Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren, Bursa’daki bahçeli evlerinde, günün meşhur solistlerinin taş plaklarını dinleyip, sanatçıları taklit ederdi. Çoğu zaman da, döneminin ünlü türkücüsü Zehra Bilir’i rol model edinir ve beyaz mendil sallardı. Aslında beyaz mendili zamanın bütün hanım sanatçıları kullanırdı.

Annesi tarafından dedesi ve ninesinin de sesleri güzeldi. Kulağındaki ilk tınılar onlarınkiydi. Evin havuz başında, sardunya saksıları arasında, günün en seviler şarkılarını/türkülerini terennüm ederdi. Saatler boyu, bıkmadan usanmadan, bazen tekrarın tekrarını yapardı. Kendisini sabırla dinleyen büyüklerinin alkışları ve takdir bildiren sözlerine yerlere kadar reverans yaparak karşılık verirdi. Bu temrinler, anımsamalar ilkokulun ilk yıllarına aitti. Müren çocukluğunu anlatırken, ‘hayal meyal’ dediği hatıralarını göz yaşları arasında yad edecekti. 

- Musiki Bilgisini Kendi Kendine Geliştirdi… -

Ortaokulda sınıf müsamerelerinde, yaş günlerinde, millî bayramlarda değişmeyen solistti. Musiki bilgisini kendi kendine geliştirmeye çalıştı; bine yakın şarkı ve türkü repertuarına girmişti. Nota bilmiyordu; ders almış mugannilerden çok daha iyi terennüm ediyordu. Son derslerde Zeki Müren’i dinlemek adet olmuştu. Zeki; günün en meşhur şarkılarından küçük bir konser sunardı. Ortaokul son sınıfta, tamburi İzzet Gerçeker'den solfej ve usul dersleri almaya başladı.

Zeki Müren; 1948’in sonbaharında İstanbul’a geldi. Boğaz’ın Rumeli yakasındaki ünlü Boğaziçi Lisesi’ne leyli - yatılı! - kaydoldu. Lisenin ilk iki sınıfında derslerine ağırlık verdi; sınıfının ve devresinin birincisi oldu. Takdir eşliğindeki yüksek notlarla dolu karneler, ailesini gururlandırırdı. Müren’in tek isteği musiki bilgisini/görgüsünü alabildiğince artırmaktı. Bu yüzden de, özel dersler almalı, musiki cemiyetlerine devam etmeliydi. İlk anda, hususi ders almasına izin çıktı. Haftanın iki günü Agapos Efendi (sinema yönetmeni ve senaryo yazan Dr. Arşavir Alyanak'ın babası!), udî Kirkor ve Şerif İçli’de karar kılındı. Zeki Müren, çarşamba ve pazar öğleden sonraları hocalarının kapısını çalıyor, bilgi dağarcığını genişletiyordu. Yatakhanede ise hem derslerine, hem de yaşına uygun edebi eserlere sarılıyordu. Özellikle günün önemli şairlerini izlemeye, şiirlerini ezberlemeye çalışıyordu.

- İstanbul Radyosu Stajyer Ses Sanatçısı… -

1950’nin sonbaharında İstanbul Radyosu stajyer ses sanatçısı alacaktı; adaylar için sınav/yarışma açtı. Boğaziçi Lisesi’nin son sınıfının başarılı öğrencisi de sanatçı adayları arasındaydı. Yarışmanın seçici kurulu, Refik Fersan, Fahire Fersan, Baki Süha Edipoğlu, Afife Edipoğlu, Cevdet Çağla, Yorgo Bacanos ve Orhan Veli Kanık’tan teşekkül ediyordu. Günlerce ince eleyip sık dokuyan jüri, nihayet kararını açıkladı. İki kişi radyoda emisyon yapabilecekti. Bu şanslı yarışmacılardan ilki Zeki Müren, diğeri de Nadir Hilkat Çulha idi. Ama kendilerini yorucu bir staj dönemi bekliyordu. Zeki Müren; 1950’nin Haziran ayında, yeterlilik sınavlarını başarı ile geçip, liseden onur derecesiyle mezun oldu. Üniversite eğitimi için, Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yüksek Süsleme Bölümü’ne yazıldı. Bu arada da radyodaki stajı sürüyordu. 1 Ocak 1951’de, yani yeni yılın ilk akşamında ilk radyo programına çıkacağı duyuruldu. Stajını mükemmelen tamamlamıştı; hem solist adayıydı, hem de repertuarında 2 binden fazla eser mevcuttu. Programlar canlıydı; saat tam 20.30’da şarkı söylemeye başladı. Seslendirdiği ilk eser, Giriftzen Âsım Bey'in hicaz şarkısı, ‘Her Zahm-ı Ciğer-Sûze Devâ-Kâr Aranılmaz’ idi. O gece, birbirinden güzel 6 şarkıya can verdi. İstanbul Radyosu’na gelen yüzlerce telefon, solist hakkında bilgi edinmek istiyor ve tekrar tekrar dinleme dileklerini iletiyordu. Müren, mesleğindeki ilk gününü anlatırken, ‘Başarmıştım; dünyalar benim olmuştu artık,’ diyecekti. Bir ay içinde tam 7 gazino sahibi, Müren’i okulunda ziyaret edip, kontrat teklif edecekti. Yevmiye bölümü boş bırakılmıştı, istediği rakamı yazabilecekti. Başka birisi olsa, teklifleri mutlaka değerlendirir, testisini doldururdu. Ama kararlıydı; okulu bitirip, diplomasını duvara asana kadar gazino sahnelerine çıkmayacaktı. 

