabiha ve Zekeriya Sertel’in yayınladığı ‘Resimli Ay Dergisi’ne ilk yazılarını gönderdi. Sonra da idarehaneye gidip gelmeye, yazar kadrosu ile tanışmaya girişti. Döneminin ünlü gazetecilerinden - O dönemde Marksisti! - Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile tanıştı. Moskova Üniversitesi’nde de tahsil gören genç adama kalbini verdi. 1924’de evlendiler. ‘Marksizmi eşinden öğrenecekti!’



Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu çok ilginç adamdı. 1928’de yayınladığı ‘Kara Davut’ adlı tarihi romanında Fatih Sultan Mehmet’i eleştirdi. İstanbul’un fethinin tek bir adama bağlanamayacağını ileri sürdü. Şehrin zapt edilmesi, Türk askerinin kahramanlığının ve kabiliyetinin eseriydi. Esere adını veren ve Sultan’ın fedaisi Kara Davut çok daha cüretkârdı: ‘İkinci Mehmet’i tokatlayacak/tokat atacak kadar da korkusuzdu!’

'Fosforlu Cevriye'nin yazarı Suat Derviş



Roman, Vakit gazetesinde yayınlandı. Fatih’e elle vurulan bölüm yoğun protestolara sebebiyet verdi. Okurlar ve milliyetçi gençler, gazetenin önünde toplanıp yazılanları kınadı. Ceridenin yöneticileri de yayını sonlandırma kararı aldı! Eser daha sonra kitaplaştırıldı ve hatta filme alındı!



Fatma Nudiye Hanım’ın Nizamettin Nazif’le evliliği 4 yıl sürdü. 1928’de ayrıldılar. 



- Hikmet Kıvılcımlı’yı Ömrünün Sonuna Kadar Sevdi… -



Resimli Ay’da Hikmet Kıvılcımlı ile de tanıştı. Dergi, Türk komünistlerinin uğrak noktası sayılabilirdi. Hayatının yeni evresindeydi: Fikir, örgüt ve ‘asıl’ hayat arkadaşı Hikmet Kıvılcım ile tanıştı. İlişkiyi de ömrünün sonuna kadar sürdürdü! Kıvılcımlı, Fatma Hanım’a karşı boş kal(a)madı. Güzelliği, zekâsı, ifade kabiliyeti ve en önemlisi de kararlılığına hayran oldu. 1932’de, aynı evi paylaşmaya başladılar. Evlenmediler fakat beraberliklerini sürdürdüler. Kıvılcımlı’nın anlayışına göre, ‘Komünist olmanın bedeli yeterince ağırdı’! Eşini de aynı okkanın altına sokmamalı, koruyucu tavrını sürdürmeliydi!’ İkiliyi yakından tanıyan bir yazarın satırlarına bakılırsa, ‘hem devrimci, hem sevgili olabilme/kalabilme tutkusu yeterliydi!’ Ama Kıvılcımlı’nın Fatma Hanım’a bakışı, Çankırı Cezaevi’nde yatarken gönderdiği ‘özel af dilekçesi’nde açıkça belliydi: ‘Ben üç senedir bir hapishanede, karım başka hapishanede sürgün ve mahkûm yaşıyorum!’

Gazeteci-yazar Nizamettin Nazif Bey, ünlü romanı 'Kara Davut'un kapağı



Fatma Nudiye Yalçı, 1933’de, Sedat Simavi’nin sahipliğini ve genel yayın yönetmenliğini üstlendiği haftalık ‘Yedigün’ dergisinde yazmaya başladı. ‘Nudiye Hüseyin’ imzasını kullandı!



