Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Bir danışmanın tanımlamasına göre Abdullah Gül; ‘Kişisel özelliklerini ve duygularını başarıyla gizleyebilen siyasetçi’ydi. AKP’de iken; ‘Kuşatıcıydı; farklı kesimler arasında köprü kurabildi…’

Türk romanın büyük ustası Kemal Tahir’i pek beğenirdi. Tahir’in romanlarında, ülke toprağının kokusunu hissettiğini söylerdi. O’nun için Kudüs ‘çok etkileyici şehir’di.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; Kayseri’de, 29 Ekim 1950 Pazar günü, Cumhuriyet Bayramı’nın kutlanacağı sabah doğdu. Anlatıma göre; sabah ezanı yeni okunuyordu. Babası, Ahmet Hamdi Gül; ilk çocuğunun/oğlunun adını ‘Cumhur’ koymayı düşündü. Dayısı da destekledi. Ama babaannesi ve dedesi karşı durdu. Çocuk erkek doğarsa, ‘Abdullah’ isminde karar kılınmıştı. Sözleri dinlenmeliydi.

Gül’ün amcası Abdullah Satoğlu; Kayseri Ansiklopedisi’ni yazdı. Kuzeni Celalettin Satoğlu ise; ailenin soyağacını çıkardı.

Alınan bilgiye göre; Gül’ün anne tarafı Sivaslı, babasının ataları da Siirtliydi. Asırlar önce Kayseri’ye geldiler; şehrin köklü aileleri arasındaydılar. Baba tarafından çok sayıda imam yetişmişti; şehirde görev yapmıştı. 

Abdullah Gül’ün babası Ahmet Hamdi Gül Bey; 1926’da Kayseri’de doğdu; torna ustasıydı. Kayseri’deki Hava İkmal Komutanlığı’na bağlı Onarım Atölyesi’nde yöneticilik, şeflik yaptı. Eşi Adviye Hanım; dayısının kızıydı; 1949’da evlendiler. Adviye Hanım; Kayseri’nin tanınmış muhafazakâr ailelerinden Satoğulları’ndandı. 

Abdullah; bir yıl sonra doğdu. Aileye uğur getirdiğine/getireceğine inanıldı. Ahmet Hamdi Gül Bey - ölümüne kadar! - ; diğer oğlu Macit Gül ile Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’ndeki atölyesinde çalıştı; işini hiç terk etmedi.

Anlatılana göre Abdullah Gül; şımarık değildi; saygılı, sessiz ve ölçülüydü. Sonraki yıllarda bir kız, bir de erkek kardeşi oldu.

- Abdullah Gül’ün Çocukluğunda Kayseri Avuç İçi Gibi Küçük Bir Şehirdi… -

Abdullah Gül’ün ilk yıllarında Kayseri; çocukların sokakta rahatça koşulabildiği, top oynanabildiği, çeşitli oyunlar kurulabildiği şehirdi. Birdirbir, uzuneşek, saklambaç oynanırdı. Yaz sıcaklarında Erciyes’in yamaçlarındaki bağ evlerine sığınılırdı. Şehir merkezindeki yazlık sinemalara gidilirdi. Gül; kovboy filmlerini seyrederken pek mutluydu.

Abdullah Gül; 1957’de Gâzi İlkokulu’na başladı. İlk 3 sınıfı Kayseri’de okudu. 1960 yazında, ailece İzmir’e gittiler. Kayseri’den bindikleri kara tren, Ankara’ya uğrayıp İzmir’e vardığında neredeyse tam 24 saat geçti. Küçük Abdullah; İzmir’i sevdi. Dedesinin de önerisi üzerine okul nakli yapıldı; 4. sınıfa devam edecekti. Konak semtindeki Kemal Reis İlkokulu’nun yeni öğrencisiydi. 

Gül’ün ailesi; DP (Demokrat Parti) sempatizanıydı. 27 Mayıs 1960 Askerî Müdahalesi’nin ardından Yassı Ada’da yapılan duruşmaların radyo yayınlarını üzüntü, dikkat ve ilgi ile izlerdi. Ailenin genel kanaatine göre; DP’ye yapılan uygulamalar haksızlıktı.

Küçük Gül’ün İzmir macerası 1 yıl sürdü. Kayseri’ye, Gâzi Paşa İlkokulu’na geri döndü; 1962 yılında başarıyla mezun oldu.

Ahmet Hamdi Gül Bey; küçük Abdullah’a tecvitle Kuran okumayı öğretti. Kuran kursuna da gönderdi. Aile; Abdullah Gül’ün imam hatip lisesine devam etmesini istemedi. Şair dedesi, torununun makine mühendisliği eğitimi almasını önerdi. Ayrıca her Kayserili gibi ticarî kabiliyetini ölçmek de istedi. Dükkânında gazoz sattırmaya çalıştı. Ama küçük Abdullah başarısızdı. Aşırı utangaçlığı becerisini engelledi.