- Hayır Kurumları Yararına Konserler… -

Zeki Müren; sözünü tuttu; okulunu bitirinceye kadar sahnelerde gözükmedi. Bir istisna yaptı: Akademi son sınıftayken, İTÜ öğrencilerine ücretsiz konser verdi. Yine aynı yıl, Ankara Büyük Sinema’da Çocuk Esirgeme Kurumu yararına program yaptı. Halk yığınlarına sesini duyurmanın yolunu bulmuştu: Plaklara ağırlık vermişti. Okuduğu plaklar çok büyük ilgi görüyordu. Bir gün, babasının yakın arkadaşı İhsan Doruk, cazip teklifle geldi: Şirketi adına yapacağı filmde oynamasını istiyordu. Hem de başrolde… Diğer başrol oyuncusu ise, devrinin büyük ismi, Yeşilçam’ın ilk gerçek kadın starı Cahide Sonku’ydu. Önüne konan senaryonun kapağında ‘Beklenen Şarkı’ başlığı vardı. Müren, filmden 10 bin lira ücret aldı; ‘Beklenen Şarkı’ beklenmedik ilgi gördü ve sinema kapıları kırıldı; açık ve kapalı sinemaların biletleri günlerce yok sattı. Okul bittiğinde, Zeki Müren ülkenin her yanında tanınıyordu.

- İlk Altın Plak Sahibi… -

Fevkalade derece ile alınan diploma evin duvarına asıldı. Zeki Müren, halkın karşısına doğrudan çıkabilir, musikimizin en güzel parçalarını dinletebilirdi. Küçük Çiftlik Gazinosu ile anlaştı; 24 Mayıs 1955’de bildiği duaları okuyup ilk sahnesine çıktı. Arkasında, siyah smokinler giymiş, 28 kişiden oluşan kalabalık orkestra çalıyordu. Müren, programını üç bölüme ayırmıştı. İlk bölümde beyaz, ikincisinde bordo, üçüncüsünde ise mavi frakla sahne aldı. Ve tam 30 parça seslendirdi. Suare ve matine programları dolup dolup taşıyordu. Zeki Müren ilk gününde fenomen olmuştu. Gazetelerde, dergilerde yükselen yıldızdı. Plak piyasasına da yeni heyecan getirmişti: Kürdîlihicazkâr makamındaki kendi bestesi ‘Manolyam’ ile Türkiye’de verilen ilk altın plağı kazandı. Dillerde dolaşan şarkı, satış rakamı 100 bini geçmişti.

- Sahneye Hep Yenilik Getirdi… -

Müren; diğer meslektaşlarının aksine, sahneye hep yenilik getirdi ve yaptıkları biraz da kıskançlıkla izlendi, hattâ kopya edildi. 1956’da sahne çalışmaları sırasında, papyonunun üzerine bir inci tanesi koydurmuştu. Kıyamet koptu, millet birbirine girdi; Müren’in incisi gazetelerin/dergilerin sayfalarını doldurdu. Halk, Müren’i bağrına bastı; el üstünde tuttu; program yaptığı gazinoları hınca hınç doldurdu; plaklarını satın aldı. Müren, sahnede devrim yaptı; o güne kadar görülmemiş hareketli dekorları getirdi. Konserlerinde sık sık elbise değiştiriyordu. Giysilerinin modellerini kendi çiziyor, dikilmelerine nezaret ediyordu. Sahnede sihirli bir ortam oluşabilmesi için, konser öncesinde salona parfüm sıktırıyordu. Sahneleri T şeklinde kurdurarak, halkla daha yakın ilişkiler tesis etmeye çalıştı. Sanatçıların kullandığı kulisi genişletip çeşitli mobilyalar koydurdu. 

