Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı); Türk sinemasında kötü, düşmüş, vicdansız, aşırı tutkulu, vamp kadını başarıyla oynadı. Şehvetli, fettan, cilveli, erkekleri baştan çıkaran görüntüsünden hiç ödün vermedi. - Sinemamızın ilk lezbiyen sahnesinin de kahramanlarındandı! - Sanat hayatı boyunca hep yönetmen(ler)in istediğini yaptı: Soyundu, dökündü, dişiliğini sergiledi.

Bir röportajında, sanat hayatında çizdiği portrelerin, gerçek yaşamda olumsuz etkilerini gördüğünü, canının acıdığını da söyleyecekti.

Annesi Behiye Hanım Kırımlı, babası Yusuf Bey Kazanlı idi. Kendisini, ‘Tatar kızı!’ diye tanıtacaktı/tanımlayacaktı. Ailesi, Bursa’ya gelip yerleşmişti. 3 kız kardeşin en büyüğüydü. 6 yaşında babasını (40) kaybetti. Çiftçiydi; sirozdan öldü. İflas da etmişti. Hiç paraları yoktu, meteliğe kurşun atar durumdaydılar. Annesi (24) bir tekstil atölyesine girdi; ipek kozası dolduracaktı. Ailenin yükünü omuzlamakta zorlandı. Suzan Avcı, ancak ilkokulu bitirebildi. - İlk mektepten hatırladığı tek olay, sınıfça götürüldükleri sinemada izlediği sessiz filmdi! - Hemen annesinin çalıştığı fabrikada işe başladı. Anne ile kızı farklı vardiyalarda terledi; ekmek parası kazandı. Bazen aynı gün 2 vardiyaya girdiler. 

- Küçük Yaşta Ailesinin Sorumluluğunu Omuzladı… -

Küçük Suzan aşırı hırslıydı. Eline daha fazla para geçti. Hatta annesini işten çıkarıp, küçük kız kardeşlerinin başında durmaya ikna etti. Yaşından büyük gösteren, esmer, zayıf - kuru! - kızdı.

Bir süre sonra Bizavcı Ailesi, İstanbul’a, - dayının da desteği ve iknasıyla! - anneannenin yanına taşındı. Anne Behiye Hanım, yine bir tekstil atölyesinin kapısını çaldı. Suzan da peşinden… Kadın ve kızı, öteki iki küçük kardeşin nafakası için vardiya ayırmaksızın çalıştı. Küçük Suzan, güzel dikiş dikerdi. İşçiler arasından kısa sürede kendini gösterdi/sivrildi. Annesinden daha yüksek yevmiye aldı. 

İlk kez ilkokuldayken, sessiz film seyretmeye sinemaya gitmişti. Adı: ‘Edison’un Hayatı’ idi. Küçük Suzan - o zaman! - kararını verdi: ‘Ben, bu işi yapacağım!’ Film yıldızlığı tek hedefi ve saplantısı haline geldi. Atölyedeki en iyi/en samimi arkadaşı Ayşe Abla da fanatik sinema hayranıydı. Her hafta 2-3 filme gider, sonra da ballandıra ballandıra anlatırdı. En çok etkisinde kaldığı film: ‘Rüzgâr Gibi Geçti’ idi. Ablası anlatırken, küçük Suzan senaryoyu adeta yaşardı.

