Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Çok yakın bir çalışma arkadaşına göre; az konuşurdu; ketumdu; (sivri) siyasî söylemlere mesafeliydi; özel hayatı hakkında bilgi vermezdi; tam bir ‘kapalı kutu’ydu. Aile hayatına, evine düşkündü. Ekonomiyi, para kullanmayı, ticareti ailesinden öğrendi. Hatta büyüklerinden aldığı ve çocuklarına devrettiği bir ‘çift cüzdan kullanma’ alışkanlığı ile ünlüydü. 

Özel yemeklerde, ziyaretlerde ve ziyafetlerde kendi aracını kullanırdı; şoför ve koruma görevlisi bulundurmazdı. Çok önemli yabancı konuklarını özenle ağırlardı; deniz ürünleriyle ünlü ‘marka’ bir lokantaya götürürdü. Balık ve deniz mahsullerini (çok) severdi.

Huzur Partisi ya da Özgürlük ve Hukuk Partisi adıyla kurulması beklenen yeni oluşumun, Türkiye’nin en yeni muhalefetin lideri Ali Babacan; 4 Nisan 1967’de Ankara’da doğdu. Şereflikoçhisar ilçesine bağlı, Değirmenyolu Köyü nüfusuna kayıtlıydı. Dedesinin adı verildi. Büyük baba Ali Babacan; oğlunu okutabilmek için, 1928’de Ankara’ya taşındı. Şehir ticaretinin bir döneminin ünlü merkezi Çıkrıkçılar Yokuşu’nda ilk ticarethanesi açtı. Torun Ali Babacan dünyaya geldiğinde; dede ile baba aynı işyerindeydi.

Torun Ali Babacan; ticari hayatla ilk kez aile işletmesinde karşılaştı. Kurtuluş İlkokulu’ndayken düzenli şekilde işyerine gidip gelmeye başladı. Her öğle sonrası şirketin ‘fahri muhasebecisi’ydi. Malların depodan dükkâna getirilmesine/taşınmasına yardım etti; 25 kuruş yevmiye aldı. Bu süreçte fatura düzenlemeyi de öğrendi. Ama fatura keserken dikkat kesilmeyi, özene bezene güzel yazmayı hiç unutmadı; yaptığı iş zordu. Fatura yazmak; hem zaman alırdı; hem de yorardı. 

Yıllarca hızlı ve doğru fatura düzenlemeyi nasıl başarabileceğini düşündü. Üniversite eğitimi sırasında bilgisayarla tanışınca; kafasında asılı duran sorunu da çözdü. IBM Şirketi ile görüşüp problemini anlattı; pratik çözüm yolunu buldu. Maliye Bakanlığı yetkilileri; bilgisayardan çıkan faturayı benimsemedi; karşı durdu. Ancak Babacan’ın ikna edici dili ve işi detaylı anlatışı problemin çözümünü sağladı. Sonuç; Ali Babacan ve ailesi açısından sevindiriciydi. Babacan A.Ş.; Ankara’da bilgisayardan fatura yazdıra(bile)n ilk şirketti.

- Uyumlu, Çok Çalışkan Bir Öğrenciydi; Sosyal Faaliyetlerde Görünmezdi… -

TED Ankara Koleji’nde orta öğretimine başladı. Kendine güvenen, kavgaya bulaşmayan, uyumlu bir kişilik sergiledi. Öğretmenleriyle fikrî tartışmalara girerdi; ama her seferinde ölçülüydü. Çalışkanlığı, derslere hazırlıklı gelişiyle sivrildi. Parmağı hep kalkıktı; bütün soruları cevaplardı. Ama tek kusuru: Okuldaki sosyal faaliyetlerde görünmemesiydi. 

Arkadaşları arasındaki lakabı ‘alış veriş uzmanı’ydı. TED 1985 Mezunları Yıllığı’nda övgü dolu sözler yazılıydı: Çok iyi alış verişçiydi. Kaliteli, ucuz malın nerede satıldığını bilirdi. Neredeyse - aksatmadan! - 5 vakit namazını kılardı. Gerekli duaların hepsi ezberindeydi; dürüst yaşamaya çalışırdı.

TED’den çok yakın bir arkadaşı; ‘Okul yan uğraşıydı; Ali, aslında çok iyi bir iş adamıydı,’ diyecekti.

