Osmanlı Torunu İngiltere Başbakanı

Ali Kemal (Bey); tavizsiz bir liberal, tam bir Batı daha doğrusu İngiliz dostuydu/taraftarıydı. Torunu, Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi. Torununun oğlu ise İngiltere Başbakanı oldu.

Osmanlı Torunu İngiltere Başbakanı

Filozof romancımız Kemal Tahir; ‘İngilizler bir adama sahip çıktı mı; bir daha bırakmaz. Mesela; şimdi Ali Kemal’in kendisi ölmüşse de; oğluna, bilemedin toruna sahip çıkıp, çok önemli mevkiye getirirler…’ diye yazmıştı…

‘Sultan Vahdettin’in Eniştesi’ Damat Ferit Hükümetleri’nin İçişleri ve Milli Eğitim Bakanı, İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucusu/yöneticisi, Türk basınının yetenekli, entelektüel, sivri dilli, mücadeleci ve daima muhalif kalemi, Çankırı kökenli Ali Kemal (Bey)’in torununun çocuğu Boris Johnson Birleşik Krallık/İngiltere’nin Başbakanlığı’na getirildi. Osmanlı hükümetlerinde görev almış eski bir nazırın büyük torunu, tarihte rakip bir başka hükümdarlığın/devletin 2 numaralı koltuğuna oturdu.

Boris Johnson - tam adı ile Alexander Boris de Pfeffel Johnson! - ; 19 Haziran 1969’da, New York’un Manhattan bölgesinde doğdu. Annesi, Charlotte Wahl Johnson; Bohemyalı, sol eğilimli bir ressamdı; 3 erkek, 1 kız doğurdu. Boris; ilk ve en büyük çocuktu. 5 yaşına kadar ABD’de kaldı; sonra İngiltere’ye döndü. Boris; çocukluk döneminde ağır sağlık sorunları yaşadı; duyma engelli sanıldı. Bir dizi ameliyat ve tedavi sonucunda sağlığına/işitme yeteneğine kavuşabildi. Babası, Stanley Johnson; Ali Kemal Bey’in öz torunuydu; çok tanınmış, yetenekli ve etkili bir basın mensubu/politikacıydı. Çevreye ve nüfus artışına karşı aşırı duyarlıydı; ilgilendiği konular hakkında kitaplar yazdı. Dünya Bankası’nda çalıştı; Avrupa Parlamentosu’nda - 1979 - 1984 arasında! - parlamenterlik görevinde bulundu. Oğlu, Boris de babasının mesleğini icra edecek; yeteneğini gösterecekti. Kızı, Rachel - ki ikinci adı Sabiha idi! - de çok kıvrak, anlaşılır ve rahat okunur üsluba sahipti; The Times’de köşe yazarıydı. Ağabeyinin bütün politikalarını destekledi. Son gazetesi Daily Mail’deki köşesinde de omuz vermeyi sürdürdü.

- Boris Johnson; büyük dedesi Ali Kemal (Bey)’in bütün özelliklerine sahipti… -

Aile; dedenin bütün artistik - genetik! - meziyetlerine sahipti; neredeyse bütün fertleri gazeteci/yazardı; politikacıydı. Geleneksel aile mesleklerini devam ettiriyordu. 

