Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı); Türk sinemasında kötü, düşmüş, vicdansız, aşırı tutkulu, vamp kadını başarıyla oynadı. Şehvetli, fettan, cilveli, erkekleri baştan çıkaran görüntüsünden hiç ödün vermedi. - Sinemamızın ilk lezbiyen sahnesinin de kahramanlarındandı! - Sanat hayatı boyunca hep yönetmen(ler)in istediğini yaptı: Soyundu, dökündü, dişiliğini sergiledi.

Bir röportajında, sanat hayatında çizdiği portrelerin, gerçek yaşamda olumsuz etkilerini gördüğünü, canının acıdığını da söyleyecekti.

Annesi Behiye Hanım Kırımlı, babası Yusuf Bey Kazanlı idi. Kendisini, ‘Tatar kızı!’ diye tanıtacaktı/tanımlayacaktı. Ailesi, Bursa’ya gelip yerleşmişti. 3 kız kardeşin en büyüğüydü. 6 yaşında babasını (40) kaybetti. Çiftçiydi; sirozdan öldü. İflas da etmişti. Hiç paraları yoktu, meteliğe kurşun atar durumdaydılar. Annesi (24) bir tekstil atölyesine girdi; ipek kozası dolduracaktı. Ailenin yükünü omuzlamakta zorlandı. Suzan Avcı, ancak ilkokulu bitirebildi. - İlk mektepten hatırladığı tek olay, sınıfça götürüldükleri sinemada izlediği sessiz filmdi! - Hemen annesinin çalıştığı fabrikada işe başladı. Anne ile kızı farklı vardiyalarda terledi; ekmek parası kazandı. Bazen aynı gün 2 vardiyaya girdiler. 

- Küçük Yaşta Ailesinin Sorumluluğunu Omuzladı… -

Küçük Suzan aşırı hırslıydı. Eline daha fazla para geçti. Hatta annesini işten çıkarıp, küçük kız kardeşlerinin başında durmaya ikna etti. Yaşından büyük gösteren, esmer, zayıf - kuru! - kızdı.

Bir süre sonra Bizavcı Ailesi, İstanbul’a, - dayının da desteği ve iknasıyla! - anneannenin yanına taşındı. Anne Behiye Hanım, yine bir tekstil atölyesinin kapısını çaldı. Suzan da peşinden… Kadın ve kızı, öteki iki küçük kardeşin nafakası için vardiya ayırmaksızın çalıştı. Küçük Suzan, güzel dikiş dikerdi. İşçiler arasından kısa sürede kendini gösterdi/sivrildi. Annesinden daha yüksek yevmiye aldı. 

İlk kez ilkokuldayken, sessiz film seyretmeye sinemaya gitmişti. Adı: ‘Edison’un Hayatı’ idi. Küçük Suzan - o zaman! - kararını verdi: ‘Ben, bu işi yapacağım!’ Film yıldızlığı tek hedefi ve saplantısı haline geldi. Atölyedeki en iyi/en samimi arkadaşı Ayşe Abla da fanatik sinema hayranıydı. Her hafta 2-3 filme gider, sonra da ballandıra ballandıra anlatırdı. En çok etkisinde kaldığı film: ‘Rüzgâr Gibi Geçti’ idi. Ablası anlatırken, küçük Suzan senaryoyu adeta yaşardı.