1985’de, TED Ankara Koleji’ni birincilikle bitirdi. Devresi adına veda konuşmasını yaptı. Diplomasını, Kara Kuvvetleri eski Komutanı, 18. Genel Kurmay Başkanı ve Millî Güvenlik Konseyi - sonradan Cumhurbaşkanlığı Konseyi! - Üyesi, Orgeneral Nurettin Ersin’in elinden aldı.

1989’da da aynı başarıyı bir kere daha tekrarladı. ODTÜ’nün Endüstri Mühendisliği’ni 4 üzerinden 4 tam not ortalamasıyla bitirdi; okul tarihine adını yazdırdı: 1.700 öğrenci arasında ODTÜ birinciydi.

Ailesinde, en az kendisi kadar ünlü bir kişi daha bulunuyordu: Halası, Hatice Babacan… Bayan Babacan; 1968’de Ankara İlahiyat Fakültesi’nde öğrenciydi. Derslere girerken başörtüsünü çıkarmadığı için önce ihtar almış, ardından okulla ilişiği kesilmişti. Yakın çevresinin ifadesine göre; Ali Babacan’ın halasıyla ilişkisi çok sıkı/samimi değildi. Dinî duyarlılığının kökeninde muhafazakâr bir aileden gelişi yatıyordu.

- Üniversitede de İdeolojik Kamplaşmalardan Uzak Durdu… -

Üniversite eğitiminde de tavrını değiştirmedi. Derslerine sıkı/sistemli çalıştı. Alkolün tadını bile merak etmedi. 5 vakit namazını kaçırmadı; orucunu düzenli tuttu. Okuldaki sosyal faaliyetlere katılmadı. Siyasî toplantılarda gören çıkmadı. İdeolojik gruplardan/gruplaşmalardan uzak kaldı. Muhafazakâr, İslâmcı öğrencilerin arasına girmedi; derneklerinde/cemaatlerinde görünmedi. Kendisiyle görüşme yapan bir gazeteciye anlattığına göre; okula giderken babasının kendisine verdiği/tahsis ettiği Mercedes otomobili kullandı. Öğrenmeye açıktı; gayretli ve çalışkandı; ama insan ilişkilerinde/sosyal faaliyetlerde mesafeliydi. Eğitim hayatı süresince hiç flörtü olmadı. Zamanının kalan kısmını ailesine ait işyerinde geçirdi.

Bir arkadaşının anlattığına bakılırsa; kişisel ilişkilerde, alış verişte çok titizdi. Özenli tavrıyla çevresini de şaşırtırdı. Aynı bölümden 4 arkadaş bir araya gelmişlerdi; ortak proje üzerinde çalışıyorlardı. Proje malzemelerini 4 farklı yerden aldı; hepsinin de tek tek alış fişleri birlikte getirdi. Kul hakkına dikkat ederdi; kimsenin tek kuruşunun geçmesine izin vermezdi.

1990’da Fulbright Bursu kazandı; ABD’ye gitti. Yüksek lisansını, Northwestern Üniversitesi Kellogg School’da ‘Pazarlama, Organizasyon ve Uluslar Arası İş İdaresi’ dallarında yaptı. Okula kabul edilebilmesi için, 3 - 4 yıllık profesyonel piyasa tecrübesi gerekliydi. İş deneyimini kanıtlayan belgeyi Ankara’daki IBM Temsilciliği’nden aldı.

Yüksek lisans (MBA) yaptığı 2 yıllık süre, Babacan’ın hayatında çok önemliydi. Biraz gecikmiş de olsa spora başladı: Koştu; yürüdü; yüzdü; barfiks yaptı; tenis ve golf oynadı. Global, profesyonel iş dünyasını daha yakından tanıdı; eğitim aldığı sahada uzmanlaştı. Üniversite; geleceğin yöneticilerini araştırma yapmaya, tecrübe kazanmaya teşvik ederdi. Dünyanın pek çok ülkesine inceleme gezisi yaptı. Master sonrası Şikago’da ünlü bir danışmanlık firmasında, QRM Inc.’de işe girdi. Firma; büyük bankalara müşavirlik yapıyordu; denetleme hizmeti de veriyordu. En önemli görülen konulardan birisi: Araştırma/tetkik gezisi yapılacak ülke ile ilgili kaynak kitapların okunmasıydı. Ön hazırlık yapmadan yola çıkıl(a)mazdı. Hazırlık döneminin yoğunluğu, seyahatin daha öğretici geçmesini sağlardı.

