Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; - bir dönemde! - eğlence dünyasının en çok kazanan ve vergi ödeyen ismiydi. En büyük lüksü: Kendi belirlediği limitlerde kumar oynamaktı.

Erbil; televizyonun hayatımıza girmesiyle tanıdığımız, sevdiğimiz, ailemizden birisi saydığımız sanatçı tipiydi. Dilinin kemiği yoktu; yerinde duramazdı; tepeden tırnağa hareketli, espriliydi. Ne diyeceği önceden bilin(e)mezdi; çoğunlukla damdan düşercesine espri patlatırdı. Ama sözleri kızdırmaz; aksine makaraları koyuverdirirdi. Kendisiyle dalga geçmeyi de severdi; bu özelliğiyle iftihar ederdi. Şakaları ve yaklaşımıyla Türk erkeğinin kafa yapısını değiştirdiğini savunurdu. Seyircisinin kendisine sonsuz denilecek kredi açtığına inanırdı.

Mehmet Ali Erbil’in babası, döneminin çok ünlü karakter oyuncusu, seslendirmeci, tiyatro sanatçısı Saadettin Erbil’di. Baba Erbil; siyah beyaz Yeşilçam yapımlarının en bilinen/tanınan temel taşlarındandı.

- Erbil; Parçalanmış Aile Kurbanıydı… -

Erbil; çocukluğunu ve ilk gençliğini aile bütünlüğünde/sıcaklığında yaşayamadı. Anne ve babası ayrılmıştı. Erbil ve ağabeyi, babaannesi tarafından bakıldı/büyütüldü. Erbil kendini; ‘Osmanlı terbiyesi almış babanın konakta büyümüş evladı’ diye tanıtacaktı. Anne sıcaklığını, ev düzenini, babaannesinin Yeşilköy’deki eski köşkünde bulabilmişti. Hayatta en sevdiği kişi: Babaannesiydi. Dede ocağına gittiğinde 4 yaşındaydı; yalnız da değildi; ağabeyi de yanındaydı. Babaannesine sarılmadan uyu(ya)mazdı; horultusu ninni gibi gelirdi. Köşk 3 katlıydı; çocuklara çok büyük gorünürdü; genişliği/haşmeti korku yaratırdı. Annenin öğrettiği dualar tekrarlanarak, korkular bastırılırdı/bastırılmaya çalışılırdı.

Annesi Yurdagül (Eken) Hanım evlendiğinde 16 yaşındaydı. Babası çok ünlü bir şeyhti. Kocasının annesinin ünlü konağına gelin gelmişti. Günümüzün deyişiyle; ‘kaynanasıyla yaşamak zorundaydı!’ Kocası Sadettin Bey; sık sık Anadolu’da turneye çıkardı; bazı geceler eve gelmezdi; bazen de başka hanımlarla gönül eğlendirirdi. Oğul Erbil’in ifadesine göre Yurdagül Hanım; evde bırakılmayı, aldatılmayı kabullenemedi. Baba evine dönmek zorunda kaldı; ama çocuklarını yanında götür(e)medi. Erbil kardeşler sevgi fakiriydi. Baba Sadettin Erbil; bir kez dahi çocuklarını kucağına alıp şefkatini göster(e)medi. Osmanlı terbiyesine göre baba; çocuklarına yakın dur(a)maz; sev(e)mez ve şımart(a)mazdı. 

Oğul Erbil’in hayatı ve ilk hatıraları sevgisizlik/ilgisizlik üzerine kuruldu. Büyüdüğünde de durum değişmedi. 40 yaşına kadar babasının yanında bacak bacak üstüne atamadı. Sadettin Erbil’e karşı hiç sevgi duy(a)madı/taşı(ya)madı. Ezik büyüdüğünü hiç sakla(ya)madı. Hatta durumunu özetleyen bir cümleye dökecek; ‘Ailede, poliste, eğitimde baskı gördük,’ diyecekti. ‘Babamla özel şeyler yaşama(ya)dık!’ 

