Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Şair der ki: ‘Kavuşunca; şiir biter; şarkı susar…’ 

Dolayısıyla şair, şiirinin sonlanmasını istemez. Şiir nihayetlenirse acı kesilir; his gider; hikâye sona erer…

Sezai Karakoç; Diyarbakır Ergani’de dünyaya geldi. Ortaokulu ve liseyi devlet imkânıyla yatılı okudu. Okul sıralarında Türk ve dünya edebiyatının önemli isimleri ve eserleriyle adeta arkadaşlık yaptı. Derslerinin yanında, edebiyat ilk seçeneği/göz ağrısıydı. İlk şiirlerini de lise sıralarında verdi; dünya görüşü şekillenmeye başladı. Son derece çalışkan, dikkatli, aşırı duygulu ve girişkendi. Daha o günden klasik yerli İslâmcı entelektüellere benzemeyeceği belliydi. Batı, Sol ve Marksist dünya görüşünün önemli eserlerine de zaman ayırdı. O’na göre, fikir ve sanat dünyası bütündü. 

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi; hayatının önemli kararlarını almasını sağlayacaktı. İlk aşkı, ilk terk edilişi, ilk şöhreti ve daha pek çok ilk adımı/adamı okulda tanıyacaktı. İlk aşkı; modern bir ‘Leyla ile Mecnun hikâyesi’ydi. 

Şiirler yazılıyor; edebiyat seanslarında meraklılarına okunuyor; ama, kalbin sesi muhatabına iletilemiyordu/duyurulamıyordu. ‘Biz, mahcup ve onurlu çocuklarız; başımızı kaldırıp bir kere bile bakamayız,’ diyecekti. Aşk tek taraflıysa; bitmez ilham kaynağıydı. Kalbi çalan hırsızlığından habersizse; beklemek lazımdı. Bazen de hissettirebilmek için küçük bir girişim gerekli miydi? Muazzez, değerinden haberdar mıydı?

- Sezai Karakoç; Cemal Süreya ile Ece Ayhan’ın Okul Arkadaşıydı… -

Karakoç; tam yarım asır Monna Rosa şiirini kitaplarına almadı. Hikâyesinin merak edilmesini, araştırılmasını, gönül çalıcısının bilinmesini istemedi. Ama şiir efsane haline geldi; kendine saklamak inceliğini/zarafetini gösterdiği sırrı zamanı gelince, yüreğine sığ(dır)maktan vazgeçti, taştı. Aslına bakılırsa; birbirini izleyen kıtalarının mısralarının ilk harfleri yan yana konulduğunda ‘habersiz!’ kalp hırsızının adı bulunurdu. Geyveli ‘muhacir güzeli’ faş olurdu. Ama akrostiş biraz dikkat isterdi...

Sezai Karakoç; Cemal Süreya ile Ece Ayhan’ın okul ve şiir arkadaşıydı. ‘İkinci Yeni’nin kurucuları arasında gösterilecekti. Cemal Süreya hayatının bir bölümünde önemli rol alacaktı. Süreya da, aynı kıza gönül verdi. Akşam, küçük kâğıt parçalarına yazdığı şiirlerini kimselere görünmeden maşukasının mantosunun cebine bırakırdı. Genç kız; kendisine özel şiirlerin sahibini/sahiplerini merak ederdi. Şairinin adını öğrenmek için beklemesi gerekecekti; sonra da tesadüfen tanıyacaktı. 

Sezai Karakoç da, Geyveli güzelin mantosuna şiir bırakırdı. Yazılar benzemese de, iki hayranın varlığından da haberdar mıydı?

