Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Âfet-i Devrân Neriman

1.74’lük servi boylu, dalgalı açık kestane rengi gür saçlı, yukarıya hafif kalkık burunlu, kalın manalı dudaklı, ince uzun yay kaşlı, şahane/balıketi vücutlu, 1900’lü yılların siyah/beyaz kartpostal güzellerine benzetilirdi. Erkeksi tavırlara sahip, kendine aşırı güvenen, dediğim dedik diyen, hissettiğini korkusuzca söyleyebilen, güzel/kaliteli giyinmeyi seven, her daim güçlü görünmeyi beceren cinsellik sembolüydü. Cahide Sonku’nun belirtmesiyle; sinemanın ilk ‘vamp kadın’ oyuncularındandı. Gönül Bayhan’dan ‘kötü/baştan çıkaran/yuva yıkan’ tiplemeyi devralmıştı.

Neriman Köksal nam-ı diğer Fosforlu Cevriye; Şişli Meydanı’na bakan Abide Apartmanı’nda otururdu. Hayatının son 40 yılını da burada geçirdi. Yakın çevresi ve tanıyanlarınca, ‘Erkek gibi kadın!’ diye betimlenen Köksal’ın asıl adı Hatice idi. Annesi ve babası, Balkan göçmeniydi. Anne Lütfiye Hanım; Üsküp doğumluydu. Aile; İstanbul’da Rami semtine yerleşmişti. Babası, Ahmet Kökçü; semtin en yakışıklı delikanlısıydı. Ramispor Futbol Takımı’nın değişmeyen oyuncularındandı. Bahçıvanlık yaparak ekmeğini kazanırdı. Yetersiz beslenme, aşırı zayıf/çelimsiz vücudu vereme dayanamadı; kısa sürede hayatını yitirdi. 

Neriman Köksal; 1929’da Rami’de doğdu; ailesinin ilk çocuğuydu. Doğduğunda o kadar zayıftı ki; leğende yıkarken kemikleri kırılacak diye korkulurdu. 5 yaşında babasını yitirdi. Köksal’ın babasıyla ilgili anıları çok azdı. Feriköy’de teyzesinin, annesinin ve üvey babasının yanında büyüdü. Annesinin ikinci evliliğinden 4 kardeşi oldu. Çocukluk günleri yokluk içinde geçti. Topaç çevirmeyi, ip atlamayı, bahçelerde saklambaç oynamayı çok severdi. Küçük iken, avludaki ateşin üzerine düşüp kaşlarını yaktı. Hatta bir gözü 2 ay kadar kapalı kaldı. Komşu kadınlardan birisi; ‘Sen tek gözlü kalsan da koca bulursun. Bu boy posla kör bile olsan evde kalmazsın,’ diye teselli edecekti. 

- Neriman Köksal; İstiklal Caddesi’nde Keşfedildi… -

Annesi; onu erkek gibi yetiştirmişti. Küçük Neriman da hep erkek çocuklarıyla oynardı. Ancak ilkokulu bitirebildi. Bir bahçıvan kızı olduğundan; tabiata, çiçeğe, toprağa, bahçeli evlere alışıktı. Günlük hayatta samimiyete, aslı gibi görünmeye değer verirdi.

Sinemayla tanışması, daha doğrusu, film şirketine davet edilmesi/çağrılması, Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi’nde gerçekleşti. Herkesin dönüp bir daha baktığı, uzun boylu, alımlı, çok güzel genç kızdı. O gün, çok şık giyinmişti. Üzerinde, yakası kürklü, siyah tayyör vardı. Peşine takılan iki adam; Neriman’ı evine kadar takip etti. Köksal’ı izleyenlerden biri; - ünlü yönetmen Metin Erksan’ın ağabeyi! - yönetmen Çetin Karamanbey’di. Refik Halit Karay’ın Çete adlı romanını filme çekecekti; Neriman’ı da Rus prensesi Nana rolü için uygun bulmuştu/görmüştü. Önce bir prova filmi gerekiyordu. Aşırı ısrar sonunda deneme çekimini kabul etti. Refik Halit Bey de, Neriman’ı çok beğendi; Nana karakterine çok yakıştırdı.

