Türkiye’nin İlk Piyanist Şantörü

Gencer, Türkiye’de ilk Türkçe sözlü pop müzik parçasını seslendirdi. Çocukluk arkadaşı, Fecri Ebcioğlu, ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’ adlı şarkının sözlerini yazmıştı.

Türkiye’nin İlk Piyanist Şantörü

İlham Gencer, Türkiye’nin ilk piyanist-şantörüydü. Aslına bakılırsa, pek çok ilkin de sahibiydi… Caz müziği denilince akla ilk gelendi. Üst üste yedi defa vergi rekortmeni olmuştu. Üç yalı alabileceği parayı, - gözü kapalı! - Steinway kuyruklu beyaz piyanoya verebilmişti. İlk Türkçe sözlü hafif müzik parçası, ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’u seslendirmişti. 12 dilde 6 bin dolayında şarkıyı hafızasında tutup söyleyebiliyordu. Yaptığı en iyi işlerden birisi de: Çanakkale’deki Şehitler Abidesi’nin parasızlıktan yarım kalan inşaatının tamamlanması için gösterdiği olağanüstü gayretti. 

- İlk Öğretmeni Annesi Nihal Türkaydı Hanımdı… -

İlerlemiş yaşına rağmen, her gün spor yapıyordu ve hayatı boyunca tek sigara içmemişti.

Gencer; nota bilmezdi, konservatuvar eğitimi yoktu. Ama olağanüstü kulağı ve müzik bilgisi-hafızası vardı. Duyduğu melodiyi hemen çalabilirdi. Mesela, Beethoven’in ‘Für Elise’ adlı parçasını kulaktan öğrenmiş ve hepsini hatasız çalmayı başarmıştı. İlk öğretmeni, annesi Nihal Türkaydı Hanım idi. Nihal hanım, İngilizce, Almanca ve Fransızca konuşur-yazar; fevkalade derecede piyano çalardı. Gencer’in anlatısına göre, yabancı şarkılara Türkçe sözler de yazardı. İki halası, Lale ve Nergis Hanımlar ise, Türkiye’de ilk defa Türk Sanat Müziği parçalarını bantlara-plaklara okumuşlardı. İlham Gencer, 5 yaşında piyano çalmaya başlamıştı; ‘İlham Vals’ adlı besteye imza atmıştı. Saray Sineması’nda, iki film arasında verilen molada, konser vermişti. 

İlham Gencer, ülkemizde piyano çalıp şarkı söyleyen ilk erkek şarkıcıydı. Yarattığı tarz, Şefik Uyguner, Ferdi Özbeğen ve Ümit Besen gibi pek çok piyanist-şantör tarafından izlendi. 1949’de mesleğini icra etmeye başladığında 16 yaşındaydı. Harbiye’deki Ordu Evi’nde yapılan düğünlere gidiyor ve gündeliği 10 liraya müzik yapıyordu. İstanbul Radyosu Hafif Batı Müziği Bölüm Şefi Faruk Yener, Gencer’in sanat yaşamında çok önemli hamle yapmasını sağladı. 14 yıl boyunca sürecek, her cumartesi gecesi yayınlanan, ‘İlhan Gencer’le Tatil Gecesi’ programını yayınlamaya başladı. Orkestrada İlham Gencer piyano, Cüneyt Sermet kontrbas, Turhan Taner de elektrogitar çalıyordu.

- Eartha Kitt’e Üsküdar Şarkısını Öğretti… -

Gencer, Türkiye’de ilk Türkçe sözlü pop müzik parçasını seslendirdi. Çocukluk arkadaşı, Fecri Ebcioğlu, ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’ adlı şarkının sözlerini yazmıştı. Lübnan asıllı Fransız şarkıcı Bob Azzam’ın dünyaca meşhur olmuş, ‘C'est écrit dans le Ciel’ adlı şarkısının müziğine uyarlanmıştı. Şarkı, Odeon firması tarafından 78 devirli taş plak formatında yayınlandı. 1950’de, Kervansaray Gazinosu’nda tanıştığı, Amerikalı zenci şarkıcı Eartha Kitt’e Üsküdar şarkısını öğretip, dünyaca ünlenmesini sağladı.

