Süleyman Turan: ‘Esas Oğlan’ın En Can Dostu

Süleyman Turan; hem tiyatroda, hem de sinemada birer kez başrol oynadı. Adı; Harput’ta Bir Amerikalı oyununda ve Dikkat Kan Aranıyor filminde en üste yazıldı…

Süleyman Turan: ‘Esas Oğlan’ın En Can Dostu

Süleyman Turan; çok yönlü sanatçıydı. Sinemada film çekti; tiyatro sahnesinde toz yuttu; mizah dergilerinde karikatür(ler) yayınladı; film afişleri yaptı; günlük resimli romanlar çizdi; sinema film senaryoları yazdı; kısaca hayatı boyunca - gözünü kapayıncaya kadar! - çalıştı… Hep ter döktü; rızkının/ekmeğinin peşinden koştu.

Turan; ‘İstanbul beyefendisi’ydi. Kadıköy’ün yerlisiydi; Salacak’ın hayranıydı. Denize düşkündü; yaz aylarında aşk derecesinde bağlandığı Kalamış’tan ayrılmazdı. Eski kayıkhanenin müdavimiydi. Yelkenciydi: Küçük teknesiyle Marmara’nın mavi sularında süzülmeye bayılırdı.

‘‘Hayatı roman gibiydi!’; ‘dolu dolu yaşadı!’’ den(ilebil)ecek insanlardandı. Kıt imkânlarına karşın dünyanın tamama yakınını dolaştı. Macera tutkusundan ötürü, Kore’de savaşan Türk Tugayı’na - gönüllü! - katıldı. Korkusuzdu; ama gaddar değildi. Hayatı ciddiye almaz görünse de; aksine her sorumluluğun farkındaydı; dostlarının en vefalı destekçisiydi/dayanağıydı.

- Süleyman Turan; Sinemamızın En Başarılı 2. Adamlarındandı… -

Hayatında çizdiği/benimsediği rolü, sinemaya da taşıdı. Film(ler)deki ‘esas oğlan’ın en sadık, en samimi, en can dostuydu. Tiplemeleriyle Yeşilçam’ın en başarılı 2. adamları arasına girdi. Pek çok başrol oyuncusundan daha fazla beğenildi; tanındı; saygı duyuldu.

Süleyman Turan (Başturan!); ailesine bağlıydı; mutluluğu evinde ara(yan)dı; adı dedikoduya veya sansasyonel olay(lar)a karışmadı. İş saatlerinden geri kalan zamanını yuvasında, karısı ve kızının yanında geçir(ir)di. Dışarıda yalnız görülme(z)di. Karısı ve sevgili kızı, kendisine eşlik ederdi. 3 kişilik Turan Ailesi; mutluluğu kendi aralarında/birbirleriyle paylaştı/bölüştü.

Turan; kendini bildiği/tanıdığı andan beri ‘hayat kavgası/kaygısı’nın içindeydi. Yeşilçam’ın getirdiği şöhreti ne paraya, ne de günü birlik kaçamak sevdalara çevirdi. Şöhretinin zirvesindeyken evlendi; baba olmayı tercih etti. Kadınlarla arası iyi değildi; Turan; ‘âşık olun(a)mayacak adamlar sınıfı’ndandı. Güvenilirdi; iyi sır tutardı; ama günü birlik âşk ilişkisine girmezdi. Aşk arayan kadınların ilk tercihi her zaman ‘jön prömiye’lerdi.

Süleyman Turan; İstanbullu’ydu. 19 Kasım 1936’da Kadıköy’de doğdu. Kendisini, ‘Suadiyeli!’ diye tanıttı. İlk ve ortaokulu da Kadıköy’de okudu. Tarihî Haydarpaşa Lisesi’ni bitirdi. İzzet Günay sınıf arkadaşıydı. Göksel Arsoy da aynı lisenin öğrencisiydi. Kader birliği yapacağı, ünlü sinema oyuncusu Tunç Oral sıra arkadaşıydı. Oral’ın lakabı, ‘Çakır’dı. Turan’ın anlatımına göre; gençlik/delikanlılık dönemlerinde bazı renkli maceralar yaşadılar.

- Lise Sıralarında Karikatür Çizmeye, Harçlığını Kazanmaya Başladı… -

Turan’ın el yazısı, çizgisi ve deseni çok güzeldi. Lisenin son yıllarında desen, karikatür çizerek harçlığını çıkar(ır)dı. Sinemamızın en çok film senaryosu yazmış, ünlü senaristi Safa Önal’ın yönettiği dergilerde resimleri, desenleri, karikatürleri yayınlan(ır)dı. Yelpaze’nin koleksiyonları Turan’ın eserleriyle doluydu. 