Neriman’ın ilk filmi büyük başarı kazandı. Bir elinde tüfek, diğer elinde kılıç ile ata biniyor; düşmanlarıyla çarpışıyordu. Mesleğine hemen alıştı; film seti artık ikinci adresiydi.

Ahmet Kökçü ve ailesinin çok mutaassıp/muhafazakâr olduklarını hep aklının bir köşesindeydi. Baba tarafı tanımasın ve kötülük yapmasın diye gerçek soyadını film afişlerinde kullanmadı.

- Cingöz Recai İle Şöhretini Perçinledi… -

Çete’yi, Faruk Kenç’in yönettiği Hürriyet Şarkısı (1951) izledi. 1953’de, Lütfi Ö. Akad’ın rejisörlüğünü yaptığı Katil filmindeki rolüyle hayatı boyunca taşıyacağı kartvizitine kavuştu. ‘Vamp, hayat karartan, yuva yıkan, yılansı güzelliğini kullanan, kötü kadın,’ tipolojisini başarıyla çizdi/tekrarladı. Beyaz Cehennem (Cingöz Recai), Hayatımı Mahveden Kadın, Kanlarıyla Ödediler filmleriyle şöhretini perçinledi. Asıl kalıcı çıkışını ise; 1959’da Aydın Arakon’un çektiği Fosforlu Çevriye serisi ile gerçekleştirdi. Suat Derviş’in ünlü romanından uyarlanan filmler; çok geniş hayran kitlesinin oluşmasına yaradı. Döneminin en ünlü kadın yıldızları Sezer Sezin, Gülistan Güzey, Muhterem Nur, Belgin Doruk’un arasına karışmasını/katılmasını sağladı.

Yeşilçam’da tanınan isim oldu; ama gönlü hâlâ mahalleden bir gençteydi. Şanslı delikanlının adı Hikmet’ti; beraberlikleri tam 4 yıl sürdü. İlişkisinin bilinmemesi için özel gayret gösterdi. Akşam saatlerinde taksiyle geldiklerinde; iki sokak arkada inip evine gidiyordu. Peşine birisi takılmışsa; atlatmak için ayakkabıları çıkarıyor, koşar adım yol alıyordu. Bazen de Feriköy ile Kurtuluş arasındaki tarlalardan geçiyordu.

Yıllar ilerleyip şartlar iyileşince/değişince; Neriman da farklılaştı. Zaten küçüklüğünden beri kendi kararını kendisi verirdi. Hikmet’le yapamıyordu; gözü daha yukarılardaydı. Ünlüydü; İstanbul dışına film çekimlerine ve ilk gösterimlere gidiyordu. Hayranlarının gözünde idoldü. 1958’de, İzmir’e bulunduğu bir gün; Nevzat Pesen’i tanıdı; beğendi; hemen kararını verdi: Hikmet’le ilişkisini bitirecekti. Nevzat Pesen’le önce ahbap, sonra sevgili oldu. Ünlü karakter oyuncusu Feridun Çölgeçen’e sordurdu: Pesen; evli miydi, bekâr mıydı? Pesen; Çölgeçen’e, ‘Bekârım!’ dedi; oysa evliydi; Köksal’ın nabız yoklattığını anlayıp yalan mı söyledi? 

İstanbul’a dönüşünde de, Hikmet’e telefon açıp ilişkilerinin bittiğini söyledi; yüz yüze gelmek, duygusal zaaf göstermek istemedi. Sözünden dönmez; peşinden gelinmesini de arzulamazdı. 