- Annesi Sinemaya Girişini Engelledi… -

Boş zamanlarında Yıldız Mecmuası’nı okur; şöhretlerin baş döndüren büyülü dünyasının haberlerini izlerdi. 13 yaşındayken aynı dergideki - bir röportajında ‘Hürriyet gazetesindeki’ diyecekti! - küçük ilân dikkatini çekti. Ünlü rejisör Metin Erksan; ‘yeni filminde oynatacağı, sinema tecrübesi olmayan, 14-15 yaşlarında, esmer kız arıyordu’. Suzan, fotoğrafını eklediği mektupla müracaat etti. Mahalle bakkalının telefonunu da verdi. Çok geçmeden Mecidiyeköy’e, şirket merkezine görüşmeye çağrıldı. Samatya dışında hiçbir yeri bilmezdi. Aksaray’dan Taksim dolmuşuna bindi. Alandaki Atatürk Anıtı’nı görünce, heyecanla karışık hayranlıktan dili tutuldu. Bir saate yakın çevrede dolaştı. Abidenin her yerini dikkatle inceledi. Sonra randevusu aklına geldi. Mecidiyeköy’e kadar yürüdü. Duru Film’i buldu. Stüdyoda ‘Ankara Ekspresi’ bazı sahneleri çekiliyordu. Başroldeki Zeynep Sırmalı’yı hayranlıkla/ağzı açık izledi. Metin Erksan ile görüşmesini unutuvermişti. Yanına gelen görevli rüyasını bozdu. ‘Burada ne yapıyorsun,’ diye sorunca, randevusunu hatırlattı. Metin Erksan ile görüşmesi olumluydu. Aranılan özellikleri taşıyordu. Ama yaşı küçüktü. Annesinin bilgisi ve rızası sorulduğunda, yalan söyledi. ‘Annem izin verdi!’ dedi. Evde oturması ve servis aracını beklemesi istendi. Diğer figüranlarla beraber dış çekimler için alınacaktı.

Annesi olayı duyunca, dünyasını başına yıktı ve filmde görünmesini/oynamasını engelledi. Kapıya gelen film ekibini kovdu. Onun gözünde sinema sanatçılığını gayri ahlakiydi. Avazı çıktığı kadar bağırdı: ‘Kızımı kötü yola düşüremezsiniz!’ 

- Mahkeme Kararıyla Yaşını Büyüttü… -

Suzan büyüdükçe güzelleşti/serpildi. Vücudu dikkat çekecek kadar alımlı ve biçimliydi. Tek eğlencesi, Etyemez’de denize girmekti. Yazın yüzmeye gittiğinde, çevresini hayran bakışları kuşatırdı. Bir delikanlı - İlk eşi Alp Akşiray! -, ‘Bacakların ne güzel!’ diye laf attı. Küçük Suzan, utandı; koşarak eve gitti. Akşiray, İzmir’den tatile gelmişti. Teyzesinin yanında kalırdı. Kısa sürede ikili arasında ilişki gelişti. Ama çapkın delikanlının İzmir’e ani dönüşü öyküyü yarım bıraktı/film koptu.

Alp Akşiray, askerlik görevi için Heybeliada’ya geldiğinde münasebetleri kaldığı yerden devam etti. Aşkından başı dönen güzel Suzan, bir arkadaşının uyarısıyla uykusundan uyandı. ‘Alp’in parmağında alyans var!’ Suzan Bizavcı, Alp Akşiray’ın - kendisinden sakladığı! - yüzüğünü buldu ve yüzüne vurdu. 6 ay küs kaldı. Sonunda bir çözüm yolu oluşturuldu. Yüzük, İzmir’deki nişanlıya posta marifeti ile gönderildi; nişan da bozuldu. Senaryoya göre Alp’in ailesi; yeni durumu sabık yavukluya anlatacak ve özür dileyecekti.

Suzan Bizavcı, flört döneminden sonra da - mahkeme kararıyla yaşını büyüterek! - evlendi; - kocasının şehri! - İzmir’e yerleşti. Ama damadın akrabalarınca sevilmedi. ‘Yuva yıkan kadın!’ diye anıldı. Oğlu Mete’nin doğumuyla eşinin ailesinin tavrı yumuşadı! 

Suzan yine sinemalara gidiyor ve sektörün dergilerini izlemeye çalışıyordu. Kararını verdi: İstanbul’a annesinin yanına dönecekti. Yeşilçam’ın kapılarını zorlayacaktı. 

