Ömercik: Feleğin Sillesi Ya Da Solan Bir Yaprak Gibi

Ömercik - Ömer Dönmez! -; Türk sinemasının en ünlü çocuk yıldızlarındandı. Hayat hikâyesi de canlandırdığı Yeşilçam senaryolarına benzedi. Dramı dibine kadar yaşadı. Alkışların vefasızlığını anladığında iş işten geçmişti.

Ömercik: Feleğin Sillesi Ya Da Solan Bir Yaprak Gibi

‘Ömercik’ adıyla ünlenen Ömer Dönmez de aramızdan ayrıldı. Yeşilçam’ın çocuk yıldızları arasında en bilinen, en aranılan, en çok kazanan, ama yaşam filmi ‘pek mesut’ bitmeyendi. İlk ve son röportajında dediği gibi; ‘Mutlu başlayan hayat yolculuğu, yıllar geçtikçe renk değiştirmiş; çileye dönüşmüştü!’

Ömer Dönmez; Ayşecik’in - Zeynep Değirmencioğlu’nun! - küçük teyzesi Gülşen Hanım’ın biricik oğluydu. 13 Ağustos 1959 Sakarya doğumluydu. Üçü kız, dört kardeşin üçüncüsüydü. Dedesi, şehrin tanınmış şekerleme imalatçısıydı. Babası da şekerci dükkânı çalıştırırdı. Orta halli, kendi yağı ile kavrulan ailenin üyesiydi. 

- Hollywood’un Çocuk Yıldızlarına Benzetilirdi… -

Ömer; beyaz tenli, mavi gözlü, sarı saçlı, ince hafif çekik gözlü, narin yüz hatlarıyla Hollywood’dan çıkıp gelmiş çocuk yıldıza benzetilirdi. Girdiği ortamda hemen tanınır; dikkatleri üzerinde toplardı. Fotojenisi yüksekti. Beyaz perdede şans verilirse; kendinden bahsettirebilirdi.

Küçük Ömer’deki farklılığı ilk gören/fark eden, büyük teyzesinin kocası, ‘Ayşecik’ karakterini çizen; bir dönemin çok ünlü senaristi Hamdi Değirmencioğlu’ydu. Biricik kızı Zeynep Değirmencioğlu’nun adını Yeşilçam sinemasına unutulmayacak şekilde yazdırmıştı. 

Çocuk yıldızların filmlerinin hâsılat rekorları kırdığı dönemdi. Kemalettin Tuğcu’nun aynı adlı romanından alınan; Hamdi Değirmencioğlu, Memduh Ün ve Ertem Göreç’in senaryosunu yazdığı; yönetmenliğini Memduh Ün’ün üstlendiği; Muzaffer Aslan’ın yapımcısı olduğu, 1960 yılı yapımı Ayşecik filmi kasaları doldurmuştu. - Filmin diğer başrol oyuncuları Muhterem Nur, Turgut Özatay ve Leyla Sayar’dı! - Değirmencioğlu ailesinin başına devlet kuşu konmuştu. Hamdi Bey; kızının rol alacağı, seri halde çekilen Ayşecik filmlerinin değişmez senaristiydi. Erkek güzeli yeğeni Ömer’i de İstanbul’a götürecek; şöhret kapılarını aralamasına ve bol para kazanmasını sağlayacaktı. 

- Yeşilçam’ın Yolunu Ses Dergisi Açtı… -

Küçük Ömer; 1964’de, Ses dergisinin düzenlediği ‘Çocuk Yıldız Adayları Yarışması’na katıldı; 2. seçildi. Hamdi Bey’in iddiasına göre; ‘birincilik hakkı’ydı. Ama yine de Yeşilçam’ın kapılarını zorla(n)madan açtı. Daha 5 yaşındayken; başrole çıktı. 1965’de, Cüneyt Arkın ve Hülya Koçyiğit’in hemen yanında adı yazıldı. Filmin adı: ‘Sevgim ve Gururum’ idi. 

Yeğeni Zeynep de sinemaya 2 yaşında girmiş; ‘Papatya’ adlı kurdele ile kamera karşısına geçmişti. Aile - adeta! - doğuştan sinemacıydı!

