Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, bir dönem Yeşilçam’ın ‘en tutulan/vazgeçilmeyen ismi’ydi. Konuşması, aniden kızması/sinirlenmesi, rakibini kavgaya davet etmesi, fidye için çocuk kaçırması, racon kesmesi, sert/öfkeli bakışlarını yönelttiği muhatabını tuş etmesiyle fark edilirdi. Kendine has mimikleriyle korkuttuğu kadar sempati de yaratırdı. Doğuştan aktördü. Bir anda öylesine şöhrete kavuştu ki, yakın arkadaşı Öztürk Serengil’in anlattıkları inanılması zor olsa da gerçekti: ‘Böylesine büyük sevgi halesi yaratan, sempati uyandıran aktör/artist görülmedi. Tekçe’siz film düşünülemezdi. Her filmde muhakkak rol verilirdi. Halk büyük saygı ve sempati gösterirdi. Beyoğlu’na her çıkışı olay olurdu. Tramvaylar dururdu. Binlerce insan etrafını sarar, ünlü yıldızı yakından görmeye, dokunmaya çalışırdı.’

Tekçe özel hayatında, perdede çizdiği kötü adam tipolojisinden çok farklıydı. Herkesle barışıktı. Babacan, sevecen ve sevimliydi. Karıncayı incitmeyecek derecede yumuşak kalpliydi. Düşmanıyla bile anlaşabilirdi. Çocukla çocuk, büyükle büyük olurdu. Ailesine, arkadaşlarına düşkündü. Kendine has tatlı gülüşü, sempati uyandıran tavırları/davranışları vardı. Çok cömertti. Çevresinde yardımını gören onlarca fakir bulunurdu. Tam bir ‘fukara babası’ydı.

- Eşek Sütü İçerek Koleradan Kurtuldu… -

Hakkında anlatılan bir hikâye ilgi uyandırırdı. Ailesi, Büyükada’da otururdu. Küçüklüğünde koleraya yakalanmıştı. Babası Hikmet Bey’in yakın arkadaşı, çocuk hastalıkları uzmanı Kadri Raşit Paşa, küçük Ahmet’i dikkatle muayene etti. ‘Eşek sütü içirmeniz gerekir,’ dedi. ‘Yoksa fazla yaşamaz!’ Köşkün geniş bahçesine barınak hazırlandı. Sütü bol dişi eşek bulunup satın alındı. Önerilen tedavi titizlikle uygulandı ve hastalık yenildi.

Ahmet Tarık Tekçe’nin babası Hikmet Bey, Ağır Ceza Mahkemesi Reisi’ydi. Otoriterdi, çevresinde saygı uyandırırdı. Ailesini bağlıydı. Cemil ve Necip adlı 2 oğlu, bir de kızı vardı. Dönemin Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’in yakın arkadaşıydı. Küçük Ahmet, Galatasaray Lisesi’nin ilk kısmı Jandark İlkokulu’na yazdırıldı. Parasız yatılı okuyacaktı. Galatasaray’ın orta ve lise kısmına da devam etti. Son sınıfta Işık Lisesi’ne nakil yaptı ve mezuniyetini sağladı.

Serengil, Tekçe’yi çok severdi. ‘Sinemadaki akıl hocasıydı!’ ‘Tekçe, fevkalade kültürlüydü. Girişkendi, hakkını savunurdu. Konuşması etkiliydi. Geniş gülmece dağarcığına sahipti. Herkese değer verirdi. Davudi sesiyle büyülerdi. Ayhan Işık’tan sonra Türk Sineması’nın en büyük yıldızıydı!’

Yakın çevresine, bazı sinema eleştirmenlerine göre, Oliver Hardy’i anımsatan ses tonuna sahipti. 

Tekçe, sinemaya girmeden devlet memurluğunu denedi. Liseyi bitirince baba evine döndü. Dönemin İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay, Büyükada’ya ziyarete gelmişti. Yanına gidip kendisi için iş istedi. Cami Altı Tersanesi’nde çalışmaya başladı. Ardından Fener’deki Nüfus Müdürlüğü’ne vekil memur tayin edildi. Aylık maaşı 180 lira kadardı.