- Annesi Sinemaya Girişini Engelledi… -

Boş zamanlarında Yıldız Mecmuası’nı okur; şöhretlerin baş döndüren büyülü dünyasının haberlerini izlerdi. 13 yaşındayken aynı dergideki - bir röportajında ‘Hürriyet gazetesindeki’ diyecekti! - küçük ilân dikkatini çekti. Ünlü rejisör Metin Erksan; ‘yeni filminde oynatacağı, sinema tecrübesi olmayan, 14-15 yaşlarında, esmer kız arıyordu’. Suzan, fotoğrafını eklediği mektupla müracaat etti. Mahalle bakkalının telefonunu da verdi. Çok geçmeden Mecidiyeköy’e, şirket merkezine görüşmeye çağrıldı. Samatya dışında hiçbir yeri bilmezdi. Aksaray’dan Taksim dolmuşuna bindi. Alandaki Atatürk Anıtı’nı görünce, heyecanla karışık hayranlıktan dili tutuldu. Bir saate yakın çevrede dolaştı. Abidenin her yerini dikkatle inceledi. Sonra randevusu aklına geldi. Mecidiyeköy’e kadar yürüdü. Duru Film’i buldu. Stüdyoda ‘Ankara Ekspresi’ bazı sahneleri çekiliyordu. Başroldeki Zeynep Sırmalı’yı hayranlıkla/ağzı açık izledi. Metin Erksan ile görüşmesini unutuvermişti. Yanına gelen görevli rüyasını bozdu. ‘Burada ne yapıyorsun,’ diye sorunca, randevusunu hatırlattı. Metin Erksan ile görüşmesi olumluydu. Aranılan özellikleri taşıyordu. Ama yaşı küçüktü. Annesinin bilgisi ve rızası sorulduğunda, yalan söyledi. ‘Annem izin verdi!’ dedi. Evde oturması ve servis aracını beklemesi istendi. Diğer figüranlarla beraber dış çekimler için alınacaktı.

Annesi olayı duyunca, dünyasını başına yıktı ve filmde görünmesini/oynamasını engelledi. Kapıya gelen film ekibini kovdu. Onun gözünde sinema sanatçılığını gayri ahlakiydi. Avazı çıktığı kadar bağırdı: ‘Kızımı kötü yola düşüremezsiniz!’ 

- Mahkeme Kararıyla Yaşını Büyüttü… -

Suzan büyüdükçe güzelleşti/serpildi. Vücudu dikkat çekecek kadar alımlı ve biçimliydi. Tek eğlencesi, Etyemez’de denize girmekti. Yazın yüzmeye gittiğinde, çevresini hayran bakışları kuşatırdı. Bir delikanlı - İlk eşi Alp Akşiray! -, ‘Bacakların ne güzel!’ diye laf attı. Küçük Suzan, utandı; koşarak eve gitti. Akşiray, İzmir’den tatile gelmişti. Teyzesinin yanında kalırdı. Kısa sürede ikili arasında ilişki gelişti. Ama çapkın delikanlının İzmir’e ani dönüşü öyküyü yarım bıraktı/film koptu.

Alp Akşiray, askerlik görevi için Heybeliada’ya geldiğinde münasebetleri kaldığı yerden devam etti. Aşkından başı dönen güzel Suzan, bir arkadaşının uyarısıyla uykusundan uyandı. ‘Alp’in parmağında alyans var!’ Suzan Bizavcı, Alp Akşiray’ın - kendisinden sakladığı! - yüzüğünü buldu ve yüzüne vurdu. 6 ay küs kaldı. Sonunda bir çözüm yolu oluşturuldu. Yüzük, İzmir’deki nişanlıya posta marifeti ile gönderildi; nişan da bozuldu. Senaryoya göre Alp’in ailesi; yeni durumu sabık yavukluya anlatacak ve özür dileyecekti.

Suzan Bizavcı, flört döneminden sonra da - mahkeme kararıyla yaşını büyüterek! - evlendi; - kocasının şehri! - İzmir’e yerleşti. Ama damadın akrabalarınca sevilmedi. ‘Yuva yıkan kadın!’ diye anıldı. Oğlu Mete’nin doğumuyla eşinin ailesinin tavrı yumuşadı! 

Suzan yine sinemalara gidiyor ve sektörün dergilerini izlemeye çalışıyordu. Kararını verdi: İstanbul’a annesinin yanına dönecekti. Yeşilçam’ın kapılarını zorlayacaktı. 