Boris; Oxford Üniversitesi’ni bitirdi. Gazeteciliğin yanında avukatlık da yaptı. Aile mesleğinin yararını hem basın kurumlarında, hem de politikada gördü. Kariyerine The Times’de başladı. Yazarlık ve editörlük yeteneğini kısa sürede gösterdi; The Daly Telegraph’a transfer oldu. Asıl çıkışını The Spectator’da yaptı; yazıları, editörlüğüyle kendinden epeyce söz ettirdi. Politikaya girmesi, hızla yükselmesi gerçekleşti. Ailesinin - özellikle de babasının! - politik mirasını terk etmedi. Muhafazakâr Parti’de siyasete ‘Merhaba!’ dedi; 2001 Genel Seçimleri’nde Avam Kamarası’na Hanley Milletvekili kartvizitiyle duhul etti. Mahalli yönetimlerde başarısını yükselteceğini düşündü. 1 Mayıs 2008’de Londra Belediye Başkanlığı’na seçildi; 2016’ya kadar, 2 dönem görevini sürdürdü. 13 Temmuz 2016’da hükümet değişti. David Cameron’un yerine Theresa May Başbakanlığa geldi. Boris (Kemal) Johnson da Dışişleri Bakanı olarak kabineye girdi. Yaklaşık 2 yıl koltuğunda kaldı; 9 Temmuz 2018’de istifasını verdi. İngiltere’nin AB’den çıkmasını şiddetle savundu; hükümetin hızlı davranmadığını ileri sürdü. - Büyük dedesi gibi, ateşli bir muhalifti! Ali Kemal (Bey) de, amansız/acımasız İttihat ve Terakki ve Millî Mücadele karşıtıydı! - Aslında kendisi de dahil her şeye/herkese karşıttı. Bir yakınının gözlemine göre; isteğini yerine getiren, dediğini yapan muhalif ‘müttefik’liğe terfi edebilirdi. Abdülhamit muhalifliği, diplomatik rüşvetle sona erebildi. Anadolu Hareketi zafere yaklaşınca, birden ilgi odağı, paye beklenen taraf durumuna gelebildi. Değişmeyecek tek keskin yanı ‘İngiliz muhipliği’ydi.

Boris Johnson; 2 evlilik yaptı - Allegra Owen ve Marina Wheeler ile! - ve ayrıldı: 2 erkek, 2 kız çocuğu babasıydı. 

- Boris Johnson; ailenin sarı saçlarının büyük babaannesi Hanife Fered Hanım’dan geldiğini iftiharla söyledi… -

Politikaya girdiğinden beri aile kökenlerini inkâr etmedi. Büyük babası, Ali Kemal (Bey)’in Türk ve Müslüman orijinini tekrarlamaktan geri durmadı. Anlatımına göre Ali Kemal (Bey); gerçek bir Müslüman’dı; Kur’an-ı Kerim’i ezbere okuya(bile)n hafızdı. Örnek aldığı büyük dedesi, Osmanlı’nın son döneminde Hürriyet ve İtilaf Partisi’nden milletvekili seçilmişti; Sadrazam Damat Ferit Hükümetleri’nde bakanlık yapmıştı. Kaleminin keskinliğini, etkinliğini tekrarladı. Çok iyi edebiyatçıydı; ünlü şair Namık Kemal’i çok severdi, hayranıydı. Sempatisinden dolayı, asıl adı Ali Rıza’yı Ali Kemal diye değiştirmişti. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran iradeye muhalefet etmese/kanlı bıçaklı olmasa, ününe ün katabilir, yeni yönetimin yıldızları arasına girebilirdi.

Boris; bir adım daha gitti ve ailenin sarı saçlarının Çerkez asıllı büyükannelerinden - Hanife Fered Hanım’dan! - miras kaldığını açıkladı. Anlatımına göre büyük dedesi Ali Kemal’in babası, Hacı Ahmet Efendi; İstanbul’a yerleşince, bir Çerkez köle kızı beğenip satın almış; sonra da nikâh kıyıp evlenmişti. Johnson Ailesi’nin bütün fertlerinin alamet-i farikası sarı saçları, güzel büyükannelerinden mirastı.

Boris Johnson; 15 Temmuz 2016 hain ayaklanması sonrasında Türkiye’ye geldi. Ziyaretinden önce Türkiye’yi destekleyen mesajlar verdi. İngiltere Dışişleri Bakanı; TBMM’de hasar gören bölümleri dolaştı; Anıtkabir’e gidip saygı duruşunda bulundu; özel deftere düşüncelerini yazdı. Satırları ilgi çekiciydi:

‘Atalarımın topraklarına dönmek; modern, özgür ve demokratik Türkiye’nin kurucusuna saygılarımı sunmak; Türkiye’nin dünyanın büyük ulusları arasında yer almasıyla onun vizyonunun nasıl gerçekleştirildiğini görmek büyük bir ayrıcalık…’

