Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Âfet-i Devrân Neriman

1.74’lük servi boylu, dalgalı açık kestane rengi gür saçlı, yukarıya hafif kalkık burunlu, kalın manalı dudaklı, ince uzun yay kaşlı, şahane/balıketi vücutlu, 1900’lü yılların siyah/beyaz kartpostal güzellerine benzetilirdi. Erkeksi tavırlara sahip, kendine aşırı güvenen, dediğim dedik diyen, hissettiğini korkusuzca söyleyebilen, güzel/kaliteli giyinmeyi seven, her daim güçlü görünmeyi beceren cinsellik sembolüydü. Cahide Sonku’nun belirtmesiyle; sinemanın ilk ‘vamp kadın’ oyuncularındandı. Gönül Bayhan’dan ‘kötü/baştan çıkaran/yuva yıkan’ tiplemeyi devralmıştı.

Neriman Köksal nam-ı diğer Fosforlu Cevriye; Şişli Meydanı’na bakan Abide Apartmanı’nda otururdu. Hayatının son 40 yılını da burada geçirdi. Yakın çevresi ve tanıyanlarınca, ‘Erkek gibi kadın!’ diye betimlenen Köksal’ın asıl adı Hatice idi. Annesi ve babası, Balkan göçmeniydi. Anne Lütfiye Hanım; Üsküp doğumluydu. Aile; İstanbul’da Rami semtine yerleşmişti. Babası, Ahmet Kökçü; semtin en yakışıklı delikanlısıydı. Ramispor Futbol Takımı’nın değişmeyen oyuncularındandı. Bahçıvanlık yaparak ekmeğini kazanırdı. Yetersiz beslenme, aşırı zayıf/çelimsiz vücudu vereme dayanamadı; kısa sürede hayatını yitirdi. 

Neriman Köksal; 1929’da Rami’de doğdu; ailesinin ilk çocuğuydu. Doğduğunda o kadar zayıftı ki; leğende yıkarken kemikleri kırılacak diye korkulurdu. 5 yaşında babasını yitirdi. Köksal’ın babasıyla ilgili anıları çok azdı. Feriköy’de teyzesinin, annesinin ve üvey babasının yanında büyüdü. Annesinin ikinci evliliğinden 4 kardeşi oldu. Çocukluk günleri yokluk içinde geçti. Topaç çevirmeyi, ip atlamayı, bahçelerde saklambaç oynamayı çok severdi. Küçük iken, avludaki ateşin üzerine düşüp kaşlarını yaktı. Hatta bir gözü 2 ay kadar kapalı kaldı. Komşu kadınlardan birisi; ‘Sen tek gözlü kalsan da koca bulursun. Bu boy posla kör bile olsan evde kalmazsın,’ diye teselli edecekti. 

- Neriman Köksal; İstiklal Caddesi’nde Keşfedildi… -

Annesi; onu erkek gibi yetiştirmişti. Küçük Neriman da hep erkek çocuklarıyla oynardı. Ancak ilkokulu bitirebildi. Bir bahçıvan kızı olduğundan; tabiata, çiçeğe, toprağa, bahçeli evlere alışıktı. Günlük hayatta samimiyete, aslı gibi görünmeye değer verirdi.

Sinemayla tanışması, daha doğrusu, film şirketine davet edilmesi/çağrılması, Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi’nde gerçekleşti. Herkesin dönüp bir daha baktığı, uzun boylu, alımlı, çok güzel genç kızdı. O gün, çok şık giyinmişti. Üzerinde, yakası kürklü, siyah tayyör vardı. Peşine takılan iki adam; Neriman’ı evine kadar takip etti. Köksal’ı izleyenlerden biri; - ünlü yönetmen Metin Erksan’ın ağabeyi! - yönetmen Çetin Karamanbey’di. Refik Halit Karay’ın Çete adlı romanını filme çekecekti; Neriman’ı da Rus prensesi Nana rolü için uygun bulmuştu/görmüştü. Önce bir prova filmi gerekiyordu. Aşırı ısrar sonunda deneme çekimini kabul etti. Refik Halit Bey de, Neriman’ı çok beğendi; Nana karakterine çok yakıştırdı.

