Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

‘İnci Baba’ lakaplı Mehmet Nabi İnciler, hazır cevaptı, girişkendi, farklı meziyetlere/zevklere sahipti; çevresini şaşırtmayı severdi. İtalyan asıllı, ABD vatandaşı, Şikago Mafyası’nın ünlü şefi - merhum! - Al Capone’nin hayranıydı. İdolünün mezarını ziyaret etti, şanına uygun muhteşem çelenk yaptırdı. Ellerini açıp ruhuna ‘Fatiha’ bile okudu

Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

Urfa’nın yetiştirdiği nadir kıymetlerdendi. Yer altı dünyasındaki adı: ‘İnci Baba’ydı. Nüfus kaydında ‘Mehmet Nabi İnciler’ yazardı. Ün kazandıktan sonra her hareketi devlet/basın tarafından yakinen izlendi. Dağıttığı ihaleler, sanatçılarla yaşadığı ilginç/gizemli ilişkiler hep haber yapıldı. Hayat öyküsü çok yönlü, rengârenk, pek hareketli, adeta romancıları/senaristleri imrendirecek yapıdaydı. İhracatçıydı, ithalatçıydı, fabrikatördü, müteahhitti ve hatta siyasetçiydi. En önemlisi - kendi yorumuna göre! - ‘fakir fukara babası’ydı. İngiliz basınının benzetmesine göre, ‘Türk Robin Hood’u idi. - Çok önemli toplumsal bir yarayı sarmakta sorumluluk üstlenmişti! - Hatta ‘Dul Kadınlar Derneği Fahri Başkanı ‘Baba’ (!)’ şeklindeki haberlere de konu edilecekti. Sanatla, sanatçıyla yakından ilgilendi. 

Siyasete sıcak baktı, siyasilerle daima samimi/sıcak ilişkiler kurma gayretine girdi. Doğum yeri Şanlıurfa’dan milletvekilliğini adaylığını koydu. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i özel telefonundan arayıp hal hatır soracak, yardımını isteyecek kadar yakınındaydı. Alparslan Türkeş ile aynı hastane koğuşunu paylaştı. Eliyle yoğurduğu ‘çiğ köfte’yi takdim ederek, samimiyetini/dostluğunu gösterdi. Sağdan ve solda çok sayıda samimi dosta sahipti. Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney ile içki masasını paylaşırdı. 12 Eylül’de tutuklanan Ülkücü camianın önemli isimleriyle hapishane arkadaşlığı yaptı.

- Babası Mihri İnciler Kaçakçılık Yapardı… -

Atatürk’ü yitirdiğimiz yıl, 1938’de, Urfa’nın Türkmen Meydanı Köyü’nde dünyaya geldi. Annesi, babasına ‘Oğlun oldu!’ müjdesini verdi, fakat sevindiremedi. Yoksul ailenin sofrasına yeni bir boğaz eklenmişti. Öfkesi burnunda, fakirlikten iki yakası kavuşmayan adam dokuzuncu evladı için nasıl memnuniyet duyabilirdi ki?! 

Kalabalık ailenin geçimi iki eşeğin sırtında taşınan mal(lar)a bağlıydı. Baba, - Yakın çevresinin/dostlarının Mihri (İnciler) Amcası! - kaçakçılıkla iştigal ederdi. Topluma büyük zarar veren uyuşturucu, silah, mermi, patlayıcı gibi ağır ceza gerektiren kalemlerle ilgilenmezdi. Bölgede zor tedarik edilen giyecek, ev eşyası, çay getirip pazarlardı. Urfa ile Suriye arasındaki mesafe 40 kilometreden fazlaydı. Ayda bir/iki yolculuk yapardı. Malı sattığında ailenin sofrası dolar, karnı doyardı. Karadenizli gözünü açtığında önce denizi görürse, Urfalı da kaçakçı eşeklerini/katırlarını tanırdı/bilirdi. Halep’e gider, satabileceği emtiayı getirirdi. Ama çok tehlikeli işin/uğraşın içindeydi. Her seferinde hayatını ortaya koyarak ekmek parası kazanırdı. Sınırı aşarken mayın patlaması ile karşı karşıyaydı. İki ülkenin sınır jandarması başka riskti. Diğer kaçakçılar da rekabetten ötürü potansiyel çekinceydi. Rakiplerini ispiyon edebilirlerdi. 

Hayat hiç kolay değildi. Bir dilim ekmek için ‘can pazarı’nda sahne alınırdı. İnci Baba’nın tabiri ile ‘Ekmek aslanın ağzında değil midesinde’ydi. Sürekli bıçak sırtında, yoklukla - zorlukla bulunan! - bir tabak yemek arasında gidip gelen yaşam çizgisi tevekkülle paylaşılırdı. 