Geyveli güzel kız; yakın çevresince Grace Kelly’e benzetilirdi. - Kelly; döneminin çok ünlü sinema ve tiyatro yıldızıydı; Oscar ödülü sahibiydi. Monako Prensesi unvanıyla da tanınacaktı. - Adı: Muazzez Akkaya’ydı. Babası, Reji de denilen Tekel’de memurdu. Çocuklarının eğitimine önem verirdi; en iyi okullarda okumalarını isterdi. Muazzez’in üniversite dönemi gelince; Ankara’ya tayinini yaptırmıştı. Geyve doğumlu güzel kız; Eskişehir, Ankara, İstanbul arasında mekik dokumuştu. İstanbul Kandilli Kız Lisesi’ni leyli meccani (parasız yatılı) okumuş ve başarıyla tamamlamıştı. Sonra bir arkadaşının teşviki ile Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin sınavına girip kazanmıştı. Sene 1950 idi. Akkaya hiç yıl kaybetmedi; 1954’de başarıyla mezun oldu. Derslerine çalışırken, sosyal faaliyetlerden de ayrı kalmazdı. Ülker Akçakoca (Köksal) devre arkadaşıydı; beraber ping pong oynamaya giriştiler. Fakülteler arası yarışmada bütün rakiplerini yendi; birinciliği kimseye bırakmadı. Karakoç da seyircileri arasındaydı. Ünlü şiiri Ping Pong Masası’nı yazacaktı; fakat ilham kaynağı yine habersizdi.

- Sınıfında Çok Güzel Şiirler Yazan Birisi Var… -

Geyveli Muazzez Akkaya; ünlü gazeteci, CHP eski Genel Başkanı Altan Öymen’in eşi Aysel Hanım ile de okul arkadaşıydı. Bayan Öymen; Akkaya’dan bir sınıf gerideydi. Sezai Karakoç’u gösterecek; ‘Sınıfında çok güzel şiirler yazan birisi var,’ diyecekti. Ama Akkaya; edebiyattan ziyade matematiğe ya(t)kındı. Şiir dinler, okurdu. Yazma becerisi gösteremezdi. Karakoç’la bir ara yakınlaştıklarını saklamayacaktı: ‘Çok şiirler verdi; ne bileyim yazılar verdi; kitaplar verdi; fakat yakınlık duyamadım,’ diyecekti. Kalbini kazanacak kişinin başkaca özellikleri mi olmalıydı? 

Şiir matinelerine de dinleyici olarak katılırdı. Bir şehir efsanesinde, Karakoç sahneye çıktığında salonu terk ettiği ileri sürüldü. Akkaya röportajında şöyle demişti; ‘Şiir gününde kürsüye çıktı, okudu gerçekten… Hangisini okuduğunu hatırlamıyorum. Ben de okul gecesi için gitmiştim. Ama ne kaçtım; ne de başka bir şey yaptım. Sakin sakin oturdum, dinledim…’ 

Karakoç ile platonik yakınlaşması, Cemal Süreya’yı devre dışı bırakacaktı. İki şair arkadaş iddiaya girmişti: Muazzez Hanım kiminle samimi olursa, öteki âşık geride duracaktı. Bir de, yenilen soyadını değiştirecekti: Cemal Süreyya’nın soyadı Süreya, Sezai Karakoç’unki de Karkoç diye nüfusta değiştirilecekti. Cemal Süreya sözünde durdu; soyadı Süreyya’yı mahkeme kararıyla Süreya yaptı. İddia ve sonuçtan Akkaya’nın tam 50 yıl sonra haberi olabildi. 

- Cemal Süreya Sınıftaki Karatahtaya Hep Şiir Yazardı… -

Cemal Süreya’nın duygularının da farkındaydı. Evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra Süreya ile bazen öğle yemeklerinde karşılaşacaktı. İkisi de Maliye’de çalışıyordu. Süreya; her seferinde evliliğini sorardı; ‘Gayet iyi gidiyor,’ gibi cevaplar alırdı. Sonra da; ‘Benimki de iyi gidiyor, neden iyi gitmesin,’ derdi. 