1956’da, - Arif Hanoğlu’nun sahipliğini yaptığı! - (Yeni) Yıldız Mecmuası, ‘Sinema Güzeli Yarışması’ düzenlemişti. Bu defa, ne yapacak edecek ve yarışmaya katılacaktı. Bavullarını topladı; oğlunu kucakladı; anne evine döndü. Yarışmada 3. seçildi; ‘Ümit Hakan’ takma adını kullandı. Birinci ‘Leyla Sayar’, ikinci ‘Pervin Par’ idi. Ama şöhret kapıları açılmadı. Gazetelerde bir/iki röportajı yayınlanabildi.

- Alev Sururi, Hayatının Akışını Değiştirdi… -

İş yine başa düştü. Tiyatroların kapılarını çalmaya başladı. Muammer Karaca Tiyatrosu'na başvurdu. Hemen kabul edildi. Küçük rollerde göründü. Zorunlu turne teklifini kabul etmeyince, ayrılmak zorunda kaldı. Toto Karaca Tiyatrosu’na girdi. Daha çok metres rollerini canlandırdı. 

Cahide Sonku ile tiyatro sahnesinde tanıştı; oyun stiline, sanatına hayran kaldı. Sonku’yu anlatırken, ‘Bilinçli ve işine hâkimdi,’ diyecekti. Sahnede duruşu ve ışıkları kullanmayı - ondan! - öğrendi.

Annesini yanından ayırmadı. Oğlu Mete, aile sıcaklığında büyümeliydi. Galatasaray Lisesi’nden aşağıya inen sokakta eski apartmanın bodrum dairesine yerleştiler. Kapıları daha çok fareler tarafından çalınırdı. Tiyatrodan aldığı yevmiye ile masrafları ancak karşılayabiliyordu.

Sinema sevdası içini kemiriyordu. Neriman Köksal’ı kendine rol model almıştı; yerine geçmek istiyordu. 1956’nın sonunda küçük rollerde görünmeye başladı. Rol aldığı ilk film ‘Katibim’di. Filmin başrol oyuncuları: Turgut Özatay ve Abdurrahman Palay’dı. 

Tiyatrodan arkadaşı Alev Sururi, hayatının akışını değiştirdi. Dünya sinemasında ‘sarışın kadın modası’ almış başını gitmişti. Kim Novak fırtınası esiyordu. Sururi, Suzan’a sarışınlığı önerdi. Yeni saç renginin uğuruna hemen inandı. İlk beş filminde iyi kız rollerindeydi. Şöhret için daha fazla beklemesi gerekmeyecekti. 

1959’da, - zaten bitmiş! - evliliğini mahkeme kararıyla sonlandırdı. Alp Akşiray’dan resmen boşandı.

- Film Yapımcılığına Girişti… -

Ünlü rejisör Metin Erksan’la fırtınalı bir aşk yaşadı. Erksan’ın yıllar sonra ortaya çıka(rıla)n mektubu ikilinin ilişkisinin duygusal boyutlarını çiziyordu. 

Yapımcı Hüseyin Cendere ile nikâh masasına oturdu. Eşi ile ortaklaşa CEN-AV Film Yapım Şirketi’ni kurdu. Bazı filmlerin yapımcılığını üslendi, başrolünde de oynadı. Filmlerden birisi de ‘Şıngırdak Melahat’ idi. Senaryo Vecdi Uygun tarafından yazıldı. Yönetmen Aram Gülyüz’dü. Başrollerde Vahi Öz, Suzan Avcı, Kenan Pars, Hüseyin Baradan ve Suphi Tekniker oynadı.  

1962’de şansı yüzüne güldü. Aydın Arakon’un senaryosunu yazıp yönettiği ‘Şehvet Uçurumları’ filmi ile şöhretin doruğuna uzandı. Rol arkadaşları, Tanju Gürsu, Filiz Akın, Ali Şen ve Ulvi Uraz’dı. Film patlamıştı. Güzelliği ve cazibesi, sayısız çapkın erkeği peşine taktı. Kendi anlatımına göre; çok ilginç/cazip teklifler aldı. Ama cevabı hep aynıydı: Kafalara inen onlarca sivri topuklu ayakkabı darbesi… Başı yarılıp kan revan içinde yanından ayrılanların sayısı hiç de az değildi.