- Johnson Ailesi’nin kökeni Çankırı’nın Kalfat Köyü’ne dayanıyordu… -

Boris Johnson’un öve öve yere göğe sığdıramadığı, büyük dedesi Ali Kemal (Bey)’in babası, Hacı Ahmet Rıza Efendi; 1813’de Çankırı’nın Kalfat köyünde doğdu. Zekâsı, cesareti, yeteneği ile temayüz etti. Tanınan, hayli ünlü ‘mum ustası’ydı. İstanbul’a gelip işini büyütmeyi düşündü. Az zamanda da hedefine ulaştı: Çevre edindi; para kazandı. Sonra da hayli gecikmiş bir kararı uyguladı: Yuva kurdu. Çerkez güzeli Hanife Fered (Hanım)’ı nikâhına aldı.

Ali Kemal (Bey); 1867’de İstanbul’da dünyaya geldi. Küçüklüğünde atak, akıllı, hakkını savunur yapıdaydı. Çabuk öğrenirdi; güzel konuşurdu; çevresinde hemen kendini belli ederdi. Mülkiye Mektebi’ne girdi; son sınıfındayken dil öğrenmek, görgüsünü bilgisini artırmak için Paris’e gitti. Paris’ten başarılı sayılabilecek gazetecilik örnekleri sergiledi. Keskin kalem Hüseyin Cahit Yalçın’ın ünlü, etkin gazetesi İkdam’da yazdı. Batı kültürünü anlattı; Paris’in politik ve toplumsal yaşamını ele aldı. Hatta cüretini bir adım ileri götürdü: Hüseyin Cahit’in imzasını attığı bazı telif yazıların aslında Fransızcadan tercüme edildiğini ispatladı. Gazetecilik stajını Fransa’da yapmış sayılabilirdi. 1886’da başlayan Fransa macerası - yaklaşık 2 yıl sürdü! - 1888’de tamamlandı. 

Dönemin aydınları arasında Fransızca bilmek üstünlük alametiydi. Fransızcasını geliştirdi; Avrupa’da esen özgürlük rüzgârlarından etkilendi. Dönüşünde Mekteb-i Mülkiye’de yeni fikirlerini yaymak ve örgütleyebilmek için dernek kurdu. 2. Abdülhamit’e muhalifti; ateşli nutukları, el altından dağıttığı bildirileri dikkat çekti; derneği kapatıldı. Yeni bir oluşuma gitme kararında ısrar edince, tevkif edildi ve Yedikule Zindanları’nda 9 ay tutuklu kaldı. Tahliye edilince, Halep’e sürgün edildi. Halep İdadisi (Lisesi)’nde Osmanlı Edebiyatı ve Türk Dili Öğretmenliği yaptı. Siyasetten uzak kaldı; öğretmenlik mizacına uygun değildi; 6 sene dayanabildi. Okulunu bitirememişti; İstanbul gözünde tütüyordu. Cesaret ve pervasızlık sanki ‘soyadı’ydı! İzinsiz Dersaadet’e geldi; hemen yakalandı ve yeniden sürüldü. Tecrübeliydi; Paris’te soluklandı. Kendisi gibi bir grup 2. Abdülhamit muhalifiyle sıkı dosttu. Paris; Jön Türkler’in karargâhına dönmüştü. Ama gelen bir teklifi kabul etti. 2. Abdülhamit’in elçisi; hükümdar ile Jön Türkler arasında arabuluculuk öneriyordu. Çalışması sonuç vermedi; ama İstanbul’la arasındaki soğukluk giderildi. 1897’de Brüksel’deki elçiliğimizin ‘ikinci kâtipliği’ne atandı; devlet şemsiyesi altına girdi.