Neriman’ın ilk filmi büyük başarı kazandı. Bir elinde tüfek, diğer elinde kılıç ile ata biniyor; düşmanlarıyla çarpışıyordu. Mesleğine hemen alıştı; film seti artık ikinci adresiydi.

Ahmet Kökçü ve ailesinin çok mutaassıp/muhafazakâr olduklarını hep aklının bir köşesindeydi. Baba tarafı tanımasın ve kötülük yapmasın diye gerçek soyadını film afişlerinde kullanmadı.

- Cingöz Recai İle Şöhretini Perçinledi… -

Çete’yi, Faruk Kenç’in yönettiği Hürriyet Şarkısı (1951) izledi. 1953’de, Lütfi Ö. Akad’ın rejisörlüğünü yaptığı Katil filmindeki rolüyle hayatı boyunca taşıyacağı kartvizitine kavuştu. ‘Vamp, hayat karartan, yuva yıkan, yılansı güzelliğini kullanan, kötü kadın,’ tipolojisini başarıyla çizdi/tekrarladı. Beyaz Cehennem (Cingöz Recai), Hayatımı Mahveden Kadın, Kanlarıyla Ödediler filmleriyle şöhretini perçinledi. Asıl kalıcı çıkışını ise; 1959’da Aydın Arakon’un çektiği Fosforlu Çevriye serisi ile gerçekleştirdi. Suat Derviş’in ünlü romanından uyarlanan filmler; çok geniş hayran kitlesinin oluşmasına yaradı. Döneminin en ünlü kadın yıldızları Sezer Sezin, Gülistan Güzey, Muhterem Nur, Belgin Doruk’un arasına karışmasını/katılmasını sağladı.

Yeşilçam’da tanınan isim oldu; ama gönlü hâlâ mahalleden bir gençteydi. Şanslı delikanlının adı Hikmet’ti; beraberlikleri tam 4 yıl sürdü. İlişkisinin bilinmemesi için özel gayret gösterdi. Akşam saatlerinde taksiyle geldiklerinde; iki sokak arkada inip evine gidiyordu. Peşine birisi takılmışsa; atlatmak için ayakkabıları çıkarıyor, koşar adım yol alıyordu. Bazen de Feriköy ile Kurtuluş arasındaki tarlalardan geçiyordu.

Yıllar ilerleyip şartlar iyileşince/değişince; Neriman da farklılaştı. Zaten küçüklüğünden beri kendi kararını kendisi verirdi. Hikmet’le yapamıyordu; gözü daha yukarılardaydı. Ünlüydü; İstanbul dışına film çekimlerine ve ilk gösterimlere gidiyordu. Hayranlarının gözünde idoldü. 1958’de, İzmir’e bulunduğu bir gün; Nevzat Pesen’i tanıdı; beğendi; hemen kararını verdi: Hikmet’le ilişkisini bitirecekti. Nevzat Pesen’le önce ahbap, sonra sevgili oldu. Ünlü karakter oyuncusu Feridun Çölgeçen’e sordurdu: Pesen; evli miydi, bekâr mıydı? Pesen; Çölgeçen’e, ‘Bekârım!’ dedi; oysa evliydi; Köksal’ın nabız yoklattığını anlayıp yalan mı söyledi? 

İstanbul’a dönüşünde de, Hikmet’e telefon açıp ilişkilerinin bittiğini söyledi; yüz yüze gelmek, duygusal zaaf göstermek istemedi. Sözünden dönmez; peşinden gelinmesini de arzulamazdı. 

