Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

‘İnci Baba’ lakaplı Mehmet Nabi İnciler, hazır cevaptı, girişkendi, farklı meziyetlere/zevklere sahipti; çevresini şaşırtmayı severdi. İtalyan asıllı, ABD vatandaşı, Şikago Mafyası’nın ünlü şefi - merhum! - Al Capone’nin hayranıydı. İdolünün mezarını ziyaret etti, şanına uygun muhteşem çelenk yaptırdı. Ellerini açıp ruhuna ‘Fatiha’ bile okudu

Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

Urfa’nın yetiştirdiği nadir kıymetlerdendi. Yer altı dünyasındaki adı: ‘İnci Baba’ydı. Nüfus kaydında ‘Mehmet Nabi İnciler’ yazardı. Ün kazandıktan sonra her hareketi devlet/basın tarafından yakinen izlendi. Dağıttığı ihaleler, sanatçılarla yaşadığı ilginç/gizemli ilişkiler hep haber yapıldı. Hayat öyküsü çok yönlü, rengârenk, pek hareketli, adeta romancıları/senaristleri imrendirecek yapıdaydı. İhracatçıydı, ithalatçıydı, fabrikatördü, müteahhitti ve hatta siyasetçiydi. En önemlisi - kendi yorumuna göre! - ‘fakir fukara babası’ydı. İngiliz basınının benzetmesine göre, ‘Türk Robin Hood’u idi. - Çok önemli toplumsal bir yarayı sarmakta sorumluluk üstlenmişti! - Hatta ‘Dul Kadınlar Derneği Fahri Başkanı ‘Baba’ (!)’ şeklindeki haberlere de konu edilecekti. Sanatla, sanatçıyla yakından ilgilendi. 

Siyasete sıcak baktı, siyasilerle daima samimi/sıcak ilişkiler kurma gayretine girdi. Doğum yeri Şanlıurfa’dan milletvekilliğini adaylığını koydu. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i özel telefonundan arayıp hal hatır soracak, yardımını isteyecek kadar yakınındaydı. Alparslan Türkeş ile aynı hastane koğuşunu paylaştı. Eliyle yoğurduğu ‘çiğ köfte’yi takdim ederek, samimiyetini/dostluğunu gösterdi. Sağdan ve solda çok sayıda samimi dosta sahipti. Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney ile içki masasını paylaşırdı. 12 Eylül’de tutuklanan Ülkücü camianın önemli isimleriyle hapishane arkadaşlığı yaptı.

- Babası Mihri İnciler Kaçakçılık Yapardı… -

Atatürk’ü yitirdiğimiz yıl, 1938’de, Urfa’nın Türkmen Meydanı Köyü’nde dünyaya geldi. Annesi, babasına ‘Oğlun oldu!’ müjdesini verdi, fakat sevindiremedi. Yoksul ailenin sofrasına yeni bir boğaz eklenmişti. Öfkesi burnunda, fakirlikten iki yakası kavuşmayan adam dokuzuncu evladı için nasıl memnuniyet duyabilirdi ki?! 

Kalabalık ailenin geçimi iki eşeğin sırtında taşınan mal(lar)a bağlıydı. Baba, - Yakın çevresinin/dostlarının Mihri (İnciler) Amcası! - kaçakçılıkla iştigal ederdi. Topluma büyük zarar veren uyuşturucu, silah, mermi, patlayıcı gibi ağır ceza gerektiren kalemlerle ilgilenmezdi. Bölgede zor tedarik edilen giyecek, ev eşyası, çay getirip pazarlardı. Urfa ile Suriye arasındaki mesafe 40 kilometreden fazlaydı. Ayda bir/iki yolculuk yapardı. Malı sattığında ailenin sofrası dolar, karnı doyardı. Karadenizli gözünü açtığında önce denizi görürse, Urfalı da kaçakçı eşeklerini/katırlarını tanırdı/bilirdi. Halep’e gider, satabileceği emtiayı getirirdi. Ama çok tehlikeli işin/uğraşın içindeydi. Her seferinde hayatını ortaya koyarak ekmek parası kazanırdı. Sınırı aşarken mayın patlaması ile karşı karşıyaydı. İki ülkenin sınır jandarması başka riskti. Diğer kaçakçılar da rekabetten ötürü potansiyel çekinceydi. Rakiplerini ispiyon edebilirlerdi. 

Hayat hiç kolay değildi. Bir dilim ekmek için ‘can pazarı’nda sahne alınırdı. İnci Baba’nın tabiri ile ‘Ekmek aslanın ağzında değil midesinde’ydi. Sürekli bıçak sırtında, yoklukla - zorlukla bulunan! - bir tabak yemek arasında gidip gelen yaşam çizgisi tevekkülle paylaşılırdı. 