- Bütün Amacı Konservatuvarın Yatılı Öğrenciliğiydi… -

Anne ve babanın hikâyesi boşanmayla sonuçlandı. Kendilerine yeni yol çizdiler; yeniden evlendiler. Böylece Erbil kardeşlerin hayatlarına - kaçınılmaz şekilde! - üvey anne ve üvey baba girdi. Anne cephesinde de sevgisizlik duruyordu/hâkimdi. Kaçmak; çevreden uzaklaşmak istedi. Ağabeyi Mustafa ile konservatuvar sınavlarına girdi. Hayali; ‘yatılı öğrencilik’ti; 14 yaşındaydı. Hedefine ulaştı; sınavı kazandı; ama kardeşi aynı başarıyı gösteremedi. Sadettin Erbil; Mehmet Ali’nin muvaffakiyetinden ötürü çok memnundu. Oğullarından - hiç değilse! -  birinin tiyatronun tozunu yutmasını murat ederdi.

Mehmet Ali’nin üvey babasıyla da arası iyi sayılmazdı. Askeri doktor üvey babanın tokadını da yemişti. Dayak atmaya yeltendiği için de acayip kızardı. Tokat travmasını/sarsıntısını ilerleyen yaşında da atamadı. Bu yüzden; annesine duyduğu sevgi azaldı. ‘Beni, üvey babaya karşı korumuyor!’ diye içerle(r)di. Yatılı öğrenci iken; çoraplarını yıkamayı beceremezdi. Annesine bırakırdı; fakat korkudan yıkanmazdı. Deterjan alıp götürdüğü komşu kadın; ricasını yerine getirirdi. 

Üvey baba hayatlarına aniden girivermişti. Mehmet Ali, çok küçük ve deneyimsizdi. 

Fakat düşünceleri geçiciydi. Annesini çok sevdiğini gördüğünde/anladığında; düşmanlık, korku gibi hislerini bir kenara bırakacaktı. Hatta yaşlandıklarında - ilk günkü gibi! - birbirlerine âşık olduklarını gözlemledi. Üvey babasını yıllar sonra affedecekti.

- ‘Dostum!’ Diyebileceği Çok Az İnsan Oldu… -

Üvey annesince de sevilmedi. Babasının evinde de yaşayamıyordu.

Hayatta, ‘dostum!’ diyebileceği kişi yoktu. Kalıcı, samimi, teklifsiz arkadaşlık kuramadı. Kendisine çok samimi davranan ahbabından kazık yemişti: Mehmet Ali’ye borsa oynatmış; sonra da soyup soğana çevirmişti. Çok sevdiği/güvendiği tiyatrocu ağabeyi tarafından da dolandırılmıştı. Satın alınan halı için kefil olmuş; ödenmeyince de maaşına haciz getirilmişti. Kendi ifadesine göre; ‘Menejeri Stelyo Pipis dışında dostu yoktu!’

Anadolu’yu şehir şehir dolaşmak zorunda bırakıldı. Üvey babası askeri doktordu; bir yerde uzun kalamazdı; tayini çıkardı. Her taşınmada okul, mahalle, şehir değişirdi. Hiçbir zaman arkadaşlığın ne olduğunu/anlamını hiç öğrenemedi.

Aşkı ilk tattığında ilkokul birinci sınıf öğrencisiydi. Kadınlara karşı daima aşırı ilgiye sahipti. Bu yönünü hiç inkâr etmedi. Her zaman da içinde geldiği gibi/doğaçlama davrandı.

11 yaşındayken; istikbaldeki mesleğine ilişkin ipuçlarını verdi. Sokaktaki çocuklara ‘Hacivat Karagöz’ oynattı. Her birinden 5’er kuruş aldı. Gönlünde yatan meslek: Diplomatlık/hariciye memurluğuydu. Doğuştan özel ve farklı yapıya sahipliğine inanırdı. Konservatuvar öğrencisiyken; Devlet  Tiyatroları’nda sahnelenen Küheylan oyunundaki rolüyle ‘En İyi Tiyatrocu Ödülü’nü kazanıp, öz güvenini perçinledi. 17 yaşındaydı; Cüneyt Gökçer’in büyük desteğini görmüştü.

- Çok Ünlü Tiyatro Ustalarından Dersler Aldı… -

Ankara Devlet Konservatuvarı’nda çok ünlü hocalardan ders aldı. Cüneyt Gökçer aklından çıkmayandı. Mezuniyet töreninde sahnelenen bir oyunda önemli rol aldı. Dindar anne ile komünist baba arasında kalan, arayış içinde, ata tapan çocuğu canlandırdı.

Selçuk Yöntem, Derya Baykal, Zuhal Olcay okul arkadaşlarıydı.