- Daima İki Cüzdan Taşırdı: Parasını ve Kredi Kartlarını Eşit Yerleştirirdi… -

Babacan; dedesinden devraldığı alışkanlığı ABD’de de sürdürdü. Daima iki cüzdan taşıdı; nakit parasını, kredi kartlarını eşit şekilde, ikiye bölerek yerleştirirdi. Cüzdanların ilki pantolonun arka sağ cebinde, diğeri de sağ ön cebinde olurdu. Aile; olası bir hırsızlık vakasına karşı böyle tedbir alırdı. Her zaman pasaportunun fotokopisi de yanındaydı. 

ABD’deki eğitimi esnasında cüzdanı çalındı; ama aile formülü işine yaradı; parasının yarısını kurtarmasını sağladı.

1994’de Ankara’ya döndüğünde, kafasındaki proje netti: Babasına yardım edecek, aile şirketinde sorumluluk omuzlayacaktı. Kısa dönem askerliği Burdur’da yaptı. Evlenme, yuva kurma zamanı geldi. Ama hiç flörtü, kız arkadaşı yoktu. Hedef; kendi değer yargılarına/ölçülerine uygun bir eşti. Dini değerlere saygılı, inancının gereklerini yapan/yaşayan, mükemmel yabancı dil(ler) bilen, ailesini bağlı, güzel yemek pişiren, titiz vb. gibi özellikler kafasındaydı. Ama şablonuna uygun gelin adayını nasıl bulacaktı? İmdadına kız kardeşleri yetişti. 3 kız kardeşi de, Ali Babacan gibi TED Ankara Koleji mezunuydu. Birisi, ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği’ni; diğeri de, ODTÜ Gıda Mühendisliği’ni bitirdi. Sonuncusu ise; Ankara Tıp Fakültesi mezunuydu. TED’den ortak arkadaşları Zeynep Yurter; aranılan şartları taşıyordu. Yurter; Hacettepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık 2. sınıf öğrencisiydi. Üniversiteye girdiği sene başını örtmüştü. Ailesinde başka ‘mütesettire’ yoktu. Bir röportajında; 'Ben Atatürkçü bir okulda yetişmiş; dini inançlarını yaşamaya çalışan Müslüman bir Türk kızıyım. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık Bölümü'nü örtülü olarak bitirdim,’ şeklinde konuşacaktı.

Ali Babacan ile Zeynep Yurter bir araya gelince; düğüm çözüldü. Birbirleri için yaratıldıklarını anladılar. Babacan; Zeynep Hanım’ı görür görmez sevdi; buluşmanın ilk yarım saatinde evlenme teklif etti. Tutuldukları ‘yıldırım âşkı’ydı. Aile arasında nişanlandılar; Mart 1995’de evlendiler. Zeynep Hanım; 3. sınıf öğrencisiydi. Okulu bitirdikten hemen sonra, ilk çocuğu Kerem’i kucağına aldı. Sonra kızı Dilara ve son çocuğu, ikinci oğlu Hilmi Emir dünyaya geldi. TED’de aynı sırada oturdukları bir arkadaşının iddiasına göre; Zeynep Hanım’ın ikinci ismi Ülkü idi; ama kullanmıyordu. Son derece sakin, uygun. ölçülü ve saygılıydı.

Zeynep (Yurter) Babacan; yoğun ev işlerinin yanında mesleğini de ihmal etmedi. Pakistanlı ünlü İslâm tarihçisi Muhammed Hamidullah’ın Hazret-i Muhammed’in Hayatı adlı kitabını dilimize çevirdi. 

- Aktif Siyaset Bütün Hayatını Değiştirdi; Spor Bile Yapamaz Oldu… -

Eşi Ali Babacan’ın siyasete girmesi günlük rutinlerini bozmuştu; şikâyet edecekti: ‘Biz kendi kendimize yaşayan, gezen bir aileydik. Şimdi; ev hayatı, aile hayatı diye bir şey kalmadı. Eskisiyle tamamen zıt bir hayat yaşıyorum. Eşim; belli saatte eve gelen, düzenli bir insandı. Akşamları dışarı çıkardık, sinemaya giderdik. Şehir dışına kısa kaçamak ziyaretler yapardık çok sık…’

Ali Babacan evlendikten sonra, aile işletmesini yönetmeyi sürdürdü. İlk siyasi deneyimi; Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bir yıl kadar mali/finansman konularında yardımcı olması/danışmanlık yapmasıydı. Ankara BB Başkanlığı’na yeni seçilen Melih Gökçek’in isteğini kıramadı. Amacı fazladan para kazanmak değildi. Çok yakın bir arkadaşının anlatımına göre; maaşını her ay düzenli şekilde Mehmetçik Vakfı’na bağışladı.