1963’de Atıf Yılmaz’ın yönettiği ‘İki Gemi Yanyana’da Sevda Nur ile öpüşmesi hem şaşırttı, hem garipsendi. Türk sinemasında ‘ilk lezbiyen ilişkinin kahramanları’ olarak da tanındılar.

- Assolist Yırtmaçlı Elbise Giymesini Yasakladı… -

Şöhretin getirisini sahnelerde de denedi. Lunapark Gazinosu’nda sahneye çıktı. Assolisti Gönül Yazar’dı. Yazar, Avcı’nın yırtmaçlı elbise giymesini yasakladı. Sahnede kendisinden daha güzel hanım şarkıcının bulunmasını mı kıskanmıştı? 1964’de, 45’lik plak doldurdu. ‘Bana Derler Çapkın Suzan’, ‘Tabya Başında Kızlar Yan Yana’ şarkılarını okudu. 45’liğin kapağını özel çektirdiği, güzelliğini bütün ihtişamıyla sergileyen fotoğrafı süsledi.

1965’de, oğlu Mete’yi askere uğurladı. Suzan Avcı şöhretinin zirvesindeydi. Mete askere giderken, annesinden ricada bulundu: ‘Anne sakın ziyarete gelme,' dedi. 

Biricik oğlu Mete’yi askerliği boyunca ziyaret edemedi. Beyaz perdedeki imajından ötürü zarar görebileceğini düşündü. Ama erkek evladına doyamadı: Erken yaşta ölümüne şahitlik etti. Mete  Akşiray, 1997’de beyin kanaması sonucu hayatını yitirdi. Bir AVM’de günlük alış verişini yapıyordu. Turizm eğitimi almış; Almanya’ya yerleşmişti. Alman asıllı Eva adlı güzel hanımla hayatını birleştirmişti. - Kendisinden 16 yaş küçük! - Kız kardeşi Binnaz’ı çok severdi. Büyümesinde pay sahibiydi.

Suzan Avcı, Türkiye - Kayseri! - doğumlu, Ermeni asıllı, ünlü yönetmen Elia Kazan’ı bile hayran bıraktı. Kazan, Avcı’nın resmini görünce görüşmek istedi. Hollywood’a götürebilir; ABD’de şöhret yapabilirdi. Ama tiyatro eğitimi alması, İngilizce öğrenmesi gerekecekti. Avcı’nın omuzlarındaki yük ağırdı; ailesini geçindirebilmek için aralıksız çalışması/para kazanması gerekiyordu. Teklifi reddetti.

- Almanya Gezisi Bir Kere Daha Hayatını Değiştirdi… -

1966’da Almanya’ya gitti. Turist Ömer’in çekimleri yapılacaktı. Yapımcı firmanın planlamasına göre, Sadri Alışık’ın rol arkadaşı Sevda Ferdağ’dı. Ama Ferdağ’ın sevgilisi Tamer Yiğit aynı fikirde değildi. İzin vermeyince; rol, Suzan Avcı’ya önerildi. Hemen bavulunu hazırladı. Ekiple Berlin’e yollandı. Yanındaki para sınırlıydı. Gönlünce alış veriş yapamayacaktı. Yalnızca takma kirpik alabilecekti. - Sinemada bir Suzan Avcı, bir de Türkan Şoray takma kirpik kullanırdı! - Şehir gezilerinde yanındaki daimi/değişmeyen arkadaşı Çolpan İlhan’dı. İlhan’ın mali durumu iyiydi. Birlikte çıktıklarında beğendiklerini satın alabilirdi. Avcı ise yalnızca seyrede(bile)cekti.