- Babasına Saygıda Kusur Etmedi… -

Annesinden dinlediği, o günlere ilişkin acı/tüyler ürperten hatırayı naklederdi. Bir akşamüstü eve gelen babası, yemeğin hazırlanmadığını görünce sebebini sordu. Pirinç pilavı pişirilecekti. Anne boynunu büktü, ‘Yağımız bitti. Bu yüzden yemek yapamadım,’ diyebildi. Baba öfkeye kapıldı, kundaklanmış halde uyuyan Mehmet Nabi’yi kapıp bahçedeki kuyuya atmaya kalktı. Babaannesi araya girdi, zorlukla elinden alabildi. Daha 8 aylık iken ölümden dönmüştü. 

Büyüyünce, babasına saygıda kusur etmeyecekti. Her seferinde, ‘Babam başımın tacıdır. Her zaman sırtımda taşırım,’ diyecekti. Erken yaşta annesini kaybetti. Rahat ettiremediği, istediği hayatı yaşatamadığından ötürü üzül(ür)dü. 

Oturdukları kerpiç köy evinde su ve elektrik bulunmazdı. Oyuncağı tanımazlardı. İri elbise düğmeleri, aşık kemiği, ince telden yapılma arabalarla oynanırdı. Annelerin/ninelerin diktiği bez toplara keyifle tekme atılır, futbol maçı yapılırdı. Köy ilkokuluna başladığında nüfus kâğıdı çıkarılmamıştı. Diploma alırken gerekliydi. Nüfus kütüğüne kaydı yaptırılınca, 5 yıllık ilkokul şahadetnamesine kavuşabilecekti.

- Gençliğinde Demokrat Parti’nin Vatan Cephesi’ne Devam Etti… -

Büyüdüğü fark edildiğinde, omuzlarına sorumluluk yüklendi. Ailenin geçimine katkı sağlamalıydı. ‘Çocuk yaşımda ekmek derdine düştüm!’ diyecekti. Demokrat Parti’nin iktidar dönemiydi. Ülkenin her yanında halk ikiye bölünmüştü. Partiler köylere kadar örgütlüydü. DP’yi destekleyenler Vatan Cephesi’nde toplanmıştı. CHP’liler de karşı taraftaydı. Aralarında sık sık tartışmalar, kavgalar çıkardı. Genç Mehmet Nabi de Vatan Cephesi’ndeydi. Gözcülük, ufak fedailik işleri yapardı. Silah taşımazdı, fakat küçük çakısı ile kendini güvende hissederdi. Hizmeti karşılığında aldığı harçlığı da ailesini verirdi.

Anılarını anlattıkça ilk yaralamasını da iç çekerek/pişmanlık duyarak hatırlardı. 8 yaşındaydı, mahalle çeşmesinden doldurduğu testiler/kovalar dolusu suyu komşulara satar para kazanırdı. İlk kavga da su sırasından ötürü çıktı. Komşu kızı, yaşıtı Ümmihan’ın kafasını taşla yardı ve hastanelik etti. Jandarma, babasını ve küçük Mehmet’i gözaltına aldı. İfadesini verdi. İlk eylemi siciline/beynine kaydedildi. 

Yıllar geçtikçe küçük Ümmihan’ı anımsayacak, yanlışını ve pişmanlığını belirtecekti. ‘Kadınlara el kaldırılmaz! Elleri öpülür, saygıda kusur edilmez,’ diyecek, - kendince çevresindekilere! - yol gösterecekti.

Ama anne ve babası, genç Mehmet ve yaptıklarından gayri memnundu. Sık sık kızarlar, - kendilerine göre! - doğru yolu göstermeye gayret ederlerdi. Ama söylenileni ya duymazdı ya da bir kulağından girer ötekisinden çıkardı. Bildiğini okumayı severdi. Daha ilkokulu bitirmeden eve gelmemeye başladı. Babasının dövmesinden, annesinin nasihatinden kaçmanın yolunu buldu. İlginç yöntem geliştirdi. Mahalledeki Koca Yusuf Camii’nin tabutunu kendine yatak/karyola yaptı. Yorgan niyetine hasıra sarınır, tabuta girip uyurdu.

- İlkokul Öğretmeni İstikbalini Tayin Etti… -

Ortaokulu yeni bitirmişti. Hayatın zorluğuna/zalimliğine savaş açtı. Urfa’da tanındı, polisin gözaltında tuttuğu ‘geleceğin potansiyel şüphelileri’ arasındaydı. Bir röportajında, ‘Her gün ölümle dans ettiğim yıllardı,’ diyecekti. Yaşına göre inanılmaz tecrübe sahibiydi. Dikkati çekilmez, yola getirilmezse, demir parmaklıkların arkası ‘daimi mekânı’ olabilirdi. Kör kurşuna kurban da gidebilirdi. 