Siyasete ilk davet eden, - tabir yerinde ise… - önünü açan, Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’dü. Babacan öneriye sıcak bakmadı; Gül’ün biraz terlemesi gerekecekti. Gül; Babacan’ın siyasete adım atışını anlatırken; ‘Gelinlik kız ister gibi babasından istedim,’ diyecekti. Ailesi; şirket işlerinin aksamasını istemezdi. Özel hayatı da sınırlanacaktı/bölünecekti.

Babacan; ‘Haftada birkaç gün ilgilenirim,’ diye kendi kendini ikna etti; öneriyi kabullendi. Ama gerçek düşündüğü gibi çıkmadı: Çalışma temposu beklemediği/düşünmediği kadar ağırdı. Haftanın her gününü ayırması, yoğun dikkat, titizlik gerekiyordu. 

AKP Kurucular Kurulu’na girdi; MKYK üyesi oldu. 2002 Genel Seçimleri hayatının dönüm noktasıydı. AKP listesinden Ankara Milletvekili seçildi. Gül; Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nı teslim etti. Ali Babacan; krizden çıkmaya çalışan ekonominin yönetimini devraldı. 36 yaşındaydı; kabinenin en genç üyesiydi. Zamanla siyasete ve konumuna ısındı. Kemal Derviş’in reçetesini harfiyen uyguladı: IMF ile ilişkileri rutininde/sorunsuz götürdü. Kendisini izleyen bir gazetecinin belirlemesine göre; Kemal Derviş’le sık sık telefonla görüştü; program hakkında detay bilgiler edindi; çalışmaları/uygulamaları hakkında malumat verdi. Önerilerini dikkate aldı ve tatbik etti. Bazı çevrelerdeki adı, ‘AKP’nin Kemal Derviş’i’ydi! 

- 12 Yıl Boyunca Hükümet Üyeliği Yaptı; 4 Dönem Milletvekili Seçildi… -

Ekonomide sağlanan olumlu gelişmeler yıldızını parlattı. Para piyasalarıyla güvene dayalı ilişkiler kurmayı başardı. 58. ve 59. Hükümetlerde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevindeydi. Bakanlığı süresince namazlarını mescitte kıldı. Aşırı kalabalık olduğunda koridordaki cemaate katıldı. 

Siyasette başarı grafiği yükselirken; evde eşinin şikâyetleri arttı. Spor yapmayı, dışarıya çıkmayı, ailece bir sofra başında toplanmayı unuttular. Ali Babacan; hızla statik bir hayat tarzına girdi; ev yemeklerinden ve düzenli beslenmeden uzaklaştı. Zeynep Babacan yine bir röportajında dert yanacaktı:

‘Yeme düzeni bozuldu; ne zaman ne yediği belli olmuyor. Genellikle Hazine’de yiyor. Orada da ‘Bakan’ diye bol porsiyon dolduruyorlar. Ali Bey; tabakta yemek bırakmaz. Sürekli masa başında…  Yürümüyor; spor da yapamıyor. Hep dışarıda karnını doyurduğu için sulu ev yemeklerini özlüyor...’

Ali Babacan; AKP hükümetlerinin çeşitli bakanlık koltuklarında 13 yıl oturdu. Her zaman mesafeli, soğukkanlı, disiplinli, çalışkan ve alçak gönüllüydü. Bilderberg Toplantıları’na 9 defa katıldı. Kendilerini İslâmî/İslâmcı diye niteleyen kişi ya da çevrelerden hiç tepki gelmedi/almadı. Bir gazetecinin belirlemesine göre; Mesut Yılmaz, Rahmi Koç ve Mustafa Koç’tan sonra en fazla iştirak edendi. Yine aynı gazeteciye göre; 2013 Haziran’ındaki Gezi Olayları sırasında, İngiltere’de düzenlenen Bilderberg Toplantısı’na, Türk Hükümeti üyeleri arasında tek davet edilendi.