- Ünlü Yapımcı Nevzat Pesen’le 7 Yıl Birlikte Yaşadı… -

Köksal; İstanbul’a yanına gelen Nevzat Pesen’le yaşamaya başladı. Pesen’in ilk filmi, Kızımın Başına Gelenler’de başroldeydi. Ama bir sürprizle karşılaştı: Yeni sevgilisi ‘evli’ydi. İfadesine göre; karısı ile arası ‘soğuk’tu. Fazla sorun etmedi; hatta Pesen’in ayın 10 günü İzmir’e gitmesini, karısını görmesini, işlerini takip etmesini de normal karşıladı. Sonra kendince çözüm üretti: İstanbul, film yapımcılığının merkeziydi. Nevzat Pesen; İstanbul’a taşınmalı, işlerini de getirmeliydi. El birliği ile Yıldız’da ev tutuldu. Pesen’in eşi hamileydi; Köksal, çocuğun erkek olması temennisiyle üzerinde sıhhatli bir oğlan çocuğu bulunan kartpostal bile yolladı. Sonra da iki kadın arasında ‘izahı hayli zor’ dostluk kuruldu. Nevzat Pesen; iki gün eşinin yanındaysa; 5 gün Köksal’ın evindeydi. Gardırobu bölünmüştü; ‘iki cami arasında kalmış beynamaz’a benziyordu. Nişantaşı’nda Hacı Emin Efendi Sokağı’ndaki Keskin Apartmanı’nın 3. katındaki daireyi paylaşıyorlardı. Karşı komşuları da Sadri Alışık/Çolpan İlhan çiftiydi.

Pesen ile beraberken, Ses Dergisi’ne verdiği röportajda; kendi özel odasında huzur bulduğunu açıkladı. Sigarasını yakar - Pall Mall içiyordu! - ; kitabını alır; mindere uzanıp saatlerce okurdu. Yemeklerini kendisi pişirirdi; hizmetçisine bırakmazdı. Yemek yapmayı, dostlarını çağırıp yedirmeyi çok severdi. Evinde ziyafet vermek; dostlarına sofrasını açmak hoşuna giderdi. Bilhassa zeytinyağlı patlıcan dolması çok meşhurdu. Kollarını sıvar; gülümseyerek mutfağa girerdi. Baharlı, fıstıklı, üzümlü, naneli, nefis patlıcan dolması doldururdu.

Neriman Köksal’ın ‘evcilik oyunu!’ diye tanımladığı durumdan rahatsızlığı arttı. Evli adamla beraberliği hem toplum nezdinde, hem de kendi içinde/vicdanında rahatsızlık yarattı. Evlenmek ve çoluk çocuğa karışmak düşüncesiydi. Ama şartları elvermedi; evlat sahibi olamadı. Bir başka röportajında; ‘Bir günde 3 filme gidiyordum; çocuğa zamanım yoktu,’ diyecekti; kendince haklı sebebini açıklayacaktı. ‘Sonunda bir gün Nevzat’a, ‘Senden ayrılacağım. Birine nüfus kâğıdımı vereceğim; onunla evleneceğim!’ dedim. Ve söylediğimi yaptım,’ şeklinde konuşacaktı. Dediğini de yaptı. Pesen ile 7 yıl fırtınalı aşk yaşadı; bildiği şekilde noktayı koydu.

- Nevzat Pesen, Film Piyasasındaki Olumsuz Şartlara Dayanamadı; İntihar Etti… -

Nevzat Pesen de, Neriman Köksal’dan ayrıldıktan sonra dikiş tutturamadı. 1973’de, Pesen Film Şirketi iflas edince ne yapacağını bilemedi. Üst üste gelen icralar moralini bozdu; Etiler’deki evinin 5. katından kendini boşluğa bırakarak intihar etti.