- Gül’ün Ailesi Aşırı Muhafazakârdı; Adalet Partisi Destekçisiydi… -

Gül’ün resmî biyografisine göre; Kayseri’deki Nazım Toker Ortaokulu’na - 29 Ağustos 1962’de! - kaydı yaptırıldı. Genç Abdullah; yeni arkadaşlar kazandı; spor yaptı ve çeşitli oyunlara katıldı. Düzenli şekilde çizgi roman ve kitaplar okudu. İlk yazı denemelerine girişti. 1965’de, sınıfta kalmadan, başarı ile mezundu. 

DP’nin mirasına sahip çıkan AP (Adalet Partisi) tek başına hükümet kurmuştu; Gül Ailesi - doğal olarak! - Demirel’i destekliyordu; Sol’a karşıydı.

Aynı yıl, - 1965’de! - Kayseri Lisesi’nin öğrencisiydi. Korkut Özal, Turgut Özal, Sadettin Bilgiç ve Turhan Fevzioğlu’nun yetiştiği tarihî okul, daha da ünlenecek başka isme ev sahipliği yapacaktı. Derslerine çalışmayı artırdı; edebi kitaplar okumaya/edinmeye ağırlık verdi. Gözlerinde bozulma başlayınca, gözlük takmak zorunda kaldı. Lisede kız öğrenci yoktu. Şehrin muhafazakâr/tutucu anlayışı, kız/erkek karma sınıflarda eğitime hoş bakmazdı. 

Futboldaki başarısı da ortaya çıktı: Lisenin takımında kalecilik yaptı. Beşiktaş Futbol Takımı’nın fanatik hayranıydı/taraftarıydı. Hem kültürel, hem de sosyal hayatta kendini geliştirmeye özen gösterdi. Siyaset de yakın ilgi alanına girdi. 

Kayseri’de hayatını tümden değiştirecek/etkileyecek şair/fikir adamıyla, Necip Fazıl’la tanıştı. Kısakürek; Büyük Doğu Fikir Kulübü’nü müessisiydi; aynı adla yayınlanan dergi/gazetenin sahibi/başyazarıydı. İslâmcı çizginin en önemli/tanınmış kalemiydi. Necip Fazıl’ın şehirdeki konferansına babası Ahmet Hamdi Gül Bey götürdü. Abdullah Gül; ünlü şairin hitabetinden ve tavırlarından etkilendi. Fikrî liderine kavuştuğuna inandı; Büyük Doğu Hareketi’ne fiilen/gönülden iştirak etmeye karar verdi. Daha da ileri gitti: Kapıldığı duygu selinin sonucunda; Kısakürek’e mektup yazdı. Edebiyat çizgisine ve fikri muhtevasına hayranlığını belirtti. Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi.

Gül’ün fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu.  Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da takip edip yararlandığı/etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Ailede ‘Millî Görüş’ü benimseyen ilk kişi: - anne tarafından! - dedesinin kardeşi, harita mühendisi Mehmet Satoğlu’ydu. MNP (Millî Nizam Partisi)’nin kurucuları arasındaydı. İddiaya göre; Gül’ü de etkilemişti.

- İstanbul’daki Kayseri Öğrenci Yurdu Gurbetteki İlk Adresiydi… - 

Gül; meslek seçimi yapacağı merkezi sınava Ankara’da girdi. Hedefi: Yüksek eğitimini İstanbul’da yapmaktı. Sonuçlar açıklandığında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuma hakkı kazanacaktı. Akrabası Mehmet Tekelioğlu - halasının oğluydu; sonraki yıllarda Gül’ün kız kardeşiyle evlenecekti! - da aynı bölümde okuyacaktı. Yalnız değildi; birlikte İstanbul’a gideceklerdi. Kalabileceği güvenli yer de hazırdı: Kayseri Öğrenci Yurdu… Yerleştikten sonra okula başladı; ama beklenmedik bir karar verdi: Yatay geçişle İktisat Fakültesi’ne kaydını aldırdı. Herhalde ekonomi daha çok ilgisini çekmişti.

İstanbul Üniversitesi; şehirdeki genç/sert politikanın merkeziydi. Sol ve sağ gruplar, iktidar/ üstünlük savaşındaydı. Dönemin en önemli eylemi: İstanbul’a gelen ‘6. Filo’yu Protesto Hareketi’ydi. Gül; Sol’a uzaktı; ‘Müslüman Türkiye!’ sloganını rehber edinen Sağcı/İslamcı kesimlere/gruplara yakındı. MTTB (Millî Türk Talebe Birliği); o yıllarda Sağ grupların koalisyon/çatı örgütüydü. MTTB ve Milliyetçiler Derneği’nin İstanbul Şubesi’ne üye kaydı yaptırıp, çalışmalarına katıldı. MTTB’nin - ileride müdürlüğünü getirileceği! - Sinema, Tiyatro ve Fotoğrafçılık Kulübü’nün aktif azasıydı. 