- Ünlü Yapımcı Nevzat Pesen’le 7 Yıl Birlikte Yaşadı… -

Köksal; İstanbul’a yanına gelen Nevzat Pesen’le yaşamaya başladı. Pesen’in ilk filmi, Kızımın Başına Gelenler’de başroldeydi. Ama bir sürprizle karşılaştı: Yeni sevgilisi ‘evli’ydi. İfadesine göre; karısı ile arası ‘soğuk’tu. Fazla sorun etmedi; hatta Pesen’in ayın 10 günü İzmir’e gitmesini, karısını görmesini, işlerini takip etmesini de normal karşıladı. Sonra kendince çözüm üretti: İstanbul, film yapımcılığının merkeziydi. Nevzat Pesen; İstanbul’a taşınmalı, işlerini de getirmeliydi. El birliği ile Yıldız’da ev tutuldu. Pesen’in eşi hamileydi; Köksal, çocuğun erkek olması temennisiyle üzerinde sıhhatli bir oğlan çocuğu bulunan kartpostal bile yolladı. Sonra da iki kadın arasında ‘izahı hayli zor’ dostluk kuruldu. Nevzat Pesen; iki gün eşinin yanındaysa; 5 gün Köksal’ın evindeydi. Gardırobu bölünmüştü; ‘iki cami arasında kalmış beynamaz’a benziyordu. Nişantaşı’nda Hacı Emin Efendi Sokağı’ndaki Keskin Apartmanı’nın 3. katındaki daireyi paylaşıyorlardı. Karşı komşuları da Sadri Alışık/Çolpan İlhan çiftiydi.

Pesen ile beraberken, Ses Dergisi’ne verdiği röportajda; kendi özel odasında huzur bulduğunu açıkladı. Sigarasını yakar - Pall Mall içiyordu! - ; kitabını alır; mindere uzanıp saatlerce okurdu. Yemeklerini kendisi pişirirdi; hizmetçisine bırakmazdı. Yemek yapmayı, dostlarını çağırıp yedirmeyi çok severdi. Evinde ziyafet vermek; dostlarına sofrasını açmak hoşuna giderdi. Bilhassa zeytinyağlı patlıcan dolması çok meşhurdu. Kollarını sıvar; gülümseyerek mutfağa girerdi. Baharlı, fıstıklı, üzümlü, naneli, nefis patlıcan dolması doldururdu.

Neriman Köksal’ın ‘evcilik oyunu!’ diye tanımladığı durumdan rahatsızlığı arttı. Evli adamla beraberliği hem toplum nezdinde, hem de kendi içinde/vicdanında rahatsızlık yarattı. Evlenmek ve çoluk çocuğa karışmak düşüncesiydi. Ama şartları elvermedi; evlat sahibi olamadı. Bir başka röportajında; ‘Bir günde 3 filme gidiyordum; çocuğa zamanım yoktu,’ diyecekti; kendince haklı sebebini açıklayacaktı. ‘Sonunda bir gün Nevzat’a, ‘Senden ayrılacağım. Birine nüfus kâğıdımı vereceğim; onunla evleneceğim!’ dedim. Ve söylediğimi yaptım,’ şeklinde konuşacaktı. Dediğini de yaptı. Pesen ile 7 yıl fırtınalı aşk yaşadı; bildiği şekilde noktayı koydu.

- Nevzat Pesen, Film Piyasasındaki Olumsuz Şartlara Dayanamadı; İntihar Etti… -

Nevzat Pesen de, Neriman Köksal’dan ayrıldıktan sonra dikiş tutturamadı. 1973’de, Pesen Film Şirketi iflas edince ne yapacağını bilemedi. Üst üste gelen icralar moralini bozdu; Etiler’deki evinin 5. katından kendini boşluğa bırakarak intihar etti.

Yılmaz Güney ile Konyakçı (1965) filmini çekiyordu. Filmin kameramanı Feridun Kete idi. Kete; Köksal’a karşı çok saygılıydı. Pesen ile ilişkisini de biliyordu. Bir akşamüstü, iş bitiminde yanına geldi. ‘Sizinle evlenmek istiyorum,’ dedi. Köksal çok şaşırdı; tersledi:

‘Bu ne cesaret! Nevzat Pesen ile beraber yaşadığımı bilmiyor musun?’