Yıllar geçse de aşk yarası kapanmıyordu; izi kalıyordu. Akkaya’nın hatırlamasına göre; Süreya sınıftaki tahtaya hep şiir yazardı. Mantosunun cebine iliştirilen küçük kâğıtlardaki yazıyla tahtadaki çok benzerdi. Perihan adlı arkadaşı kendisini uyarmıştı; Akkaya, gerçeği ancak o zaman anlayabilmişti.

Muazzez Akkaya; 1954’de okulu bitirince Maliye Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. Burada, Orhan Giray adlı çok efendi, saygılı, tam bir İstanbul beyefendisiyle tanıştı. Orhan Bey; genel müdür yardımcısıydı. Evlendiler; hayatın yükünü paylaştılar. Akkaya’nın beyanına göre; çok mutlu evlilik süreci yaşadılar; 2 kız, 2 erkek çocuk sahibi oldular. Muazzez Hanım; Hukuk Fakültesi’nin fark derslerini de verip avukatlık yapma hakkı da kazandı.

- Sezai Karakoç Ödül Törenlerine Hiç Katılmadı… -

Sevdasına karşılık bulamayan Karakoç hiç evlenmedi. Monna Roza adlı şiirini hiçbir kitabına almadı; tam 50 yıl bekledikten sonra kararını değiştirebildi. Hayranları/izleyicileri efsaneleşen şiiri yazarak, fotokopi yoluyla çoğalttı. Kendisine layık görülen ödülleri almaya gitmedi. 2007 yılında Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü kendisine verilince tavrı değişmedi. Bakanlığa kısa bir not gönderdi: ‘Maddi ödülün takdiri size ait… Ödül plaketini posta ile gönderebilirsiniz…’ Karakoç, 2011 yılında Cumhurbaşkanlığı Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü. Kendisine sunulan plaket ve para ödülünü reddetti; yine törene katılmadı. 

Sıra arkadaşı, şair dostu Cemal Süreya’nın yorumuyla ‘Mehmet Akif ve Necip Fazıl karışımı şair’di. Kitaplarını imzalamaktan hoşlanmazdı. Okurlarının eserlerini satın alıp okuyarak kendisini ödüllendirdiğini, düşünürdü. İzleyicilerinin hoş/gönül alan yorumlarını hiçbir ödüle/plakete değişmezdi.

‘Modern bir Leyla ile Mecnun denemesi’ diye yorumlanan Monna Rosa’nın asıl kahramanı; ‘Okul yıllarında bana ilgisini fark etmiştim. Bu şiiri yazdığını da biliyordum. Ben aynı yakınlığı duy(a)mamıştım,’ diyecek ve kayıtsızlığını/karşılıksızlığını başka mecraya taşıyacaktı. Anlatısına göre; sırrını birkaç yakın arkadaşıyla paylaşmıştı; bir de şart koşmuştu: ‘Kimseye söylemeyeceksiniz!’ O’nun nazarında Sezai Karakoç büyük şairdi; şiir de edebiyat tarihine mal olmuştu; sevdasına saygı duymuştu; karşılık vermemişti. Karakoç tek yanlı aşkını kalbine gömmüştü; mısralarla yetinmişti. 

Monna Rosa efsanesi hep büyüdü ve hep merak edildi. 

Oysa; dünyada hiçbir gerçek nihan kalmazdı.

20 May 2019 20:34
655 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Müslüman Mezarlığı Üzerine Tiyatro ve Helâ

Osmanlı’nın 2 hükümdarı - Abdülmecit ve Abdülaziz! -, Ayas Paşa Mezarlığı’nın sonunu getirecek hamleler yaptı. Birisi mezarlık alanının bir bölümüne tiyatro, diğeri de Alman Büyükelçiliği binası yapımına ruhsat/izin verdi.

İngiliz İstihbaratı’nın Gözünden Enver Paşa

İngiliz devlet arşivlerindeki istihbarat belgeleri çok farklı Enver Paşa portresi çizdi. Kayıtlara/yazılanlara göre Enver Paşa; Almanya’nın desteğiyle tahta çıkmayı arzulardı. Kendisini Napolyon ile kıyaslardı. Yakın korumasına çok dikkat ederdi.