Devlet Tiyatroları’na atandı. Ama olağanüstü kabiliyeti kısa sürede fark edildi. Bir aylık memur maaşı bir günlük yevmiye olarak verilince/önerilince; hemen kabul etti. Önce bir yıl ücretsiz izin kullandı; sonra da - kimseye sormadan/danışmadan! - istifayı bastı. İfadesine göre; zaten memurluk mizacına aykırıydı.

Türkiye sınırlarında tanınmak yeterli değildi; dış ülkelere, özelikle de Avrupa’ya açılmayı düşledi. Konservatuvar öğrenciliğinin ilk yıllarından İtalya’daki bir sinema okulundan istendi; cesaretini toplayıp gidemedi. Yaşı ve mesleki tecrübesi ilerledikçe; kendine güveni kuvvetlendi. İtalya teklifinden 10 yıl sonra ABD’ye gidip İngilizcesini geliştirmeyi de arzuladı. 

- Gerçek Hayattaki Rolü: ‘Kadınları Terk Eden Adam’dı… -

Bir röportajında belirttiğine göre; eşlerine karşı daima ‘kadınları terk eden’ adam rolünü oynadı. 5 kez evlenmesine karşın arayışını sürdürdü. Kendisini suçlayacaktı: ‘Hatanın yüzde 90’ı bendeydi,’ diyecekti. İlk eşi Muhsine (Kamiloğlu) Hanım çok güzeldi; yardımseverdi; kendisini gerçekten sevdiğini bilirdi. ‘Birinci eşim Muhsine ile hâlâ evli olmak isterdim,’ diye gönlünden geçeni seslendirecekti. Diğer evliliklerini de sürdürmek düşüncesindeydi. Nitekim Muhsine Hanım’la 2. kez nikâh masasına oturacaktı. Ayrılsalar bile, yardımını eksik etmeyecek; her sorununda yanında duracaktı. Diğer eşleri için de değerlendirmesi son derece olumluydu: ‘Hepsi çok vasıflı, düzgün karakterliydi!’

Mehmet Ali Erbil, rakı içen kadından nefret ederdi. Hanımlarının hiçbirisi de içki kullanmazdı. Kendisi de sofraya içki konulmasını önermezdi: ‘Eşlerimle hiçbir akşam yemeğinde bir kadeh şarap içelim, demezdik…’

Yaşadıklarından, yaptıklarından - bir tek konu hariç! - pişmanlık duyma(z)dı. Erbil’in geçmişe dair tek hayıflanması: Erken yaşta evlenmesiydi. İlk evliliğinde nikâh defterine imza attığında 22 yaşındaydı. Kendi görüşüne göre; erkek geç olgunlaşırdı. Aşk kalbine düştüğünde, elde edemediği kadın yoktu. Âşık olduğuna inandığında, - kendi ifadesiyle! - ‘nikâhı basar’dı! Her evliliği, aşkın her kapıyı çalışından sonraydı; aşk birlikteliydi/beraberliğiydi. 

Eşlerinin hiçbirisiyle sözleşme/anlaşma yapmadı; uygulamayı saygısızlık diye değerlendirecekti. Nafakalarını da aksatmadı; toplamda ne kadar ödeme yaptığını da bilmezdi/hesaplamazdı. Anlatımına bakılırsa; Nergis Kumbasar ile ayrılırken; bütün malını mülkünü bırakmıştı. Kira evine çıktı; hayata sıfırdan başladı. 

İki defa sıfır noktasından hayat koşusuna girişecekti. 

- Boşanma Günlerinde Eski Eşlerine Hediyeler Gönderdi… -

Boşandığı eşlerinin tamamı Ankaralıydı. Hepsine de ayrılmama sözü vermişti; ama tutamadı. Hiçbirinin 30 yaşına basmasını gör(e)medi; erken yaşta bıraktı. 

Giyim ve kuşamlarına müdahale ederdi. Yanındaki hanımın dekolte giyinmesine rıza göstermezdi; rahatsızlığını ifade ederdi.

Eski eşlerine boşanma günlerinde hediye alırdı/gönderirdi. Hepsi de iyi veya kötü gününde yanındaydı. Nergis Kumbasar ile ayrıldıktan sonra arkadaş kalmayı başardı. Eski eşler - Sedef Altuntaş hariç! - birbirleriyle görüşürdü. 

Çapkınlığını değerlendirmiş; kendisine 10 üzerinden 7 vermişti. 