- Ali Kemal (Bey); ilk evliliğini sürgünde, Londra’da yaptı… -

İttihat ve Terakki Partisi’ni oluşturan grupla arası hiç iyi değildi; hiçbir zaman da normalleşmedi. Bu yüzden İstanbul’a dönemiyordu. 1889’da kısa süre İstanbul’a geldi; Mekteb-i Mülkiye’den mezun olabildi. Sonra da Mısır’a yelken açtı ve 2. Meşrutiyet’in ilanına kadar bekledi. Mısır’da bir prense ait çiftliğin yönetimini üstlenip hayatını kazandı. Fransa ve İngiltere’ye gezilere çıktı. 1903’ün yazında tatilini geçirmek amacıyla Londra’ya gitti. ‘Hayatımın aşkı!’ diye nitelediği Winifred Brun (Hanım) ile tanıştı. Winifred Hanım’ın babası İsviçre, annesi İngiltere vatandaşıydı. Damat adayı da Osmanlı tebaasındandı. Evlendiler; ilk çocukları kızdı: Selma… 5 yıla yakın İngiltere’de yaşadı; hayatını zorlukla sürdürdü. 2. Meşrutiyet’in ilânından bir gün önce İstanbul’a döndü. Hemen 2. Abdülhamit’in huzuruna kabul edildi; övgüler aldı ve ödüllere mazhar oldu. İkdam’ın başyazarlığına başladı; İttihat ve Terakki’yi hedefe oturttu. Katıksız liberaldi; baskı ve baskıcı gördüğünde kaleminden kan damlardı; eleştirilerinin hududu yoktu. Siyasi kimliğini de ortaya koydu: Osmanlı Ahrar Fırkası’na - Ancak 6 ay açık kalabildi! - girdi. Darülfünün’de siyasî tarih dersleri vermesine de izin çıktı.

Ali Kemal (Bey)’in İkdam’daki başyazılarının etkisi görüldü. 31 Mart Ayaklanması/İsyanı’nı hazırlayanlar arasında sayıldı. Partisi kapatıldı; ama kendisi kaçmak zorunda kaldı. Önce Paris, sonra Londra’ya ulaştı; ailesinin yanına yerleşti. Kayınvalidesinin durumu daha da zordu; yaşlı kadın biricik kızına ve toruna sahip çıkmıştı. Winifred Hanım; 1909’un sonunda ikinci çocuğunu, oğlu Osman Kemal’i dünyaya getirdi. Az sonra da hayatını yitirdi. Ali Kemal (Bey); hayatının en büyük acısıyla yüz yüze kaldı. İki çocuğu ile yapayalnızdı. Ama kayınvalidesi Margaret Brun; torunlarını kanatlarının arasına aldı; talihsiz damadını da kollamaya çalıştı.

Ali Kemal (Bey); 1912’ye kadar çok ağır maddi ve manevi şartlar altında yaşadı. Kayınvalidesi ve iki çocuğu ile Londra’nın - o dönemde daha çok fakirlerin ve dar gelirlilerin yaşadığı! - Wimbledon’da bir eve sığındı. Bir süre sonra da - İngiltere’nin güneyinde, kışları daha ılık iklime sahip! - Bournemouth kasabasına taşındı. İttihat ve Terakki’nin önemli adamlarından, Maliye Nazırlığı (Bakanlığı) da yaşan Cavit Bey’e bir mektup yazıp yardımını istedi. Durumunu anlattı; İstanbul’daki küçük evini sattırmasını, bir kuyumcudan da - daha sonra ödenmek şartıyla! - borç alarak 3.500 Sterlin (Frank!) göndermesini rica etti. Ama güvendiği dağlara kar yağdı!

- Ali Kemal (Bey); Saray’a, İttihat ve Terakki Partisi’ne, herkese, her şeye muhalifti… -

1912’deki afla yeniden ülkesine, İstanbul’a döndü. Çocuklarını kayınvalidesi Margaret Brun Hanım’ın yanına bıraktı. Yine İkdam’da başyazılarına başladı; kükredi; gürledi; beğenmediği herkesi eleştirdi. Ama yine bir şanssızlık yaşadı. Tarihimize Bâb-ı Ali Baskını diye geçen hükümet darbesi bütün hayallerini yıktı. Tutuklandı; Viyana’ya sürgüne yollandı; 3 ay sonra İstanbul’a döndü. 14 Kasım 1913’de Peyam Gazetesi’ni çıkardı; başyazarlığını üstlendi; eleştirilerini yumuşattı. Ama hem Saray’ın hem de İttihat ve Terakki’nin gözünde hâlâ ‘amansız muhalif’ti. 