- Suat Derviş de Nizamettin Nazif’e Âşıktı… - 



Abidin Dino, bazı anılarını aktardığı ‘Kızılbaş Günlerim’ adlı kitabında, Fatma Nudiye Alçı’ya da yer verdi. Tepedelenlioğlu ile gönül ilişkisinden ipuçları sundu: ‘Nudiye Hüseyin’i 1930’ların başından beri tanırdım. Babıâli’de eli kalem tutan, güzel, kalender kadındı. Bir ara, bir yandan Nudiye, bir yandan sıkılgan, süslü, minnacık Suat Derviş, Nizamettin Nazif’e âşık olmuşlardı. ‘Deli Nizam’ bir fırtına, ‘Kara Davut’un yazarı, Arif Oruç’un Yarın gazetesini - rekor kırarak! - 50 bin adet sattırmayı başarmış ünlü gazeteciydi. Önceleri, 1920’lerde, Nâzım’ın, Moskova arkadaşlarındandı! Sonradan yolları ayrılmıştı. Nizam yakışıklı, bağırtkan, kadınlara pabuç bırakmaz, dediği dedik, kestiği kestik bir kara belâydı! ‘Kadın kısmından’ başı ağrıyınca, kahkahalar atarak hepsini kovar, merdivenlere kadar kovalardı! Nasıl olsa sürüsüne berekettir ona göre: ‘Kuyruğa girsinler!’ Nudiye’ye biraz yazık olmuştu ama bir süre sonra boş vermişti bu işe…’

Kemal Tahir çalışma masasında



Fatma Nudiye Hanım, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin - SSCB! - İstanbul Konsolosluğu’nda Türkçe çevirmen olarak da çalıştı. 2 Temmuz 1934 tarihinde Resmî Gazete'de Soyadı Kanunu yayınlanınca, ‘Yalçı’ aile ismini aldı.



- Ailesi, Sosyalist Fatma Nudiye Hanım’a Cephe Aldı… -



1935’te, ‘Sosyete ve Teknik / Tarih Öncesi Din ve Devlet’ adlı kitabı yayınlandı. Eser, Aydınlık Matbaası’nda basıldı. Fatma Nudiye Yalçı, yol ayrımındaydı. Sosyalist görüşleri benimsediğini saklamadı ve örgütlerde görev aldı. Fikirleri ve eserleri, ailesi ile arasını açtı. Yalçı Ailesi, kızlarına küstü, konuşmayı ve görüşmeyi kesti! Annesi zaman zaman evladını ziyareti sürdürdü. Fatma Nudiye Hanım dirençliydi, baskılara kulak asmadı, bildiği çizgide yürümeyi sürdürdü.

Kerim Korcan



Bir başka rivayete göre Fatma Nudiye Yalçı ile Hikmet Kıvılcımlı, Kerim Sadi’nin - asıl adı Ahmet Nevzat Cerrahoğlu! - evinde tanıştı. - Sadi, Moskova’da TKP’ye - Türkiye Komünist Partisi! - katıldı. 1925’de, gözaltına alındı. TKP Genel Sekreteri Şefik Hüsnü Deymer ile ilişkisinden ötürü 4 yıl hapis yattı! Örgütçülüğü kadar Türkiye’deki sosyalist hareketin tarihine ilişkin kitapları ile bilindi/tanındı! - Fikrî ve fizikî birliktelikleri ömürlerinin sonuna kadar sürecekti. 1935’te, ‘Marksizm Bibliyoteki’ yayınevini kurdular. Ardından da ‘Kıvılcımlı Kütüphanesi’ni ihdas ettiler. Fatma Nudiye Yalçı, telif ve tercüme eserlerini yayınlamaya başladı. Engels’den ‘Maymunun İnsanlaşması Prosesinde Emeğin Rolü’, ‘Marksizmin Prensipleri’, Marx’dan ‘Klasik Alman Felsefesinin Sonu ve Ludwig Feuerbach’, ‘Enternasyonal İşçiler Cemiyetini Açış Hitabesi’ adlı kitapları dilimize çevirip neşretti. ‘Güneşin Çocuğu Gölgenin Çocuğu’ adlı çocuk yapıtını okurlara sundu.

Kerim Sadi (Ahmet Cerrahoğlu), ilk eşi Semiha Uzunhasan ile



- Kıvılcımlı, Fatma Nudiye Hanım İle Evlenmedi… -



Fatma Nudiye Hanım, özel hayatında olduğu kadar yayın yaşamında da şanssızdı! Bin bir emekle çevirip yayınladığı Marksist klasiklerin örnekleri de kayıplara karıştı! ‘Sosyete ve Teknik’ kitabı tartışmalara konu edildi. Eserin Yalçı tarafından değil de Hikmet Kıvılcımlı tarafından yazıldığı bile iddia olundu/polemik konusu yapıldı. 