Türk musikisinin en önemli seslerinden Zeki Müren, yılda bir kez sinema filmi yapmaya karar verdi; çoğu zaman da kuralına uydu, uymaya çalıştı. Şiirlerini ‘Bıldırcın Yağmuru’ adlı kitapta topladı; desenlerinden oluşan sergiler açtı; şarkı sözleri yazdı ve 200’e yakın beste yaptı. 

Kısacası, Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı/anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı. 

Ali Hikmet İnce yazdı.

23 January 2021 13:31
349 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

67 Yıl Sonra Mezarı Bulunan Bakü Fatihi

Bakü’ye giren Kafkas İslam Orduları Komutanı ‘Fahri Ferik’ Nuri Bey’in anavatanındaki ‘sembolik sayılabilecek’ mezarı 67 yıl boyunca bulunamadı. Araştırmacı Atilla Oral Bey olmasa belki de kıyamete kadar kayıp kalacaktı.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Vergiye Giden Ev Parası

Yeşilçam yıldızlarının çoğu günlük yaşardı. Sektör küçük bir krize girerse; geçim sıkıntısına düşerlerdi.

Osmanlı’nın İçki Tüketimi

1904’de, Osmanlı’nın şarap ihracatı tamı tamına 340 milyon litreydi. Osmanlı; Avrupa’nın en önemli içki üreticileri arasındaydı.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Arayışla Geçen Bir Ömür

Münir Özkul’u tiyatro oyuncusu yapan, İsmail Dümbüllü’ye aşırı hayranlığıydı. 1968’de, Arena Tiyatrosu’nda Kanlı Nigar oyununun prömiyerinde Dümbüllü’yü seyretti ve avuçları patlayıncaya kadar alkışladı.

Enderun Talebesi ‘Kazıklı Voyvoda’

Tarihimize ‘Kazıklı Voyvoda’ diye kaydı düşülen Prens Vlad, döneminin en kanlı, en gaddar, en cüretkâr, en korkusuz askeri yöneticilerindendi. Azılı Türk düşmanıydı. Ana dili gibi Türkçe konuşurdu. Arapçası mükemmele yakındı. Enderun’da - sonradan ‘Sultan 2. Mehmet’ diye anılacak! - Şehzade Fatih’in sınıf arkadaşıydı.

Atina’daki Adamımız

İstiklal Savaşı’nın kazanılmasında, Cumhuriyet’in kurulmasında/sağlam temellere oturtulmasında harca ter akıtan pek çok isimsiz Türk istihbaratçısı da bulunuyordu. Binbaşı Fevzi Kamacı da büyük destanın kahramanlarındandı. Asker bir ailenin üyesiydi. Ağabeyi de Türk Erkan-ı Harbiyesi’nde albay rütbesinde istihbarat subayıydı.

Kirkor Cezveciyan Veya Kenan Pars

Nüfusa kayıtlı adıyla Kirkor Cezveciyan, beyaz perdedeki ismiyle Kenan Pars, doğma büyüme Bakırköylü sayılırdı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

Darüşşafaka Bağışçısı Zübeyde Hanım

Bağışla ilgili vasiyetname; Darüşşafaka Cemiyeti’nin arşiv ve müzesinde yenileme/düzenleme yapılırken bulundu.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Cesedi Kadavra Yapılan Hikâyeci

Günümüzde kitapları - hiçbir telif ücreti ödenmeden! - milyonlarca satılan Ömer Seyfettin; son nefesini verdiğinde beş parasız ve kimsesizdi.

Nereden Sevdim Bu Zalim Kadını

Güzelliğine şarkılar yazılacak kadar alımlı, hedefine ulaşmak için polise ve kanuna kafa tutacak kadar pervasız bir kadındı Afife Jale...

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

İstanbul’dan Ölüme Gönderilen 80 Bin Sokak Köpeği

İstanbul’un tarihinde 3 defa ciddi boyutlarda sokak köpeği katliamı yaşandı. 1910’daki ilk teşebbüste 80 bin köpek toplandı ve aç bırakılıp ölüme terk edildi. 1912’deki 2. girişimde 30 bin, 1980 sonrasındaki 3. itlafta da 83 bin hayvanın canına kıyıldı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

İran Şahı, Çağlayangil’e Darbeyi Haber Verdi

‘Ordunuz birkaç ay içinde darbe yapacak!’ dedi Pehlevi. Çağlayangil hem şaşırmış, hem de böylesi ‘okkalı’ haberin nasıl olup da İran tarafından öğrenildiğini merak etmişti.