1956’da, - Arif Hanoğlu’nun sahipliğini yaptığı! - (Yeni) Yıldız Mecmuası, ‘Sinema Güzeli Yarışması’ düzenlemişti. Bu defa, ne yapacak edecek ve yarışmaya katılacaktı. Bavullarını topladı; oğlunu kucakladı; anne evine döndü. Yarışmada 3. seçildi; ‘Ümit Hakan’ takma adını kullandı. Birinci ‘Leyla Sayar’, ikinci ‘Pervin Par’ idi. Ama şöhret kapıları açılmadı. Gazetelerde bir/iki röportajı yayınlanabildi.

- Alev Sururi, Hayatının Akışını Değiştirdi… -

İş yine başa düştü. Tiyatroların kapılarını çalmaya başladı. Muammer Karaca Tiyatrosu'na başvurdu. Hemen kabul edildi. Küçük rollerde göründü. Zorunlu turne teklifini kabul etmeyince, ayrılmak zorunda kaldı. Toto Karaca Tiyatrosu’na girdi. Daha çok metres rollerini canlandırdı. 

Cahide Sonku ile tiyatro sahnesinde tanıştı; oyun stiline, sanatına hayran kaldı. Sonku’yu anlatırken, ‘Bilinçli ve işine hâkimdi,’ diyecekti. Sahnede duruşu ve ışıkları kullanmayı - ondan! - öğrendi.

Annesini yanından ayırmadı. Oğlu Mete, aile sıcaklığında büyümeliydi. Galatasaray Lisesi’nden aşağıya inen sokakta eski apartmanın bodrum dairesine yerleştiler. Kapıları daha çok fareler tarafından çalınırdı. Tiyatrodan aldığı yevmiye ile masrafları ancak karşılayabiliyordu.

Sinema sevdası içini kemiriyordu. Neriman Köksal’ı kendine rol model almıştı; yerine geçmek istiyordu. 1956’nın sonunda küçük rollerde görünmeye başladı. Rol aldığı ilk film ‘Katibim’di. Filmin başrol oyuncuları: Turgut Özatay ve Abdurrahman Palay’dı. 

Tiyatrodan arkadaşı Alev Sururi, hayatının akışını değiştirdi. Dünya sinemasında ‘sarışın kadın modası’ almış başını gitmişti. Kim Novak fırtınası esiyordu. Sururi, Suzan’a sarışınlığı önerdi. Yeni saç renginin uğuruna hemen inandı. İlk beş filminde iyi kız rollerindeydi. Şöhret için daha fazla beklemesi gerekmeyecekti. 

1959’da, - zaten bitmiş! - evliliğini mahkeme kararıyla sonlandırdı. Alp Akşiray’dan resmen boşandı.

- Film Yapımcılığına Girişti… -

Ünlü rejisör Metin Erksan’la fırtınalı bir aşk yaşadı. Erksan’ın yıllar sonra ortaya çıka(rıla)n mektubu ikilinin ilişkisinin duygusal boyutlarını çiziyordu. 

Yapımcı Hüseyin Cendere ile nikâh masasına oturdu. Eşi ile ortaklaşa CEN-AV Film Yapım Şirketi’ni kurdu. Bazı filmlerin yapımcılığını üslendi, başrolünde de oynadı. Filmlerden birisi de ‘Şıngırdak Melahat’ idi. Senaryo Vecdi Uygun tarafından yazıldı. Yönetmen Aram Gülyüz’dü. Başrollerde Vahi Öz, Suzan Avcı, Kenan Pars, Hüseyin Baradan ve Suphi Tekniker oynadı.  

1962’de şansı yüzüne güldü. Aydın Arakon’un senaryosunu yazıp yönettiği ‘Şehvet Uçurumları’ filmi ile şöhretin doruğuna uzandı. Rol arkadaşları, Tanju Gürsu, Filiz Akın, Ali Şen ve Ulvi Uraz’dı. Film patlamıştı. Güzelliği ve cazibesi, sayısız çapkın erkeği peşine taktı. Kendi anlatımına göre; çok ilginç/cazip teklifler aldı. Ama cevabı hep aynıydı: Kafalara inen onlarca sivri topuklu ayakkabı darbesi… Başı yarılıp kan revan içinde yanından ayrılanların sayısı hiç de az değildi.