Fatma Nudiye Yalçı, Hikmet Kıvılcımlı’ya hem hayran, hem âşıktı! Evli olmasını bilmesine rağmen ilişkisini sürdürdü. Doktor, eşi Emine Hanım’ı da hayatından çıkarmadı. İki kadın arasında özel yaşamına devam etti. Yakın çevresinin beyanına göre karısı kızsa da duruma alıştı. Sesini çıkarmaktan/yükseltmekten vazgeçti. Fatma Nudiye Hanım’ın tutunacak başka dalı yoktu. Ailesi ile ilişkisi sınırlıydı. Hayat mücadelesinde tek başınaydı. Politik ve kültürel çalışmalarından ötürü siyasi polis tarafından tanınıyor ve izleniyordu. ‘Her 1 Mayıs öncesinde gözaltına alınacaklar listesindeydi!’ Emniyet güçlerine karşı aktif direniş - ‘dişe diş mücadeleye girmekten’! - göstermekten de çekinmiyordu!





Yalçı Ailesi, Fatma Nudiye’ye - yerinde tabirle! - ‘vebalı gibi’ davrandı. ‘Komünist akraba’, el/yabancı yerine konuldu! Kız kardeşi Huriye Hanım da, annesinin yolundan yürümeye çalıştı. Dinî bayramları fırsat bilip ziyaret imkânı yarattı. Her seferinde oğlu Beklan Algan’ı da yanında götürdü. Yeğenin teyzesini tanımasını sağladı.



- Donanma Davası’nın Sanıkları Arasındaydı… -



Emniyet Birinci Şube yetkilileri, Kıvılcımlı ve arkadaşlarının peşindeydi. Nâzım da listenin ilk sırasındaydı! 1938’in Mayıs’ında takip ve telefon dinlemeleri sıklaştı. Operasyon için aranan fırsat bulundu. Deniz Harp Okulu öğrencisi Ömer Deniz, Nâzım Hikmet hayranıydı. Eline geçirdiği bütün şiirlerini ezberlerdi. Ünlü şair ile tanışmayı kafasına koydu. Bir hafta sonunda, Kemal Film’in Beyoğlu’ndaki yazıhanesine gitti. - Nâzım, Kemal Film için senaryolar yazardı! - Bulamadı. Adresini istedi. Evine uğradı ama yine görüşemedi. Piraye Hanım, karşısında askeri öğrenciyi görünce paniğe kapıldı. Eşine telefon edip durumu bildirdi. Nâzım da huylandı: Takip safhası aşılmış, devreye ajan mı sokulmuştu? Birinci Şube’den tanıdığı komiseri telefonla aradı, ağzına geleni söyledi. 



Kıvılcımlı’nın yorumu ile Nâzım, şişenin mantarını açıp cini dışarı çıkardı: ‘Şairane provokasyon ile operasyon başlattı!’ Siyasi Şube hareketlendi. Deniz Harp Okulu’nun bütün öğrencileri mercek altına alındı. Gerekli izinler sağlandıktan sonra hafta sonunda çarşıya çıkan talebelerin listesine ulaşıldı. Odalar, karyolalar ve eşya dolapları arandı. Bazı şüpheli talebelerin ifadelerine/ikrarlarına müracaat edildi. Yavuz Zırhlısı da yoklandı. Haydar Korcan - Kerim Korcan’ın kardeşi! - adlı öğrencinin dolabında Hikmet Kıvılcımlı’nın yazdığı bazı kitaplar ve broşürler ele geçirildi. Korcan, bildiklerini anlattı. Hikmet Kıvılcımlı ve Fatma Nudiye Yalçı’yı tanıdığını, evlerine gidip sohbetlerine katıldığını, okumak için kitaplar aldığını beyan etti. Adı geçenler ve yakınlarındaki kişiler, Donanma Komutanlığı Askerî Mahkemesi’nin verdiği karar gereğince gözaltına alındı. Takvimler, 13 Haziran 1938 Pazartesi gününü gösteriyordu.