22 Temmuz 1914’de, Birinci Büyük Savaş’ın olumsuz şartlarında İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi; Peyam Gazetesi kapatıldı. Sürgüne yollanmadı; mezun olduğu Mekteb-i Mülkiye’de hocalık yapmasına izin verildi; ticaretle de uğraşabilirdi. İngiliz sempatisi öteden beri bilindiğinden, el altında/kontrolde tutulmasına dikkat edildi. Ülkesi, Almanya’nın yanında savaşa girmişti; İngiltere en büyük/tehlikeli düşmandı. 

Ali Kemal (Bey); savaş boyunca ailesinden uzak kaldı; haber alamadı. Güç bela geçinmeye çalıştı. Siyasetle de ilgilenmedi. Ama ikinci defa evlendi. Mektepler Nazırı Zeki Paşa’nın kızı Sabiha Hanım ile hayatını birleştirdi. Son evliliğinden Zeki (Kuneralp) adlı oğlu doğdu. Zeki Bey; Türk diplomasisinin çok önemli bir üyesi oldu. Türkiye’nin Bern, Londra ve Madrid Büyükelçiliği görevlerinde bulundu. Madrid’de ASALA’nın hedefindeydi. 1978’de kendisine yönelik bir suikast girişiminde eşi Necla Kuneralp’i kaybetti. Oğlu, Selim Kuneralp de baba mesleğini sürdürdü. İsveç ve Kore’de büyükelçilik yaptı. Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı’na kadar yükseldi. Türkiye’nin AB nezdindeki Daimi Temsilciliği’ne tayin edildi.

- Sadrazam Damat Ferit’in Kurduğu İki Hükümette Yer Aldı… -

Ali Kemal (Bey); Birinci Dünya Savaşı boyunca siyasetten uzak kaldı; ama arkadaşlarıyla bağlantısını sürdürdü. İttihat ve Terakki Partisi’nin önemli yöneticileri - 1 Kasım 1918’de! - ülkeden kaçınca, önü açıldı. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından da kendine geldi. İttihatçılara karşı kan davası başlattı. 14 Ocak 1919’da faaliyete geçirilen Hürriyet ve İhtilaf Partisi’nin Genel Sekreterliği’ne seçildi. 4 Mart 1919’da kurulan 1. Damat Ferit Hükümeti’nde Maarif Nazırlığı (Eğitim Bakanlığı)’na getirildi. Yeni hükümet İngiltere yanlısıydı; Başbakanlık yapan - son Padişah Vahdettin’in eniştesi! - Damat Ferit Paşa’nın - İngiliz Gizli Servisi’nce düzenlenen! - bilgi notunda şöyle denilmişti:

‘Çalışırken veya dışarıda her zaman, çok güvendiği ve samimi olduğu kayınbiraderi Sultan’la olmaktan zevk duyar. İngiliz düşüncesinin ve kurumlarının gerçek bir hayranıdır. Türkiye’nin tek kurtuluş umudunun Büyük Britanya ile iyi ilişkilerde yattığını belki en üst kademedeki devlet adamlarının hepsinden fazla inanır.’

Damat Ferit ve hükümetinin üyeleri; İttihat ve Terakki’nin bütün eylemlerini soruşturdu; suçladığı/suçlanan kişilerin mahkemeye çıkarılmasını destekledi. Özellikle Doğu’daki Ermeni İsyanları’nı görmezden gelip, Türk yöneticileri karalayan tavır içine girdi. Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey gibi suçsuz pek çok Türk evladı - İngilizlerin isteği ve memnun edilmeleri için! - suçlandı ve idam/şehit edildi. 