- 2012’de Time Dergisi’nin Dünya’nın En Etkin 100 Kişisi Sıralaması’ndaydı… -

Time Dergisi; 2012’de Ali Babacan ve halefi Ahmet Davutoğlu’nu, ‘Dünya’nın En Etkili 100 Kişisi’ arasında gösterdi; kapağın/yazının başlığı ‘Yeni Osmanlılar’dı. - Babacan; 2007 - 2009 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı yaptı! -

Ali Babacan’ın TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile arasının her zaman iyi olduğu yazıldı. TOBB Başkanı; Babacan’ın yurt dışına yaptığı bütün gezilere davet edildi ve katıldı. 

Yine bir başka iddiaya göre; Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresine girmesi için bir süre bekledi. Baldızı, Didem Yurter’in düğünü vesile oldu. Didem Hanım; Erdoğan’ın yakın arkadaşı, Ramsey Firması’nın sahibi Remzi Gür’ün oğlu Ömer Gür ile evlendi. Remzi Gür; MÜSİAD’ın Londra temsilcisiydi. - Evinde, sadece Erdoğan değil, sayısını bil(e)mediği sayıda Türk işadamını ve siyasetçiyi misafir etti! - Oğlu Ömer Gür; Londra’da yaşıyordu; moda eğitimi almıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan; Gür/Yurter çiftinin nişan yüzüklerini taktı; nikâh şahitliğini yaptı. Babacan; Gür ile tesis edilen akrabalık sonucunda, Erdoğan’ın en yakın çevresindeydi.

Merkez Bankası’nın eski Başkanı Erdem Başçı çocukluk arkadaşıydı. Babacan; Başbakan Yardımcılığı yaptığı dönemlerde Başçı’ya destek verdi. Gerek Babacan ve gerekse Başçı; zaman zaman Recep Tayyip Erdoğan’ın eleştirilerinden kurtulamadı.

Babacan; AKP'den 22., 23., 24. ve 26. Dönem Ankara Milletvekili seçilip, TBMM’ye girdi. 2005 Mayıs ayından 2009 Ocak’ına kadar Avrupa Birliği nezdinde Başmüzakereci’ydi. 1 Mayıs 2009’da yapılan kabine değişikliğinde Başbakan Yardımcılığı’na getirildi. Yeni görevini 61. ve 62. Hükümetlerde sürdürdü. Ahmet Davutoğlu’nun 2015’de kurduğu kabinede görev almadı. 27. Dönem Milletvekili Seçimleri’ne de katılmadı.

Bir süre aile şirketiyle uğraştı; siyasetle arasına duvar ördü. Abdullah Gül’ü uzaktan izledi. Erdoğan’ın görev önerilerini reddetti. Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyoyev’in tam yetkili danışmanlık önerisini geri çevirdi. Teklifi kabul etseydi; Özbekistan’ın yeniden yapılandırılmasında birinci derecede söz sahibi olacaktı/olabilecekti.

Şimdi, kendisini siyasete sokan, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yeni bir yol arayışında… Babacan; Türkiye siyasetinin en yeni muhalefet lideri… 

15 July 2019 13:41
2,376 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…

‘Fahri Menajer’ Öztürk Serengil

Öztürk Serengil; 1970 sonrası ekonomik krize giren Yeşilçam’ın pek çok ünlü ismine yardımcı oldu; para kazanmalarını sağladı. Sinema seyircisi; hayranlık duyduğu isimleri gazino sahnelerinde dikkatle, hayranlık dolu merakla izledi.

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Devlet Gibi Otoriter Kadın

Neriman Köksal adı ile Yeşilçam’da ünlenen Hatice Küpçü; Çetin Karamanbey tarafından sinemamıza kazandırıldı.

Nazım’ın Tek Taraflı Aşkı

Suat Derviş (Hatice Saadet); güçlü, mağrur, bildiği yolda dönmeyecek kadar cesur, kartvizitinde pek çok ilki taşıyan kadındı.

Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Ömercik: Feleğin Sillesi Ya Da Solan Bir Yaprak Gibi

Ömercik - Ömer Dönmez! -; Türk sinemasının en ünlü çocuk yıldızlarındandı. Hayat hikâyesi de canlandırdığı Yeşilçam senaryolarına benzedi. Dramı dibine kadar yaşadı. Alkışların vefasızlığını anladığında iş işten geçmişti.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Babası İsteyince Sinemayı Bıraktı

Zeynep Aksu; çok zengin/tanınmış ailenin biricik kızıydı.