- Tekçe’yi Yeşilçam’a Faruk Enç Soktu… -

Sinema macerası 1948’de, - Enver Paşa’nın yeğeni, Belgin Doruk’un ilk eşi! - Faruk Kenç’in çağrısıyla oldu. Kenç, dönemin en ünlü film yapımcısı/yönetmeniydi. İlk filminde, Tuzak’ta başroldeydi. Süavi Tedü’nün 800 lira istemesi kabul görmemişti. Tekçe, senaryodaki tipe uygun bulundu. 200 lira karşılığında mukavele imzaladı. Aktörlüğü meslek seçebilirdi. 

Eli kalem tutardı, mizahtan anlardı. Küçük güldürü yazıları karalardı. Karikatür de çizerdi. Hatta bazı gülmece dergilerinde yayınlatmayı düşündü. Ama suyun başında kalmayı denedi. Gönlünde gazete patronluğu yatıyordu. Arkadaşlarının ve çevresinin desteği/yüreklendirmesiyle ilk adımı atacaktı. Haftalık, 4 yapraklık ceride çıkaracaktı. İçinde magazin, mizah, çevre haberleri ve azıcık da politika bulunacaktı. ‘Adalar Gazetesi’nin sahibi, yazı işleri müdürü, yazarı ve muhabiriydi. ‘Tek kişilik orkestraya benzerdi!’ Daha sonra yayının adını ‘Pandispanya’ya çevirdi. 

Kalemi sivri, yazdıkları rahatsız edici, egemenlere yönelttiği eleştiriler sertti. 1952’de, dönemin Demokrat Partili Başbakanı Adnan Menderes’i suçlayan, icraatlarını tenkit eden kısa yazı yayınladı. Hakkında dava açıldı. 13 ay 20 gün fiilen hapis yattı. Tekçe, cezasını Paşakapısı Cezaevi’nde çekti.

1953’de, Yeşilçam’a geri döndü. ‘Vahşi Arzu’ filminde yarattığı ‘kötü adam’ tiplemesiyle sinemadaki yüzüne kavuştu. ‘Sonraki bütün yapımlarda canlandıracağı tipi yakaladı!’ Kötülük yapmaya hazır, nefret uyandırmaktan hoşlanan, kadınlara eziyet/işkence etmekten haz duyan, kavgaya tutuşmak için sebep ara(ma)yan, vb. rolleri müthiş başarıyla canlandırdı.

Vefat ettiği 1964’de kadar - 16 yıl içinde! - 300’e yakın filmde oynadı. Yakın arkadaşı, aile dostu Öztürk Serengil’in kayıtlarına bakılırsa, 2 kafadar tam 150 kurdelede beraberdi.

- 1961’de Tam 34 Filmde Göründü… -

1959 ile 1964 arasında, Yeşilçam’da üst üste rekorlar kırdı. 1959’da 18 film, 1960’da 23 film çekti. 1961’de bir zirveye ulaştı: Tam 34 yapımda imzası görüldü. 2. derece rollere çıkmasına karşın en az 2 hafta mesai harcardı. Bazen de jönprömiye kadar perdede görünürdü. Günde 2 - 3 film setine yetişebilecek enerjiyi bulurdu. Kendine özgü çalışma planlaması yapardı. Büyük kâğıt üzerine hangi filmde ne gün(ler) çalışacağını, hangi elbiseleri giyeceğini, platonun yerini/adresini net şekilde yazardı. Hiçbir seti kaçırmamaya çalışırdı. 

Eli para görünce otomobil satın aldı, özel şoför tuttu.

‘Toros Canavarı’nda başroldeydi. 1961 yapımı filmde gerçekleştirdiği olağanüstü performansla hep hatırlanacaktı. Atıf Kaptan, Efkan Efekan, Osman Alyanak, Kemal İnci kadrodaki diğer isimlerdi.