‘Aranızda ciddi yaş farkı var! Çok gençsiniz ve sizi mutlu edebilirim…’

Köksal; Kete’nin sözlerinin etkisinde kaldı; hafta boyunca kafasının içinde ölçtü biçti. Sonra çantasından nüfus kâğıdını çıkarıp damat adayına uzattı. Feridun Kete’nin ailesi Bomonti’de otururdu. Nikâh da aile evinde kıyıldı. Pesen; her şey bittikten sonra haberdar olabildi. Nikâhın kıyıldığı saatlerde, ‘Kaynanam!’ diye saygıda kusur etmediği Köksal’ın annesinde yemekteydi; ardından da uzun bir sohbete girmişti. Köksal ile Kete’nin ani, sürpriz evliliği bomba etkisi yaptı. Köksal yine bildiğini okumuştu. Pesen, büyük darbe yedi; hayatının aşkından beklemediği bir ‘aparkat’ aldı. 

Kete ile Köksal’ın evliliği 16 ay sürebildi. Alacaklıları kapıya dayanınca; mutluluk oyunu ‘perde indirdi’! Köksal hemen ilişkiyi sonlandırdı: Kameraman eşini kapının önüne koydu. ‘Mütevazıyım; ama kendi kararımı hep kendim veririm. Hiç de pişmanlık duymam,’ diyecekti.

- Kuaförünün Kalfasıyla 20 Yıl Yaşadı… -

Köksal; çok geçmeden yeni aşka yelken açtı. Nişantaşı’ndaki kuaförü Vecdi’nin kalfası Kemal; yeni filmin başrol oyuncusuydu. Köksal’ın anlatımına göre - kuaför kalfası! - Kemal Küpçü; sessiz, ağır başlı, güven veren delikanlıydı. Köksal şarkıcılık yaparken Kemal; adaşı diğer kalfayı da yanına alıp eve gelirdi; saçını tarardı. Köksal’dan para almazlardı; yeni solist de, her iki emekçiyi yemeğe götürürdü; arada bir de çalıştığı gazinoda misafir ederdi. Kemal Küpçü; az konuşurdu. Bu hali de Köksal’ın hoşuna giderdi; şuuraltında sempati beslerdi/biriktirirdi. Üstelik kendisinden de 15 yaş da küçüktü. Pangaaltı’nda bir gece kulübündeyken film koptu. Girdikleri iddiayı kuaför kalfası Kemal kazandı; beraberlikleri başladı. Köksal; ‘Genç sevgili edindi!’ dedikodusundan çekindi; ilişkisini uzun süre sakladı. Kemal; eve gece yarısında gelirdi; Köksal, anahtarı pencereden atardı. Genç sevgili; kimseye görünmeden içeriye girerdi.

Evlenmediler; ama 20 yıl süren beraberlik yaşadılar. Köksal; genç aşkına Nişantaşı’nda kuaför dükkânı açtı. Ama Küpçü çalışmayı pek sevmiyordu - ‘Değerlendirme’, Neriman Köksal’a aitti! - ; kahvede oyun oynamaktan ekmek teknesine zaman ayırmıyordu. Aslına bakılırsa Kemal Küpçü mesleğini sevmiyordu. Çok iyiydi; fakat çabuk sinirlenirdi. Bir süre sonra, Köksal’la Anadolu turnelerine çıktılar. Ne kazandıysa; paylaştılar. Yeni bir ayrılık mukadderdi. Köksal; Kuaför Kemal’e de kapıyı gösterdi. Ama ailesiyle dostluğunu sürdürdü.

Neriman Köksal; alımlı, seksapalitesi yüksek, görenin gözünün kaldığı, güzelliği başına bela kadındı. Sinemada oynadığı bir rol üzerine asılı kaldı; hiç çıkmadı: ‘Yuva yıkan fettan kadın’… Beyaz perdenin en bilinen ‘vamp kadını’ydı. 

Tanınırlığını/ününü gazino sahnelerinde de denedi. Zeki Müren’in ısrarı üzerine sahneye de çıktı. Tam 13 yıl şarkıcılık yaptı. Günlük 500 lira yevmiye ile Tepebaşı Gazinosu’nda sahneye adımını attı. Patronu, Fahrettin Aslan’dı. Daha çok film müzikleriyle tanınan bestekâr Metin Bükey’den dersler aldı. Tuvaletlerini de Ubeyde Bozyiğit dikti. Kazandığı paranın tamamını gazino kıyafetlerine harcadı. Yine bir röportajında, ‘Aptal gibi ne paralar harcadım; ne kazandıysam hepsini verdim,’ diye pişmanlığını tekrarlayacaktı. 