Kitap kapaklarına, film afişlerine de hayat verdi.

Lise mezunları; ‘yedek subaylık’ hakkına sahipti. Askere gidecekti; - gönüllü! - Kore’deki Türk Tugayı’na katıldı. İyi derecede, hatasız, aksanlı İngilizce konuşurdu. Tercümanlık yapacaktı; birliğimizde yabancı dil bilen subaylara şiddetle ihtiyaç duyuluyordu. Halit Refiğ gibi sinema adamları, Refik Erduran gibi yazarlar da ‘mütercim’ sınıfından Kore’ye gidecekti.

Turan; Japonya’da kendini gösterdi; askerimizin moralini yükseltecek sosyal faaliyetlere de girişti. Kore’de ABD’nin yanında savaşan ülkelerin askerleri için Japonya’da yetenek yarışması düzenlendi. Turan’ın arkadaşlarıyla birlikte yazdığı; tek başına oynadığı skeç birincilik kazandı. Sahnedeki ilk denemesinda başarılıydı.

- Japonya’da Bir Barda Çekilen Kısa Filmde İlk Figüranlık Denemesini… -

Tatil günlerini iyi değerlendirdi: Hızlı, maceralı, heyecanlı anlar yaşadı. Savaştan yeni çıkan Tokyo’da hayat ucuzdu. Eğlencenin her türü neredeyse bedavaya gelirdi. Crown adlı gece kulübünün devamlı müşterisiydi. Kulüpte çekilen kısa metrajlı filmde figüranlık önerisini kabul etti.

Terhisinden sonra birliği ile Türkiye’ye dönmedi. Parasız ya da az para harcayarak dünyayı dolaşacaktı. Az konuşarak; ama sempatik görünerek başarabileceğine inandı. Japonya’dan Amerika’ya, Almanya’dan Mısır’a kadar neredeyse dünyanın tamamını gezdi. İngilizce bilmesi önünü açtı. Unutamadığı başka bir olayı da Hawaii’de yaşadı. Gecikince, bineceği uçağı kaçırdı. Bileti değiştirildi; beklemesi gerekti. Ama aldığı haberle sarsıldı: Yetişemediği uçak; Büyük Okyanus üzerinde düştü; yolcuların tamamı hayatlarını yitirdi. Hayatta kaldığına sevinemedi.

Türkiye’ye dönünce çevirmenlik yaptı: Amerikan Yardım Heyeti’nde çalıştı. Bir yandan da karikatür çizmeyi, desen yapmayı sürdürdü. Dönemin en ünlü mizah dergisi Akbaba’nın sayfalarında yerini sağlamlaştırdı. 

Yüksek öğrenimini, İstanbul Üniversitesi’nin İngiliz Filolojisi Bölümü’nde sürdürmeye çalıştı. Ama tamamlayamadı; maddi sıkıntıdaydı; para kazanma çabaları, eğitimini engelledi. 3. sınıfta kaydını dondurdu. 

Tiyatro ile de dostluğunu/yakınlığını hep önemsedi. Saim Alpago’nun sahipliğindeki Alpago Tiyatrosu’nun oyuncusu Gürdal Onur yakın arkadaşıydı. Selim Naşit, Altan Karındaş, Erdal Sıcak, Üner İlsever ve Tülin Oral gibi sevilen/bilinen sanatçılar kadrodaydı. Her akşam tiyatronun kulisine gelip hazırlığı ve sonra da oyunu izlerdi. Çok geçmeden de bütün senaryoyu ezberlerdi. Bir gün, Selim Naşit tiyatroya gelmedi; rolü de boşa çıktı. Tiyatro sahibi Saim Alpago; Süleyman Turan’ı sahneye itti ve ilk rolünü oynamaya zorladı.

- Tiyatroda da Baş Rolde Oynadı… -

Turan istikrarlıydı; zorluklar karşısında gerilemezdi. Tiyatroda da başarı sağladı: 1962’de, aynı tiyatroda sahneye konulan, - Cevat Fehmi Başkut’un eseri! - Harput’ta Bir Amerikalı’da başrole çıktı.

1963 yılında şansı dönecekti. Dönemin etkin magazin dergisi SES’in düzenlediği Sinema Artisti Yarışmasına katıldı. Müracaat ederken; ‘Sinemaya girecek gençlere doğru, dürüst, nezih bir yol açıyorsunuz!’ mealinde not yazdı. Finale kaldı. Erkeklerde Ediz Hun, hanımlarda Ajda Pekkan birinci seçildi. Ama çiziktirdiği küçük not kaderini belirledi: Kemal Film’in sahibi Osman Seden’in eline geçti. Seden; Süleyman Turan’ı sinemaya kazandırdı; Sayın Bayan’da ilk küçük rolünü verdi. Filmin önemli oyuncuları: Türkan Şoray, Gülistan Güzey, Tamer Yiğit, Mümtaz Ener, Hulusi Kentmen, Öztürk Serengil ve Ayten Çankaya’ydı. Yönetmen Mehmet Dinler’di.