- Sabahattin Ali’nin Piyasada Satılan Kitapları ‘Suç Unsuru’ Sayıldı… -



Fatma Nudiye Hanım’ın hayatında yeni bir sayfa açıldı. Sultanahmet Cezaevi’nin rutubetli bir koğuşuna konuldu. Dört duvar arasında, sevdiklerinden uzak günler geçirecekti. Fikir yoldaşı ve gönül arkadaşı Hikmet Kıvılcımlı da aynı hapishanedeydi. Nâzım Hikmet ile Kemal Tahir de tutuklananlar arasındaydı. Aynı mahpushanedeydiler! Suçlama çok ağırdı: ‘Komünist faaliyette bulunmak, Ordu’yu isyana teşvik etmek!’



Yargılamalar, Yavuz Zırhlısı’nda yapıldı. Fatma Nudiye Hanım, duruşmalar boyunca metanetini korudu. Paniğe kapılmadı, çözülme göstermedi. Kararı soğukkanlılıkla dinledi. 10 Ağustos 1938’de başlayan duruşmalar, 29 Ağustos 1938’de tamamlandı. Nâzım Hikmet 20, Hikmet Kıvılcımlı 15, Kemal Tahir 15, Kerim Korcan 12, Fatma Nudiye Yalçı ise 10 yıl hapse mahkûm edildi.



Kemal Tahir’in Kıvılcımlı ve arkadaşları ile örgütsel bağlantısı mevcut değildi. Davaya dâhil edilme sebebi: Sabahattin Ali’nin piyasada da satılan bazı kitaplarını okumaları için astsubay biraderine ve iki arkadaşına vermekti! Tahir’in kardeşi ve arkadaşları, mahkemede şahitlik yaptı. Savcının iddialarını reddettiler! Ancak sonuç değişmedi!



Fatma Nudiye Yalçı, fiilen 10 yıl hapis yattı. 1948’de, Sinop Cezaevi’nden tahliye edildi. Mahkûmiyeti süresince Hikmet Kıvılcımlı’ya olan sevgisini ve bağlılığını yitirmedi. Kıvılcımlı, dava arkadaşına aynı samimiyeti göster(e)medi! 1950 affı ile cezaevinden çıktıktan sonra - Sultanahmet Cezaevi’nde tanıştığı ve beğendiği! - Emine Hanım ile nikâh kıydı. Fatma Nudiye Hanım, üzüntüsünü kalbine gömdü, siyasal çalışmalarını sürdürdü. Kıvılcımlı’dan kop(a)madı! 1954’de, Vatan Partisi’nin kurucuları arasına yer aldı. Partinin Merkez Haysiyet Divanı Başkanı seçildi.



- Partiye Başkan Olacakken, Üyeliği Sonlandırıldı… -



Vatan Partisi, 1957’de yapılan genel seçimlere katıldı. Fatma Nudiye Yalçı, genç bir parti militanı gibi koşturdu. Mitinglerde söylev verdi. Sirkeci’deki bir toplantıda saldırıya uğradı. Topluluk önünde konuşurken taş ve şişe yağmuruna tutuldu. Hastaneye kaldırıldı. Tedavi altına alındı. Taburcu edilecekken soruşturma başlatıldığı haberini öğrendi! Savcılık, Vatan Partisi için kapatma, yöneticileri hakkında da tevkif istemiyle dava açtı! Kasım 1957’de, Hikmet Kıvılcımlı tutuklandı. Fatma Nudiye Hanım hakkında da soruşturma sürdürüldü. 



Kıvılcımlı, örgütü hapishaneden yönetmeye çalıştı. Vatan Partisi’nin başına Fatma Nudiye Yalçı’nın getirilmesi talimatını verdi. Ama yönetimdeki Kerim Korcan ile kimi arkadaşları karara karşı çıktı! Korcan, Donanma Davası’nda Yalçı’nın bazı ihtarlarına ve sert sözlerine muhatap olmuştu! Hıncı vardı! Partiden ihraç ettirdi! Fatma Nudiye Hanım, daha sonra tutuklandı. İki yıl hapis yattı. Duruşmalar sonunda beraat etti. Yeniden hürriyetine kavuştu.



Fatma Nudiye Yalçı, partiden çıkarılmasına içerledi. Çok geçmeden kansere yakalandığını öğrendi. - Başka bir bilgiye göre de guatr rahatsızlığı vardı! - Tedavi için ülke dışına çıkması gerekliydi. Ama parası yoktu! Hikmet Kıvılcımlı’nın önerisi üzerine Romanya’ya gitmeyi kabul etti. Babasından miras kalan arsayı elden çıkardı. Masraflarını karşılamaya çalıştı.