1963’de Atıf Yılmaz’ın yönettiği ‘İki Gemi Yanyana’da Sevda Nur ile öpüşmesi hem şaşırttı, hem garipsendi. Türk sinemasında ‘ilk lezbiyen ilişkinin kahramanları’ olarak da tanındılar.

- Assolist Yırtmaçlı Elbise Giymesini Yasakladı… -

Şöhretin getirisini sahnelerde de denedi. Lunapark Gazinosu’nda sahneye çıktı. Assolisti Gönül Yazar’dı. Yazar, Avcı’nın yırtmaçlı elbise giymesini yasakladı. Sahnede kendisinden daha güzel hanım şarkıcının bulunmasını mı kıskanmıştı? 1964’de, 45’lik plak doldurdu. ‘Bana Derler Çapkın Suzan’, ‘Tabya Başında Kızlar Yan Yana’ şarkılarını okudu. 45’liğin kapağını özel çektirdiği, güzelliğini bütün ihtişamıyla sergileyen fotoğrafı süsledi.

1965’de, oğlu Mete’yi askere uğurladı. Suzan Avcı şöhretinin zirvesindeydi. Mete askere giderken, annesinden ricada bulundu: ‘Anne sakın ziyarete gelme,' dedi. 

Biricik oğlu Mete’yi askerliği boyunca ziyaret edemedi. Beyaz perdedeki imajından ötürü zarar görebileceğini düşündü. Ama erkek evladına doyamadı: Erken yaşta ölümüne şahitlik etti. Mete  Akşiray, 1997’de beyin kanaması sonucu hayatını yitirdi. Bir AVM’de günlük alış verişini yapıyordu. Turizm eğitimi almış; Almanya’ya yerleşmişti. Alman asıllı Eva adlı güzel hanımla hayatını birleştirmişti. - Kendisinden 16 yaş küçük! - Kız kardeşi Binnaz’ı çok severdi. Büyümesinde pay sahibiydi.

Suzan Avcı, Türkiye - Kayseri! - doğumlu, Ermeni asıllı, ünlü yönetmen Elia Kazan’ı bile hayran bıraktı. Kazan, Avcı’nın resmini görünce görüşmek istedi. Hollywood’a götürebilir; ABD’de şöhret yapabilirdi. Ama tiyatro eğitimi alması, İngilizce öğrenmesi gerekecekti. Avcı’nın omuzlarındaki yük ağırdı; ailesini geçindirebilmek için aralıksız çalışması/para kazanması gerekiyordu. Teklifi reddetti.

- Almanya Gezisi Bir Kere Daha Hayatını Değiştirdi… -

1966’da Almanya’ya gitti. Turist Ömer’in çekimleri yapılacaktı. Yapımcı firmanın planlamasına göre, Sadri Alışık’ın rol arkadaşı Sevda Ferdağ’dı. Ama Ferdağ’ın sevgilisi Tamer Yiğit aynı fikirde değildi. İzin vermeyince; rol, Suzan Avcı’ya önerildi. Hemen bavulunu hazırladı. Ekiple Berlin’e yollandı. Yanındaki para sınırlıydı. Gönlünce alış veriş yapamayacaktı. Yalnızca takma kirpik alabilecekti. - Sinemada bir Suzan Avcı, bir de Türkan Şoray takma kirpik kullanırdı! - Şehir gezilerinde yanındaki daimi/değişmeyen arkadaşı Çolpan İlhan’dı. İlhan’ın mali durumu iyiydi. Birlikte çıktıklarında beğendiklerini satın alabilirdi. Avcı ise yalnızca seyrede(bile)cekti.