- Babasına Saygıda Kusur Etmedi… -

Annesinden dinlediği, o günlere ilişkin acı/tüyler ürperten hatırayı naklederdi. Bir akşamüstü eve gelen babası, yemeğin hazırlanmadığını görünce sebebini sordu. Pirinç pilavı pişirilecekti. Anne boynunu büktü, ‘Yağımız bitti. Bu yüzden yemek yapamadım,’ diyebildi. Baba öfkeye kapıldı, kundaklanmış halde uyuyan Mehmet Nabi’yi kapıp bahçedeki kuyuya atmaya kalktı. Babaannesi araya girdi, zorlukla elinden alabildi. Daha 8 aylık iken ölümden dönmüştü. 

Büyüyünce, babasına saygıda kusur etmeyecekti. Her seferinde, ‘Babam başımın tacıdır. Her zaman sırtımda taşırım,’ diyecekti. Erken yaşta annesini kaybetti. Rahat ettiremediği, istediği hayatı yaşatamadığından ötürü üzül(ür)dü. 

Oturdukları kerpiç köy evinde su ve elektrik bulunmazdı. Oyuncağı tanımazlardı. İri elbise düğmeleri, aşık kemiği, ince telden yapılma arabalarla oynanırdı. Annelerin/ninelerin diktiği bez toplara keyifle tekme atılır, futbol maçı yapılırdı. Köy ilkokuluna başladığında nüfus kâğıdı çıkarılmamıştı. Diploma alırken gerekliydi. Nüfus kütüğüne kaydı yaptırılınca, 5 yıllık ilkokul şahadetnamesine kavuşabilecekti.

- Gençliğinde Demokrat Parti’nin Vatan Cephesi’ne Devam Etti… -

Büyüdüğü fark edildiğinde, omuzlarına sorumluluk yüklendi. Ailenin geçimine katkı sağlamalıydı. ‘Çocuk yaşımda ekmek derdine düştüm!’ diyecekti. Demokrat Parti’nin iktidar dönemiydi. Ülkenin her yanında halk ikiye bölünmüştü. Partiler köylere kadar örgütlüydü. DP’yi destekleyenler Vatan Cephesi’nde toplanmıştı. CHP’liler de karşı taraftaydı. Aralarında sık sık tartışmalar, kavgalar çıkardı. Genç Mehmet Nabi de Vatan Cephesi’ndeydi. Gözcülük, ufak fedailik işleri yapardı. Silah taşımazdı, fakat küçük çakısı ile kendini güvende hissederdi. Hizmeti karşılığında aldığı harçlığı da ailesini verirdi.

Anılarını anlattıkça ilk yaralamasını da iç çekerek/pişmanlık duyarak hatırlardı. 8 yaşındaydı, mahalle çeşmesinden doldurduğu testiler/kovalar dolusu suyu komşulara satar para kazanırdı. İlk kavga da su sırasından ötürü çıktı. Komşu kızı, yaşıtı Ümmihan’ın kafasını taşla yardı ve hastanelik etti. Jandarma, babasını ve küçük Mehmet’i gözaltına aldı. İfadesini verdi. İlk eylemi siciline/beynine kaydedildi. 

Yıllar geçtikçe küçük Ümmihan’ı anımsayacak, yanlışını ve pişmanlığını belirtecekti. ‘Kadınlara el kaldırılmaz! Elleri öpülür, saygıda kusur edilmez,’ diyecek, - kendince çevresindekilere! - yol gösterecekti.

Ama anne ve babası, genç Mehmet ve yaptıklarından gayri memnundu. Sık sık kızarlar, - kendilerine göre! - doğru yolu göstermeye gayret ederlerdi. Ama söylenileni ya duymazdı ya da bir kulağından girer ötekisinden çıkardı. Bildiğini okumayı severdi. Daha ilkokulu bitirmeden eve gelmemeye başladı. Babasının dövmesinden, annesinin nasihatinden kaçmanın yolunu buldu. İlginç yöntem geliştirdi. Mahalledeki Koca Yusuf Camii’nin tabutunu kendine yatak/karyola yaptı. Yorgan niyetine hasıra sarınır, tabuta girip uyurdu.

- İlkokul Öğretmeni İstikbalini Tayin Etti… -

Ortaokulu yeni bitirmişti. Hayatın zorluğuna/zalimliğine savaş açtı. Urfa’da tanındı, polisin gözaltında tuttuğu ‘geleceğin potansiyel şüphelileri’ arasındaydı. Bir röportajında, ‘Her gün ölümle dans ettiğim yıllardı,’ diyecekti. Yaşına göre inanılmaz tecrübe sahibiydi. Dikkati çekilmez, yola getirilmezse, demir parmaklıkların arkası ‘daimi mekânı’ olabilirdi. Kör kurşuna kurban da gidebilirdi. 