Kısa sürede adını duyurdu. Zeynep Değirmencioğlu ile aranılan/sevilen ikili oluşturdu. ‘Yedi Cüceler ve Pamuk Prenses’, ‘Ayşecik’le Ömercik’, ‘Hayat Sevince Güzel’, ‘Seni Bekleyeceğim’ gibi yapımlarla adı/şöhreti pekişti. Türkiye’nin en çok kazanan çocuk yıldızıydı. Kendi ifadesine göre ücreti; film başına 20 bin liraydı. Babası son model otomobil almış; velinimeti, biricik oğlunun şoförlüğüne girişmişti. Ömercik; okulu da asmış; bütün vaktini film setleri arasında harcamaya başlamıştı. Cüneyt Arkın, Ayhan Işık, Ediz Hun, İzzet Günay, Tarık Akan, Metin Serezli, Türkan Şoray, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Sema Özcan vb. gibi ünlü isimlerin rol arkadaşıydı. Gazetelerde, dergilerde boy boy resimleri yayınlanır; gösterime girecek filmlerinin haberleri yer alırdı.

- Parklarda Değil Filmlerde Oynadı… -

‘Çocukluğumu yaşayamadım,’ diyecekti. ‘Sokaklarda, parklarda değil, filmlerde oynadım!’ Haftada bir film bitirdiği olurdu. Filmleri hep felaketlerle başlar; mutlu sonla tamamlanırdı. Sonuçta hep kötüler kaybeder; iyiler kazanırdı. Kurdele boyunca ağlayan, mutsuz çocuk; hitam yaklaştıkça aradığı huzura/mutluluğa kavuşurdu. Yapımların - değişmeyen! - ana teması: Ailenin dağılmasını engellemek; ayrılmışlarsa birleştirmekti. 

Yıllar su gibi akıp geçti. Setten sete koşan küçük Ömer; eğitimine gereken zamanı ayır(a)madı. Maçka İlkokulu’nu bitirmiş; ortaokul 2. sınıfta devamsızlıktan kaydı silinmişti. Okul arkadaşları arasındaki adı: ‘Artist!’ti. Bir bilgiye göre Marmara Koleji, diğer bilgiye göreyse ABC Lisesi’nin orta kısmı eğitim hayatının son durağıydı.

Şöhret, yaz yağmuruna benzerdi. Kısa ve etkin sürer; sonra da kayboluverirdi. Ömercik de çocuk yıldızların değişmeyen kaderini yaşadı/tekrarladı. Büyüdükçe; popülerliğini ve yapımcıların ilgisini yitirdi. 13 yıl sinemada görünmüş; 65 filme imzasını atmıştı. Hemen her tipe hayat vermişti. Dilenci, yankesici, müzisyen, hamal vb. canlandırmalarda başarılıydı. Özellikle Ediz Hun’la oynadığı bir filmde, ‘Size amca diyebilir miyim, amca?’ repliği dillere düşmüştü.

- 4 Ticari Taksinin Sahibiydi… -

Küçük Erkan; Türk sinemasının ilk çocuk yıldızıydı. Başrolünde oynadığı ‘Göçmen Çocuk’, ilk yerli çocuk filmi kabul edilirdi. Ömercik de aynı ekolün devamı ve önemli üyesiydi. Küçük Erkan’ın aksine, hatırı sayılacak paralar kazanmıştı. Ama tutamamıştı: ‘Elimize geçeni yedik; geleceği düşünemedik,’ diyecekti.

Ömercik; İstanbul’da teyzesinin evinde kaldı. Ailesi, 5. sınıfa giderken; Adapazarı’ndan İstanbul’a taşındı. Selimiye Kışlası’nın yanına, Çiçekçi semtine yerleştiler. Babası asıl mesleği şekerciliği bıraktı. Oğlunun kazandığı paralarla 4 ticari taksi alıp işletmeciliğe koyuldu. Ömerciğin özel şoförlüğüne de devam etti.

Ömercik, babasının yanına daha sık gitmeye başladı. Üsküdar’daki taksi durağında zaman geçirdi. Film çalışmalarına ayırdığı vakti azalmıştı. Şoförlük yapmayı kafasına koydu. Ehliyet alıp, ailesine yardım edecekti. ‘Çorbada tuzumuz olsun,’ diyecek; direksiyon sallayacaktı. Durakta kendisine, ‘Yanık Ömer’ denilecekti.

- Kara Gününde Tek Dostu Filiz Akın’dı… -

Ehliyetini alışının üzerinden bir yıl geçmeden hayatını karartacak sürprizle karşılaştı. Arabanın kelebek camının vidasını tornavida ile sıkıştırmak istemiş; kayan alet sol gözüne girmişti. Duraktaki arkadaşlarınca, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin Göz Kliniği’ne kaldırıldı. Acil servis ve bölüm doktorları ellerinden gelen çabayı/itinayı gösterdi. Hastane günlerinin yegâne destekçisi/dostu Filiz Akın’dı. Yeşilçam’ın Avrupalı iyilik perisi, Ömercik’e elinden geldiğince yardım etti. Diğer kara gün dostu da: yeğeni Zeynep Değirmencioğlu’ydu. 