Kemal Film’in yapım görevlisi Adnan İrkut; Süleyman Özturan’ın soyadını kısalttı; Turan yaptı. Önerisine/fikrine göre; adının yeni hali sinema seyircisinin aklında daha kolay kalabilecekti.

Sonraki filmi, Koçum Benim’de rolü uzundu. Kemal Film’in yapımında, Fatma Girik, Ajda Pekkan, Efgan Efekan, Mürüvvet Sim, Nubar Terziyan, Öztürk Serengil… vb. gibi dönemin en tanınmış sanatçıları oynadı. Senarist ve reijisör: Osman Seden’di.

1966’da dünya evine girdi; hayatını Canan Öncü ile birleştirdi. 17 Temmuz 1967’de de biricik kızı Beliz’i kucağına aldı. Ailesi; hayatının merkeziydi. 3 kişi, yıllarca mutluluk tablosu çizdi.

- Bütün Ödüllerini Antalya Film Festivalleri’nde Kazandı… -

1970 yapımı Dikkat Kan Aranıyor filmindeki ilk ve son başrolünde Ekrem Bora’nın karşısındaydı. Hastaneden kaçan deliyi canlandırdı. Filmin yönetmeni Temel Gürsu, senaristi Sadık Şendil, yapımcısı Ertem Eğilmez/Nahit Ataman’dı. Diğer rollerde Semra Sar, Münir Özkul, Ayşe Emel Mesçi, Yavuz Selekman göründü.

Beyaz perdedeki ilk ödülünü, 9. Antalya Film Festivali’nde kazandı. Başrolünde Yılmaz Güney’in oynadığı Yarın Son Gündür ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’ne değer bulundu. Bir yıl sonra, 1972’de, yine aynı festivalde, Güllü ile 2. defa aynı mükâfatı kazandı.

Antalya; Süleyman Turan’ı çok sevdi. 2003 yılında, 40. Antalya Film Festivali’nde Yaşam Boyu Onur Ödülü’nün sahibi oldu.

Süleyman Turan’ın son uzun metrajlı filmi: 2009 yapımı, Cemal Şan’ın yönettiği Sonsuz’du.

3 sinema filmi senaryosu yazdı: Sevgili Dayım (1977), Baş Belası (1982), Dönme Dolap (1983)… Zeki Alasya/Metin Akpınar ikilisinin çektiği komedi dizisi Zeki-Metince’nin bazı parodilerini de kaleme aldı.

1970’li yıllarda Türk sinemasının içine girdiği seks filmleri furyasından etkilendi. Ayağını beyaz perdeden çekti. Karikatüre, çizgi romana ağırlık verdi. Senaryolarını yazıp çizdiği resimli roman dizileriyle hayatını kazandı. Akşam’da 15 yıl, Sabah’ta 15 yıl mesai harcadı; evine ekmek götürdü.

Hafta sonlarında, Veli Efendi Hipodromu’nda at yarışı biletleri sattı.

Kütüphanesinde çok zengin sinema ve tiyatro eserleri bulunurdu. İngilizce yayınları izlemeye özen gösterirdi.

Son yıllarında, Kadıköy’deki evinde yalnızdı. Biricik kızı Beliz; babasının yanına gün aşırı gelirdi; yemeğini pişirir, temizliğine yardım ederdi.

12 September 2019 13:49
758 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Mescid-i Aksa’nın Karşısına ‘Süleyman Sinagogu’ Önerisi

Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Yaser Arafat’a, ABD ve bazı Avrupa ülkeleri adına elçi gitti. ‘Mescid-i Aksa’nın bahçesine inşa edilecek sinagoga izin verilirse bağımsız Filistin devletinin tanınacağı’ teklifini iletti. Olayı Filistin asıllı gazeteci Abdülbari Atwan doğruladı.

Cennet Arsaları Satışta

Katolik Kilisesi; 1343 yılında, cemaatinin geçmişteki ve gelecekteki günahlarını yok eden, öldüklerinde cennete gitmelerini sağlayan/garantileyen Endüljans adlı belgeyi satışa çıkarmıştı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

İşgal Kuvvetleri Komutanı'nın Makam Otomobili Nasıl Çalındı?