İlkokul öğretmeni hayatının akışını değiştirdi. Kulağını çekti, koluna girdi ve zorladı:

‘Seni Adana’ya göndereceğim. Sanat okulunda - teknik lisede! - yatılı okuyacaksın!’

Aklına yatmamakla birlikte öğretmenini kıramadı. Sınava girdi, kazandı ve okula yatılı kayıt oldu. Yol parası, okul harçlığı da yoktu. Adana’ya gidip lisenin pansiyonuna yerleşti. Yine kendi deyimi ile ‘Elde yoktu, avuçta yoktu. Para kazanmanın yolunu bulmalıydı!’ Saçlarını kestirmesi - asker tıraşı yaptırması! - gerekliydi. 

Okul berberinin odasına girince aklına geleni uyguladı. İşini elinden alacaktı. Kavga etti, gürültü patırtı çıkardı ve berberi okuldan uzaklaştırdı. Dişlerinin yarısı kırık eski saç kesme makinesi ile çalışmaya girişti. Daha önce hiç tecrübe edinmemişti. Sonuç beklemediği gibi gelişti. Tıraş yaptıranların saçları nadasa bırakılmış tarlalara benzedi. Yarısı kesilmişti, yarısı duruyordu. 

Bir öğrenciyi tıraş ederken kulağını koparınca, şikâyetler gök kubbeye ulaştı. Durum abartılarak okul müdürüne ulaştırıldı:

‘Berberimiz çok marifetli… Saç yerine kulak kesiyor! Okula - yakında! - bir ‘acil servis odası’ gerekecek!’

Müdür olaya el koydu. Genç Nabi, ekmek teknesini arkadaşı Kemal’e devredecekti: ‘Ne kazanırsak yarı yarıya ortağız…’ Sermaye Mehmet Nabi’den, emek Kemal’dendi. Hissedarlık mezuniyete kadar sürdü. 

Beyanına göre, Ömer Sabancı’dan burs aldı. Maddi desteğini gördü.

- Adana’daki İdolü Ünlü Kabadayı Asfalt Rıza’ydı… -

1957’de okulu bitirdi. Sabancı Holding’in temellerini atan Ömer Sabancı’ya iş için müracaat etti. Dilekçesinde durumu ve eğitimi hakkında bilgi verdi. Fazla beklemeden mesaiye başladı. ‘Kabadayılar âlemi’nde de kendine yer edindi.  Ünlü külhanbeyi Asfalt Rıza ile birlikte ‘faaliyet gösterdi’! Rol modeli, Adana’nın haracını yer, bazı yerel meşhurları korurdu. Şehir yöneticileriyle arası gayet iyiydi.

1960 Askeri Darbesi’nden sonra nemalı işlere girişti. İnşaat sektörüne adım attı. Adana’da Hâkim Evleri Kooperatifi’nin inşa ihalesini kazandı. Siteyi istenilen evsafta tamamlayınca özgüveni yükseldi. 

Ufku açılmış, girişkenlik ruhu gelişmişti. İki yıl sonra Urfa’da Halı Sarayı’nın yapımı ihaleye çıkmıştı. Belediye başkanını araya sokup eksiltmeyi kazandı. 

Yeniden Adana’ya dönüp yerleşti. Evlendi, kendi ailesini kurdu. Bir ilçe ve 16 köyün su şebekesinin kurulması projesinde yükümlülük aldı. 

Devlet ihalelerini kazandıkça tecrübesi arttı, bürokratlarla arası iyileşti. 

- Ankara’daki İlk Mekânı Bir Kahveydi… -

Ödenekleri/hak edişleri almak için sık sık Ankara’ya gider ve kalırdı. Siyasette, bürokraside, eğlence dünyasında, kabadayı âleminde namı yürüdü, ilişkileri sağlamlaştı. Bir süre sonra arkadaşları, dostları, kendisinden destek bekleyenler için mütevazı mekân edindi. Gençler Birliği Spor Kulübü’nün yanındaki kahveyi satın aldı, - başkentte de! - sabit adrese kavuştu. Kendi beyanına göre, ‘Fakirlere, öğrencilere, muhtaçlara yardım etti…’ 

İhaleler, inşaatlar ve kazanılan servet sonucu bazı sanatçılara, güzel kadınlara sahip çıktı, korumasına aldı. Çok ünlü bazı sarışın hanımlarla anıldı. Suni kumral hanımlardan birisi şarkıcıydı. Diğeri ise Yeşilçam’ın çok genç, pek cazibeli, filmlerde en yüksek ücreti alan, magazin dünyasının flaş ismiydi. Dedikodu basınında adlarının beraber anılmasına karşın ne kabullendi ne de reddetti. Reklamının yapılması, isminin ünlü hatunlarla yan yana gelmesi hoşuna gitmiş olabilirdi.