Almanya gezisi, Suzan Avcı’nın hayatında önemli değişiklik yaptı. Üçüncü evliliğine vesile oldu. Bir gün, Çolpan yanına geldi. ‘Sen de katıl,’ dedi. ‘Senarist Erdoğan Tünaş ile yemek yiyeceğiz…’ Davete iştirak etti. Ama ilk kez gördüğünde, Tünaş’ı hiç beğenmedi. Sonraki görüşmelerinde fikri değişti. 3 yıl süren flört döneminin sonunda 1970’de evlendiler. Bir yıl sonra da ikinci çocuğu, kızı Binnaz doğdu. Avcı-Tünaş evliliği 2007’ye kadar 37 yıl sürdü.

Yeşilçam’da en çok Türkan Şoray’ı sevdi. Karşılıklı oynadıkları filmleri beğendiğini tekrarladı. Hayatı boyunca hep kendi ayakları üzerinde durmuştu. Arkasında, sırtını dayayabileceği kimsesi yoktu. Geldiği nokta kendi emeğinin karşılığıydı. Bir röportajında, ‘Türkan Şoray’ın arkasında Rüçhan Atlı, Fatma Girik’in yanında Memduh Ün, Filiz Akın’ın beraberinde Türker İnanoğlu olmasaydı; onlar da olmazdı,’ diyecekti.

Biricik oğlu Mete’yi yitirdikten sonra bütün ilgisini kızı Binnaz Avcı’ya verdi. İyi eğitim almasına, sahnede/televizyonda/sinemada başarı kazanmasına uğraştı. 

Yaşadığı son büyük acı: Kocası, ünlü senarist Erdoğan Tünaş’ı kanserden kaybetmesiydi. 

Ali Hikmet İnce yazdı.

26 February 2020 00:35
200 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Adnan Menderes’in Son Yasak Aşkı

Menderes’in bir yanı hep boştu/boş kaldı. Eşi Berin Hanım ve tanıdığı/birlikte olduğu bütün kadınlarda annesini aradı; daha doğrusu anne sıcaklığını/şefkatini bulmaya çalıştı. Arayış serüveninde toplumun değer yargılarını pek dikkate almadı; anı dolu dolu yaşadı… Hep kalbinin sesine uydu; kadınların peşinden gitti, koştu…

Tek Kişilik Güzel Ordu

Kiev Üniversitesi Tarih Bölümü’nün son sınıf öğrencisi Lyudmila Mikhailovna Pavlichenko - ki 24 yaşındaydı! - , okulu bırakıp orduya katılmayı, Nazilere karşı savaşmayı planlamıştı.

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…

Arkadaşının Rolünü Alan Yıldız

Türk Sineması’nda ‘Sultan’ diye bilinen Türkan Şoray’ın beyaz perdeye geçişi biraz rastlantı, biraz da şans eseriydi.

Akıl Hastanesine Düşen Star

Yıldız dergisi sayesinde ortaokul son sınıf öğrencisi iken bütün Türkiye tarafından tanınan Belgin Doruk, ani yakaladığı şöhretin sefasından çok cefasını çekti.

Uçağa Binmekten Korkan Komedyen

Kemal Sunal; denize girmeyi, uçağa ve gemiye binmeyi sevmezdi.

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Susuz Yaz Nasıl Seks Filmi Yapıldı?

Susuz Yaz’ın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. Türkiye’de Sansür Kurulu’nca gösterimi engellendi; Avrupa ve ABD’de para kazanma hırsıyla seks filmi yapıldı. Ama aynı film; Türk Sinema Tarihi’nin ilk en büyük başarısını kazandı.

Ömercik: Feleğin Sillesi Ya Da Solan Bir Yaprak Gibi

Ömercik - Ömer Dönmez! -; Türk sinemasının en ünlü çocuk yıldızlarındandı. Hayat hikâyesi de canlandırdığı Yeşilçam senaryolarına benzedi. Dramı dibine kadar yaşadı. Alkışların vefasızlığını anladığında iş işten geçmişti.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Babası İsteyince Sinemayı Bıraktı

Zeynep Aksu; çok zengin/tanınmış ailenin biricik kızıydı.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

İnce Hastalığın Pençesindeki Figüran

Hakkı Haktan; Vesikalı Yarim’deki şef garsondu. Binlerce Yeşilçam figüranı gibi, rekor sayılacak filmde oynadı; ama gündelikçilikten öteye geçemedi.