Yılmaz Güney ile Konyakçı (1965) filmini çekiyordu. Filmin kameramanı Feridun Kete idi. Kete; Köksal’a karşı çok saygılıydı. Pesen ile ilişkisini de biliyordu. Bir akşamüstü, iş bitiminde yanına geldi. ‘Sizinle evlenmek istiyorum,’ dedi. Köksal çok şaşırdı; tersledi:

‘Bu ne cesaret! Nevzat Pesen ile beraber yaşadığımı bilmiyor musun?’

‘Aranızda ciddi yaş farkı var! Çok gençsiniz ve sizi mutlu edebilirim…’

Köksal; Kete’nin sözlerinin etkisinde kaldı; hafta boyunca kafasının içinde ölçtü biçti. Sonra çantasından nüfus kâğıdını çıkarıp damat adayına uzattı. Feridun Kete’nin ailesi Bomonti’de otururdu. Nikâh da aile evinde kıyıldı. Pesen; her şey bittikten sonra haberdar olabildi. Nikâhın kıyıldığı saatlerde, ‘Kaynanam!’ diye saygıda kusur etmediği Köksal’ın annesinde yemekteydi; ardından da uzun bir sohbete girmişti. Köksal ile Kete’nin ani, sürpriz evliliği bomba etkisi yaptı. Köksal yine bildiğini okumuştu. Pesen, büyük darbe yedi; hayatının aşkından beklemediği bir ‘aparkat’ aldı. 

Kete ile Köksal’ın evliliği 16 ay sürebildi. Alacaklıları kapıya dayanınca; mutluluk oyunu ‘perde indirdi’! Köksal hemen ilişkiyi sonlandırdı: Kameraman eşini kapının önüne koydu. ‘Mütevazıyım; ama kendi kararımı hep kendim veririm. Hiç de pişmanlık duymam,’ diyecekti.

- Kuaförünün Kalfasıyla 20 Yıl Yaşadı… -

Köksal; çok geçmeden yeni aşka yelken açtı. Nişantaşı’ndaki kuaförü Vecdi’nin kalfası Kemal; yeni filmin başrol oyuncusuydu. Köksal’ın anlatımına göre - kuaför kalfası! - Kemal Küpçü; sessiz, ağır başlı, güven veren delikanlıydı. Köksal şarkıcılık yaparken Kemal; adaşı diğer kalfayı da yanına alıp eve gelirdi; saçını tarardı. Köksal’dan para almazlardı; yeni solist de, her iki emekçiyi yemeğe götürürdü; arada bir de çalıştığı gazinoda misafir ederdi. Kemal Küpçü; az konuşurdu. Bu hali de Köksal’ın hoşuna giderdi; şuuraltında sempati beslerdi/biriktirirdi. Üstelik kendisinden de 15 yaş da küçüktü. Pangaaltı’nda bir gece kulübündeyken film koptu. Girdikleri iddiayı kuaför kalfası Kemal kazandı; beraberlikleri başladı. Köksal; ‘Genç sevgili edindi!’ dedikodusundan çekindi; ilişkisini uzun süre sakladı. Kemal; eve gece yarısında gelirdi; Köksal, anahtarı pencereden atardı. Genç sevgili; kimseye görünmeden içeriye girerdi.

Evlenmediler; ama 20 yıl süren beraberlik yaşadılar. Köksal; genç aşkına Nişantaşı’nda kuaför dükkânı açtı. Ama Küpçü çalışmayı pek sevmiyordu - ‘Değerlendirme’, Neriman Köksal’a aitti! - ; kahvede oyun oynamaktan ekmek teknesine zaman ayırmıyordu. Aslına bakılırsa Kemal Küpçü mesleğini sevmiyordu. Çok iyiydi; fakat çabuk sinirlenirdi. Bir süre sonra, Köksal’la Anadolu turnelerine çıktılar. Ne kazandıysa; paylaştılar. Yeni bir ayrılık mukadderdi. Köksal; Kuaför Kemal’e de kapıyı gösterdi. Ama ailesiyle dostluğunu sürdürdü.