Karşıt gruplar arasında silahlı/kanlı çatışmalar yoğunlaşmıştı. Gül;  sert politik ortamdan rahatsızdı; yapılan eylemleri benimsemedi. Ama mimlendiğinden, okula devam edemedi; sınavlara da katılamadı. Abdullah Gül ve arkadaşlarının fotoğrafları okulun duvarlarında asılıydı. Üzerinde de büyük harflerle ‘Faşistler Giremez!’ yazılıydı. Anlatımına göre; bir keresinde ölümle burun buruna geldi. Kendisine doğrultulan silahtan soğukkanlılığı sayesinde kurtulabildi. Her türden silahlı eyleme karşıydı; zorlu dönemi kazasız belasız geçir(ebil)di. 

- Abdullah Gül; MTTB’nin Yönetiminde Görev Aldı… -

12 Mart 1971 Askerî Muhtırası’ndan sonra ilk defa gözaltına alındı. Polis ve asker; Fatih’teki Vakıflar Öğrenci Yurdu’nu bastı. Bütün MTTB üyelerini gözetime aldı; Abdullah Gül de aralarındaydı. - Gül; Ömer Öztürk’ün Genel Başkanlığı’ndaki MTTB’nin Merkez İcra Konseyi Üyesi’ydi! - Sorgulamanın ardından serbest bırakıldı. 

Öğrenci Yurdu’nda kalırsa; rahat edemeyeceğini anladı. Fındıkzade’de bir apartmanın bodrum katında uygun, düşük kiralı küçük daire bulundu. Mehmet Tekelioğlu ve bir arkadaşı ile beraber taşındı. MTTB ile ilişkisini kesmedi. MTTB Turizm Müdürlüğü’ne görev aldı: Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki gençlik kamplarına öğrenciler gönderdi. Vazifesi dolayısıyla ilk kez Avrupa’ya inceleme fırsatı yakaladı. Önce Almanya, sonra İngiltere’ye gitti. Arkadaşlarıyla tarlalarda çalıştı; harçlığını çıkardı. Avrupa’nın gelişmişliğini, toplumsal yaşamını ve yüksek hayat standardını yakından gördü.

MTTB; her yıl ‘18 Mart Çanakkale Şehitleri’ni Anma Törenleri’ne katılırdı. Gül; iştirakçilere mihmandarlık yapardı. 1973’deki törenlerde kalabalığa hitap etti.

1973 yılı, Gül Ailesi için bir sürprizi daha barındırdı. Babası, Ahmet Hamdi Gül Bey; siyasete atıldı; MSP (Millî Selamet Partisi)’nin Kayseri listesinden - son sırada! - milletvekili adayı gösterildi. Abdullah Gül; seçim çalışmalarına katıldı; babası ve partisi için oy istedi. Siyasete ısındı; 1975’te, yine Kayseri’de MSP’den senatör adayı Recai Kutan’a da destek verdi. Halk önündeki politik konuşmalarda ustalaştı. 

Kutan ile 22 yıl sonra, Erbakan’ın kurduğu 54. Hükümet’te bakanlık, Refah Partisi’nde Genel Başkan Yardımcılığı yapacaktı. 27 yıl sonra ise; 14 Mayıs 2000’de yapılan Fazilet Partisi’nin 1. Olağan Kongresi’nde Genel Başkanlık için yarışacaktı. Kutan 633, Gül ise 521 delegenin oyunu alacaktı. 

1974’de yaşam şartları daha iyiydi; Bakırköy’de apartman dairesine taşındı. 

Kayseri’den beri tanıdığı Necip Fazıl Kısakürek’le bağlantısını hiç kesmedi. Büyük Doğu Yayınevi’ne sıkça gitti; Necip Fazıl’ın kitaplarının yayına hazırlanmasına yardım etti. Kısakürek’in şiirlerinin yer aldığı Çile’nin yayınına destek verdi. Üstadı ile yan yana çalışma ve tanışma fırsatını yakaladı. Evine davet edip beraberce akşam yemeği yedi.

- İngiltere’deki En Yakın Arkadaşları Fehmi Koru ve Şükrü Karatepe’ydi… -

Abdullah Gül; 1975’de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Doktora çalışmasına başladı. Akademik hayatı boyunca, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Prof. Dr. Sabahattin Zaim’in desteğini gördü. 1976’da, Millî Kültür Vakfı’nın bursuyla İngiltere’ye gönderildi. Yanındaki 2 arkadaşı: Fehmi Koru ve Şükrü Karatepe’ydi. Gül; Koru ile 2 yıl Exeter Üniversitesi’nde kaldı. Türk Öğrencileri Yardımlaşma Derneği (TÜRKYAR)’nin kurucuları arasındaydı. 