Oğlu Ali Sadi’nin doğumunda sonra babalığı anlayabilecekti. En son eşi Tuğba Coşkun’dan - 2 kızdan sonra! - 1 erkek çocuğa kavuşmuştu. Gözlemine göre Ali Sadi; dünyaya geldiğinde çok çirkindi; kurbağaya benzetmişti. Biricik oğluna ilk 3 ay, ‘Kurbi!’ demişti. Ama bütün çocuklarını çok severdi. Kendisine geldiklerinde hoş vakit geçirir; hatta beraber uyurlardı. Bütün sevgisini göstermeye çalışırdı. Oysa babası - Sadettin Erbil! - hep mesafeli durmuş; muhabbetini saklamıştı.

Tarzının diğer meslektaşlarından farklılığına karşın, örnek aldığı, ‘Ustam!’ dediği sunucular arasında, Orhan Boran, Cenk Koray, Halit Kıvanç ve Erkan Yolaç akla ilk gelenlerdi. Ama Mehmet Ali Erbil, televizyona ve sahne dünyasına kendine has üslup/anlayış getirmişti. Mesela ‘Çarkıfelek’ denilince; adı ilk sırada çıkardı. Yarışma Erbil ile özdeşleşmişti. Formata kendinden pek çok unsur eklemişti. 1997’de, dünyada bir ilk gerçekleşmiş; canlı sunumuna geçilmişti.

- Utanmaz Adam’ın Sinema Filmini Çekmeyi Planladı… -

Kendi adıyla - Mali Show! - yapmayı çok arzuladı; ama zaman mı bulamadı; yoksa şartlar mı rast gitmedi; cevaplayamadı. Aslında program teklifleri gelmişti. Bir Başka Gece, Gecenin Rengi gibi sayısız müzik/eğlence programı sundu/yaptı. Televizyona adım atmasını sağlayan kişi İzzet Öz’dü. Önce Derya Baykal, ardından da Çiğdem Tunç’la ikili oluşturdu; başarı ivmesini yükseltti.

27 sinema filminde önemli rollere can verdi. Bay E, Kahpe Bizans, Hemşo, Harakiri, Hababam Sınıfı Güle Güle, Uyanıklar Dünyası vb. gibi filmlerde akılda kalan/unutulmaz tipler yarattı. En son Pak Panter’de oynadı; fakat izleyemedi. Oğuz Aral’ın unutulmaz çizgi roman dizisi ‘Utanmaz Adam’ı sinemaya aktarmayı düşündü; senaryo hazırlıklarının sürdüğünü de açıkladı.

Şahsi bazı ticari girişimlerde de bulundu. Mekânları gayet iyi çalıştı; işlemeye de devam etti. Menajeri ve hayattaki gerçek dostu Stelyo Pipis, gece kulübü Chanta ile ilgileniyordu. Erbil’e göre; kulüpçülük zevkli ve kazançlı işti. Stelyo bütün zamanını Chanta’ya vermişti. Bodrum’daki Mali Bar’ı açmış; başta tutturmuş; ama devamını getirememişti.

Kilo alamamasının sebeplerinden birisi de: Yıllardır antidepresan kullanmasıydı. Defalarca çeşitli doktorlara girmiş; ‘vertigo’ - bir tür baş dönmesi! - teşhisi konulmuştu. Psikiyatrın kapısını çaldığında, ‘antidepresan’ önerilmişti/verilmişti.

- Komedi Filmleri Seyretmeyi Tercih Etmedi… -

Hüzünlü/üzüntülü anlarında evine kapanır; kendini uykunun şefkatli kollarına bırakırdı. Sürat yapmayı sever; Ferrari otomobilleri beğenirdi. Ama fazla para vermeye kıyamazdı. Korku ve gerilim filmlerini izlemeyi severdi. Komedi filmlerini tercih etmezdi. En sorunlu, en problemli günlerinde bile gülmece yapımlarını izlemezdi. Canı sıkıldığında, Orhan Gencebay ve İbrahim Tatlıses dinlerdi. 

Evde tasarruflu davranmaya dikkat ederdi. Gereksizce lambaları kapatır; boşa harcanan elektriğe acırdı. 

Koleksiyon yapabilecek sayıda kol saatine sahipti. Saate meraklıydı; fakat çoğunluğu hediyeydi; para verip satın almazdı. Cep telefonunda da tutumu aynıydı. 

Tematik kanalları izlerdi. Bilinen en sevdiği hobisi: Televizyonda tenis maçı seyretmekti; 24 saat oturduğu yerden kalkmazdı. Fenerbahçe futbol takımının koyu taraftarıydı.