Neriman Köksal; alımlı, seksapalitesi yüksek, görenin gözünün kaldığı, güzelliği başına bela kadındı. Sinemada oynadığı bir rol üzerine asılı kaldı; hiç çıkmadı: ‘Yuva yıkan fettan kadın’… Beyaz perdenin en bilinen ‘vamp kadını’ydı. 

Tanınırlığını/ününü gazino sahnelerinde de denedi. Zeki Müren’in ısrarı üzerine sahneye de çıktı. Tam 13 yıl şarkıcılık yaptı. Günlük 500 lira yevmiye ile Tepebaşı Gazinosu’nda sahneye adımını attı. Patronu, Fahrettin Aslan’dı. Daha çok film müzikleriyle tanınan bestekâr Metin Bükey’den dersler aldı. Tuvaletlerini de Ubeyde Bozyiğit dikti. Kazandığı paranın tamamını gazino kıyafetlerine harcadı. Yine bir röportajında, ‘Aptal gibi ne paralar harcadım; ne kazandıysam hepsini verdim,’ diye pişmanlığını tekrarlayacaktı. 

1965’de Ali Baba/Şeker Alalım şarkılarından oluşan bir 45’lik plak da yaptı. 

- Sevgililerinin de Karnını Doyurdu… -

Assolistlik de yaptı: İzmirli ünlü gazino patronu Osman Kavran’ın Lunapark Gazinosu’nda sevenlerinin karşısına çıktı. Programına başlamadan önce bir duble viski içerdi; sesinin açılacağına inanırdı. Sonradan bir kadeh rakıya döndü. İçkinin boğaz kuruluğuna sebebiyet verdiğini öğrenince, hepsinden vazgeçti. Bir yakını; Müzeyyen Senar’ın sahneye çıkmadan tuzlu balık yediğini, hatırlattı. Senar’ın bir bildiği vardır, diye düşündü; ama balık, boğazına takılınca neredeyse terk-i dünya eyleyecekti. 

Sahnede şarkı sözlerini unutturdu; ne yapacağını şaşırırdı. Sesi son derece cılızdı; ama ünü sayesinde tutundu/ekmek yedi.

Yakın bir dostunun tanımlamasıyla tam bir ‘Doğrucu Davut’tu; özel hayatında hiç yuva yıkmadı. 7 yıllık beraberliğinin bir günü bile Nevzat Pesen’i eşinden ayırmayı düşünmediğini tekrarlardı. Hiçbir sevgilisinden maddi destek görmedi; aksine finanse etti. Hayatının son dönemine kadar çalıştı; kendi parasını kazandı; hayatını idame ettirdi. Bankalar yüksek faiz verince; Dolapdere’deki dairelerini satıp, bankaya yatırdı. Bir dairesini de Darülaceze’ye bıraktı; sonra yeğeninin küçük kızını evlat edinince kararını değiştirdi. Mirasını evlatlığına devretti.

Büyük bir el çantası taşırdı. Yönetmen Atıf Yılmaz’ın tanımlamasına göre; çantasından yaprak sarma bile çıkardı. Çeşit çeşit tespihlere sahipti. ‘Kabadayı kadın tespih taşır,’ derdi. Film ve televizyon seyrederken sürekli tespih çekerdi. 

Kapalı, göbeğini göstermeyen mayolar giymeye dikkat ederdi; kendini çıplak hissettiğini söylerdi. Karısını veya sevgilisine küçücük/minnacık bikini giydiren erkeklere kızardı. ‘Giymeseler daha iyi olurdu!’ diye dalga geçerdi.

- İzzet Günay İle Evlenecekti… -

Filmlerde öpüşmek istemezdi. Kamera karşısına geçtiği jönlere karşı son derece sınırlı/dikkatli davranırdı. İzzet Günay ve Ediz Hun’u çok beğendiğini bir röportajında açıkladı. Günay’a yakınlık duymuştu; ‘Çok efendi insandı,’ diyecekti. Osman Seden’in çektiği Anadolu Çocuğu adlı filmde ikili yakınlaştı. İzzet Günay; ilk eşinden ayrılmak üzereydi. Evlenme kararı aldı; sonra aniden vazgeçti. 