Dönüşünde, mezun olduğu okulda doktora programına başladı. Sabahattin Zaim’in davetini kabul etti; Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşuna katkı verdi. Aynı bölümde ekonomi derslerine girdi.

21 Ağustos 1980 Perşembe günü Hayrünnisa Özyurt ile evlendi. 

Hayrünnisa Özyurt Hanım’ın ailesi Kayseri’liydi; kendisi İstanbul’da doğmuştu. Özyurt Ailesi’nin ilk çocuğuydu; bir erkek, bir de kız kardeşe sahipti. Yıldız/Beşiktaş’ta dünyaya geldi; Erenköy’den gelin çıktı. 

Ortaokulu bitirip liseye hazırlanırken Kayseri’ye geldi. Teyzesinin oğlunun düğününe katılacaktı. Teyzezadesi, Abdullah Gül’ün halasının kızıyla evlenecekti. Düğünde Adviye Hanım da, oğluna - Abdullah Gül’e! - kız bakıyordu. Genç Hayrünnisa’yı görünce müstakbel gelinine kavuştuğuna inandı. Ama küçük bir sorunla karşılaştı: İstanbul’dan gelen genç/güzel kız - henüz! - 15 yaşındaydı. Ailesi izin verse dahi evlenemezdi: 16’sını doldurmalıydı. Yüzük takılıp beklenecekti. Aileler uygun görülünce; nişan töreni yapıldı. Bizzat Gül; müstakbel eşinin eğitimini sürdüreceği sözünü verdi.

- Aslan Burçlu Hayrünnisa Hanım’ın Özellikleri… -

Abdullah Gül; Sakarya Üniversitesi’nde asistandı; İstanbul’daki evini boşaltmamıştı.

Hayrünnisa Özyurt; nişan öncesinde örtülüydü. Yakınlarının ifadesine göre; okulun kapısında başörtüsünü çıkarırdı. Çemberlitaş Kız Lisesi’ne devam etti; lise birinci sınıf karnesi yüksek notlarla doluydu. Beden Eğitimi dersinden ‘raporlu’ydu. Okuma arzusuyla kavruluyordu. Evlendikten 17 yıl sonra, dışarıdan liseyi bitirmek isteyenlere ‘kredili sistem’ çıkınca; yine yüksek notlar alarak fark derslerini verdi ve diplomayı hak kazandı. Necmettin Erbakan hükümetteydi; başörtüsünü çıkarmadan sınavlara gir(ebil)di. Oğlu Mehmet de ilkokula başlamıştı.

Hayrünnisa Gül Hanım; üniversite eğitimini de tamamlamak istedi. DTCF’nin Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girmeyi düşündü. Eşi Abdullah Gül’ün görevi dolayısıyla bulunduğu Cidde’de Arapça öğrenmişti. İngilizce ve bilgisayar kurslarına gitmişti. Direksiyon derslerine de devam etmişti. Oysa; Suudi Arabistan’da kadınların şoförlük yapması yasaktı/suç sayılırdı.

Aslan burcunun belirgin bütün özelliklerini taşırdı: Aşırı gayretliydi; ısrarcıydı; inandığı yoldan dönmezdi. Üniversiteye kayıt yaptıracağı günlerde, 28 Şubat Harekâtı’na denk geldi. Fotoğrafı başörtülüydü; engel çıkarıldı; kayıt başvurusu kabul edilmedi. Eşi Abdullah Gül, kendisine eşlik ediyordu. Gül, tanınmış siyasetçiydi: Erbakan’ın kabinesinde Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü yapmıştı. Olay, muhabirler ve kameramanlar tarafından izlendi; kayda alınıp haberlere konu edildi.

Hayrünnisa Gül kararlıydı; eğitim hakkının engellenmesini AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi)’ye götürdü; Türkiye aleyhine dava açtı. Eşi; 2002’de Başbakan olunca; davasını geri çekti. Sebebini; yargı kararlarının tartışılmasını engellemek; ülkesine güven ve saygıyı artırmak, şeklinde açıklayacaktı.

- Hayrünnisa Gül Hanım; Eşinin Aktif Siyasete Girmesine Hep Muhalefet Etti… -

1996’da, Abdullah Gül Devlet Bakanlığı koltuğuna oturunca; Hayrünnisa Hanım devlet protokolünde aktif şekilde yer aldı. Başörtüsüyle ilgi ve eleştiri odağıydı. Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın eşi Nermin Hanım da tesettürlüydü. Protokolde ‘Başbakan Eşi’ statüsüyle yer almak isteme(z)di; geri planda kalmayı yeğle(r)di. Yurt dışından gelen heyetlerle ilgilenmezdi. Görev; Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Hanım’a düşerdi.