Ayten Alpman ile aynı orkestrada çalıştı. Bilgilerini aktarıp hocalık yaptı; sonra kalbini kaptırıp evlendi, kocası da oldu. Ajda Pekkan, Cem Karaca, Ayten Alpman, Barış Manço, Emel Sayın, Metin Ersoy, Füsun Önal ve Fikret Kızılok gibi ünlenen sanatçıları da müziğimize kazandırdı.

Ali Hikmet İnce yazdı.

8 October 2020 19:51
392 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Memleketimden Dinleme Manzaraları 1

Telefon dinleme olayları, Osmanlı’da da, mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti’nde de biline geldi.

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Zafer ve Tayyare Bayramı

‘30 Ağustos Zafer Bayramı’, ilk kez 1924 yılından itibaren ‘Zafer ve Tayyare Bayramı’ adıyla kutlanmaya başladı.

Çanakkale’den Dönmeyen Futbolcular

Çanakkale Savaşı’na katılan futbolcuların neredeyse tamama yakını şehit düştü.

Çanakkale Şehidi Çocuk Askerler

Eski adıyla Dâr-ül Fünun, bilinen ismi ile İstanbul Üniversitesi’nin Tıp Fakültesi’ndeki bütün öğrenciler 1915’de gönüllü Çanakkale’ye gitti; hep birlikte şehit düştü.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Arayışla Geçen Bir Ömür

Münir Özkul’u tiyatro oyuncusu yapan, İsmail Dümbüllü’ye aşırı hayranlığıydı. 1968’de, Arena Tiyatrosu’nda Kanlı Nigar oyununun prömiyerinde Dümbüllü’yü seyretti ve avuçları patlayıncaya kadar alkışladı.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Sinemamızın Aptal (!) Uşağı Cevat Kurtuluş

Cevat Kurtuluş, Yeşilçam’a Ferdi Tayfur’un hediyesiydi. Konservatuarın Opera bölümünden mezundu. Bariton sese sahipti; baştan ayağa sanatçıydı.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Defne Yalnız’ın Yalnızlık Korkusu

Defne Yalnız; okumayı-yazmayı öğrenmeden tiyatro sahnesinin tozunu ciğerlerine çekti.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Kaddafi’nin Uçağındaki Deniz Baykal

Kaddafi, hayatı boyunca Türk Milleti’ne olan sevgi ve saygısını hep tekrarladı. Türkiye’nin en sıkışık döneminde yaptığı stratejik yardım hiç unutulmadı.

Kırık Bir Aşk Hikâyesi: Engin İle Perran

Sabah Gazetesi’nin popüler-polemikci yazarı Engin Ardıç ile televizyon dünyasının en ünlü yıldızlarından Perran Kutman iki yıla yakın süre nişanlı kaldı, ama sonra ayrıldı.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Diğer Muhtelif Yazıları

Hayatı Durduran Ses: Hamiyet Yüceses

Hamiyet adı verilen, mavi gözlü ve sapsarı saçlı güzel kız, bir dönem Türkiye’de fırtına gibi esecek ve musikimizin nağmelerini güzel sesiyle taçlandıracaktı.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

ABD Başkanı İle Görüşebilen Mafya Şefi

Al Capone, servet edindikçe çevresini genişletti. Polisleri, savcıları, hâkimleri, belediye başkanlarını ve politikacılarını kendine bağladı. Dokunulmazlık zırhını kuvvetlendirdiğini düşündü. ABD Başkanı Herbert Hoover ile samimi dostluk kurmayı bile başardı. Suçlarının görmezden gelineceğini düşündü/sandı.

ABD Bayrağıyla Pabuçlarını Parlatan Baba

Al Capone, İtalyan’dı fakat Sicilya kökenli değildi. Doğuştan suça meyyaldi. Cürüm işlerken haz duyardı. Bodyguardlık, fedailik, tetikçilik, hırsızlık, beyaz kadın ticareti gibi illegal/kirli işler yaptı. Her seferinde antikomünist ve Amerikan milliyetçisi olduğunu iddia etti. Devletinin ve yönetimin yanında durmuş göründü.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

‘Cinayet Şirketi’ Kuran Tetikçi

Amerikan suç dünyasında ‘Kid Twist’ diye bilinen İbrahim Reles, Mafya’nın en ünlü eli kanlı katillerindendi. Kurbanlarını çengel uçlu buz kırma aparatı ile öldürürdü. Binden fazla kişinin kanına girdiği ileri sürüldü. Cinayet işlemek için şirket dahi kurdu ve siparişleri/iş tekliflerini değerlendirdi.