Köksal’ın adı, Orhan Günşiray’la da anıldı. Fosforlu Cevriye filmleri sırasında duygusal gelgitler yaşandı. Günşiray da, Köksal’la evlenmeyi düşledi; ama cevap olumsuzdu: Eşlerin ikisinin de film yıldızı olması ilişkide sorun yaratabilirdi. 

Kibar erkekten hoşlandığını anımsatırdı; fakat, sert/otoriter yanı da olmalıydı. 

Evinde her zaman rakı bulunurdu. Ne kadar içeceğini bilirdi; eskiden, gençliğinde 70’lik şişeyi tek başına tüketebilirdi. Hiç sarhoşluk hissetmezdi. Beyaz peynir, kızarmış ekmek, çoban salata ve iri zeytinler değişmeyen/favori meze listesiydi. Her akşam, belli miktarda ‘aslan sütü’ içerdi. Saatler, 18:30’u gösterdiğinde; ‘kerahat vakti’ başlardı. Yeni Rakı favorisiydi. Demlenirken konuşmazdı; dinlemeyi yeğlerdi. Misafirliğe giderken yanına 70’lik rakı şişesini de alırdı.

Neriman Köksal; 160’a yakın sinema filminde rol aldı. 22 Ekim 1999’da bir iddiaya göre meme kanserinden; başka bir iddiaya göreyse akciğer kanserinden - 71 yaşında! - öldü.

8 July 2019 21:47
976 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Devlet Gibi Otoriter Kadın

Neriman Köksal adı ile Yeşilçam’da ünlenen Hatice Küpçü; Çetin Karamanbey tarafından sinemamıza kazandırıldı.

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Devlet Gibi Otoriter Kadın

Neriman Köksal adı ile Yeşilçam’da ünlenen Hatice Küpçü; Çetin Karamanbey tarafından sinemamıza kazandırıldı.

Nazım’ın Tek Taraflı Aşkı

Suat Derviş (Hatice Saadet); güçlü, mağrur, bildiği yolda dönmeyecek kadar cesur, kartvizitinde pek çok ilki taşıyan kadındı.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Nazım’ın Tek Taraflı Aşkı

Suat Derviş (Hatice Saadet); güçlü, mağrur, bildiği yolda dönmeyecek kadar cesur, kartvizitinde pek çok ilki taşıyan kadındı.

Darbecilere Kafa Tutan Aktör

Cahit Irgat ne çektiyse dik kafalılığından ve alkol alışkanlığından çekti. İçki hayatının her döneminde en etkin vazgeçilmeziydi.

Muhsin Ertuğrul’un Ümitsiz Aşkı

Cahide Sonku, Türk sineması ve tiyatrosunun ilk gerçek kadın starıydı. Güzelliği, vamplığı, cüretkârlığı ve olağanüstü yeteneği ile istediği - dilediği gibi hayat yaşadı.

Ayakkabısından Şampanya İçilen Kadın

Cahide Sonku’nun tabutunu taşıyacak sekizinci adam zor bulundu. Hayattaki tek varlığı, kızı, Ender de annesinin cenazesine katılmadı.

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Uçağa Binmekten Korkan Komedyen

Kemal Sunal; denize girmeyi, uçağa ve gemiye binmeyi sevmezdi.

Devlet Gibi Otoriter Kadın

Neriman Köksal adı ile Yeşilçam’da ünlenen Hatice Küpçü; Çetin Karamanbey tarafından sinemamıza kazandırıldı.