2002’den sonra Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı eşi sıfatıyla engellemelere rağmen üzerine düşen görevleri titizlikle yerine getirmeye çalıştığı görüldü. Özellikle 2007-2014 arasında, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün şartlarını iyileştirdi. İfadesine göre; Köşk’ün eksiklikleri tamamlamak için gece gündüz gayret gösterdi. 

Aslına bakılırsa Hayrünnisa Hanım; eşinin siyasete girmesine her zaman karşı durdu; hiç istemedi. Hep direndi;  teşvikçi arkadaşlarına muhalefet etti. Bir ara emeline ulaşır gibi oldu; fakat çabasının yetersiz kaldığını da gördü.

Abdullah Gül’ün kayınvalidesi Fatma Özyurt Hanım; damadının siyasete atılmasını, milletvekili seçilmesini çok istedi. Hatta dualar ettiği, adaklar adadığı rivayet olun(ur)du. Gül’ün adaylığı kesinleşince, Hayrünnisa Hanım; ‘Anne! Dileyecek başka bir şey bulamadın mı? Abdullah; siyasete girecek ve milletvekili seçilecek. Siyasete girmesi; Abdullah’ı kaydetmek anlamına gelecek,’ diye dert yanacaktı.

- Evini Basan Üsteğmene Kahve Pişirdi… -

13 Eylül 1980 Cumartesi günü, sabah saat 6’da, Erenköy’deki evlerinin zili çaldı. Kapıda bir üsteğmen duruyordu. ‘Sancak Harekâtı’ kapsamında bir liste hazırlanmıştı. Balayındaki Abdullah Gül hakkında - MTTB yöneticiliği yaptığı gerekçesiyle! - gözaltı kararı çıkmıştı; götürülecekti. Abdullah Bey valizini hazırlarken; Hayrünnisa Hanım da, salonda bekleyen üsteğmene kahve pişirdi.

Abdullah Gül; Metris Askerî Cezaevi’nde bir ay tutuklu kaldı.

1983’de, İstanbul Üniversitesi’nden Doktor unvanı aldı. Tezinin başlığı; ‘Türkiye ile İslâm Ülkeleri Arasındaki Ekonomik İlişkilerin Gelişimi’ydi. Danışmanı ise; Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’tı. Sonraki yıllarda aynı siyasi partiden milletvekili seçileceklerdi.

1989’da Uluslar Arası Ekonomi alanında Doçent payesini aldı. 1983-1991 yılları arasında, Cidde’de bulunan İslam Kalkınma Bankası’nda çalıştı: Ekonomist Danışman’dı.

1991’in yazında, Gül Ailesi, Kayseri’ye geldi. Büyük oğul Ahmet Münir’in sünnet düğünü yapılacaktı. O günlerde, TBMM’de erken seçim kararı alındı. Refah Partisi’nin Kayseri İl Başkanı Şaban Bayrak; Abdullah Gül’ü ziyaret edip, adaylık önerdi. Teklifi kabul etti. Gül; RP’nin Milletvekili Aday Listesi’nin 1. sırasına konuldu; ardından da seçimi kazandı.

Abdullah Gül; RP’nin 1. Olağan Genel Kurulu’nda GİK (Genel İdare Kurulu) üyeliğine seçildi. 1993’de de RP’nin Genel Başkan Yardımcıları’ndan (Dış İlişkilerden Sorumlu) biriydi. 1991-1995 arasında da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyeliği yaptı.

RP Genel Başkanı, Prof. Necmettin Erbakan; Haziran 1996’da, 54. Hükümeti kurdu. Gül; Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü’ydü. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk Cumhuriyetleri ve İnsani Yardımlar görev alanındaydı. TRT ile Türkiye Kalkınma Bankası’ndan da sorumluydu.

Eski kader arkadaşı Şevket Kazan; Gül’ü eleştirip ilginç bilgiler vermişti. Kazan’ın iddiasına göre Gül; Refah Partisi için hiç çalışmadı. Hep kendini tanıtmaya uğraştı. Hatta, ABD’de kendisini anlatan bir kitap bile bastırdı. Kazan; ‘Refahyol Hükümeti’nde, Türk Cumhuriyetleri’nden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na getirdik. Gül; Türk Cumhuriyetleri’ne tek seyahat bile yapmadı…’ diyecekti.

Abdullah Gül hakkında bir kitap yazan Veysel Boğatepe’ye göre; kendisini etkileyen 2 önemli isim Fehmi Koru ve Ahmet Davutoğlu idi. Gül; Davutoğlu’nu Dışişleri Bakanlığı’nda başdanışmanlığa getirmişti.