Darüşşafaka Bağışçısı Zübeyde Hanım

Bağışla ilgili vasiyetname; Darüşşafaka Cemiyeti’nin arşiv ve müzesinde yenileme/düzenleme yapılırken bulundu.

Usame Bin Ladin’i Kargalar Yakalattı

ABD yetkilileri; El Kaide adlı terör örgütünün lideri Usame Bin Ladin’in sonunu getiren operasyon için tam 10 yıl hazırlık/planlama yaptı. Harekât; Beyaz Saray ve Pentagon’da canlı bağlantıyla izlendi.

Cenazesi Moskova’ya Götürülen Türk Hükümdar

Emir Timur; taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadı. Kan dökücülük, yok edicilik, baş eğdiricilik de rol modelini - Cengiz Han’ı! - hiç aratmadı. Hep Müslüman halklar ve devletlerle didişti/dövüştü…

ABD’nin Açık/Gizli Derin Operasyonları

20. yüzyıl tarihi, ABD’nin menfaatlerini korumak/kollamak amacıyla yaptığı onlarca hükümet devirme/değiştirme operasyonlarıyla doluydu. ABD; Birinci Dünya Savaşı ve sonrası ‘arka bahçesi’ gördüğü Amerika kıtasının tamamında kendine sempati besleyen/kontrol edebileceği hükümetler oluşturma siyaseti benimsedi; amacına uygun operasyonlar gerçekleştirdi. Kazandığı özgüvenle de dünyanın her yerinde hamlelere girişti.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

Şairlerden Dayak Yiyen Eleştirmen

Nurullah Ataç, döneminin eleştirileri en çok önemsenen üstadıydı. Dilde sadeleşmeyi destekledi. Cumhuriyet ilkelerini savunan genç kabiliyetleri hep destekledi. Ömrünü Türkçe’ye adadı.

Radyoevi’nde Yumruk Yumruğa Giren Şairler

Kültür adamı Hıfzı Topuz, anılarını yayınlamasa; 2 şairimiz Oktay Rifat (Horozcu), Melih Cevdet (Anday) ve ressam Avni Arbaş’ın yaşadığı renkli olayı öğrenemeyecektik.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

‘İnci Baba’ lakaplı Mehmet Nabi İnciler, hazır cevaptı, girişkendi, farklı meziyetlere/zevklere sahipti; çevresini şaşırtmayı severdi. İtalyan asıllı, ABD vatandaşı, Şikago Mafyası’nın ünlü şefi - merhum! - Al Capone’nin hayranıydı. İdolünün mezarını ziyaret etti, şanına uygun muhteşem çelenk yaptırdı. Ellerini açıp ruhuna ‘Fatiha’ bile okudu

Bilinmeyen Abdullah Gül

Genç Abdullah Gül’e göre Kısakürek; ‘ışığından yararlanılacak kutup yıldızı/mürşit’ idi. Fikir çizgisinin diğer 2 önemli isim ise; Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’ydu. Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer ve Fethi Gemuhluoğlu da etkisinde kaldığı mütefekkirlerdi.

2. Abdülhamit’in Gizemli Dünyası

Sultan 2 Abdülhamit; kimi muhaliflere göre Kızıl Sultan; kimi yazarlara göre Gök Sultan; kimi siyasî İslâmcılara göreyse Evliya Sultan’dı. Osmanlı Tarihi’nde hakkında en çok kitap yazılan, eleştirilen/çekiştirilen ve övgüye/sövgüye mahzar olan başka padişah yoktu. Sonuçta; Abdülhamit Han da insandı; eksiklere, fazlalıklara, zayıflıklara ve kuvvetli yönlere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü/sorumluluğunu 33 yıl omuzlarında taşıdı. Yararlı işlerin yanında, çok ciddi hatalar da yaptı. Ama son kararı tarih verecekti…

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Kelebek Gibi Uçan Arı Gibi Sokan Casus

Ahmet Esat Tomruk Bey - nam-ı diğer ‘İngiliz Kemal’ -, ‘destan kahramanı’ydı. Korku kelimesini hiç tanımadı. Üstün yetenekliydi. Son derece soğukkanlı ve atılgandı. Ülkesi için çok büyük işler başardı. Şımarmadı, övgü istemedi. Makam mevki derdine düşmedi. Bildikleriyle/sırlarıyla kimseyi rahatsız etmedi. Müktesebatını mezara götürdü.