İlkokul öğretmeni hayatının akışını değiştirdi. Kulağını çekti, koluna girdi ve zorladı:

‘Seni Adana’ya göndereceğim. Sanat okulunda - teknik lisede! - yatılı okuyacaksın!’

Aklına yatmamakla birlikte öğretmenini kıramadı. Sınava girdi, kazandı ve okula yatılı kayıt oldu. Yol parası, okul harçlığı da yoktu. Adana’ya gidip lisenin pansiyonuna yerleşti. Yine kendi deyimi ile ‘Elde yoktu, avuçta yoktu. Para kazanmanın yolunu bulmalıydı!’ Saçlarını kestirmesi - asker tıraşı yaptırması! - gerekliydi. 

Okul berberinin odasına girince aklına geleni uyguladı. İşini elinden alacaktı. Kavga etti, gürültü patırtı çıkardı ve berberi okuldan uzaklaştırdı. Dişlerinin yarısı kırık eski saç kesme makinesi ile çalışmaya girişti. Daha önce hiç tecrübe edinmemişti. Sonuç beklemediği gibi gelişti. Tıraş yaptıranların saçları nadasa bırakılmış tarlalara benzedi. Yarısı kesilmişti, yarısı duruyordu. 

Bir öğrenciyi tıraş ederken kulağını koparınca, şikâyetler gök kubbeye ulaştı. Durum abartılarak okul müdürüne ulaştırıldı:

‘Berberimiz çok marifetli… Saç yerine kulak kesiyor! Okula - yakında! - bir ‘acil servis odası’ gerekecek!’

Müdür olaya el koydu. Genç Nabi, ekmek teknesini arkadaşı Kemal’e devredecekti: ‘Ne kazanırsak yarı yarıya ortağız…’ Sermaye Mehmet Nabi’den, emek Kemal’dendi. Hissedarlık mezuniyete kadar sürdü. 

Beyanına göre, Ömer Sabancı’dan burs aldı. Maddi desteğini gördü.

- Adana’daki İdolü Ünlü Kabadayı Asfalt Rıza’ydı… -

1957’de okulu bitirdi. Sabancı Holding’in temellerini atan Ömer Sabancı’ya iş için müracaat etti. Dilekçesinde durumu ve eğitimi hakkında bilgi verdi. Fazla beklemeden mesaiye başladı. ‘Kabadayılar âlemi’nde de kendine yer edindi.  Ünlü külhanbeyi Asfalt Rıza ile birlikte ‘faaliyet gösterdi’! Rol modeli, Adana’nın haracını yer, bazı yerel meşhurları korurdu. Şehir yöneticileriyle arası gayet iyiydi.

1960 Askeri Darbesi’nden sonra nemalı işlere girişti. İnşaat sektörüne adım attı. Adana’da Hâkim Evleri Kooperatifi’nin inşa ihalesini kazandı. Siteyi istenilen evsafta tamamlayınca özgüveni yükseldi. 

Ufku açılmış, girişkenlik ruhu gelişmişti. İki yıl sonra Urfa’da Halı Sarayı’nın yapımı ihaleye çıkmıştı. Belediye başkanını araya sokup eksiltmeyi kazandı. 

Yeniden Adana’ya dönüp yerleşti. Evlendi, kendi ailesini kurdu. Bir ilçe ve 16 köyün su şebekesinin kurulması projesinde yükümlülük aldı. 

Devlet ihalelerini kazandıkça tecrübesi arttı, bürokratlarla arası iyileşti. 

- Ankara’daki İlk Mekânı Bir Kahveydi… -

Ödenekleri/hak edişleri almak için sık sık Ankara’ya gider ve kalırdı. Siyasette, bürokraside, eğlence dünyasında, kabadayı âleminde namı yürüdü, ilişkileri sağlamlaştı. Bir süre sonra arkadaşları, dostları, kendisinden destek bekleyenler için mütevazı mekân edindi. Gençler Birliği Spor Kulübü’nün yanındaki kahveyi satın aldı, - başkentte de! - sabit adrese kavuştu. Kendi beyanına göre, ‘Fakirlere, öğrencilere, muhtaçlara yardım etti…’ 

İhaleler, inşaatlar ve kazanılan servet sonucu bazı sanatçılara, güzel kadınlara sahip çıktı, korumasına aldı. Çok ünlü bazı sarışın hanımlarla anıldı. Suni kumral hanımlardan birisi şarkıcıydı. Diğeri ise Yeşilçam’ın çok genç, pek cazibeli, filmlerde en yüksek ücreti alan, magazin dünyasının flaş ismiydi. Dedikodu basınında adlarının beraber anılmasına karşın ne kabullendi ne de reddetti. Reklamının yapılması, isminin ünlü hatunlarla yan yana gelmesi hoşuna gitmiş olabilirdi.