7 October 2019 18:13
138 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

2. Abdülhamit’in Gizemli Dünyası

Sultan 2 Abdülhamit; kimi muhaliflere göre Kızıl Sultan; kimi yazarlara göre Gök Sultan; kimi siyasî İslâmcılara göreyse Evliya Sultan’dı. Osmanlı Tarihi’nde hakkında en çok kitap yazılan, eleştirilen/çekiştirilen ve övgüye/sövgüye mahzar olan başka padişah yoktu. Sonuçta; Abdülhamit Han da insandı; eksiklere, fazlalıklara, zayıflıklara ve kuvvetli yönlere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü/sorumluluğunu 33 yıl omuzlarında taşıdı. Yararlı işlerin yanında, çok ciddi hatalar da yaptı. Ama son kararı tarih verecekti…

İstanbul’a Hükümdar Olan Baldırı Çıplak

Patrona Halil adlı, Beyazıt Hamamı’nda tellâklık (kesecilik!) yapan ‘baldırı çıplak!’ fitili ateşledi. 3 kıtada hüküm süren Osmanlı’nın payitahtı İstanbul’u adeta işgal etti; bazen tek başına, bazen de kurduğu ‘ihtilal meclisi’yle yönetti. Kanun koydu; ferman saldı; dilediği adamı dilediği yere getirdi; istediği devletlûnun kellesini al(dır)dı; en önemlisi de hükümdar indirdi.

Canlı Canlı Mezara İndirilen Padişah

24. Osmanlı Sultanı Mahmûd-ı Evvel ya da bilinen adıyla Birinci Mahmut; Ayasofya Camii’nde Cuma namazını kıldıktan sonra bindiği atından düştü ve derin komaya girdi. Yapılan muayenede öldüğüne hükmedildi; alelacele namazı kılınıp defnedildi. Gece boyunca başında Kur’an okumakla görevlendirilen hafız, mezardan gelen iniltileri/feryatları duyunca korktu. Sultan Birinci Mahmut’un yaşadığını saraya haber verdi. Ama…

İşgal Kuvvetleri Komutanı'nın Makam Otomobili Nasıl Çalındı?

Mim Mim Grubu’nun lideri Topkapılı Cambaz Mehmet Bey; bağlanan maaşı kabul etmedi; kendisinin ve ailesinin zaruretine rağmen, Kızılay’a hibe etti. Akrabalarının ne maaştan ne de bağıştan haberi olmadı. Ta ki ölümünden sonra yayınlanan taziye mesajına kadar…

Darüşşafaka Bağışçısı Zübeyde Hanım

Bağışla ilgili vasiyetname; Darüşşafaka Cemiyeti’nin arşiv ve müzesinde yenileme/düzenleme yapılırken bulundu.

Uçağa Binmekten Korkan Komedyen

Kemal Sunal; denize girmeyi, uçağa ve gemiye binmeyi sevmezdi.

Mayk Hammer Yazan Türk

Kemal Tahir; hayatının beşte birini hapishanelerde geçirdi. En güzel eserlerini de cezaevinde yazdı.

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…

Usame Bin Ladin’i Kargalar Yakalattı

ABD yetkilileri; El Kaide adlı terör örgütünün lideri Usame Bin Ladin’in sonunu getiren operasyon için tam 10 yıl hazırlık/planlama yaptı. Harekât; Beyaz Saray ve Pentagon’da canlı bağlantıyla izlendi.

Cehalet Belgesi İsteyen Aktör

‘Kitapsız ilim, Tekçe’siz film olmaz!’ sloganı ile ünlenen Ahmet Tarık Tekçe (1920 - 1964); Galatasaray Lisesi mezunuydu.

Sultan İbrahim'in Şekerparesi

Sultan Birinci (Deli) İbrahim; Osmanlı Hanedanı’nın soyunun kesilmesini engelledi. Osmanlı’nın 2. atası sayıldı. Annesi Kösem Sultan; tek umudu için ülkenin en güzel, işveli, cilveli nazeninlerini seferber etti.

Kurşuna Dizilen İstiklal Şairi

Ülkemizde ‘Çırpınırdın Karadeniz / Bakıp Türkün Bayrağına’ diye bilinip çok sevilen hüzzam makamındaki ünlü Azerbaycan Türküsü’nün söz yazarı Ahmet Cevad (1892-1937); aynı zamanda Azerbaycan Ulusal Marşı’nın güftekârıydı.