‘Fahri Menajer’ Öztürk Serengil

Öztürk Serengil; 1970 sonrası ekonomik krize giren Yeşilçam’ın pek çok ünlü ismine yardımcı oldu; para kazanmalarını sağladı. Sinema seyircisi; hayranlık duyduğu isimleri gazino sahnelerinde dikkatle, hayranlık dolu merakla izledi.

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Müjdat Gezen’in Gizli Aşkı

Müjdat Gezen anılarını yazdığı, ‘Galiba Ben Sanatçıyım’ adlı kitabında G.A. koduyla hayatına giren kadından söz ediyordu.

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

Viski Eşliğinde İlahi

Fahrettin Aslan’ın büyük oğlu Sacit Aslan anılarına yer verdiği ‘Kovadaki Balıklar’ kitabı yayınlandı.

Adnan Menderes’in Son Yasak Aşkı

Menderes’in bir yanı hep boştu/boş kaldı. Eşi Berin Hanım ve tanıdığı/birlikte olduğu bütün kadınlarda annesini aradı; daha doğrusu anne sıcaklığını/şefkatini bulmaya çalıştı. Arayış serüveninde toplumun değer yargılarını pek dikkate almadı; anı dolu dolu yaşadı… Hep kalbinin sesine uydu; kadınların peşinden gitti, koştu…

Gülriz Sururi: Hayatı Limon Gibi Sıkan Kadın

Gülriz Sururi kendine özgü stiliyle kızıl saçlı, delici bakışlı, naif, çekici ve ilgi odağıydı. Vefalı, paylaşımcı, aydınlanmacıydı. Müthiş bir Atatürk hayranıydı.

Devlet Gibi Otoriter Kadın

Neriman Köksal adı ile Yeşilçam’da ünlenen Hatice Küpçü; Çetin Karamanbey tarafından sinemamıza kazandırıldı.

Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

Kışı Paltosuz Geçiren Camoka

Danyal Topatan; hayatının tamamını Yeşilçam Sokağı’nda geçirdi. Her tür rolü başarıyla oynadı. Kameranın hem önünde, hem de arkasında çalıştı. Gerçek hayatta ise hep ezildi.

Deve Sütü Seven Diktatör

Irak’ı uzun yıllar çelik eldiven içinde yöneten Saddam Hüseyin (1937-2006); dış görünüşüne çok dikkat ederdi.

Güney'in Evinde Saklanan Firari Devrimciler

Yılmaz Güney; illegal THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi - Cephesi) örgütünün lideri Mahir Çayan ve arkadaşlarını evinde sakladı.

Osmanlı Torunu İngiltere Başbakanı

Ali Kemal (Bey); tavizsiz bir liberal, tam bir Batı daha doğrusu İngiliz dostuydu/taraftarıydı. Torunu, Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi. Torununun oğlu ise İngiltere Başbakanı oldu.

Şairlerden Dayak Yiyen Eleştirmen

Nurullah Ataç, döneminin eleştirileri en çok önemsenen üstadıydı. Dilde sadeleşmeyi destekledi. Cumhuriyet ilkelerini savunan genç kabiliyetleri hep destekledi. Ömrünü Türkçe’ye adadı.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…

‘Fahri Menajer’ Öztürk Serengil

Öztürk Serengil; 1970 sonrası ekonomik krize giren Yeşilçam’ın pek çok ünlü ismine yardımcı oldu; para kazanmalarını sağladı. Sinema seyircisi; hayranlık duyduğu isimleri gazino sahnelerinde dikkatle, hayranlık dolu merakla izledi.

Nazım’ın Hayatını Kurtaran Şair

SSCB Yazarlar Birliği Genel Sekreteri Aleksandr Fadeyev, Nazım Hikmet’in hayranı ve dostuydu.