Galatasaraylı Mustafa Kemal Paşa

Mustafa Kemal Paşa, mektubun sonunda, ‘Benim de gönül verdiğim kulübün …’ cümlesi ile kendisinin de Galatasaraylı olduğunu vurguluyordu.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

‘İnci Baba’ lakaplı Mehmet Nabi İnciler, hazır cevaptı, girişkendi, farklı meziyetlere/zevklere sahipti; çevresini şaşırtmayı severdi. İtalyan asıllı, ABD vatandaşı, Şikago Mafyası’nın ünlü şefi - merhum! - Al Capone’nin hayranıydı. İdolünün mezarını ziyaret etti, şanına uygun muhteşem çelenk yaptırdı. Ellerini açıp ruhuna ‘Fatiha’ bile okudu

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Hasırı ‘Yorgan’ Tabutu ‘Döşek’ Edinen ‘Baba’!

‘İnci Baba’ lakaplı Mehmet Nabi İnciler, hazır cevaptı, girişkendi, farklı meziyetlere/zevklere sahipti; çevresini şaşırtmayı severdi. İtalyan asıllı, ABD vatandaşı, Şikago Mafyası’nın ünlü şefi - merhum! - Al Capone’nin hayranıydı. İdolünün mezarını ziyaret etti, şanına uygun muhteşem çelenk yaptırdı. Ellerini açıp ruhuna ‘Fatiha’ bile okudu

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Kelebek Gibi Uçan Arı Gibi Sokan Casus

Ahmet Esat Tomruk Bey - nam-ı diğer ‘İngiliz Kemal’ -, ‘destan kahramanı’ydı. Korku kelimesini hiç tanımadı. Üstün yetenekliydi. Son derece soğukkanlı ve atılgandı. Ülkesi için çok büyük işler başardı. Şımarmadı, övgü istemedi. Makam mevki derdine düşmedi. Bildikleriyle/sırlarıyla kimseyi rahatsız etmedi. Müktesebatını mezara götürdü.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Abdülaziz Döneminde Açılan İlk Genelev

Osmanlı İmparatorluğu’nda - gayri resmi! - yerleşik ilk genelev, İstanbul Beyoğlu’nda Sultan Abdülaziz (1830-1876) döneminde açıldı.

Belediyenin Kazdığı Çukura Düşen Şair

Geleneksel kalıpları kırıp, sokaktaki insana şiiri sevdiren, anlamasını/kendini bulmasını sağlayan şairdi Orhan Veli (Kanık).

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

Yılmaz Güney’in Jiletli Seyircileri

Yılmaz Güney’in - siyasî olmayan - avantür filmlerini seyreden seyircilerin, aynı arabesk müziğin önemli ismi Müslim Gürses’in taraftarları gibi ‘jiletli’ olduğu, Beyoğlu’ndaki sinemaların mobilyalarına zarar verdikleri ortaya çıktı.

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

Vergiye Giden Ev Parası

Yeşilçam yıldızlarının çoğu günlük yaşardı. Sektör küçük bir krize girerse; geçim sıkıntısına düşerlerdi.

Terziden Film Yıldızı

Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde kendi halinde bir terziydi.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Diğer Muhtelif Yazıları

İnsan Derisiyle Kaplı Kitaplar

Belirlemelere göre, kitaplardan birisinin cildi, hayatta iken derisi yüzülmüş adamdan alınmıştı.

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Altın Plak Yerine Buzdolabı

TSM (Türk Sanat Müziği) sanatçısı Nesrin Sipahi, iki bine yakın şarkıya hayat verdi ve bize sevdirdi.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Vinçle İdam Edilen Fil

Bakıcısını ezerek öldüren Koca Mary yargılandı ve ölüme mahkum edildi.

Diplomatik Kriz Yaratan ‘Mama’

İstanbul’un ünlü ‘kadın ..ezevenk’i Lüks Nermin, Yassı Ada Mahkemeleri’nde gönüllü şahitlik yaptı. Devrin yöneticilerinin isteklerini yerine getirmişti. Hizmetlerinin karşılığı, - iddiasına göre! - devletin ‘Örtülü Ödeneği’nden karşılanmıştı.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.