Mehmet Nabi İnciler’e göre, ‘Urfalı olmak’ bir ‘imtiyaz’, bir ‘öncülük’tü. Urfalı doğuştan sanatçıydı. ‘Eşeği bile notalı anırır’dı. Şehir, Nuri Sesigüzel’den İbrahim Tatlıses’e kadar pek çok ünlü sanatçı çıkarmıştı. Hemşerisi sanatçılara sahip çıkması/dostluk etmesi son derece doğaldı.

Kendi sesini hiç beğenmezdi. Okulda sevmediği ders ‘Müzik’ idi. Her sınavda İstiklal Marşı’nı söyleyerek geçerli not alabilmişti.

- Ünlü Eğlence Mekânlarında En Ön Sıra Masanın Sahibiydi… -

İnciler, gece hayatını severdi. Ünlü solistlerin çalıştığı gece kulüplerine gider, en ön sırada ayrılan masasına - arkadaşları/dostları ile! - oturur, sanatçıyı ve patronu ihya ederdi. Böylece kanatlarının altındaki sanatkârın itibarı artardı. Gazino sahibi de para kazandıran müşterisinin her isteğini yerine getirirdi/etrafında pervane olurdu. 

Hayatına çok sayıda ünlü kadının girdiğini söylese de hiçbirinin ismini vermedi. ‘İbadet de, kabahat de gizliydi; iki kişi arasında kalmalıydı…’ ‘Bütün kadınlar birbirinin aynısıydı.’ Sanatçılarla yakın ilişkiye girince anlayabilmişti. 

‘Ünlü diye bilinen/nitelenen ile kurulan ilişki ömrü uzatmaz, hayatı Cennet’e çevirmezdi’. ‘Aksine sanatçı geçinen bazı kadınlar, zengin erkekleri ‘sıçan gibi soyar’dı. Erkek - çoğunlukla! - elindekini yitirirdi.’

İnci Baba, hayvan severdi, hayvan dostuydu. Aslan ve kartalı ayrı tutar, her ikisine de hayranlığını yinelerdi. Ankara Tunus Caddesi’ndeki bahçeli evi, küçük hayvanat bahçesi sayılabilirdi. Komşuları, yoldan geçenler balkonda aslan veya iri köpeği görebilir, seslerini duyabilirdi. Bir ara leopar bile besledi. İki yanına aldığı iki iri leoparla fotoğraf(lar) çektirmişti. Güneş gözlüklerini takmış, yakası açık beyaz gömlek ve siyah kruvaze ceketini giymişti.

1976’da, polis bürosunu bastı. Evde bulunan 4 panter ve içinde piranhaların yaşadığı akvaryum ilgi çekmişti. 

- Devlet İhalelerini Bölüştürdüğü İddiaları… -

Ankara’daki namı ‘devlet ihalelerini bölüştürme/paylaştırma iddiaları’ndan yürüdü. Yazılanlara bakılırsa, ihaleye girecek müteahhitleri bürosunda toplardı. Kimin ne tutarda teklif vereceğine ve hangi şahsın kazanacağına karar verirdi. Artırma/eksiltmeler sırayla/adaletle (!) dağıtıldığından katılımcılar arasında şikâyet söz konusu edilmezdi.

Bürosunda sergilenen kafatasından ve hikâyesinden bahsedilirdi. Misafirlerine, ziyaretçilerine kuru kafayı gösterir ve derdi ki:

‘Bu delikanlı elimde yetişti. Büyüttük, güvendik, içimize aldık, sırrımızı açtık. Ama töreye aykırı davranmış, öğretilenlere muhalif olmuş. Öldürülmüş. Gördüğünüz gibi kendisi ile zaman zaman konuşuyorum…’

İnci Baba, ünlü ses sanatçısı Muazzez Abacı’nın eski eşi Hasan Heybetli ile de ortak şirket kurdu. Müteahhitlik ve turizm alanlarında faaliyet gösterdi. 

Bazı siyasilerin/bürokratların fare ile aslanı ayıramadığından yakınırdı. Ona göre, ‘adalet dinden daha üstün’dü. Adaletin terazisi şaşarsa toplum kaybederdi. Kendisine de haksızlık edilmişti. Kaç kez hapse girdiğini tam saymamıştı. Fakat 15 yıla yakın mahpusluk tecrübesine sahipti.

- Mehmet Ağar’ın Babası Zülfü Ağar’ı da Tanırdı… -

Adalet ve İçişleri eski Bakanı Mehmet Ağar’ın babası Zülfü Ağar ile de unutamadığı hatırası mevcuttu. Zülfü Ağar, Adana Emniyet Müdürü’ydü. Mehmet Nabi İnciler, bir gün Emniyet Müdürlüğü’ne gidip gözaltına alınan arkadaşını görmek istedi. Yanına ekmek arası köfte ve ayran aldı. Ağar, Nabi İnciler’i eli kolu dolu görünce, ‘İnci, sen baba mısın? Bu kadar adamın karnını doyuruyorsun,’ diye hayretini saklamadı. ‘İnciler’ soyadı - kolaylık olsun diye! - ‘İnci’ diye tekrarlanırdı. Mehmet Nabi İnceler’in adı ‘İnci Baba’ kaldı ve yayıldı.