1965’de Ali Baba/Şeker Alalım şarkılarından oluşan bir 45’lik plak da yaptı. 

- Sevgililerinin de Karnını Doyurdu… -

Assolistlik de yaptı: İzmirli ünlü gazino patronu Osman Kavran’ın Lunapark Gazinosu’nda sevenlerinin karşısına çıktı. Programına başlamadan önce bir duble viski içerdi; sesinin açılacağına inanırdı. Sonradan bir kadeh rakıya döndü. İçkinin boğaz kuruluğuna sebebiyet verdiğini öğrenince, hepsinden vazgeçti. Bir yakını; Müzeyyen Senar’ın sahneye çıkmadan tuzlu balık yediğini, hatırlattı. Senar’ın bir bildiği vardır, diye düşündü; ama balık, boğazına takılınca neredeyse terk-i dünya eyleyecekti. 

Sahnede şarkı sözlerini unutturdu; ne yapacağını şaşırırdı. Sesi son derece cılızdı; ama ünü sayesinde tutundu/ekmek yedi.

Yakın bir dostunun tanımlamasıyla tam bir ‘Doğrucu Davut’tu; özel hayatında hiç yuva yıkmadı. 7 yıllık beraberliğinin bir günü bile Nevzat Pesen’i eşinden ayırmayı düşünmediğini tekrarlardı. Hiçbir sevgilisinden maddi destek görmedi; aksine finanse etti. Hayatının son dönemine kadar çalıştı; kendi parasını kazandı; hayatını idame ettirdi. Bankalar yüksek faiz verince; Dolapdere’deki dairelerini satıp, bankaya yatırdı. Bir dairesini de Darülaceze’ye bıraktı; sonra yeğeninin küçük kızını evlat edinince kararını değiştirdi. Mirasını evlatlığına devretti.

Büyük bir el çantası taşırdı. Yönetmen Atıf Yılmaz’ın tanımlamasına göre; çantasından yaprak sarma bile çıkardı. Çeşit çeşit tespihlere sahipti. ‘Kabadayı kadın tespih taşır,’ derdi. Film ve televizyon seyrederken sürekli tespih çekerdi. 

Kapalı, göbeğini göstermeyen mayolar giymeye dikkat ederdi; kendini çıplak hissettiğini söylerdi. Karısını veya sevgilisine küçücük/minnacık bikini giydiren erkeklere kızardı. ‘Giymeseler daha iyi olurdu!’ diye dalga geçerdi.

- İzzet Günay İle Evlenecekti… -

Filmlerde öpüşmek istemezdi. Kamera karşısına geçtiği jönlere karşı son derece sınırlı/dikkatli davranırdı. İzzet Günay ve Ediz Hun’u çok beğendiğini bir röportajında açıkladı. Günay’a yakınlık duymuştu; ‘Çok efendi insandı,’ diyecekti. Osman Seden’in çektiği Anadolu Çocuğu adlı filmde ikili yakınlaştı. İzzet Günay; ilk eşinden ayrılmak üzereydi. Evlenme kararı aldı; sonra aniden vazgeçti. 

Köksal’ın adı, Orhan Günşiray’la da anıldı. Fosforlu Cevriye filmleri sırasında duygusal gelgitler yaşandı. Günşiray da, Köksal’la evlenmeyi düşledi; ama cevap olumsuzdu: Eşlerin ikisinin de film yıldızı olması ilişkide sorun yaratabilirdi. 

Kibar erkekten hoşlandığını anımsatırdı; fakat, sert/otoriter yanı da olmalıydı. 

Evinde her zaman rakı bulunurdu. Ne kadar içeceğini bilirdi; eskiden, gençliğinde 70’lik şişeyi tek başına tüketebilirdi. Hiç sarhoşluk hissetmezdi. Beyaz peynir, kızarmış ekmek, çoban salata ve iri zeytinler değişmeyen/favori meze listesiydi. Her akşam, belli miktarda ‘aslan sütü’ içerdi. Saatler, 18:30’u gösterdiğinde; ‘kerahat vakti’ başlardı. Yeni Rakı favorisiydi. Demlenirken konuşmazdı; dinlemeyi yeğlerdi. Misafirliğe giderken yanına 70’lik rakı şişesini de alırdı.