Sol gözündeki sargı açıldığında, her iki kadim ahbabı yanı başındaydı. Yeşilçam’ın hiçbir şöhreti telefonla bile durumunu sormamıştı! 

Bir grup açıkgözün istismarıyla karşılaştı. Ömercik için yardım gecesi düzenleyeceklerini ve tedavi masraflarını karşılayacaklarını söyleyen uyanıkların kurbanı oldu. Sahte makbuzlarla para topladıkları iddia edilen çete üyeleri sırra kadem bastı. Olay soruşturma konusu yapıldı; Ömercik’in suçsuzluğunu ispat etmesi zaman aldı.

Kapalıçarşı’da hazır giyim imalatı yapan eniştesinin yanında çalıştı. Kendi pantolonlarını dikebilecek ustalığa erişti. Tam dikiş tutturacakken; bir kaza daha geçirdi. Bindiği motosikletten düştü; her iki ayağı kırıldı. 1.5 sene yatağa bağlı kaldı; yürüyemedi.

- Avşa Adası’nda Kantin Çalıştırdı… -

Hayat pahalıydı; tedavi masrafları ve ev giderleri için para gerekliydi. Babasının emekli maaşı ve taksilerin kazancı yetersiz kaldı. Arabalar sırayla elden çıkarıldı. Ömer, yeniden yürümeye başlayınca; çalışması kaçınılmazdı. Şoförlük yapamazdı. Avşa adasında bir büfe devraldı; hamburger, tost, meşrubat satarak para kazanmaya uğraştı. 

Sonra da yeğeni Zeynep Değirmencioğlu’nun Göztepe’deki emlak ofisinde iş buldu.

Türk sinemasının ünlü çocuk yıldızı Ömercik hiç evlenmedi. Selimiye’de ailesiyle oturdu. Röportaj, film, dizi önerilerini geri çevirdi.

1994’de, Kanal D’de bir belgesele konu edildi. Hayat öyküsü anlatıldı; adı: ‘Feleğin Sillesi’ydi. Hayatını, Tarık Akan ve Fatma Girik’le oynadığı ‘Solan Bir Yaprak Gibi’ filmine benzetirdi. ‘Rol aldığım filmlerde hep iyiler kazanırdı. Ben gerçek hayatta hep kaybettim,’ diyecekti.

Son defa Türkan Şoray ve Şener Şen ile kamera karşısına geçti; ‘İkinci Bahar’ dizisinde kuruyemişçi rolüne hayat verdi.

Son günlerinde yakınlarının yardımı ve ‘Ömercik’ kitabının geliriyle geçinmeye uğraştı. Hayatını anlatan eseri Ahmet Ekin yazmış; ücret almamıştı. 

Ömercik de son rolünde, kitabının dağıtımını/satışını yapan eski ama hâlâ ünlü aktörü canlandıracaktı.

4 February 2020 12:24
667 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Taliban’ın Kara Kutusu

Taliban, Afganistan’ın tamamında kontrolü sağlayıp iktidara geldi. Ülke insanına işbirliği/dayanışma çağrısında bulundu. Oysa 1996 - 2001 arasında tam bir ‘orta çağ idaresi’ uygulamıştı. Yokluklar içindeki ülke iyice yoksullaşmıştı. Çocuk ölümlerinde dünya rekoru yakalanmıştı. Kızların eğitim hakları ellerinden alınmıştı. Bütün eğitim kurumları medreseye çevrilmişti.

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Medine Kahramanı Fahrettin Paşa

Tarihimize ‘Medine Kahramanı’ diye yazılan, (Ömer) Fahrettin Türkkan Paşa, askerliğin yanında çok usta fotoğraf sanatçısıydı.

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Babasının Mezarını Arayan Gazeteci

Yunan Hükümeti, tarihi mezarlığı kaldır(t)mış, üstünden de geniş asfalt yol geçirmişti. Sakız Adası’nın son Mutasarrıfı Hamdi (Simavi) Bey’in mezarı da kayıplara karışmıştı.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Yıldız Yaratan Yapımcının İntiharı

Nevzat Pesen; sektör haline gelememiş acımasız Yeşilçam sinemasının ne ilk, ne de son kurbanıydı.