Mehmet Nabi, Zülfü Ağar’ın taktığı adı benimsedi. Zaman içinde kendi kendini taltif etti: ‘Ben, babaların babasıyım!’ Topluma da babalık yaptığını, düşeni kaldırdığını, yardım isteyeni boş çevirmediğini, hastalara kol kanat gerdiğini anlatacaktı. 1979’daki bir mülakatında, ’35’in üzerinde öğrenci okuttuğunu, dullara yardım ettiğini, evlenmek isteyenlere destek verdiğini, verem hastalarına özel itimam gösterdiğini,’ açıklayacaktı. Kendisini ‘Telli Baba’ ile karıştıranları da hatırlatacak ve kahkahayı basacaktı. Yanılanlar biraz dikkat etse, ‘İnci Baba’nın Ankara’da, ‘Telli Baba’nın İstanbul’da konuşlandığını bileceklerdi. Babalar arasında da ‘iş bölümü’ (!) de bulunurdu. ‘Telli Baba’, çocuksuz hanımlara ve evde kalmış kızlara devaydı. Oysa kendisi, - yine iddiasına göre! - fakir fukaranın odun kömür işini hallederdi.

- ‘Kürt İle Türk Birbirinden Ayrılamaz. Etle Tırnak Gibidir,’ Derdi… -

Yasadışı ayrılıkçı örgüt PKK’nin lideri Abdullah Öcalan’ı da tanıdığını açıkladığında şaşkınlık yaratmıştı. ‘Apo’yu talebeliğinden tanırım. Kahveme gelir giderdi,’ demişti. Ama yüz vermemişti. ‘Kürt sorunu’na inanmazdı. PKK’yı da desteklemezdi. Ülkenin doğusu ile batısı arasındaki ekonomik dengesizliğin problem yarattığını savunurdu. ‘Kürt ile Türk, etle tırnak gibidir; asla birbirinden ayrılmazlar!’

12 Eylül sonrasında ‘ihale mafyası’ soruşturmasından gözaltına alındı ve tutuklandı. Kendi ifadesine göre, ‘suçsuz’du. - Daha sonraki yıllarda da usulsüz kredi kullanmak, öldürmeye/yaralamaya azmettirmek gibi suçlamalarla gözetime alınacaktı! - Hapishanede hastalandı. Ankara Dışkapı’daki Mevki Hastanesi Tutuklular Koğuşu’na kaldırıldı. MHP’nin tutuklu Genel Başkanı Alparslan Türkeş de aynı bölümdeydi. Ama Türkeş, Mehmet Nabi İnciler’i tanımazdı. Koridorda karşılaştıklarında İnciler hemen hamle yaptı, dizlerinin üzerine çöktü ve Türkeş’in ayaklarına kapandı.

‘Başbuğum,’ dedi. ‘Aslana kimlik kartı sorulmaz. Dünyada zulmü size reva görenler, ahirette mutlaka hesap verecekler…’

- 3 Mayıs Türkçüler Bayramı Törenine Katıldı… -

Türkeş’in tahliyesinden sonra Ankara Bulvar Palas’ta kutlanan ‘3 Mayıs Türkçüler Bayramı’na Mehmet Nabi İnciler de davet edildi. Alparslan Türkeş, Osman Bölükbaşı ve Turgut Sunalp’in masasında ağırlandı.

Özal ile yıldızı hiç barışmadı. Diline geleni esirgemezdi. Turgut Özal’a hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında 4 ayrı soruşturma açıldı ve yargılandı. 

1987’de Şanlıurfa’dan milletvekilliğine ‘bağımsız’ adaylığını koydu. Yüksek oranda oy almasına karşın kazanamadığı açıklandı. Seçilemeyişinden ötürü hep Özal’ı suçladı.

Şikago’da yetişen, İtalyan asıllı,  dünyaca ünlü gangster/mafya şefi Al Capone’nun hayranıydı. 48 yaşında ölen, ‘vergi kaçırmak’tan sabıkalı Capone’nun mezarını ziyaret edip çelenk bıraktı, dua etti. Hatıra resimlerini aile albümüne koydu.

Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı seçilmesine çok sevindi. Çok sayıda kurban kestirip memnuniyetini belirtti. 

Hayat hikâyesinden filmler çıkabilecek İnci Baba, bir kaza kurşununa kurban gitti. Başka iddiaya göre de bilinerek/istenilen hedef seçildi. 4 Aralık 1993’de, bürosuna çıkmak için asansör beklerken, koruması Yakup Güven’in tabancasından çıkan mermilerle son nefesini verdi. Şeker hastasıydı ve hastaneye yetiştirildiğinde tıbben yapılacak ameliye kalmamıştı.