Her Piyango Biletine Bir Kutu Bayram Şekeri

(Hacı) Melek Nimet Özden; 1924’de faaliyete geçen Tayyare Piyangosu’nun ilk bayan başbayisiydi. Şartların zorlamasıyla iş hayatını seçti. Disiplinli ve girişimci ruhuyla başarıyı ilk seferde yakaladı ve hiç bırakmadı.

Vergiye Giden Ev Parası

Yeşilçam yıldızlarının çoğu günlük yaşardı. Sektör küçük bir krize girerse; geçim sıkıntısına düşerlerdi.

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Kulak Çeken Senarist

Asıl adı Abdulkadir Pirhasan’dı; geniş kitlelerce Vedat Türkali diye tanıdı.

Akıl Hastanesinde Zincirlenen Ünlü Film Yıldızı

Türk Sineması’nın Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk’un Son İsteği: Hayat Hikâyesinin Sinema Filmi Ya Da Televizyon Dizisi Yapılmasıydı…

Vergiye Giden Ev Parası

Yeşilçam yıldızlarının çoğu günlük yaşardı. Sektör küçük bir krize girerse; geçim sıkıntısına düşerlerdi.

Terziden Film Yıldızı

Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde kendi halinde bir terziydi.

Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

‘İnci Baba’ lakaplı Mehmet Nabi İnciler, hazır cevaptı, girişkendi, farklı meziyetlere/zevklere sahipti; çevresini şaşırtmayı severdi. İtalyan asıllı, ABD vatandaşı, Şikago Mafyası’nın ünlü şefi - merhum! - Al Capone’nin hayranıydı. İdolünün mezarını ziyaret etti, şanına uygun muhteşem çelenk yaptırdı. Ellerini açıp ruhuna ‘Fatiha’ bile okudu

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Devlet Gibi Otoriter Kadın

Neriman Köksal adı ile Yeşilçam’da ünlenen Hatice Küpçü; Çetin Karamanbey tarafından sinemamıza kazandırıldı.

Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

Arzu Okay’ın Dramı

Babası Adanalı bir taksi şoförü, annesi İzmirli bir ev hanımıydı.

Libya'da Başbakanlık Yapan İlk Türk

Sadullah Koloğlu; 1948’den sonra Libya’da kurulan hükümetlerde Başbakanlık yapan Türk soyluların ilkiydi. Devlet cihazının oluşturulmasında önemli hizmetleri dokundu. Ahmet Maytik, Muhammet Sakızlı ve Fayiz es Serrac gibi Türkler de aynı makama gelecekti.

Savaştan Beter Salgın

İtalyan yazar Giovanni Boccaccio, ‘Decameron’ adlı hikâyelerinde Floransa’da veba salgınını, ABD’li ünlü şair Edgar Allan Poe da ‘Kızıl Ölümün Maskesi’ adlı öyküsünde döneminin ‘taun’unu yazdı. ‘Kara ölüm’, tarihçiler kadar edebiyatçıları da derinden etkiledi.

Nobel’e Aday Gösterilen Atatürk

Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos (1864 - 1936), 12 Ocak 1934’de bir mektup yazıp Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Zsa Zsa Gabor ‘Türk’ Asıllıymış

Zsa Zsa Gabor; Budapeşte’ye yerleşmiş Türk asıllı Kırım göçmeni idi; çok güzeldi; küçük yaşta da ‘Macaristan Güzellik Kraliçesi’ seçildi.

Nobel’e Aday Gösterilen Atatürk

Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos (1864 - 1936), 12 Ocak 1934’de bir mektup yazıp Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti.