Neriman Köksal; 160’a yakın sinema filminde rol aldı. 22 Ekim 1999’da bir iddiaya göre meme kanserinden; başka bir iddiaya göreyse akciğer kanserinden - 71 yaşında! - öldü.

8 July 2019 21:47
1,903 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Kulağı ve Burnu Kesilen Padişah

Sultan 2. Osman, çocuk denilecek yaşta tahta çıktı. Devleti kendi bildiği gibi yönetmeye kalkıştı. Sert, tavizsiz, hayli acımasız idare kurmaya çalıştı. Bilhassa asker ve ulema ile uğraştı. Kendince reformlara girişti. Muhaliflerinin ve düşmanlarının sayısını artırdı. Tarihe, ‘askeri ihtilalde öldürülen ilk Osmanlı Sultanı,’ diye geçti.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Fosforlu Cevriye

Suat Derviş’in kalemiyle ölümsüzleşen ‘Fosforlu Çevriye’, toplum dışına itilmiş, sokakları mesken edinmiş ‘hayat kadını’ydı! Özgürlüğüne düşkündü. Çilesini/kaderini kabullenmişti. Erkeklere boyun eğmezdi. Polis takibinden kaçan adama kalbini vermekten de çekinmedi. Ya romanın yazarı Suat Derviş kimdi, nasıl bir hayat sürdü?

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Fosforlu Cevriye

Suat Derviş’in kalemiyle ölümsüzleşen ‘Fosforlu Çevriye’, toplum dışına itilmiş, sokakları mesken edinmiş ‘hayat kadını’ydı! Özgürlüğüne düşkündü. Çilesini/kaderini kabullenmişti. Erkeklere boyun eğmezdi. Polis takibinden kaçan adama kalbini vermekten de çekinmedi. Ya romanın yazarı Suat Derviş kimdi, nasıl bir hayat sürdü?

Nazım’ın Tek Taraflı Aşkı

Suat Derviş (Hatice Saadet); güçlü, mağrur, bildiği yolda dönmeyecek kadar cesur, kartvizitinde pek çok ilki taşıyan kadındı.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Darbecilere Kafa Tutan Aktör

Cahit Irgat ne çektiyse dik kafalılığından ve alkol alışkanlığından çekti. İçki hayatının her döneminde en etkin vazgeçilmeziydi.

Muhsin Ertuğrul’un Ümitsiz Aşkı

Cahide Sonku, Türk sineması ve tiyatrosunun ilk gerçek kadın starıydı. Güzelliği, vamplığı, cüretkârlığı ve olağanüstü yeteneği ile istediği - dilediği gibi hayat yaşadı.

Ayakkabısından Şampanya İçilen Kadın

Cahide Sonku’nun tabutunu taşıyacak sekizinci adam zor bulundu. Hayattaki tek varlığı, kızı, Ender de annesinin cenazesine katılmadı.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

Devlet Gibi Otoriter Kadın

Neriman Köksal adı ile Yeşilçam’da ünlenen Hatice Küpçü; Çetin Karamanbey tarafından sinemamıza kazandırıldı.

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

4 Yaşında Dul Kalan Hanım Sultan

Sultan İbrahim ya da halk arasındaki lakabıyla ‘Deli İbrahim’, eğlenmeyi severdi. Anlık sorunlardan uzaklaşır, çevresiyle özellikle de güzel cariyeleriyle şakalaşırdı. Çocuklarını da çok küçük yaşlarda, - göstermelik dahi olsa! - evlendirip hem kendini, hem Dersaadet ahalisini mutlu etmeye çalıştı.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

4 Yaşında Dul Kalan Hanım Sultan

Sultan İbrahim ya da halk arasındaki lakabıyla ‘Deli İbrahim’, eğlenmeyi severdi. Anlık sorunlardan uzaklaşır, çevresiyle özellikle de güzel cariyeleriyle şakalaşırdı. Çocuklarını da çok küçük yaşlarda, - göstermelik dahi olsa! - evlendirip hem kendini, hem Dersaadet ahalisini mutlu etmeye çalıştı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Hitler’in İnönü’yü Öldürme Ve İhtilal Planı

Hitler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü Nazi politikalarına karşı çıktığı için öldürtmeyi planladı.