Mehmet Nabi İnciler’e göre, ‘Urfalı olmak’ bir ‘imtiyaz’, bir ‘öncülük’tü. Urfalı doğuştan sanatçıydı. ‘Eşeği bile notalı anırır’dı. Şehir, Nuri Sesigüzel’den İbrahim Tatlıses’e kadar pek çok ünlü sanatçı çıkarmıştı. Hemşerisi sanatçılara sahip çıkması/dostluk etmesi son derece doğaldı.

Kendi sesini hiç beğenmezdi. Okulda sevmediği ders ‘Müzik’ idi. Her sınavda İstiklal Marşı’nı söyleyerek geçerli not alabilmişti.

- Ünlü Eğlence Mekânlarında En Ön Sıra Masanın Sahibiydi… -

İnciler, gece hayatını severdi. Ünlü solistlerin çalıştığı gece kulüplerine gider, en ön sırada ayrılan masasına - arkadaşları/dostları ile! - oturur, sanatçıyı ve patronu ihya ederdi. Böylece kanatlarının altındaki sanatkârın itibarı artardı. Gazino sahibi de para kazandıran müşterisinin her isteğini yerine getirirdi/etrafında pervane olurdu. 

Hayatına çok sayıda ünlü kadının girdiğini söylese de hiçbirinin ismini vermedi. ‘İbadet de, kabahat de gizliydi; iki kişi arasında kalmalıydı…’ ‘Bütün kadınlar birbirinin aynısıydı.’ Sanatçılarla yakın ilişkiye girince anlayabilmişti. 

‘Ünlü diye bilinen/nitelenen ile kurulan ilişki ömrü uzatmaz, hayatı Cennet’e çevirmezdi’. ‘Aksine sanatçı geçinen bazı kadınlar, zengin erkekleri ‘sıçan gibi soyar’dı. Erkek - çoğunlukla! - elindekini yitirirdi.’

İnci Baba, hayvan severdi, hayvan dostuydu. Aslan ve kartalı ayrı tutar, her ikisine de hayranlığını yinelerdi. Ankara Tunus Caddesi’ndeki bahçeli evi, küçük hayvanat bahçesi sayılabilirdi. Komşuları, yoldan geçenler balkonda aslan veya iri köpeği görebilir, seslerini duyabilirdi. Bir ara leopar bile besledi. İki yanına aldığı iki iri leoparla fotoğraf(lar) çektirmişti. Güneş gözlüklerini takmış, yakası açık beyaz gömlek ve siyah kruvaze ceketini giymişti.

1976’da, polis bürosunu bastı. Evde bulunan 4 panter ve içinde piranhaların yaşadığı akvaryum ilgi çekmişti. 

- Devlet İhalelerini Bölüştürdüğü İddiaları… -

Ankara’daki namı ‘devlet ihalelerini bölüştürme/paylaştırma iddiaları’ndan yürüdü. Yazılanlara bakılırsa, ihaleye girecek müteahhitleri bürosunda toplardı. Kimin ne tutarda teklif vereceğine ve hangi şahsın kazanacağına karar verirdi. Artırma/eksiltmeler sırayla/adaletle (!) dağıtıldığından katılımcılar arasında şikâyet söz konusu edilmezdi.

Bürosunda sergilenen kafatasından ve hikâyesinden bahsedilirdi. Misafirlerine, ziyaretçilerine kuru kafayı gösterir ve derdi ki:

‘Bu delikanlı elimde yetişti. Büyüttük, güvendik, içimize aldık, sırrımızı açtık. Ama töreye aykırı davranmış, öğretilenlere muhalif olmuş. Öldürülmüş. Gördüğünüz gibi kendisi ile zaman zaman konuşuyorum…’

İnci Baba, ünlü ses sanatçısı Muazzez Abacı’nın eski eşi Hasan Heybetli ile de ortak şirket kurdu. Müteahhitlik ve turizm alanlarında faaliyet gösterdi. 

Bazı siyasilerin/bürokratların fare ile aslanı ayıramadığından yakınırdı. Ona göre, ‘adalet dinden daha üstün’dü. Adaletin terazisi şaşarsa toplum kaybederdi. Kendisine de haksızlık edilmişti. Kaç kez hapse girdiğini tam saymamıştı. Fakat 15 yıla yakın mahpusluk tecrübesine sahipti.