Almanya gezisi, Suzan Avcı’nın hayatında önemli değişiklik yaptı. Üçüncü evliliğine vesile oldu. Bir gün, Çolpan yanına geldi. ‘Sen de katıl,’ dedi. ‘Senarist Erdoğan Tünaş ile yemek yiyeceğiz…’ Davete iştirak etti. Ama ilk kez gördüğünde, Tünaş’ı hiç beğenmedi. Sonraki görüşmelerinde fikri değişti. 3 yıl süren flört döneminin sonunda 1970’de evlendiler. Bir yıl sonra da ikinci çocuğu, kızı Binnaz doğdu. Avcı-Tünaş evliliği 2007’ye kadar 37 yıl sürdü.

Yeşilçam’da en çok Türkan Şoray’ı sevdi. Karşılıklı oynadıkları filmleri beğendiğini tekrarladı. Hayatı boyunca hep kendi ayakları üzerinde durmuştu. Arkasında, sırtını dayayabileceği kimsesi yoktu. Geldiği nokta kendi emeğinin karşılığıydı. Bir röportajında, ‘Türkan Şoray’ın arkasında Rüçhan Atlı, Fatma Girik’in yanında Memduh Ün, Filiz Akın’ın beraberinde Türker İnanoğlu olmasaydı; onlar da olmazdı,’ diyecekti.

Biricik oğlu Mete’yi yitirdikten sonra bütün ilgisini kızı Binnaz Avcı’ya verdi. İyi eğitim almasına, sahnede/televizyonda/sinemada başarı kazanmasına uğraştı. 

Yaşadığı son büyük acı: Kocası, ünlü senarist Erdoğan Tünaş’ı kanserden kaybetmesiydi. 

Ali Hikmet İnce yazdı.

26 February 2020 00:35
2,246 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

Medine Kahramanı Fahrettin Paşa

Tarihimize ‘Medine Kahramanı’ diye yazılan, (Ömer) Fahrettin Türkkan Paşa, askerliğin yanında çok usta fotoğraf sanatçısıydı.

Gökyüzünde Süzülen İlk Türk Kadın Pilot

Bedriye Tahir Gökmen Hanım, havacılığa gönül veren, pilotluk sevdası ile yanan binlerce Türk kızının örnek aldığı, arkasından yürüdüğü tarihî kişiydi. Kıt kanaat yaşantıya rıza gösterip, hayalini gerçekleştirmeye çalıştı. Zorlukları bir bir aştı, eğitimini başarıyla tamamladı ama brövesine kavuşamadı. ‘Solo uçuş yapan ilk Türk kadın pilot’ unvanını kazanmakla yetindi.

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

Ömercik: Feleğin Sillesi Ya Da Solan Bir Yaprak Gibi

Ömercik - Ömer Dönmez! -; Türk sinemasının en ünlü çocuk yıldızlarındandı. Hayat hikâyesi de canlandırdığı Yeşilçam senaryolarına benzedi. Dramı dibine kadar yaşadı. Alkışların vefasızlığını anladığında iş işten geçmişti.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

Maksim Gorki ‘Seven Banker’

Adından daha ziyade mesleki unvanı ile tanındı. Her gün gazetelerin birinci sayfalarını haber(ler)i, iç yapraklarını da reklam(lar)ıyla doldururdu. Tek kanallı TRT televizyonunda günün her saatinde şirketlerinin ‘paralı tanıtımını’ yapan kısa bantlar dönerdi. Bankalardan daha fazla mevduat toplamayı başardı. Yüksek faiz dağıtırdı. Ama yükselişi gibi ‘inkırazı’/çöküşü de pek hızlıydı. ‘Banker Kastelli’ olarak bilinen, milyonlarca kişiyi peşinden sürükleye(bile)n Abidin Cevher Özden kimdi?

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Türkiye’nin İlk Piyanist Şantörü

Gencer, Türkiye’de ilk Türkçe sözlü pop müzik parçasını seslendirdi. Çocukluk arkadaşı, Fecri Ebcioğlu, ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’ adlı şarkının sözlerini yazmıştı.