Yerli James Bond Göksel Arsoy

Göksel Arsoy; daha çok romantik aşk filmleriyle tanındı.

Çifte Tabancalı Aktör: Gazanfer Özcan

Gazanfer Özcan; eski tabirle ‘nevi şahsına münhasır’ tiyatro insanıydı. Kendisiyle barışıktı; ailesine ve sanatına bağlıydı. Son nefesine kadar sahnenin tozunu yuttu; öldüğünde devlete vergi borcu çıktı.

Bedri Rahmi’nin Karadut’u Ermeni Güzeliymiş

Ünlü şair Bedri Rahmi’nin ‘Karadutum, çatal karam, çingenem’ diye anlattığı güzelin Ermeni asıllı bir T.C. vatandaşı olan asistanı Mari Gerekmezyan’mış.

Solist Tokatlayan Gazino Patronu

Zeki Müren; inatçıydı; kararından geri dönmezdi; sonucuna da katlanırdı.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Lavinia: Şairini Tanıyamayan Şiir

Özdemir Asaf’ın ünlü dizelerindeki adı Lavinia idi Mevhibe (Meziyet) Beyat’ın …

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Damat Adayına Kefil Olan Kayınbirader

Ünlü şair-yazar Atilla İlhan; kız kardeşi Çolpan İlhan’ı çok seven - sonradan eniştesi! - Sadri Alışık’a kefil oldu.

Yerli James Bond Göksel Arsoy

Göksel Arsoy; daha çok romantik aşk filmleriyle tanındı.

Arkadaşının Rolünü Alan Yıldız

Türk Sineması’nda ‘Sultan’ diye bilinen Türkan Şoray’ın beyaz perdeye geçişi biraz rastlantı, biraz da şans eseriydi.

Kulak Çeken Senarist

Asıl adı Abdulkadir Pirhasan’dı; geniş kitlelerce Vedat Türkali diye tanıdı.

Babası İsteyince Sinemayı Bıraktı

Zeynep Aksu; çok zengin/tanınmış ailenin biricik kızıydı.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Diğer Muhtelif Yazıları

Terzi ve Kuyumcu Maymunlar

Onuncu Abbasi Halifesi Mütevekkil (822 - 861) hayvansever bir hükümdardı. Beslediği ve sahiplendiği hayvanın zeki, becerikli ve uysal olmasını isterdi.

Yılmaz Güney’in Jiletli Seyircileri

Yılmaz Güney’in - siyasî olmayan - avantür filmlerini seyreden seyircilerin, aynı arabesk müziğin önemli ismi Müslim Gürses’in taraftarları gibi ‘jiletli’ olduğu, Beyoğlu’ndaki sinemaların mobilyalarına zarar verdikleri ortaya çıktı.

Muhsin Ertuğrul’un Ümitsiz Aşkı

Cahide Sonku, Türk sineması ve tiyatrosunun ilk gerçek kadın starıydı. Güzelliği, vamplığı, cüretkârlığı ve olağanüstü yeteneği ile istediği - dilediği gibi hayat yaşadı.

Şairlerden Dayak Yiyen Eleştirmen

Nurullah Ataç, döneminin eleştirileri en çok önemsenen üstadıydı. Dilde sadeleşmeyi destekledi. Cumhuriyet ilkelerini savunan genç kabiliyetleri hep destekledi. Ömrünü Türkçe’ye adadı.

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

Bornozla Gömülmek İsteyen Striptizci

Seher Şeniz, parçalanmış aile kurbanıydı. Babasını hiç tanımadı; annesinin ve kardeşlerinin desteğini de - yeterince! - gör(e)medi. Sevgiyi, huzuru ve aile sıcaklığı başkalarında aradı. Hep aldatıldı; cinsel obje olarak değerlendirildi; sürekli hayal kırıklığı yaşadı. İfadesine göre; ‘kullanıldı!’

Lise Öğrencisi Profesyonel Tiyatrocu

Kemal Sunal; tarihî Vefa Lisesi’nin tarih sayılabilecek öğrencisiydi.