Siyasete ilgisi hiç azalmadı. Babadan CHP’liydi. İsmet İnönü’nün damadı, Ankara basınının önemli ismi, AKİS dergisinin sahibi - ‘Millî Damat’ diye de anılan! - Metin Toker, DP’li Devlet Bakanı Mükerrem Sarol’a hakaret ettiği gerekçesiyle 7 ay 23 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkûmiyet kararı verildiğinde eşi Özden Hanım hamileydi. Toker, Tekçe’nin Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşıydı. Ahmet Tarık Tekçe, Başbakan Adnan Menderes’e telgraf çekti: ‘Eşi doğum yapana kadar Metin’i bırakın! Onun yerine hapse girmeye razıyım!’

‘Cevap alamadı fakat arkadaşına verdiği cesur destekle takdir topladı!’

İlahiyatçı Prof. Dr. Emin Işık, kendisiyle yapılan röportajda, Ahmet Tarık Tekçe hakkında şaşırtıcı bazı bilgiler verdi. Işık’a göre Tekçe, 27 Mayıs Askeri Darbesi’nden sonra Yassı Ada’da kurulan mahkemelere katıldı. Demokrat Partili sanıklar aleyhine tezahüratta bulundu. Sava bakılırsa, Tekçe’ye bir grup arkadaşı da eşlik ediyordu. Sanıklara, ‘Sakıtlar! Düşükler!’ diye bağırıyordu. Mahkemede görevli hâkimlere destek çıkıyordu.

- Tekçe Beyoğlu’nda Yürürken Trafik Tıkanırdı… -

Öztürk Serengil, Ahmet Tarık Tekçe’yi 1950 ve sonrasında parlayan en önemli sinema insanları arasında gösterecekti. Erkekler arasında Ayhan Işık, Muzaffer Tema, Turan Seyfioğlu, Ahmet Tarık Tekçe, Eşref Kolçak ve Süavi Tedü seçkin aktörlerdi. Kadınlarda da Gülistan Güzey, Lale Oraloğlu, Cahide Sonku, Belgin Doruk ve Muhterem Nur’un isimleri mutlaka zikredilmeliydi. 

Türk Sineması’na star sistemi yerleşiyordu. Yardımcı oyuncuların da sivrilme dönemiydi. 1950’nin 2. yarısında Ahmet Tarık Tekçe yarışta öne çıktı. 1964’e kadar da kimse tarafından geçil(e)medi. 

Tekçe’nin oynadığı filmler izlenme rekorları kırdı. ‘Altın kalpli kötü adam’ın yürüdüğü caddelerde halk etrafını çeviriyor, sevgisini gösteriyordu. Jön prömiyerleri bile kıskandır(ır)dı. Tekçe yaygın şöhretine karşın çok cüzi ücret alırdı. Filme başlamadan anlaşma imzalamazdı. Çekimler bitince firmaya uğrar, hakkından çok azını talep ederdi. Hatta bazen istediğinin yarısına da rıza gösterirdi. Tekçe’nin utangaçlığı/gözü tokluğu diğer sinema emekçilerini de etkilerdi. Pazarlık yapmaya kalkan her karakter oyuncusunun karşısına Tekçe’ye verilen tutar çıkarılırdı. Bir de bıyık altından gülünürdü: 

‘Siz, Ahmet Tarık Tekçe’den daha büyük müsünüz ki, böyle yüksek ücret(ler) istiyorsunuz?’ 

Öztürk Serengil de, piyasada hâkim kılınmaya çalışılan fiyatlandırmadan şikâyetçiydi. 1958’de, ‘Karasu’ filminde oynaması için önerilen 3 bin liralık bedel büyük ses getirdi. Serengil, bir anda Yeşilçam’ın gündemine oturdu. Muzaffer Tema gibi dönemin en ünlü yıldızı 4 bin lira alıyordu. Serengil aynı yıl tam 14 firma ile eşdeğer tutar üzerinden anlaşma imzaladı. Kıskanıldı ve eleştirildi. Daha yüksek paraları istese doğmadan ölebilirdi. Serengil, Tekçe’den sonra en çok aranılan isimdi. Tipi, oyun tarzı, kendine has diyalogları ve ses tonuyla yeni farklı soluktu. Yerinde duramazdı, çok hareketliydi. 