Sanık Yakup Güven de benzer akıbete uğradı. Tahliyesine 3 gün kala hapishane koğuşunda öldürüldü. 

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in İnciler Ailesi’ni ve İnci Baba’nın oğullarını telefonla arayıp baş sağlığı dilediği, isteklerinin olup olmadığını sorduğu haberleri basında yer aldı. 

Bir başka ilgi çeken iddia ise, Demirel’in avukatının Tunus Caddesi’ndeki büroya kadar gidip selamı tekrarladığı ve isteklerini öğrendiği yolundaydı.

28 April 2020 08:44
2,070 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Musikimizin Son Muhteşem İncisi

İnci Çayırlı, Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Saadettin Kaynak gibi klasik musikimizin son döneminde yetişen geleneksel halkanın temsilcisiydi. Birikimini nefes aldığı sürece öğretmeye çalıştı.

Şairlerden Dayak Yiyen Eleştirmen

Nurullah Ataç, döneminin eleştirileri en çok önemsenen üstadıydı. Dilde sadeleşmeyi destekledi. Cumhuriyet ilkelerini savunan genç kabiliyetleri hep destekledi. Ömrünü Türkçe’ye adadı.

En Sevimli Mafya Babası

Dinçer Çekmez, dünyamızdan ayrıldığında 73 yaşındaydı.

Stalin, Nazım’ı Öldürtmek İstedi

Sovyet diktatörü Stalin’in Nazım’ı öldürtmek istediği; ünlü şairin özel şoförünün operasyonla görevlendirildiği yazıldı.

‘Çöpten Çıkan’ Tiyatro Oyunu

Fatma Nudiye Yalçı, erkek egemen dünyada hemcinslerinin sesi/öncüsü olmayı amaçladı. Türkiye’deki pek çok ilkin sahibiydi. Okudu, yazdı, eleştirdi ve en önemlisi de sorguladı. İdeallerinin peşinden yürüdü. Ömrünün beşte birini hapishanelerde geçirdi.

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 2

Zaro Ağa, 130 yaşından sonra çok ünlendi fakat para kazamadı. Dünyayı dolaştı. Popüler isimlerle tanıştı, fotoğraf çektirdi. Reklam kampanyalarında etkin rol aldı. Kartpostalları/foto kartları yüz binlerce satıldı. Kısacası Ağa, ülkemizin ilk ‘uluslar arası medya ikonu’ydu!

Kod Adı: ‘Fakülteli’

Mahir Kaynak - sonradan profesör! - ‘Madanoğlu Cuntası’ diye bilinen illegal örgütü izleyen, belgeleyen ve ortaya çıkaran kişiydi. Teşekkül üyesi diğer arkadaşları ile hapse girmeyi kabul etmesine rağmen arzusu reddedildi. Türk İstihbarat Tarihi’ne adı ‘açığa çıkan ilk MİT mensubu’ şeklinde geçti.

Anıt Mezara Gömülecek Mafya Babası

Urfa’daki Mahmut Nedim Konağı’nın sahibi İnci Baba’ydı. Ailesi, İnci Baba’yı konağın bahçesine gömmek istiyordu. Konak, tarihi eser kapsamındaydı, defin için Bakanlar Kurulu Kararı gerekiyordu.

ABD Bayrağıyla Pabuçlarını Parlatan Baba

Al Capone, İtalyan’dı fakat Sicilya kökenli değildi. Doğuştan suça meyyaldi. Cürüm işlerken haz duyardı. Bodyguardlık, fedailik, tetikçilik, hırsızlık, beyaz kadın ticareti gibi illegal/kirli işler yaptı. Her seferinde antikomünist ve Amerikan milliyetçisi olduğunu iddia etti. Devletinin ve yönetimin yanında durmuş göründü.

ABD Başkanı İle Görüşebilen Mafya Şefi

Al Capone, servet edindikçe çevresini genişletti. Polisleri, savcıları, hâkimleri, belediye başkanlarını ve politikacılarını kendine bağladı. Dokunulmazlık zırhını kuvvetlendirdiğini düşündü. ABD Başkanı Herbert Hoover ile samimi dostluk kurmayı bile başardı. Suçlarının görmezden gelineceğini düşündü/sandı.

‘Cinayet Şirketi’ Kuran Tetikçi

Amerikan suç dünyasında ‘Kid Twist’ diye bilinen İbrahim Reles, Mafya’nın en ünlü eli kanlı katillerindendi. Kurbanlarını çengel uçlu buz kırma aparatı ile öldürürdü. Binden fazla kişinin kanına girdiği ileri sürüldü. Cinayet işlemek için şirket dahi kurdu ve siparişleri/iş tekliflerini değerlendirdi.