Canlı Canlı Mezara İndirilen Padişah

24. Osmanlı Sultanı Mahmûd-ı Evvel ya da bilinen adıyla Birinci Mahmut; Ayasofya Camii’nde Cuma namazını kıldıktan sonra bindiği atından düştü ve derin komaya girdi. Yapılan muayenede öldüğüne hükmedildi; alelacele namazı kılınıp defnedildi. Gece boyunca başında Kur’an okumakla görevlendirilen hafız, mezardan gelen iniltileri/feryatları duyunca korktu. Sultan Birinci Mahmut’un yaşadığını saraya haber verdi. Ama…

Gülriz Sururi: Hayatı Limon Gibi Sıkan Kadın

Gülriz Sururi kendine özgü stiliyle kızıl saçlı, delici bakışlı, naif, çekici ve ilgi odağıydı. Vefalı, paylaşımcı, aydınlanmacıydı. Müthiş bir Atatürk hayranıydı.

Kirkor Cezveciyan Veya Kenan Pars

Nüfusa kayıtlı adıyla Kirkor Cezveciyan, beyaz perdedeki ismiyle Kenan Pars, doğma büyüme Bakırköylü sayılırdı.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

2. Abdülhamit’in Gizemli Dünyası

Sultan 2 Abdülhamit; kimi muhaliflere göre Kızıl Sultan; kimi yazarlara göre Gök Sultan; kimi siyasî İslâmcılara göreyse Evliya Sultan’dı. Osmanlı Tarihi’nde hakkında en çok kitap yazılan, eleştirilen/çekiştirilen ve övgüye/sövgüye mahzar olan başka padişah yoktu. Sonuçta; Abdülhamit Han da insandı; eksiklere, fazlalıklara, zayıflıklara ve kuvvetli yönlere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü/sorumluluğunu 33 yıl omuzlarında taşıdı. Yararlı işlerin yanında, çok ciddi hatalar da yaptı. Ama son kararı tarih verecekti…

İstanbul’a Hükümdar Olan Baldırı Çıplak

Patrona Halil adlı, Beyazıt Hamamı’nda tellâklık (kesecilik!) yapan ‘baldırı çıplak!’ fitili ateşledi. 3 kıtada hüküm süren Osmanlı’nın payitahtı İstanbul’u adeta işgal etti; bazen tek başına, bazen de kurduğu ‘ihtilal meclisi’yle yönetti. Kanun koydu; ferman saldı; dilediği adamı dilediği yere getirdi; istediği devletlûnun kellesini al(dır)dı; en önemlisi de hükümdar indirdi.

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

Memleketimden Dinleme Manzaraları 2

Anlatıldığına göre, Özal dinlemeye de meraklıydı. Yeni teknoloji ürünü araç telefonlarının küçük bir tarayıcıyla izlenebildiğini/dinlenebildiğini öğrenince hemen uygulamaya girişti.

‘Örtülü’den Bulgar İstihbaratı’na Hediye

Ekrem Pakdemir’in anıları, Türkiye’nin ‘Özallı Yılları’nı yaşatan-hatırlatan, dönem politikasının bilinmeyen-gizemli labirentlerinde dolaştıran, gün ışığına çıkaran, önemli bir eser konumunda…

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Memleketimden Dinleme Manzaraları 2

Anlatıldığına göre, Özal dinlemeye de meraklıydı. Yeni teknoloji ürünü araç telefonlarının küçük bir tarayıcıyla izlenebildiğini/dinlenebildiğini öğrenince hemen uygulamaya girişti.

‘Örtülü’den Bulgar İstihbaratı’na Hediye

Ekrem Pakdemir’in anıları, Türkiye’nin ‘Özallı Yılları’nı yaşatan-hatırlatan, dönem politikasının bilinmeyen-gizemli labirentlerinde dolaştıran, gün ışığına çıkaran, önemli bir eser konumunda…

Fakirin Hamisi Öksüzün Vasisi Valide Sultan

Osmanlı Hanedânı’nın en kuvvetli kadın üyesi, iki padişah annesi Kösem Sultan (1590 - 2 Eylül 1651), fakirleri korur; öksüzlere kol kanat gerer; yolda kalmış çaresizlere derman olurdu.

Memleketimden Dinleme Manzaraları 2

Anlatıldığına göre, Özal dinlemeye de meraklıydı. Yeni teknoloji ürünü araç telefonlarının küçük bir tarayıcıyla izlenebildiğini/dinlenebildiğini öğrenince hemen uygulamaya girişti.

20 Lira Aylıkla Beşiktaş’ta Futbol Oynadı

Ünlü film yönetmeni Memduh Ün, sinemada olduğu kadar futbol sahalarında da becerisini göstermiş, Beşiktaş’ın futbol takımında ilk on bire girme başarısını yaşamış bir spor adamıydı.

Stalin, Nazım’ı Öldürtmek İstedi

Sovyet diktatörü Stalin’in Nazım’ı öldürtmek istediği; ünlü şairin özel şoförünün operasyonla görevlendirildiği yazıldı.