- TKP’nin Sesi Radyosu’nda Çalıştı… -



27 Kasım 1965’de, Sirkeci’den kalkan trenle Bulgaristan’a geçti. - Kendisini, kız kardeşinin oğlu, Beklan Algan uğurladı! - Romanya’yı beklerken, Doğu Almanya’ya Leipzig’e gönderildi. 1967’den 1969’a kadar TKP’nin Sesi Radyosu’nda redaktörlük yaptı. Bu şehirde kalmak istemedi. Sofya’ya dönmesine izin verildi. ‘Ölümüne yakın emeklilik hakkı kazandı!’ Dinlenmek ve Karadeniz kokusu ile vatan hasretini gidermek için Varna’ya yerleşti. Son nefesini de burada verdi.



Beklan Algan, Fatma Nudiye Hanım ile ölümünden az önce görüşme fırsatı buldu. Almanya’ya turne için giderken, Sofya’da mola verdi ve teyzesi ile hasret giderdi. Algan’ın dönüşünde yeniden görüşme sözüne çok sevindi. Ama nihai ziyaret gerçekleşmedi. Beklan Algan, Sofya’da teyzesini değil de ölüm haberini ve geride kalan bazı eşyalarını buldu! Bulgar yetkililer, acı havadisi ulaştırdıktan sonra mezarını ziyaret etmesine de izin verdi.



TKP’nin o dönemki elemanlarından Gün Benderli anılarında, Fatma Nudiye Yalçı’dan da bahsetti. Benderli’ye göre Yalçı’nın Leipzig’e gelmesi ve de iki yıl kalması, Zeki Baştımar ile İsmail Bilen’i rahatsız etti. Bulgaristan’a yollanması kararı alındı. Fatma Hanım, Bulgaristan’da da çevirmenlik yaptı. Yeğeni Beklan Algan’a da, ‘teyzesinin Varna’da kaldığı misafirhanede sabuna basarak kaydığı, düşerken başını duvara vurup öldüğü bildirildi!’



- Fatma Nudiye Yalçı’nın Hayat Hikâyesi Tiyatro Oyunu Oldu… -



Bilgesu Erenus, Fatma Nudiye Yalçı’nın hayatından kesitler sunduğu ‘Yaftalı Tabut’ adlı tiyatro oyununu yazdı. Eser, 2021 - 2022 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelendi.



Erenus, erkek egemen dünyada, okuyan, eleştiren, sorgulayan bir kadının yaşam öyküsünü anlatmaya çalıştı. Hayat hikâyesini olabildiğince araştırıp sahnede sergilenebilecek malzemeye dönüştürdü. Fatma Nudiye Hanım’ın ömrünün farklı dönemlerindeki mücadelesini, politik çıkışlarını ve çilesini, hürriyetten men edilişini, aşkını ve uğradığı hayal kırıklıklarını ustalıkla aktarmayı başardı.

18 May 2024 13:18
164 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Cenazesinde Alkış İstemeyen Sanatçı

Sümer Tilmaç, anne karnında sahneye çıkmıştı. Yaşamı boyunca tiyatronun tozunu yutmayı, sinemanın spotlarında aydınlanmayı/görünmeyi kabullendi. Beyazperdede ve televizyonda unutulmaz/ölümsüz tipler çizdi/bıraktı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

İsmet Paşa’nın Elini Öpen TİP Lideri

Mehmet Ali Aybar, çok iyi eğitim almıştı; Sol/Sosyalist düşünce aileden mirastı.

Fosforlu Cevriye

Suat Derviş’in kalemiyle ölümsüzleşen ‘Fosforlu Çevriye’, toplum dışına itilmiş, sokakları mesken edinmiş ‘hayat kadını’ydı! Özgürlüğüne düşkündü. Çilesini/kaderini kabullenmişti. Erkeklere boyun eğmezdi. Polis takibinden kaçan adama kalbini vermekten de çekinmedi. Ya romanın yazarı Suat Derviş kimdi, nasıl bir hayat sürdü?

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

Kral 3. Charles Müslüman mı?