Dolar Yakarak Isınan Baba

El Chapo (Bücür!), mafya dünyasında her adımı ile örnek alındı. Bütçesi milyar dolarları aşan yasadışı uluslar arası organizasyon oluşturdu. Film yıldızlarını kıskandıran güzellikte kiralık kadın katilleri rakiplerine karşı kullandı. Dünyada Cennet’i yaşayacağını sandı ama…

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

Cenazesinde Alkış İstemeyen Sanatçı

Sümer Tilmaç, anne karnında sahneye çıkmıştı. Yaşamı boyunca tiyatronun tozunu yutmayı, sinemanın spotlarında aydınlanmayı/görünmeyi kabullendi. Beyazperdede ve televizyonda unutulmaz/ölümsüz tipler çizdi/bıraktı.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Türkeş, MBK’den Nasıl Tasfiye Edildi?

Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan’ın Ankara’nın Necatibey Caddesi’ndeki mütevazı evinde ‘14’ler’ tanımlamasıyla siyasi tarihimize geçen grubun kaderi çizildi. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal ve MBK’nin 2 etkin üyesinin çok gizli toplantısında ülkenin yakın geleceğini etkileyecek önemli karar alındı.

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

‘Çöpten Çıkan’ Tiyatro Oyunu

Fatma Nudiye Yalçı, erkek egemen dünyada hemcinslerinin sesi/öncüsü olmayı amaçladı. Türkiye’deki pek çok ilkin sahibiydi. Okudu, yazdı, eleştirdi ve en önemlisi de sorguladı. İdeallerinin peşinden yürüdü. Ömrünün beşte birini hapishanelerde geçirdi.

Bataklıkta Açan Çiçek: ‘Esengül’

Esengül, 24 yıllık kısacık ömründe çoğumuzun yüreğine dokunmayı başardı. Şarkılarıyla yaşamımıza karıştı, kalplerimizi sızlattı. Küllenmiş hatıralarımıza yeniden köz verdi. İstanbul’un varoşlarına yerleşe(bile)n Anadolu insanının sevda/hasret dünyasını canlı tuttu.

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

Cenazesinde Alkış İstemeyen Sanatçı

Sümer Tilmaç, anne karnında sahneye çıkmıştı. Yaşamı boyunca tiyatronun tozunu yutmayı, sinemanın spotlarında aydınlanmayı/görünmeyi kabullendi. Beyazperdede ve televizyonda unutulmaz/ölümsüz tipler çizdi/bıraktı.

Kesilen Ayağı Çalınan Aktör

Ünlü aktörün ömrünün son yılları çile ve keder doluydu. Ağır sağlık sorunları ile boğuştu. Sol ayak parmakları kesildi. Sonra bacağını yitirdi. Tahmin(ler)e göre kendisinden nefret eden hayranı veya düşmanı, mezarı kazıp kefenlenmiş uzvu çalma cüretinde bulundu!

‘İyi Yürekli’ Kötü Adam

Erzurum’dan kağnı ile yola çıkıldı. Konya’ya sonra da Yalova’ya ulaşıldı. İstanbul’a varıldığında çuvallardaki eşyaların çoğu taşınmaktan/aşınmaktan kullanılmaz haldeydi. Bir ahşap konakta 2 oda kiralandı. Anne hem çalışacak, hem oğluna bakacaktı. Taş Ailesi, ekmeğini taştan çıkaracaktı!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Taliban’ın Kara Kutusu

Taliban, Afganistan’ın tamamında kontrolü sağlayıp iktidara geldi. Ülke insanına işbirliği/dayanışma çağrısında bulundu. Oysa 1996 - 2001 arasında tam bir ‘orta çağ idaresi’ uygulamıştı. Yokluklar içindeki ülke iyice yoksullaşmıştı. Çocuk ölümlerinde dünya rekoru yakalanmıştı. Kızların eğitim hakları ellerinden alınmıştı. Bütün eğitim kurumları medreseye çevrilmişti.

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

Arayışla Geçen Bir Ömür

Münir Özkul’u tiyatro oyuncusu yapan, İsmail Dümbüllü’ye aşırı hayranlığıydı. 1968’de, Arena Tiyatrosu’nda Kanlı Nigar oyununun prömiyerinde Dümbüllü’yü seyretti ve avuçları patlayıncaya kadar alkışladı.

İran'ın Nükleer Satrancı

Hedefe konulan İranlı nükleer fizikçiler şehir içinde düzenlenen suikastlarda öldürüldü. Trafikte yaklaşan motosikletli kişiler, ya arabanın dış yüzeyine mıknatıslı bomba yerleştirdi ya da otomatik silahlar kullanıp olay yerinden hızla uzaklaştı.