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

Halifenin Oğlu Fenerbahçe Başkanı

Son Halife Abdülmecid Efendi’nin biricik oğlu Şehzade Ömer Faruk Efendi, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün (1919 - 1924 yılları arasında) beş yıl başkanlığını yaptı.

Minaresinde Çan Bulunan Cami

Senegal’in Saint Louis kentindeki Büyük Cami’nin minaresinde saat başlarında çalan bir çan bulunuyor.

Saraydaki ‘Taçlı’ Fahişe

Rus tarihine Büyük Katerina olarak geçen Çariçe 2. Katerina’ya tahtını garantiye alması için - kimden olursa olsun - bir oğul doğurması gerektiği Başbakan Bestuchef tarafından - biraz da utanılarak - hatırlatıldı.

Monna Rosa: Kırık Bir Aşk Hikâyesinin Yadigârı

Bazı sevda hikâyelerinin sonunda kavuşulmazdı. Bazılarında ise âşıklar; maşuk(a)larına kendilerini anlatamazdı. Bazı şiirler reddedilebilirdi; ama her kabul edilmeyişin bitebilen/değişebilen vadesi vardı. Monna Roza az bilinen; ama vuslata erişilmeyen kırık bir sevdasının öyküsüydü…

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…

‘Fahri Menajer’ Öztürk Serengil

Öztürk Serengil; 1970 sonrası ekonomik krize giren Yeşilçam’ın pek çok ünlü ismine yardımcı oldu; para kazanmalarını sağladı. Sinema seyircisi; hayranlık duyduğu isimleri gazino sahnelerinde dikkatle, hayranlık dolu merakla izledi.

‘Kamu Hizmeti’ Veren Lüks Mama

Lüks Nermin; İstanbul’un en ünlü - yerli! - kadın satıcılarındandı; dönemin iktidarına yakın durmuş; kendisinden istenileni yapmış ve politikacıların desteğini görmüştü.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

2. Abdülhamit’in Gizemli Dünyası

Sultan 2 Abdülhamit; kimi muhaliflere göre Kızıl Sultan; kimi yazarlara göre Gök Sultan; kimi siyasî İslâmcılara göreyse Evliya Sultan’dı. Osmanlı Tarihi’nde hakkında en çok kitap yazılan, eleştirilen/çekiştirilen ve övgüye/sövgüye mahzar olan başka padişah yoktu. Sonuçta; Abdülhamit Han da insandı; eksiklere, fazlalıklara, zayıflıklara ve kuvvetli yönlere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü/sorumluluğunu 33 yıl omuzlarında taşıdı. Yararlı işlerin yanında, çok ciddi hatalar da yaptı. Ama son kararı tarih verecekti…

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Kahvesinde Garsonluk Yapan ‘Kötü Adam’

Erol Taş; Yeşilçam’ın en tanınmış karakter oyuncularındandı.

İnce Hastalığın Pençesindeki Figüran

Hakkı Haktan; Vesikalı Yarim’deki şef garsondu. Binlerce Yeşilçam figüranı gibi, rekor sayılacak filmde oynadı; ama gündelikçilikten öteye geçemedi.

Viski Eşliğinde İlahi

Fahrettin Aslan’ın büyük oğlu Sacit Aslan anılarına yer verdiği ‘Kovadaki Balıklar’ kitabı yayınlandı.

Diğer Muhtelif Yazıları

Vehbi Koç’un Feto Uyarısı

Koç Holding’in onursal başkanı - müteveffa - Vehbi Koç, Feto tehlikesini 1994 yılında görmüştü.

Erdal Eren’i İdama Gönderen Cerrah

Eren’in kemik yaşının 18 olduğuna dair raporu veren O.Ç. adlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu, sonradan genel cerrahi alanında ihtisas yapmış bir cerrahtı.

Nazilere Mezarlarında da Rahat Yok

Nazi lideri Adolf Hitler’in anne ve babasının mezar taşları kaldırıldı. Hitler’in yardımcısı Rudolf Hess’in mezarı açıldı; kemikleri çıkarıldı ve fırında yakılıp, külleri açık denize döküldü.

Kraliçe Dinçliğini Alkole Borçlu

Kraliçe, sabah kahvaltısından sonra bol limonlu cin ile güne başlıyor.

Lady Diana’nın Sevgilisi Öldürülmüş

Lady Diana’nın eski İletişim Koçu Peter Settelen tarafından Kensington Sarayı’nda gizlice çekildiği ileri sürülen videolardan oluşan belgesel kafaları karıştırdı.

Stalin, Nazım’ı Öldürtmek İstedi

Sovyet diktatörü Stalin’in Nazım’ı öldürtmek istediği; ünlü şairin özel şoförünün operasyonla görevlendirildiği yazıldı.

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…