Tekçe ile ayrılmaz ikiliydiler. Beraber çektikleri film sayısı açısından dünya rekorunun sahibiydiler. Tam 150 filmin afişinde isimleri birlikte yazıldı.

- Öztürk Serengil, Tekçe’nin Menajerliğini Yaptı… -

Sinemamız ‘kan değişimi’ dönemi yaşıyordu. Sadri Alışık devleşti. Fikret Hakan ve Göksel Arsoy yeni ve kabiliyetli isimlerdi. Arsoy arayı açıp romantik filmlerin zirvesine oturdu. Prodüktörlüğü denedi: Avantür yapımlarla taze/değişik nefes getirdi. Eşref Kolçak ve Orhan Günşıray’ın tahtları sallanıyordu. 

Öztürk Serengil ile Ahmet Tarık Tekçe’nin önlenemeyen yükselişi, Yeşilçam’ın bazı isimlerini ve firmalarını rahatsız etti. Yapımcılar, aktörlerin ücretlerini artırmasına tahammül edemezdi. Serengil’in fazla kazanması dillerdeydi. Ancak kendisi konu hakkında konuşmazdı. Sorulduğunda da geçiştirmeye çalışırdı. Yapımcılar da sıkı tembih eder, kimseye miktarı çıtlatmamasını hatırlatırdı.

Bir gün, Tekçe, Serengil’e ulaştı. Evine akşam yemeğine davet etti. Eşi Hatice Hanım, mükellef sofra hazırladı. ‘Bir kuş sütü eksikti!’ Geç saatlere kadar yenildi, içildi, espriler sıralandı. Sıra günün sorusuna geldi. Tekçe, ünlü arkadaşını/misafirini kenara çekti. Aldığı ücreti sordu. Ama beklediği yanıtı alamadı. Yapımcıların tembihine uymalıydı. Tekçe’den daha fazla para kazandığını söylerse sözünden dönmüş sayılacaktı. Sessiz kalmayı yeğledi. Ahmet Tarık Tekçe durumu hemen kavradı. Eşine dönüp bağırdı:

‘Hatice Hanım! Öztürk, benden daha çok ücret alıyormuş!’

Sonra ağzındaki baklayı çıkardı: Serengil’in menajerliğini yapmasını önerdi. Muhatabı şaşırdı. Fakat sevgili arkadaşını reddetme lüksü de yoktu. Tekçe çok memnundu.

Ertesi gün, Beyoğlu 8. Noterliği’ne gidilip mukavele imzalandı. Serengil’in menajerliği bütün film şirketlerine duyuruldu. Tekçe’yi kadrosuna katmak isteyen yapımcılar, Öztürk Serengil’e müracaat edecekti. 

- Tekçe, Ücretinin Katlanmasından Rahatsız Oldu… -

İlk görüşme önerisi, Pesen Film’in sahibi Nevzat Pesen’den geldi. 6 günlük bir programın anlaşması imzalanacaktı. Uzun tartışmalardan sonra taraflar anlaştı. Serengil, Tekçe’nin evine gitti. Müjdeyi verdi. Ardından büyük sarı zarfın içindeki avansı uzattı. Ahmet Tarık Tekçe, banknotları tek tek sayınca ulaştığı rakam karşısında gözleri parladı. Memnuniyeti belliydi. Ama ücretin tamamı olmadığını öğrenince şaşırdı ve sinirlendi. Fiyatın 6.500 liraya çıktığına inanamadı. Ayağa kalkıp para dolu zarfı fırlattı. Ani fiyat artışının işlerini azaltmasından korktu. Paranın hemen iade edilmesini istedi. Prodüktörleri kendine düşman etmeyi göze alamazdı. Ona göre alacağı para 4 bin lirayı geçmemeliydi. ‘Serengil’e ‘Vur!’ demişti, o ‘Öldürmüştü!’’ ‘İnsafsız davranmıştı!’ ‘Prodüktörler aktörleri, oyuncular da yapımcıları korumalıydı/kollamalıydı! Karşılıklı iyi niyet ve samimiyet gerekliydi!’