Akıl Hastanesinde Zincirlenen Ünlü Film Yıldızı

Türk Sineması’nın Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk’un Son İsteği: Hayat Hikâyesinin Sinema Filmi Ya Da Televizyon Dizisi Yapılmasıydı…

Çöpçü Maaşı Alan Müzisyenler

İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda derslere giren çok ünlü bazı saz ve ses sanatçılarına ‘Belediye Temizlik İşleri Müdürlüğü’nde kadro bulundu; maaş almaları sağlandı.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Terzisi

Paşa; klasik ve her devirde moda olabilecek, kendi stiline gidebilecek kumaşları seçerdi. Kumaşlarının bir kısmı yurt dışından gelirdi.

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

75 Cente Orijinal Hitler Tablosu

Bit pazarından 75 cente alınan suluboya tablonun, Adolf Hitler’e ait olduğu belirlendi.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Arayış’ı Aydın Doğan Finanse Etmişti

Arayış dergisi, 12 Eylül döneminde sosyal demokrat kanadın sesi olmuştu.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Fosforlu Cevriye

Suat Derviş’in kalemiyle ölümsüzleşen ‘Fosforlu Çevriye’, toplum dışına itilmiş, sokakları mesken edinmiş ‘hayat kadını’ydı! Özgürlüğüne düşkündü. Çilesini/kaderini kabullenmişti. Erkeklere boyun eğmezdi. Polis takibinden kaçan adama kalbini vermekten de çekinmedi. Ya romanın yazarı Suat Derviş kimdi, nasıl bir hayat sürdü?

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

Kışı Paltosuz Geçiren Camoka

Danyal Topatan; hayatının tamamını Yeşilçam Sokağı’nda geçirdi. Her tür rolü başarıyla oynadı. Kameranın hem önünde, hem de arkasında çalıştı. Gerçek hayatta ise hep ezildi.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Aşk Filmlerinin Değişmeyen Aktörü

Göksel Arsoy; Kerime Nadir’in ünlü romanı Samanyolu (1959)’nun sinema filmi ile şöhrete ulaşmıştı.

Son Sultanın Son Sevdası

Sultan Vahdettin’in 5. - ve son! - hanımı Nimet Nevzat Hanım kıskanılacak derecede güzeldi. İri gözleri, dolgun etli dudakları, kaymak beyazı cildi ile hemen fark edilirdi.

Devlet Gibi Otoriter Kadın

Neriman Köksal adı ile Yeşilçam’da ünlenen Hatice Küpçü; Çetin Karamanbey tarafından sinemamıza kazandırıldı.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

52 Nişan, 16 Nikâh Yapan Ünlü Kaleci

Beşiktaş’ta üne kavuşan kaleci Varol Ürkmez, futbol yaşamı boyunca olayların, şaşaalı hayat tarzının, şaşırtıcı sayıdaki aşkların adamıydı. Gazetecilerin en önemli haber kaynaklarındandı. Halkın, özellikle de futbolseverlerin sevgilisiydi. Sadece futbolcu değildi, sinema ve tiyatro sanatçısıydı, tepeden tırnağa şov insanıydı.

Terziden Film Yıldızı

Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde kendi halinde bir terziydi.

Damat Adayına Kefil Olan Kayınbirader

Ünlü şair-yazar Atilla İlhan; kız kardeşi Çolpan İlhan’ı çok seven - sonradan eniştesi! - Sadri Alışık’a kefil oldu.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Darbeyi Gazeteciden Öğrenen Başbakan

Ankara’nın en tecrübeli, kulağı delik gazetecilerinden Yavuz Donat, 28 Şubat Postmodern Darbe Teşebbüsü’nü bir hafta önceden öğrenmişti.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

Diğer Türk Sineması Yazıları

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.