- Mehmet Ağar’ın Babası Zülfü Ağar’ı da Tanırdı… -

Adalet ve İçişleri eski Bakanı Mehmet Ağar’ın babası Zülfü Ağar ile de unutamadığı hatırası mevcuttu. Zülfü Ağar, Adana Emniyet Müdürü’ydü. Mehmet Nabi İnciler, bir gün Emniyet Müdürlüğü’ne gidip gözaltına alınan arkadaşını görmek istedi. Yanına ekmek arası köfte ve ayran aldı. Ağar, Nabi İnciler’i eli kolu dolu görünce, ‘İnci, sen baba mısın? Bu kadar adamın karnını doyuruyorsun,’ diye hayretini saklamadı. ‘İnciler’ soyadı - kolaylık olsun diye! - ‘İnci’ diye tekrarlanırdı. Mehmet Nabi İnceler’in adı ‘İnci Baba’ kaldı ve yayıldı.

Mehmet Nabi, Zülfü Ağar’ın taktığı adı benimsedi. Zaman içinde kendi kendini taltif etti: ‘Ben, babaların babasıyım!’ Topluma da babalık yaptığını, düşeni kaldırdığını, yardım isteyeni boş çevirmediğini, hastalara kol kanat gerdiğini anlatacaktı. 1979’daki bir mülakatında, ’35’in üzerinde öğrenci okuttuğunu, dullara yardım ettiğini, evlenmek isteyenlere destek verdiğini, verem hastalarına özel itimam gösterdiğini,’ açıklayacaktı. Kendisini ‘Telli Baba’ ile karıştıranları da hatırlatacak ve kahkahayı basacaktı. Yanılanlar biraz dikkat etse, ‘İnci Baba’nın Ankara’da, ‘Telli Baba’nın İstanbul’da konuşlandığını bileceklerdi. Babalar arasında da ‘iş bölümü’ (!) de bulunurdu. ‘Telli Baba’, çocuksuz hanımlara ve evde kalmış kızlara devaydı. Oysa kendisi, - yine iddiasına göre! - fakir fukaranın odun kömür işini hallederdi.

- ‘Kürt İle Türk Birbirinden Ayrılamaz. Etle Tırnak Gibidir,’ Derdi… -

Yasadışı ayrılıkçı örgüt PKK’nin lideri Abdullah Öcalan’ı da tanıdığını açıkladığında şaşkınlık yaratmıştı. ‘Apo’yu talebeliğinden tanırım. Kahveme gelir giderdi,’ demişti. Ama yüz vermemişti. ‘Kürt sorunu’na inanmazdı. PKK’yı da desteklemezdi. Ülkenin doğusu ile batısı arasındaki ekonomik dengesizliğin problem yarattığını savunurdu. ‘Kürt ile Türk, etle tırnak gibidir; asla birbirinden ayrılmazlar!’

12 Eylül sonrasında ‘ihale mafyası’ soruşturmasından gözaltına alındı ve tutuklandı. Kendi ifadesine göre, ‘suçsuz’du. - Daha sonraki yıllarda da usulsüz kredi kullanmak, öldürmeye/yaralamaya azmettirmek gibi suçlamalarla gözetime alınacaktı! - Hapishanede hastalandı. Ankara Dışkapı’daki Mevki Hastanesi Tutuklular Koğuşu’na kaldırıldı. MHP’nin tutuklu Genel Başkanı Alparslan Türkeş de aynı bölümdeydi. Ama Türkeş, Mehmet Nabi İnciler’i tanımazdı. Koridorda karşılaştıklarında İnciler hemen hamle yaptı, dizlerinin üzerine çöktü ve Türkeş’in ayaklarına kapandı.

‘Başbuğum,’ dedi. ‘Aslana kimlik kartı sorulmaz. Dünyada zulmü size reva görenler, ahirette mutlaka hesap verecekler…’

- 3 Mayıs Türkçüler Bayramı Törenine Katıldı… -

Türkeş’in tahliyesinden sonra Ankara Bulvar Palas’ta kutlanan ‘3 Mayıs Türkçüler Bayramı’na Mehmet Nabi İnciler de davet edildi. Alparslan Türkeş, Osman Bölükbaşı ve Turgut Sunalp’in masasında ağırlandı.

Özal ile yıldızı hiç barışmadı. Diline geleni esirgemezdi. Turgut Özal’a hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında 4 ayrı soruşturma açıldı ve yargılandı. 

1987’de Şanlıurfa’dan milletvekilliğine ‘bağımsız’ adaylığını koydu. Yüksek oranda oy almasına karşın kazanamadığı açıklandı. Seçilemeyişinden ötürü hep Özal’ı suçladı.

Şikago’da yetişen, İtalyan asıllı,  dünyaca ünlü gangster/mafya şefi Al Capone’nun hayranıydı. 48 yaşında ölen, ‘vergi kaçırmak’tan sabıkalı Capone’nun mezarını ziyaret edip çelenk bıraktı, dua etti. Hatıra resimlerini aile albümüne koydu.

Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı seçilmesine çok sevindi. Çok sayıda kurban kestirip memnuniyetini belirtti. 

Hayat hikâyesinden filmler çıkabilecek İnci Baba, bir kaza kurşununa kurban gitti. Başka iddiaya göre de bilinerek/istenilen hedef seçildi. 4 Aralık 1993’de, bürosuna çıkmak için asansör beklerken, koruması Yakup Güven’in tabancasından çıkan mermilerle son nefesini verdi. Şeker hastasıydı ve hastaneye yetiştirildiğinde tıbben yapılacak ameliye kalmamıştı.

Sanık Yakup Güven de benzer akıbete uğradı. Tahliyesine 3 gün kala hapishane koğuşunda öldürüldü. 

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in İnciler Ailesi’ni ve İnci Baba’nın oğullarını telefonla arayıp baş sağlığı dilediği, isteklerinin olup olmadığını sorduğu haberleri basında yer aldı. 

Bir başka ilgi çeken iddia ise, Demirel’in avukatının Tunus Caddesi’ndeki büroya kadar gidip selamı tekrarladığı ve isteklerini öğrendiği yolundaydı.

28 April 2020 08:44
386 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Şairlerden Dayak Yiyen Eleştirmen

Nurullah Ataç, döneminin eleştirileri en çok önemsenen üstadıydı. Dilde sadeleşmeyi destekledi. Cumhuriyet ilkelerini savunan genç kabiliyetleri hep destekledi. Ömrünü Türkçe’ye adadı.

En Sevimli Mafya Babası

Dinçer Çekmez, dünyamızdan ayrıldığında 73 yaşındaydı.

Stalin, Nazım’ı Öldürtmek İstedi

Sovyet diktatörü Stalin’in Nazım’ı öldürtmek istediği; ünlü şairin özel şoförünün operasyonla görevlendirildiği yazıldı.

Cesedi Kadavra Yapılan Hikâyeci

Günümüzde kitapları - hiçbir telif ücreti ödenmeden! - milyonlarca satılan Ömer Seyfettin; son nefesini verdiğinde beş parasız ve kimsesizdi.

Kelebek Gibi Uçan Arı Gibi Sokan Casus

Ahmet Esat Tomruk Bey - nam-ı diğer ‘İngiliz Kemal’ -, ‘destan kahramanı’ydı. Korku kelimesini hiç tanımadı. Üstün yetenekliydi. Son derece soğukkanlı ve atılgandı. Ülkesi için çok büyük işler başardı. Şımarmadı, övgü istemedi. Makam mevki derdine düşmedi. Bildikleriyle/sırlarıyla kimseyi rahatsız etmedi. Müktesebatını mezara götürdü.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Meclis Kapattıran Misak-ı Millî Haritası

Osmanlı’nın son Meclis-i Mebusan’ı ancak 90 gün açık kalabildi; Misak-ı Millî Haritası’na gösterilen tahammülsüzlük yüzünden kapatıldı.

Kod Adı: ‘Fakülteli’

Mahir Kaynak - sonradan profesör! - ‘Madanoğlu Cuntası’ diye bilinen illegal örgütü izleyen, belgeleyen ve ortaya çıkaran kişiydi. Teşekkül üyesi diğer arkadaşları ile hapse girmeyi kabul etmesine rağmen arzusu reddedildi. Türk İstihbarat Tarihi’ne adı ‘açığa çıkan ilk MİT mensubu’ şeklinde geçti.

Anıt Mezara Gömülecek Mafya Babası

Urfa’daki Mahmut Nedim Konağı’nın sahibi İnci Baba’ydı. Ailesi, İnci Baba’yı konağın bahçesine gömmek istiyordu. Konak, tarihi eser kapsamındaydı, defin için Bakanlar Kurulu Kararı gerekiyordu.

Dolar Yakarak Isınan Baba

El Chapo (Bücür!), mafya dünyasında her adımı ile örnek alındı. Bütçesi milyar dolarları aşan yasadışı uluslar arası organizasyon oluşturdu. Film yıldızlarını kıskandıran güzellikte kiralık kadın katilleri rakiplerine karşı kullandı. Dünyada Cennet’i yaşayacağını sandı ama…

İran Şahı, Çağlayangil’e Darbeyi Haber Verdi

‘Ordunuz birkaç ay içinde darbe yapacak!’ dedi Pehlevi. Çağlayangil hem şaşırmış, hem de böylesi ‘okkalı’ haberin nasıl olup da İran tarafından öğrenildiğini merak etmişti.