Mim Mim Grubu’nun lideri Topkapılı Cambaz Mehmet Bey; bağlanan maaşı kabul etmedi; kendisinin ve ailesinin zaruretine rağmen, Kızılay’a hibe etti. Akrabalarının ne maaştan ne de bağıştan haberi olmadı. Ta ki ölümünden sonra yayınlanan taziye mesajına kadar…

Cesedi Kadavra Yapılan Hikâyeci

Günümüzde kitapları - hiçbir telif ücreti ödenmeden! - milyonlarca satılan Ömer Seyfettin; son nefesini verdiğinde beş parasız ve kimsesizdi.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Galatasaraylı Mustafa Kemal Paşa

Mustafa Kemal Paşa, mektubun sonunda, ‘Benim de gönül verdiğim kulübün …’ cümlesi ile kendisinin de Galatasaraylı olduğunu vurguluyordu.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

67 Yıl Sonra Mezarı Bulunan Bakü Fatihi

Bakü’ye giren Kafkas İslam Orduları Komutanı ‘Fahri Ferik’ Nuri Bey’in anavatanındaki ‘sembolik sayılabilecek’ mezarı 67 yıl boyunca bulunamadı. Araştırmacı Atilla Oral Bey olmasa belki de kıyamete kadar kayıp kalacaktı.

Arzu Okay’ın Dramı

Babası Adanalı bir taksi şoförü, annesi İzmirli bir ev hanımıydı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Aşk Filmlerinin Değişmeyen Aktörü

Göksel Arsoy; Kerime Nadir’in ünlü romanı Samanyolu (1959)’nun sinema filmi ile şöhrete ulaşmıştı.

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Dokuz Defa Alkol Komasına Giren Aktör

Türkiye; onu, Ankara Radyosu’nun sabah kuşağındaki ‘Arkası Yarın’ skeçlerinin anonslarında tanıdı.

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…

Kızıl Saçlı Afet

Anna (Kushchyenko) Chapman, 21. yüzyılın birinci çeyreğinde dünyaca ünlenen ilk kadın casustu. New York’ta faaliyet gösterdi. Eşsiz fiziği, kızıl saçları, yeşil gözleri, Hollywood yıldızlarını kıskandıran çok zengin gardırobu, lüks ötesi hayatıyla hedef seçtiği erkekleri parmağında oynattı. Mata Hari’nin türevi gibiydi.

CIA’nın Yenge Merakı

CIA, Evren’in Müstakbel Eş Adayını Merak Etmiş.

Usame Bin Ladin’i Kargalar Yakalattı

ABD yetkilileri; El Kaide adlı terör örgütünün lideri Usame Bin Ladin’in sonunu getiren operasyon için tam 10 yıl hazırlık/planlama yaptı. Harekât; Beyaz Saray ve Pentagon’da canlı bağlantıyla izlendi.

Gözlerini Bağışlayan TBMM Başkanı

Refik Koraltan; Demokrat Parti’nin dört kurucusundan biriydi. TBMM’nin 1950 - 1960 yılları arasındaki 10 yıl sürede başkanlığını yaptı.

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Defne Yalnız’ın Yalnızlık Korkusu

Defne Yalnız; okumayı-yazmayı öğrenmeden tiyatro sahnesinin tozunu ciğerlerine çekti.

En Sevimli Mafya Babası

Dinçer Çekmez, dünyamızdan ayrıldığında 73 yaşındaydı.

Lise Öğrencisi Profesyonel Tiyatrocu

Kemal Sunal; tarihî Vefa Lisesi’nin tarih sayılabilecek öğrencisiydi.

Müjdat Gezen’in Gizli Aşkı

Müjdat Gezen anılarını yazdığı, ‘Galiba Ben Sanatçıyım’ adlı kitabında G.A. koduyla hayatına giren kadından söz ediyordu.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Lise Öğrencisi Profesyonel Tiyatrocu

Kemal Sunal; tarihî Vefa Lisesi’nin tarih sayılabilecek öğrencisiydi.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Gökyüzünde Süzülen İlk Türk Kadın Pilot

Bedriye Tahir Gökmen Hanım, havacılığa gönül veren, pilotluk sevdası ile yanan binlerce Türk kızının örnek aldığı, arkasından yürüdüğü tarihî kişiydi. Kıt kanaat yaşantıya rıza gösterip, hayalini gerçekleştirmeye çalıştı. Zorlukları bir bir aştı, eğitimini başarıyla tamamladı ama brövesine kavuşamadı. ‘Solo uçuş yapan ilk Türk kadın pilot’ unvanını kazanmakla yetindi.

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Hanım Sultan’ın Ermeni Jigolosu

Serfirâz Hatun, Osmanlı’nın 31. padişahı Sultan Abdülmecit’in gözdesiydi. Su gibi para harcar, Avrupa elbiseler giyer, Galata ve Beyoğlu’nda fink atardı. ‘Küçük Fesli’ lakaplı, yakışıklı Ermeni müzisyeni jigolo tutmuştu.

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.