Demirel’den Kıraç’a Cumhurbaşkanlığı Önerisi

DYP (Doğru Yol Partisi) Genel Başkanı Süleyman Demirel; Koç Holding üst düzey yöneticisi Can Kıraç’ı telefonla aradı; partiye davet etti; Cumhurbaşkanlığı veya TBMM Başkanlığı için aday göstermeyi düşünüyordu.

Nobel Barış Ödülü Adayı Hitler

Adolf Hitler, ünlü TİME dergisi tarafından 1939’da Yılın Adamı seçildi; Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Meclis Kapattıran Misak-ı Millî Haritası

Osmanlı’nın son Meclis-i Mebusan’ı ancak 90 gün açık kalabildi; Misak-ı Millî Haritası’na gösterilen tahammülsüzlük yüzünden kapatıldı.

Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

‘İnci Baba’ lakaplı Mehmet Nabi İnciler, hazır cevaptı, girişkendi, farklı meziyetlere/zevklere sahipti; çevresini şaşırtmayı severdi. İtalyan asıllı, ABD vatandaşı, Şikago Mafyası’nın ünlü şefi - merhum! - Al Capone’nin hayranıydı. İdolünün mezarını ziyaret etti, şanına uygun muhteşem çelenk yaptırdı. Ellerini açıp ruhuna ‘Fatiha’ bile okudu

Karısından Senetle Borç Alan Padişah

3. Mustafa, devletin itibarı/muzafferiyeti için bütün varlığını harcadı. Hanımından, kızından ve oğlundan ordular donatacak tutarda borç para alıp savaş masraflarını karşılamaya çalıştı. Karşılığında senet verdi. Borçlu öldü; imzaladığı tarihi bono, Topkapı Sarayı’nın arşivine girdi.

100 Çocuklu Padişah

12. Osmanlı padişahı 3. Murat (1546 - 1595) hanedan tarihinin en çok çocuk sahibi olanıydı.

Papaz’ı Korkutan Dosya

‘The Friends, The British Secret Intelligence Service’nin Makarios ile ilgili dosyaları, 1950’den bu yana dinî ve politik olarak önderlik ettiği halkına anlatılamayacak ölçüde rezilliklerle doluydu.

Stalin, Nazım’ı Öldürtmek İstedi

Sovyet diktatörü Stalin’in Nazım’ı öldürtmek istediği; ünlü şairin özel şoförünün operasyonla görevlendirildiği yazıldı.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Diğer Muhtelif Yazıları

Keskin Nişancı Türk Kızı

Teğmen Ziba Paşakızı Ganiyeva (1923-2010), Azerbaycan Türkü baba ile Özbekistan Türkü annenin kızı olarak Taşkent’te dünyaya geldi.

Dolar Yakarak Isınan Baba

El Chapo (Bücür!), mafya dünyasında her adımı ile örnek alındı. Bütçesi milyar dolarları aşan yasadışı uluslar arası organizasyon oluşturdu. Film yıldızlarını kıskandıran güzellikte kiralık kadın katilleri rakiplerine karşı kullandı. Dünyada Cennet’i yaşayacağını sandı ama…

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Hitler’in İnönü’yü Öldürme Ve İhtilal Planı

Hitler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü Nazi politikalarına karşı çıktığı için öldürtmeyi planladı.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Zenci Yapışık İkizler

Yapışık ikizler Millie ve Christine McCoy, Kuzey Carolina'daki Columbus şehri kırsalında köle bir ailenin çocukları - 1851’de! - olarak doğdu.

Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

‘İnci Baba’ lakaplı Mehmet Nabi İnciler, hazır cevaptı, girişkendi, farklı meziyetlere/zevklere sahipti; çevresini şaşırtmayı severdi. İtalyan asıllı, ABD vatandaşı, Şikago Mafyası’nın ünlü şefi - merhum! - Al Capone’nin hayranıydı. İdolünün mezarını ziyaret etti, şanına uygun muhteşem çelenk yaptırdı. Ellerini açıp ruhuna ‘Fatiha’ bile okudu