Nazmiye Demirel’in Ajanlık Denemesi

Aslına bakılırsa Demirel, iki yıldır Cuma gününü sevmez olmuştu. Ordu’nun darbe yapmasından korkuyordu. Silâhlı kuvvetler, ülke yönetimine el koyma eylemlerini hep Cuma günü gerçekleştirmişti.

Demirel Ailesi’nin Koltuk Kavgası

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, mala mülke pek kıymet vermezdi.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

Memleketimden Dinleme Manzaraları 2

Anlatıldığına göre, Özal dinlemeye de meraklıydı. Yeni teknoloji ürünü araç telefonlarının küçük bir tarayıcıyla izlenebildiğini/dinlenebildiğini öğrenince hemen uygulamaya girişti.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Kelebek Gibi Uçan Arı Gibi Sokan Casus

Ahmet Esat Tomruk Bey - nam-ı diğer ‘İngiliz Kemal’ -, ‘destan kahramanı’ydı. Korku kelimesini hiç tanımadı. Üstün yetenekliydi. Son derece soğukkanlı ve atılgandı. Ülkesi için çok büyük işler başardı. Şımarmadı, övgü istemedi. Makam mevki derdine düşmedi. Bildikleriyle/sırlarıyla kimseyi rahatsız etmedi. Müktesebatını mezara götürdü.

Galatasaraylı Mustafa Kemal Paşa

Mustafa Kemal Paşa, mektubun sonunda, ‘Benim de gönül verdiğim kulübün …’ cümlesi ile kendisinin de Galatasaraylı olduğunu vurguluyordu.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Çan Takılsaydı Ayasofya Havaya Uçurulacaktı!

Ayasofya, Sultan Fatih’in devletine/milletine armağanıydı. 1918’de İstanbul işgal edilince, Rumlar, ulu mabedi kilise yapmaya kalk(ış)tı. Tarihî camiyi korumakla/savunmakla görevli piyade taburu, önlerine çıkan en etkin/kararlı engeldi.

Hitler’in İnönü’yü Öldürme Ve İhtilal Planı

Hitler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü Nazi politikalarına karşı çıktığı için öldürtmeyi planladı.

Şairlerden Dayak Yiyen Eleştirmen

Nurullah Ataç, döneminin eleştirileri en çok önemsenen üstadıydı. Dilde sadeleşmeyi destekledi. Cumhuriyet ilkelerini savunan genç kabiliyetleri hep destekledi. Ömrünü Türkçe’ye adadı.

Ömercik: Feleğin Sillesi Ya Da Solan Bir Yaprak Gibi

Ömercik - Ömer Dönmez! -; Türk sinemasının en ünlü çocuk yıldızlarındandı. Hayat hikâyesi de canlandırdığı Yeşilçam senaryolarına benzedi. Dramı dibine kadar yaşadı. Alkışların vefasızlığını anladığında iş işten geçmişti.

Kelebek Gibi Uçan Arı Gibi Sokan Casus

Ahmet Esat Tomruk Bey - nam-ı diğer ‘İngiliz Kemal’ -, ‘destan kahramanı’ydı. Korku kelimesini hiç tanımadı. Üstün yetenekliydi. Son derece soğukkanlı ve atılgandı. Ülkesi için çok büyük işler başardı. Şımarmadı, övgü istemedi. Makam mevki derdine düşmedi. Bildikleriyle/sırlarıyla kimseyi rahatsız etmedi. Müktesebatını mezara götürdü.

İran Şahı, Çağlayangil’e Darbeyi Haber Verdi

‘Ordunuz birkaç ay içinde darbe yapacak!’ dedi Pehlevi. Çağlayangil hem şaşırmış, hem de böylesi ‘okkalı’ haberin nasıl olup da İran tarafından öğrenildiğini merak etmişti.

Çankaya Köşkü'nde Eşek Sütüyle Güzellik Banyosu

Prenses Süreyya, İran İmparatoriçesi sıfatı ile ülkemize - 1951 ve 1956’da! - iki resmi ziyarette bulundu. Büyük ilgi gördü, el üstünde tutuldu. Güzellik reçetesini de uygulamasına fırsat tanındı…

Osmanlı Torunu İngiltere Başbakanı

Ali Kemal (Bey); tavizsiz bir liberal, tam bir Batı daha doğrusu İngiliz dostuydu/taraftarıydı. Torunu, Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi. Torununun oğlu ise İngiltere Başbakanı oldu.