Serengil şaşırdı ve pazarlığı fazlasıyla zorladığına pişman oldu. Tekçe’ye de kırıldı. ‘Yıllar sonra arkadaşının tepkisini/korkusunu haklı bulacaktı!’ Ahmet Tarık Tekçe, yapımcıyı zora sokacak ya da kendini işsiz bırakacak riske girmeyi reddediyordu.

‘Altın kalpli kötü adam’, geçimini sağlayacak sürekli gelirin peşindeydi. Kimsenin mağdur edilmesine, kazancında gözü kalmasına rıza göstermiyordu!’

- Askeri Helikopterle Hastaneye Taşındı… -

Ömrü de, Yeşilçam’daki sanat hayatı gibi kısa sürdü. 4 Ekim 1964’de, ‘Yankesici Kız’ filminin galasına iştirak etmeye Karabük’e giderken trafik kazası geçirdi. Tekçe’nin otomobili karşıdan gelen kamyonla çarpıştı. Özel şoförü öldü. Ahmet Tarık Tekçe ağır yaralandı. - Kaldırılacağı Hacettepe Hastanesi’nde son nefesini verecekti! - Eşi Hatice Hanım da yaralıydı. Arka koltukta oturan Filiz Akın ve eşi Türker İnanoğlu hafif sıyrıklarla kurtuldu. Öztürk Serengil, kaza haberini alınca, hemen Karabük’e gitti. Gördüğü manzara korkunçtu. Tekçe, kafatasına ağır darbe almıştı. Sarsılmadan ve zarar görmeden acilen Ankara’ya götürülmesi gerekliydi. Serengil, Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay’a telefonla ulaşmaya çalıştı. - Sunay, Serengil’i yakından tanır ve severdi! - Olayı anlattı ve yardımını talep etti. Ölümle pençeleşen Ahmet Tarık Tekçe, acilen sarsılmadan hastaneye ulaştırılmalıydı. Sunay, yardım elini uzattı. Emir subayı görüşmeyi sürdürdü. Helikopter verilecekti fakat yakıt tutarı 11 bin lira da ödenmeliydi. Serengil, ücreti ödeyeceğini beyan etti. Tekçe, Ankara’ya Hacettepe Hastanesi’ne sevk edildi. Ünlü beyin cerrahı - Hastanenin ‘Beyin Cerrahi’ bölümünü kuran! - Nurhan Avman Bey’in bütün çabasına karşın kazadan 6 gün sonra ruhunu teslim etti.

Tekçe ölümden çok korkardı. Serengil’in de rol aldığı bir filmin setinde verilen arada vasiyetini açıklamıştı: ‘Mezarının başında ‘Guarde Che Luna’nın çalınmasını istemişti!’

‘Altın kalpli kötü adam’ın naaşı İstanbul’a getirildi. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. Cenaze törenine binlerce hayranı/seyircisi katıldı. Son yolculuğuna uğurlanırken ne kadar çok sevildiği bir kere daha görüldü.

Tekçe’nin ani kaybı ailesini de etkiledi. Oğlunun ölüm haberine dayanamayan annesi de vefat etti. Tekçe’ye vaat edilen yardımlar yerine getirilmedi. Serengil’in anılarında belirttiğine göre, kapısının önünde nöbet tutan bazı film yapımcıları borçlarını ödemedi. 130 bin lira tutarındaki alacağının üzerine yatıldı. Çevresini saran, yardımlarıyla geçinen çok sayıdaki fakir de bonkör koruyucusunu yitirdi.