‘3. Charles’ unvanı ile İngiltere Tahtı’na oturan Prens Charles, Şeyh Nazım Kıbrısî’nin iddia ettiği gibi ‘Müslüman’ mıydı? Hem Anglikan Kilisesi’nin başı hem İslâm dinine mensubiyet mümkün müydü?

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

İsmet Paşa’nın Elini Öpen TİP Lideri

Mehmet Ali Aybar, çok iyi eğitim almıştı; Sol/Sosyalist düşünce aileden mirastı.

Yakışıklı Acımasız

Sinema salonunda film seyrederken keşfedildi. Yakışıklı, atletik yapılı, uzun boyluydu. Kâşifini teşhisinde yanıltmadı. Her rolün altından başarı ile kalktı. ‘Döneminin en önemli erkek yüzlerindendi!’

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Sinemamızın Aptal (!) Uşağı Cevat Kurtuluş

Cevat Kurtuluş, Yeşilçam’a Ferdi Tayfur’un hediyesiydi. Konservatuarın Opera bölümünden mezundu. Bariton sese sahipti; baştan ayağa sanatçıydı.

Adnan Menderes’in Son Yasak Aşkı

Menderes’in bir yanı hep boştu/boş kaldı. Eşi Berin Hanım ve tanıdığı/birlikte olduğu bütün kadınlarda annesini aradı; daha doğrusu anne sıcaklığını/şefkatini bulmaya çalıştı. Arayış serüveninde toplumun değer yargılarını pek dikkate almadı; anı dolu dolu yaşadı… Hep kalbinin sesine uydu; kadınların peşinden gitti, koştu…

Peygamber Döneminde Yazılmış Kuran Sayfaları

Berlin Devlet Kütüphanesi’nde Hazret-i Peygamber döneminde yazıldığı iddia edilen Kur’an-ı Kerim sayfalarına rastlandı.

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Gökyüzünde Süzülen İlk Türk Kadın Pilot

Bedriye Tahir Gökmen Hanım, havacılığa gönül veren, pilotluk sevdası ile yanan binlerce Türk kızının örnek aldığı, arkasından yürüdüğü tarihî kişiydi. Kıt kanaat yaşantıya rıza gösterip, hayalini gerçekleştirmeye çalıştı. Zorlukları bir bir aştı, eğitimini başarıyla tamamladı ama brövesine kavuşamadı. ‘Solo uçuş yapan ilk Türk kadın pilot’ unvanını kazanmakla yetindi.

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Maksim Gorki ‘Seven Banker’

Adından daha ziyade mesleki unvanı ile tanındı. Her gün gazetelerin birinci sayfalarını haber(ler)i, iç yapraklarını da reklam(lar)ıyla doldururdu. Tek kanallı TRT televizyonunda günün her saatinde şirketlerinin ‘paralı tanıtımını’ yapan kısa bantlar dönerdi. Bankalardan daha fazla mevduat toplamayı başardı. Yüksek faiz dağıtırdı. Ama yükselişi gibi ‘inkırazı’/çöküşü de pek hızlıydı. ‘Banker Kastelli’ olarak bilinen, milyonlarca kişiyi peşinden sürükleye(bile)n Abidin Cevher Özden kimdi?

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Diğer Türk Tarihi Yazıları

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 2

Zaro Ağa, 130 yaşından sonra çok ünlendi fakat para kazamadı. Dünyayı dolaştı. Popüler isimlerle tanıştı, fotoğraf çektirdi. Reklam kampanyalarında etkin rol aldı. Kartpostalları/foto kartları yüz binlerce satıldı. Kısacası Ağa, ülkemizin ilk ‘uluslar arası medya ikonu’ydu!

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Tahta Çıkınca ‘Sünnet Olan’ Padişah

I. Ahmet, 14 yaşında tahta oturdu. 14. Osmanlı padişahıydı. 14’ünde sünnet edildi. Saltanatı 14 yıl sürdü. Bazı müverrihlere göre 14 oğul babasıydı. İnşa ettirdiği caminin ‘Ahmediye Camii’nin - Sultan Ahmet Camii! - ilk tasarımında 14 şerefesi olduğu yazılacaktı. Sultan Ahmed-i Evvel’in hayatı ilgi çekici olaylar ve tezatlarla doluydu.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.