Orhan Gencebay’ın Çok Özel Şahsi Tarihi

Gencebay; kısa süre önce kalp krizi geçirdi. Yakınlarına ve sevenlerine korkulu anlar yaşattı. 75 yıllık hayat serüveninde hepimizin duygu dünyasına girdi. Şarkı sözleri, besteleri, filmleri, konserleriyle gönül âlemimizde yer edindi/iz bıraktı. Orhan Baba büyük çoğunlumuzun ortak değeri… Renkli, farklı, sabırlı ve sporcu…

Altıncı Filo’yu 'Satan' Adam

‘Sülün Osman’ namı ile halk arasında büyük üne sahip Osman Nuri Sülün, Galata ve Boğaz Köprülerini satarak (!), ‘özelleştirmeyi başlatan kahraman’ (!) olarak tarihimize geçmişti.

Karısından Senetle Borç Alan Padişah

3. Mustafa, devletin itibarı/muzafferiyeti için bütün varlığını harcadı. Hanımından, kızından ve oğlundan ordular donatacak tutarda borç para alıp savaş masraflarını karşılamaya çalıştı. Karşılığında senet verdi. Borçlu öldü; imzaladığı tarihi bono, Topkapı Sarayı’nın arşivine girdi.

Arzu Okay’ın Dramı

Babası Adanalı bir taksi şoförü, annesi İzmirli bir ev hanımıydı.

Sultan İbrahim'in Şekerparesi

Sultan Birinci (Deli) İbrahim; Osmanlı Hanedanı’nın soyunun kesilmesini engelledi. Osmanlı’nın 2. atası sayıldı. Annesi Kösem Sultan; tek umudu için ülkenin en güzel, işveli, cilveli nazeninlerini seferber etti.

40 Odalı Konaktan Tek Göz Eve

Eşref Üren; babasının katlini/boğulmasını canlı canlı seyretti; korkunç olay hafızasına kazındı.

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Kelebek Gibi Uçan Arı Gibi Sokan Casus

Ahmet Esat Tomruk Bey - nam-ı diğer ‘İngiliz Kemal’ -, ‘destan kahramanı’ydı. Korku kelimesini hiç tanımadı. Üstün yetenekliydi. Son derece soğukkanlı ve atılgandı. Ülkesi için çok büyük işler başardı. Şımarmadı, övgü istemedi. Makam mevki derdine düşmedi. Bildikleriyle/sırlarıyla kimseyi rahatsız etmedi. Müktesebatını mezara götürdü.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Meclis Kapattıran Misak-ı Millî Haritası

Osmanlı’nın son Meclis-i Mebusan’ı ancak 90 gün açık kalabildi; Misak-ı Millî Haritası’na gösterilen tahammülsüzlük yüzünden kapatıldı.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

2. Abdülhamit’in Gizemli Dünyası

Sultan 2 Abdülhamit; kimi muhaliflere göre Kızıl Sultan; kimi yazarlara göre Gök Sultan; kimi siyasî İslâmcılara göreyse Evliya Sultan’dı. Osmanlı Tarihi’nde hakkında en çok kitap yazılan, eleştirilen/çekiştirilen ve övgüye/sövgüye mahzar olan başka padişah yoktu. Sonuçta; Abdülhamit Han da insandı; eksiklere, fazlalıklara, zayıflıklara ve kuvvetli yönlere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü/sorumluluğunu 33 yıl omuzlarında taşıdı. Yararlı işlerin yanında, çok ciddi hatalar da yaptı. Ama son kararı tarih verecekti…

İstanbul’a Hükümdar Olan Baldırı Çıplak

Patrona Halil adlı, Beyazıt Hamamı’nda tellâklık (kesecilik!) yapan ‘baldırı çıplak!’ fitili ateşledi. 3 kıtada hüküm süren Osmanlı’nın payitahtı İstanbul’u adeta işgal etti; bazen tek başına, bazen de kurduğu ‘ihtilal meclisi’yle yönetti. Kanun koydu; ferman saldı; dilediği adamı dilediği yere getirdi; istediği devletlûnun kellesini al(dır)dı; en önemlisi de hükümdar indirdi.

Diğer Muhtelif Yazıları

İnsan Derisiyle Kaplı Kitaplar

Belirlemelere göre, kitaplardan birisinin cildi, hayatta iken derisi yüzülmüş adamdan alınmıştı.

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Altın Plak Yerine Buzdolabı

TSM (Türk Sanat Müziği) sanatçısı Nesrin Sipahi, iki bine yakın şarkıya hayat verdi ve bize sevdirdi.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Vinçle İdam Edilen Fil

Bakıcısını ezerek öldüren Koca Mary yargılandı ve ölüme mahkum edildi.

Diplomatik Kriz Yaratan ‘Mama’

İstanbul’un ünlü ‘kadın ..ezevenk’i Lüks Nermin, Yassı Ada Mahkemeleri’nde gönüllü şahitlik yaptı. Devrin yöneticilerinin isteklerini yerine getirmişti. Hizmetlerinin karşılığı, - iddiasına göre! - devletin ‘Örtülü Ödeneği’nden karşılanmıştı.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.