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…

Gözlerini Bağışlayan TBMM Başkanı

Refik Koraltan; Demokrat Parti’nin dört kurucusundan biriydi. TBMM’nin 1950 - 1960 yılları arasındaki 10 yıl sürede başkanlığını yaptı.

Mayk Hammer Yazan Türk

Kemal Tahir; hayatının beşte birini hapishanelerde geçirdi. En güzel eserlerini de cezaevinde yazdı.

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Kelebek Gibi Uçan Arı Gibi Sokan Casus

Ahmet Esat Tomruk Bey - nam-ı diğer ‘İngiliz Kemal’ -, ‘destan kahramanı’ydı. Korku kelimesini hiç tanımadı. Üstün yetenekliydi. Son derece soğukkanlı ve atılgandı. Ülkesi için çok büyük işler başardı. Şımarmadı, övgü istemedi. Makam mevki derdine düşmedi. Bildikleriyle/sırlarıyla kimseyi rahatsız etmedi. Müktesebatını mezara götürdü.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Diplomatik Kriz Yaratan ‘Mama’

İstanbul’un ünlü ‘kadın ..ezevenk’i Lüks Nermin, Yassı Ada Mahkemeleri’nde gönüllü şahitlik yaptı. Devrin yöneticilerinin isteklerini yerine getirmişti. Hizmetlerinin karşılığı, - iddiasına göre! - devletin ‘Örtülü Ödeneği’nden karşılanmıştı.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Hitler’in İnönü’yü Öldürme Ve İhtilal Planı

Hitler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü Nazi politikalarına karşı çıktığı için öldürtmeyi planladı.

Akıl Hastanesinde Zincirlenen Ünlü Film Yıldızı

Türk Sineması’nın Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk’un Son İsteği: Hayat Hikâyesinin Sinema Filmi Ya Da Televizyon Dizisi Yapılmasıydı…

Çöpçü Maaşı Alan Müzisyenler

İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda derslere giren çok ünlü bazı saz ve ses sanatçılarına ‘Belediye Temizlik İşleri Müdürlüğü’nde kadro bulundu; maaş almaları sağlandı.

Akıl Hastanesine Düşen Star

Yıldız dergisi sayesinde ortaokul son sınıf öğrencisi iken bütün Türkiye tarafından tanınan Belgin Doruk, ani yakaladığı şöhretin sefasından çok cefasını çekti.

Niğde’de Saklanan Kutsal Emanetler

Hükûmet ve Türk Genel Kurmayı, İstanbul'un bombalanabileceğini de ihtimal dâhiline almıştı. Böyle bir durumda, saraylar, tarihî eserler ve müzeler büyük zarar görebilirdi.

Keskin Nişancı Türk Kızı

Teğmen Ziba Paşakızı Ganiyeva (1923-2010), Azerbaycan Türkü baba ile Özbekistan Türkü annenin kızı olarak Taşkent’te dünyaya geldi.

Çankaya Köşkü'nde Eşek Sütüyle Güzellik Banyosu

Prenses Süreyya, İran İmparatoriçesi sıfatı ile ülkemize - 1951 ve 1956’da! - iki resmi ziyarette bulundu. Büyük ilgi gördü, el üstünde tutuldu. Güzellik reçetesini de uygulamasına fırsat tanındı…

Akıl Hastanesinde Zincirlenen Ünlü Film Yıldızı

Türk Sineması’nın Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk’un Son İsteği: Hayat Hikâyesinin Sinema Filmi Ya Da Televizyon Dizisi Yapılmasıydı…

Lavinia: Şairini Tanıyamayan Şiir

Özdemir Asaf’ın ünlü dizelerindeki adı Lavinia idi Mevhibe (Meziyet) Beyat’ın …

Arayış’ı Aydın Doğan Finanse Etmişti

Arayış dergisi, 12 Eylül döneminde sosyal demokrat kanadın sesi olmuştu.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

Kışı Paltosuz Geçiren Camoka

Danyal Topatan; hayatının tamamını Yeşilçam Sokağı’nda geçirdi. Her tür rolü başarıyla oynadı. Kameranın hem önünde, hem de arkasında çalıştı. Gerçek hayatta ise hep ezildi.