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Star Olmayı Hedeflemeyen Star

Bir tarafı ile hep çocuk kaldı; içindeki çocuğu korumaya çalıştı. İçindeki çocuk, yaratıcılığını ve oyunculuğunu tetikliyordu.

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Gülriz Sururi: Hayatı Limon Gibi Sıkan Kadın

Gülriz Sururi kendine özgü stiliyle kızıl saçlı, delici bakışlı, naif, çekici ve ilgi odağıydı. Vefalı, paylaşımcı, aydınlanmacıydı. Müthiş bir Atatürk hayranıydı.

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Ferhantoloji

Ferhan Şensoy, tiyatromuzun son yarım yüzyılda yetiştirdiği birkaç sivri dilli, muhalif, yazdığı okunan, sahnelediği seyredilen sanatkârlardandı. Heyecanlı, hareketli, yüksek tansiyonlu, özenilecek, serüven dolu hayat sürdü. Geride çok sayıda eser, anı ve dost bıraktı.

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

Ondokuz Kardeşini Boğazlatan Padişah

Tarihçi Bostanzâde Yahya, 3. Mehmet’i adeta kutsadı. 19 erkek kardeşine Cennet kapılarını açtığını, kendilerine ‘şehitlik’ payesi verdiğini/sunduğunu ileri sürdü. Şeyhülislam da, boğdurulan şehzadeleri ‘şehit’ ilan etmekten geri kalmadı. ‘Padişah oğulları, - ağabeyleri tarafından! - ‘Cennet Kayığı’na bindirilmişti!’

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Yeşilçam’ın Görünmeyen Şarkıcısı

Belkıs Özener (Özyenginer), ablası Gönül Yazar gibi, geleneksel müziğimiz, Türk Sanat Müziği parçalarına hayat verdi.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Yeşilçam’ın Hanımağası / 2

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Yeşilçam’ın Hanımağası / I

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Darbeyi Gazeteciden Öğrenen Başbakan

Ankara’nın en tecrübeli, kulağı delik gazetecilerinden Yavuz Donat, 28 Şubat Postmodern Darbe Teşebbüsü’nü bir hafta önceden öğrenmişti.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Diğer Muhtelif Yazıları

CIA’nin Hedefindeki ‘Düşünce Silahşoru’

Osman Nuri Koçtürk, tek başına ABD’ye kafa tuttu/savaş açtı. Süt tozu, hibrit tohum, yumurta/et tavuğu, soya yağı, yabancı menşeli gübre gibi hayati ürünlere karşı çıktı. Süper/’emperyalist’ devletlerin, ‘zayıf müttefiklerinin topraklarını ve insanlarını deneylerinin malzemesi olarak kullandığını’ ortaya koydu/ispat etti. ‘Yeniçağın yeni silahlarını teşhir etti!’

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

‘GPS’li Bavul’ İle Taşınan Dolarlar

‘Kısa sürede yüksek kazanç sağlama’ vaadi çoğu kişiye çekici geldi. ‘Tatlı dilin yılanı yuvasından çıkarması gibi, ‘emeksiz yemek’ hayali - aslında! - bütün birikimleri yok edecekti…’

Maksim Gorki ‘Seven Banker’

Adından daha ziyade mesleki unvanı ile tanındı. Her gün gazetelerin birinci sayfalarını haber(ler)i, iç yapraklarını da reklam(lar)ıyla doldururdu. Tek kanallı TRT televizyonunda günün her saatinde şirketlerinin ‘paralı tanıtımını’ yapan kısa bantlar dönerdi. Bankalardan daha fazla mevduat toplamayı başardı. Yüksek faiz dağıtırdı. Ama yükselişi gibi ‘inkırazı’/çöküşü de pek hızlıydı. ‘Banker Kastelli’ olarak bilinen, milyonlarca kişiyi peşinden sürükleye(bile)n Abidin Cevher Özden kimdi?