Tekçe’nin kardeşi Necip Tekçe de Yeşilçam’da şansını denedi. Fenerbahçe futbol takımında top koşturmuştu. Bir dönem polis memurluğu yapmıştı. Sonra istifa edip mesleği bıraktı. Lokanta ve kahvehane çalıştırdı. Ağabeyi gibi kötü adam rollerinde görüldü. Ahmet Tarık Tekçe’nin şöhretine ulaşamadı.

22 June 2021 09:16
305 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Taliban’ın Kara Kutusu

Taliban, Afganistan’ın tamamında kontrolü sağlayıp iktidara geldi. Ülke insanına işbirliği/dayanışma çağrısında bulundu. Oysa 1996 - 2001 arasında tam bir ‘orta çağ idaresi’ uygulamıştı. Yokluklar içindeki ülke iyice yoksullaşmıştı. Çocuk ölümlerinde dünya rekoru yakalanmıştı. Kızların eğitim hakları ellerinden alınmıştı. Bütün eğitim kurumları medreseye çevrilmişti.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

52 Nişan, 16 Nikâh Yapan Ünlü Kaleci

Beşiktaş’ta üne kavuşan kaleci Varol Ürkmez, futbol yaşamı boyunca olayların, şaşaalı hayat tarzının, şaşırtıcı sayıdaki aşkların adamıydı. Gazetecilerin en önemli haber kaynaklarındandı. Halkın, özellikle de futbolseverlerin sevgilisiydi. Sadece futbolcu değildi, sinema ve tiyatro sanatçısıydı, tepeden tırnağa şov insanıydı.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

‘Fahri Menajer’ Öztürk Serengil

Öztürk Serengil; 1970 sonrası ekonomik krize giren Yeşilçam’ın pek çok ünlü ismine yardımcı oldu; para kazanmalarını sağladı. Sinema seyircisi; hayranlık duyduğu isimleri gazino sahnelerinde dikkatle, hayranlık dolu merakla izledi.

Herkesi Güldürürken, Kendisi Ağlıyordu

Film yapımcılarının ‘bildiri yayınlayarak’ kara listeye aldıkları Suphi Kaner, Türk Sineması’nın çekirdekten yetişmiş ender kabiliyetlerindendi.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Asker Vatan Savundu, Yangın Söndürdü

Osmanlı’da ilk itfaiye teşkilatı 18. asrın başında kuruldu. Yeniçeri Ocağı’na bağlıydı. İstanbul’da ve çevre ormanlarda çıkan yangınları söndürmeye çalıştı. Taşıma su ve ilkel teçhizatla işi zordu.

‘Kanser’ Evita Perón’a Şifa Niyetine Mevlit

Ülkesinde gerçekleştirdiği reformlar ve halkına sağladığı sosyal imkânlarla sevildi. Kocası, Juan Perón’a verdiği destek ve darbecilere karşı gösterdiği direniş ile de insanının gönlünde taht kurdu. Eva Perón, dünyaca tanındı.

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

Ölüme Gönderilen 80 Bin Köpek

İttihat ve Terakki yönetimi, 1910 yılında İstanbul'daki bütün sokak köpeklerini toplatıp bir adaya ölüme göndermişti.

Memleketimden Dinleme Manzaraları 1

Telefon dinleme olayları, Osmanlı’da da, mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti’nde de biline geldi.

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Galatasaraylı Mustafa Kemal Paşa

Mustafa Kemal Paşa, mektubun sonunda, ‘Benim de gönül verdiğim kulübün …’ cümlesi ile kendisinin de Galatasaraylı olduğunu vurguluyordu.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Kaddafi’nin Uçağındaki Deniz Baykal

Kaddafi, hayatı boyunca Türk Milleti’ne olan sevgi ve saygısını hep tekrarladı. Türkiye’nin en sıkışık döneminde yaptığı stratejik yardım hiç unutulmadı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

Medine Kahramanı Fahrettin Paşa

Tarihimize ‘Medine Kahramanı’ diye yazılan, (Ömer) Fahrettin Türkkan Paşa, askerliğin yanında çok usta fotoğraf sanatçısıydı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Aşk Filmlerinin Değişmeyen Aktörü

Göksel Arsoy; Kerime Nadir’in ünlü romanı Samanyolu (1959)’nun sinema filmi ile şöhrete ulaşmıştı.