Nazım’ın Tek Taraflı Aşkı

Suat Derviş (Hatice Saadet); güçlü, mağrur, bildiği yolda dönmeyecek kadar cesur, kartvizitinde pek çok ilki taşıyan kadındı.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Son Sultanın Son Sevdası

Sultan Vahdettin’in 5. - ve son! - hanımı Nimet Nevzat Hanım kıskanılacak derecede güzeldi. İri gözleri, dolgun etli dudakları, kaymak beyazı cildi ile hemen fark edilirdi.

Devlet Gibi Otoriter Kadın

Neriman Köksal adı ile Yeşilçam’da ünlenen Hatice Küpçü; Çetin Karamanbey tarafından sinemamıza kazandırıldı.

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

Akıl Hastanesinde Zincirlenen Ünlü Film Yıldızı

Türk Sineması’nın Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk’un Son İsteği: Hayat Hikâyesinin Sinema Filmi Ya Da Televizyon Dizisi Yapılmasıydı…

Terziden Film Yıldızı

Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde kendi halinde bir terziydi.

Damat Adayına Kefil Olan Kayınbirader

Ünlü şair-yazar Atilla İlhan; kız kardeşi Çolpan İlhan’ı çok seven - sonradan eniştesi! - Sadri Alışık’a kefil oldu.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Lavinia: Şairini Tanıyamayan Şiir

Özdemir Asaf’ın ünlü dizelerindeki adı Lavinia idi Mevhibe (Meziyet) Beyat’ın …

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Damat Adayına Kefil Olan Kayınbirader

Ünlü şair-yazar Atilla İlhan; kız kardeşi Çolpan İlhan’ı çok seven - sonradan eniştesi! - Sadri Alışık’a kefil oldu.

Bornozla Gömülmek İsteyen Striptizci

Seher Şeniz, parçalanmış aile kurbanıydı. Babasını hiç tanımadı; annesinin ve kardeşlerinin desteğini de - yeterince! - gör(e)medi. Sevgiyi, huzuru ve aile sıcaklığı başkalarında aradı. Hep aldatıldı; cinsel obje olarak değerlendirildi; sürekli hayal kırıklığı yaşadı. İfadesine göre; ‘kullanıldı!’

Solist Tokatlayan Gazino Patronu

Zeki Müren; inatçıydı; kararından geri dönmezdi; sonucuna da katlanırdı.

Viski Eşliğinde İlahi

Fahrettin Aslan’ın büyük oğlu Sacit Aslan anılarına yer verdiği ‘Kovadaki Balıklar’ kitabı yayınlandı.

Adnan Menderes’in Son Yasak Aşkı

Menderes’in bir yanı hep boştu/boş kaldı. Eşi Berin Hanım ve tanıdığı/birlikte olduğu bütün kadınlarda annesini aradı; daha doğrusu anne sıcaklığını/şefkatini bulmaya çalıştı. Arayış serüveninde toplumun değer yargılarını pek dikkate almadı; anı dolu dolu yaşadı… Hep kalbinin sesine uydu; kadınların peşinden gitti, koştu…

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Uçağa Binmekten Korkan Komedyen

Kemal Sunal; denize girmeyi, uçağa ve gemiye binmeyi sevmezdi.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

Yeşilçam’ın Görünmeyen Şarkıcısı

Belkıs Özener (Özyenginer), ablası Gönül Yazar gibi, geleneksel müziğimiz, Türk Sanat Müziği parçalarına hayat verdi.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Darbecilere Kafa Tutan Aktör

Cahit Irgat ne çektiyse dik kafalılığından ve alkol alışkanlığından çekti. İçki hayatının her döneminde en etkin vazgeçilmeziydi.