Hayatı Durduran Ses: Hamiyet Yüceses

Hamiyet adı verilen, mavi gözlü ve sapsarı saçlı güzel kız, bir dönem Türkiye’de fırtına gibi esecek ve musikimizin nağmelerini güzel sesiyle taçlandıracaktı.

İsmet Paşa’nın Elini Öpen TİP Lideri

Mehmet Ali Aybar, çok iyi eğitim almıştı; Sol/Sosyalist düşünce aileden mirastı.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

Aşk Filmlerinin Değişmeyen Aktörü

Göksel Arsoy; Kerime Nadir’in ünlü romanı Samanyolu (1959)’nun sinema filmi ile şöhrete ulaşmıştı.

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

İstanbul’a Hükümdar Olan Baldırı Çıplak

Patrona Halil adlı, Beyazıt Hamamı’nda tellâklık (kesecilik!) yapan ‘baldırı çıplak!’ fitili ateşledi. 3 kıtada hüküm süren Osmanlı’nın payitahtı İstanbul’u adeta işgal etti; bazen tek başına, bazen de kurduğu ‘ihtilal meclisi’yle yönetti. Kanun koydu; ferman saldı; dilediği adamı dilediği yere getirdi; istediği devletlûnun kellesini al(dır)dı; en önemlisi de hükümdar indirdi.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Aşk Filmlerinin Değişmeyen Aktörü

Göksel Arsoy; Kerime Nadir’in ünlü romanı Samanyolu (1959)’nun sinema filmi ile şöhrete ulaşmıştı.

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Darbecilere Kafa Tutan Aktör

Cahit Irgat ne çektiyse dik kafalılığından ve alkol alışkanlığından çekti. İçki hayatının her döneminde en etkin vazgeçilmeziydi.

Muhsin Ertuğrul’un Ümitsiz Aşkı

Cahide Sonku, Türk sineması ve tiyatrosunun ilk gerçek kadın starıydı. Güzelliği, vamplığı, cüretkârlığı ve olağanüstü yeteneği ile istediği - dilediği gibi hayat yaşadı.

Ayakkabısından Şampanya İçilen Kadın

Cahide Sonku’nun tabutunu taşıyacak sekizinci adam zor bulundu. Hayattaki tek varlığı, kızı, Ender de annesinin cenazesine katılmadı.

Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Diğer Muhtelif Yazıları

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Kurbanlarını Gazete İlanıyla Bulan Kadın Seri Katil

Bayan Belle Gunness, yeni hayat kurmak için ABD’ye geldi. ‘Amerikan rüyası’nı gerçekleştirmek, zenginleşmek amacıyla kendince yol tuttu. Servet sahibi oldu fakat gönlünce harcayamadı. Kurbanlarıyla aynı kaderi paylaştı. Suç ortağının hedefine oturdu.

Tavşan Doğuran Kadın

İngiltere tahtında oturan, İngilizce bilmeyen, çevresi ve devlet yöneticileriyle Fransızca konuşa(bile)n I. George’un döneminde inanılması zor/garip olaylar, skandallar yaşandı. 50 kadar tavşan doğurduğunu iddia eden Mary Tofts adlı kadın da sahtekârlar arasındaydı.

‘Kanser’ Evita Perón’a Şifa Niyetine Mevlit

Ülkesinde gerçekleştirdiği reformlar ve halkına sağladığı sosyal imkânlarla sevildi. Kocası, Juan Perón’a verdiği destek ve darbecilere karşı gösterdiği direniş ile de insanının gönlünde taht kurdu. Eva Perón, dünyaca tanındı.

Yalnız Hem De Çok Yalnız Adam

Yaşar Güvenir; 10 Ocak 1998’de, dünyamızdan kuyruklu bir yıldız gibi ayrıldı. Arkasında yaşanmış hatıralar ve yaşayacak onlarca beste ile…

6 Milyar Doları Yiyen Fareler

Pablo Escobar, ‘beyaz zehir’ ticaretinin - bilinen! - ilk ve en önemli ismiydi. ‘ABD’yi dizlerinin üzerine çökertmeyi amaçladığını,’ tekrarlardı. ‘Büyük Şeytan’ın amansız düşmanıydı. Güçlü, mutlu, zengin ve uluslar arası alanda etkin Kolombiya düşlediğini söylerdi.