TÜREV (Türkiye Engelliler Vakfı) ile yıllardır ortak çalışmalar gerçekleştirdi. Omurilik felçlisi hastaları mutlu etmeye çalıştı: Toplamda 5 bine yakın akülü sandalye sağla(n)dı. Öğrenci okutma ve destek projelerine destek verdi.

Yine kendi ifadelerine göre; kumar yüzünden evini veya arabasını satmadı. Kontrollü kumarı tercih etti. Dönem dönem kazandı; genelleme yaptığında, kumara verilen paranın kayıp olduğuna her zaman inandı. 33 yıldır ‘casino’ları bilirdi/tanırdı.

Kimsenin ekmeği ile oynamadığını iftiharla tekrarlardı.

Son döneminde öncelikle sağlıklı yaşam istedi. Arkasından gelen talebi: İşlerinin iyi gitmesiydi. Yine de hayallerini işi ve yeni projeler süslerdi. 60’lı yaşlara geldiğinde, ‘biraz uslandığına’ inandı. Sanatçıya emeklilik yakışmazdı. Her yaşta uygun rol bulunabilir ve canlandırabilirdi. Köşesine çekilmek daha fazla bunalıma girmekti. 

Ağaçlar gibi sanatçılar da ayakta ölürdü/ölmeliydi.

27 January 2020 12:28
589 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Türbesine Kilise Yapılan Padişah

1693’de yöreyi ele geçiren Avusturyalılar, türbeyi temellerine kadar yıktılar. Tepeye de Turpek adını verdiler. Türbenin yerine, Szüz Maria Kilisesi'ni inşa ettiler.

Kırık Bir Aşk Hikâyesi: Engin İle Perran

Sabah Gazetesi’nin popüler-polemikci yazarı Engin Ardıç ile televizyon dünyasının en ünlü yıldızlarından Perran Kutman iki yıla yakın süre nişanlı kaldı, ama sonra ayrıldı.

Enderun Talebesi ‘Kazıklı Voyvoda’

Tarihimize ‘Kazıklı Voyvoda’ diye kaydı düşülen Prens Vlad, döneminin en kanlı, en gaddar, en cüretkâr, en korkusuz askeri yöneticilerindendi. Azılı Türk düşmanıydı. Ana dili gibi Türkçe konuşurdu. Arapçası mükemmele yakındı. Enderun’da - sonradan ‘Sultan 2. Mehmet’ diye anılacak! - Şehzade Fatih’in sınıf arkadaşıydı.

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

Kıbrıs’a Yahudi Kral Atayan Halife Hükümdar

Osmanlı’nın 11. padişahı 2. Selim, devletin yönetimini - damadı! - Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’ya bıraktı. 8 yıllık saltanatını eğlence âleminde sürdürdü. Bazı tarihçilere göre şarap ve işret meclisleri için dünya geldi. Yazılanlara bakılırsa Kıbrıs, ‘emsalsiz lezzetli ve hoş kokulu şarapları için’ fethedildi. ‘50 bin babayiğit askerin şahadetine mal oldu.’

Hayatı Durduran Ses: Hamiyet Yüceses

Hamiyet adı verilen, mavi gözlü ve sapsarı saçlı güzel kız, bir dönem Türkiye’de fırtına gibi esecek ve musikimizin nağmelerini güzel sesiyle taçlandıracaktı.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Şapkanın Sarık İle Mücadelesi

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi. Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

Kıbrıs’a Yahudi Kral Atayan Halife Hükümdar

Osmanlı’nın 11. padişahı 2. Selim, devletin yönetimini - damadı! - Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’ya bıraktı. 8 yıllık saltanatını eğlence âleminde sürdürdü. Bazı tarihçilere göre şarap ve işret meclisleri için dünya geldi. Yazılanlara bakılırsa Kıbrıs, ‘emsalsiz lezzetli ve hoş kokulu şarapları için’ fethedildi. ‘50 bin babayiğit askerin şahadetine mal oldu.’

İran'ın Nükleer Satrancı

Hedefe konulan İranlı nükleer fizikçiler şehir içinde düzenlenen suikastlarda öldürüldü. Trafikte yaklaşan motosikletli kişiler, ya arabanın dış yüzeyine mıknatıslı bomba yerleştirdi ya da otomatik silahlar kullanıp olay yerinden hızla uzaklaştı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Defne Yalnız’ın Yalnızlık Korkusu

Defne Yalnız; okumayı-yazmayı öğrenmeden tiyatro sahnesinin tozunu ciğerlerine çekti.