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Kelebek Gibi Uçan Arı Gibi Sokan Casus

Ahmet Esat Tomruk Bey - nam-ı diğer ‘İngiliz Kemal’ -, ‘destan kahramanı’ydı. Korku kelimesini hiç tanımadı. Üstün yetenekliydi. Son derece soğukkanlı ve atılgandı. Ülkesi için çok büyük işler başardı. Şımarmadı, övgü istemedi. Makam mevki derdine düşmedi. Bildikleriyle/sırlarıyla kimseyi rahatsız etmedi. Müktesebatını mezara götürdü.

İran Şahı, Çağlayangil’e Darbeyi Haber Verdi

‘Ordunuz birkaç ay içinde darbe yapacak!’ dedi Pehlevi. Çağlayangil hem şaşırmış, hem de böylesi ‘okkalı’ haberin nasıl olup da İran tarafından öğrenildiğini merak etmişti.

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

CIA’nin Hedefindeki ‘Düşünce Silahşoru’

Osman Nuri Koçtürk, tek başına ABD’ye kafa tuttu/savaş açtı. Süt tozu, hibrit tohum, yumurta/et tavuğu, soya yağı, yabancı menşeli gübre gibi hayati ürünlere karşı çıktı. Süper/’emperyalist’ devletlerin, ‘zayıf müttefiklerinin topraklarını ve insanlarını deneylerinin malzemesi olarak kullandığını’ ortaya koydu/ispat etti. ‘Yeniçağın yeni silahlarını teşhir etti!’

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

‘Tavukları Pişirmişem!’

Çadırda doğdu, gecekonduda öldü. Uçak satın almaya yetecek para kazandı. Ailesini her şeyin üstünde tuttu. ‘Ben, ‘ordu!’ besliyorum,’ diyecekti! 3. evliliğinde mutluluğu bulabildi. Vefat edince, ‘barak’lar öksüz kaldı!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Çöpten Çıkan’ Tiyatro Oyunu

Fatma Nudiye Yalçı, erkek egemen dünyada hemcinslerinin sesi/öncüsü olmayı amaçladı. Türkiye’deki pek çok ilkin sahibiydi. Okudu, yazdı, eleştirdi ve en önemlisi de sorguladı. İdeallerinin peşinden yürüdü. Ömrünün beşte birini hapishanelerde geçirdi.

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Kesilen Ayağı Çalınan Aktör

Ünlü aktörün ömrünün son yılları çile ve keder doluydu. Ağır sağlık sorunları ile boğuştu. Sol ayak parmakları kesildi. Sonra bacağını yitirdi. Tahmin(ler)e göre kendisinden nefret eden hayranı veya düşmanı, mezarı kazıp kefenlenmiş uzvu çalma cüretinde bulundu!

Bataklıkta Açan Çiçek: ‘Esengül’

Esengül, 24 yıllık kısacık ömründe çoğumuzun yüreğine dokunmayı başardı. Şarkılarıyla yaşamımıza karıştı, kalplerimizi sızlattı. Küllenmiş hatıralarımıza yeniden köz verdi. İstanbul’un varoşlarına yerleşe(bile)n Anadolu insanının sevda/hasret dünyasını canlı tuttu.

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Diğer Muhtelif Yazıları

CIA’nin Hedefindeki ‘Düşünce Silahşoru’

Osman Nuri Koçtürk, tek başına ABD’ye kafa tuttu/savaş açtı. Süt tozu, hibrit tohum, yumurta/et tavuğu, soya yağı, yabancı menşeli gübre gibi hayati ürünlere karşı çıktı. Süper/’emperyalist’ devletlerin, ‘zayıf müttefiklerinin topraklarını ve insanlarını deneylerinin malzemesi olarak kullandığını’ ortaya koydu/ispat etti. ‘Yeniçağın yeni silahlarını teşhir etti!’

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

‘GPS’li Bavul’ İle Taşınan Dolarlar

‘Kısa sürede yüksek kazanç sağlama’ vaadi çoğu kişiye çekici geldi. ‘Tatlı dilin yılanı yuvasından çıkarması gibi, ‘emeksiz yemek’ hayali - aslında! - bütün birikimleri yok edecekti…’

Maksim Gorki ‘Seven Banker’

Adından daha ziyade mesleki unvanı ile tanındı. Her gün gazetelerin birinci sayfalarını haber(ler)i, iç yapraklarını da reklam(lar)ıyla doldururdu. Tek kanallı TRT televizyonunda günün her saatinde şirketlerinin ‘paralı tanıtımını’ yapan kısa bantlar dönerdi. Bankalardan daha fazla mevduat toplamayı başardı. Yüksek faiz dağıtırdı. Ama yükselişi gibi ‘inkırazı’/çöküşü de pek hızlıydı. ‘Banker Kastelli’ olarak bilinen, milyonlarca kişiyi peşinden sürükleye(bile)n Abidin Cevher Özden kimdi?