Hitler’in İnönü’yü Öldürme Ve İhtilal Planı

Hitler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü Nazi politikalarına karşı çıktığı için öldürtmeyi planladı.

Akıl Hastanesinde Zincirlenen Ünlü Film Yıldızı

Türk Sineması’nın Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk’un Son İsteği: Hayat Hikâyesinin Sinema Filmi Ya Da Televizyon Dizisi Yapılmasıydı…

Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Çöpçü Maaşı Alan Müzisyenler

İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda derslere giren çok ünlü bazı saz ve ses sanatçılarına ‘Belediye Temizlik İşleri Müdürlüğü’nde kadro bulundu; maaş almaları sağlandı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Cahide Sonku’nun Önlenemeyen Düşüşü

Cahide Sonku; güzelliği, kabiliyeti ve zenginliği ile özlenen/imrenilen bir hayat sürdü. Kıskanıldı; sevildi; dedikodusu yapıldı ve parmakla gösterildi. Masallardan çıkıp gelmiş prensesti. Ama sonu çok kötüydü. Bir elinde büyük ispirto şişesi, öbür elinde bekçi düdüğüyle hayatın kendisine biçtiği son başrolü oynadı. Hem de kendinden geçercesine…

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

Mescid-i Aksa’nın Karşısına ‘Süleyman Sinagogu’ Önerisi

Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Yaser Arafat’a, ABD ve bazı Avrupa ülkeleri adına elçi gitti. ‘Mescid-i Aksa’nın bahçesine inşa edilecek sinagoga izin verilirse bağımsız Filistin devletinin tanınacağı’ teklifini iletti. Olayı Filistin asıllı gazeteci Abdülbari Atwan doğruladı.

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

Erotik Filmlerin Unutulmayan Yıldızı

70’li yılların sonunda Yeşilçam’ı ‘veba salgını’ gibi sarıp, gerçek sanatçıları tribünlere hapseden ‘erotik/porno film dalgası’nın yıldızlarından Tülin Tan, hayatının son günlerini Darülaceze’de geçiriyor.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Üç Başbakanın Ortak Kaderi

Celal Bayar, Adnan Menderes ve Mesut Yılmaz’ın oğulları intihar ederek hayatlarına son verdi.

52 Nişan, 16 Nikâh Yapan Ünlü Kaleci

Beşiktaş’ta üne kavuşan kaleci Varol Ürkmez, futbol yaşamı boyunca olayların, şaşaalı hayat tarzının, şaşırtıcı sayıdaki aşkların adamıydı. Gazetecilerin en önemli haber kaynaklarındandı. Halkın, özellikle de futbolseverlerin sevgilisiydi. Sadece futbolcu değildi, sinema ve tiyatro sanatçısıydı, tepeden tırnağa şov insanıydı.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

52 Nişan, 16 Nikâh Yapan Ünlü Kaleci

Beşiktaş’ta üne kavuşan kaleci Varol Ürkmez, futbol yaşamı boyunca olayların, şaşaalı hayat tarzının, şaşırtıcı sayıdaki aşkların adamıydı. Gazetecilerin en önemli haber kaynaklarındandı. Halkın, özellikle de futbolseverlerin sevgilisiydi. Sadece futbolcu değildi, sinema ve tiyatro sanatçısıydı, tepeden tırnağa şov insanıydı.

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Filmlerini İzlemeyen Aktrist

Leyla Sayar; Yıldız Dergisi’nin düzenlediği güzellik yarışmasında ikinci oldu; sanki Yeşilçam’a paraşütle indi.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Süleyman Turan: ‘Esas Oğlan’ın En Can Dostu

Süleyman Turan; hem tiyatroda, hem de sinemada birer kez başrol oynadı. Adı; Harput’ta Bir Amerikalı oyununda ve Dikkat Kan Aranıyor filminde en üste yazıldı…

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.