Türkiye’nin İlk Piyanist Şantörü

Gencer, Türkiye’de ilk Türkçe sözlü pop müzik parçasını seslendirdi. Çocukluk arkadaşı, Fecri Ebcioğlu, ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’ adlı şarkının sözlerini yazmıştı.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

Kırık Bir Aşk Hikâyesi: Engin İle Perran

Sabah Gazetesi’nin popüler-polemikci yazarı Engin Ardıç ile televizyon dünyasının en ünlü yıldızlarından Perran Kutman iki yıla yakın süre nişanlı kaldı, ama sonra ayrıldı.

Sinemamızın Aptal (!) Uşağı Cevat Kurtuluş

Cevat Kurtuluş, Yeşilçam’a Ferdi Tayfur’un hediyesiydi. Konservatuarın Opera bölümünden mezundu. Bariton sese sahipti; baştan ayağa sanatçıydı.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Cesedi Kadavra Yapılan Hikâyeci

Günümüzde kitapları - hiçbir telif ücreti ödenmeden! - milyonlarca satılan Ömer Seyfettin; son nefesini verdiğinde beş parasız ve kimsesizdi.

Kaddafi’nin Uçağındaki Deniz Baykal

Kaddafi, hayatı boyunca Türk Milleti’ne olan sevgi ve saygısını hep tekrarladı. Türkiye’nin en sıkışık döneminde yaptığı stratejik yardım hiç unutulmadı.

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

İstanbul’a Hükümdar Olan Baldırı Çıplak

Patrona Halil adlı, Beyazıt Hamamı’nda tellâklık (kesecilik!) yapan ‘baldırı çıplak!’ fitili ateşledi. 3 kıtada hüküm süren Osmanlı’nın payitahtı İstanbul’u adeta işgal etti; bazen tek başına, bazen de kurduğu ‘ihtilal meclisi’yle yönetti. Kanun koydu; ferman saldı; dilediği adamı dilediği yere getirdi; istediği devletlûnun kellesini al(dır)dı; en önemlisi de hükümdar indirdi.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

Mayk Hammer Yazan Türk

Kemal Tahir; hayatının beşte birini hapishanelerde geçirdi. En güzel eserlerini de cezaevinde yazdı.

Kenan Evren'in Yaptırdığı Asala Operasyonları

Ermeni terör örgütü ASALA’ya karşı etkin ve sonuç alacak operasyonun planlaması 1982’nin yaz aylarında Çankaya Köşkü’nde Devlet Başkanı Kenan Evren’in talimatıyla başlatıldı. Karargâhın başında da Evren’in kızı Şenay Gürvit Hanım görev yaptı.

Diğer Muhtelif Yazıları

Hayatı Durduran Ses: Hamiyet Yüceses

Hamiyet adı verilen, mavi gözlü ve sapsarı saçlı güzel kız, bir dönem Türkiye’de fırtına gibi esecek ve musikimizin nağmelerini güzel sesiyle taçlandıracaktı.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

ABD Başkanı İle Görüşebilen Mafya Şefi

Al Capone, servet edindikçe çevresini genişletti. Polisleri, savcıları, hâkimleri, belediye başkanlarını ve politikacılarını kendine bağladı. Dokunulmazlık zırhını kuvvetlendirdiğini düşündü. ABD Başkanı Herbert Hoover ile samimi dostluk kurmayı bile başardı. Suçlarının görmezden gelineceğini düşündü/sandı.

ABD Bayrağıyla Pabuçlarını Parlatan Baba

Al Capone, İtalyan’dı fakat Sicilya kökenli değildi. Doğuştan suça meyyaldi. Cürüm işlerken haz duyardı. Bodyguardlık, fedailik, tetikçilik, hırsızlık, beyaz kadın ticareti gibi illegal/kirli işler yaptı. Her seferinde antikomünist ve Amerikan milliyetçisi olduğunu iddia etti. Devletinin ve yönetimin yanında durmuş göründü.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

‘Cinayet Şirketi’ Kuran Tetikçi

Amerikan suç dünyasında ‘Kid Twist’ diye bilinen İbrahim Reles, Mafya’nın en ünlü eli kanlı katillerindendi. Kurbanlarını çengel uçlu buz kırma aparatı ile öldürürdü. Binden fazla kişinin kanına girdiği ileri sürüldü. Cinayet işlemek için şirket dahi kurdu ve siparişleri/iş tekliflerini değerlendirdi.