Ali Kemal (Bey); Anadolu’daki Kuvayi Milliye Hareketi’ni de antipatik buldu; İttihatçıların devamı şeklinde gördü; yazılarında/tutumunda düşmanca görüşlerini sergiledi. 2. Damat Ferit Hükümeti’nde Dahiliye Nazırı olunca, gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Mustafa Kemal Paşa hakkında peş peşe yakalama emirleri verdi. 

Bir adım daha ileri gitti; İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. 

- Teşkilat-ı Mahsusa’nın Operasyonuyla Yakalandı… -

Peyam-ı Sabah gazetesindeki başyazılarında Anadolu Hareketi’ni ve Mustafa Kemal Paşa’yı yerden yere vurdu; ‘maceracılar!’ diye niteledi. Ama Büyük Taarruz’un zaferle sonuçlanması, 9 Eylül’de İzmir’in kurtarılmasının ardından birden bire saf değiştirdi; öz eleştiri yaptı (!); ‘Gayelerimiz Bir İdi ve Birdir’ başlıklı yazısıyla yanıl(tıl)dığını açıklamaya çalıştı. Ama Ankara Hükümeti aynı kanaatte değildi; yakalanıp yargılanmasını istiyordu. 4 Kasım 1922’de, polis müdürü Cem’i Bey, baş komiser Mazlum Bey, polis memurları Mehmet Bey ve Emin Bey’in başarılı operasyonuyla Tokatlıyan Oteli’nin berber salonunda yakalandı. Operasyon; Ankara Hükümeti’nin direktifiyle Teşkilat-ı Mahsusa tarafından başarıldı. Ali Kemal (Bey); Ankara’da İstiklal Mahkemesi’nin karşısına çıkarılacaktı. Ekip; Ali Kemal (Bey)’i - 6 Kasım 1922’de! - İzmit’te (Sakallı) Nurettin Paşa’ya teslim etti. Sonra film koptu. Bir grup genç subay; İngiliz yanlısı, Kuvâ-yi Milliye düşmanı Ali Kemal (Bey)’in üzerine çullandı. Kafası taşlarla ezilerek linç edildi. Grup hıncını alamadı; çıplak vücudu ipe bağlanıp şehrin sokaklarında dolaştırdı. Parçalanmış vücudu sehpaya asılarak teşhir edildi. İzmit’te bilinmeyen bir yere gömüldü; başına mezar taşı da dikilmedi. Yerini bilen de çıkmayınca kabri kayboldu. 

Aile fertlerinin 1950’lerde ısrarlı ve ciddi araştırmaları sonucunda defin yeri bulunabildi.

Ali Kemal (Bey)’in İngiltere’de anneannelerinin yanında kalan iki çocuğu; İngiliz örf ve adetlerine göre yetiştirildi. İngiliz vatandaşı yapıldılar; Kemal’i bıraktılar; büyükannenin kızlık soyadı Johnson’ı aldılar. Osman Kemal; adını Osman Wilifred Johnson diye değiştirdi; Irene Williams adlı bir hanımla evlendi. 1940’da oğlu Stanley Patrick Johnson doğdu. Torun Johnson; Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi. İngiltere’de tanınmış bir yazar, çevreci ve nüfus uzmanıydı.

İngiltere’nin yeni Başbakanı Boris Johnson’ın dedesi Osman Kemal; Türk büyükelçi Zeki Kuneralp’in aynı babadan olma kardeşiydi.

Filozof romancı Kemal Tahir demişti ki: ‘Ali Kemal; mason olmasına rağmen masonlar tarafından kurtarılamadı. Ancak masonlar, Ali Kemal’in çocuğu ya da torununu önemli bir yere getirerek, ileride hatalarını mutlaka telafi edeceklerdir…’

31 July 2019 15:35
1,560 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

Kulağı ve Burnu Kesilen Padişah

Sultan 2. Osman, çocuk denilecek yaşta tahta çıktı. Devleti kendi bildiği gibi yönetmeye kalkıştı. Sert, tavizsiz, hayli acımasız idare kurmaya çalıştı. Bilhassa asker ve ulema ile uğraştı. Kendince reformlara girişti. Muhaliflerinin ve düşmanlarının sayısını artırdı. Tarihe, ‘askeri ihtilalde öldürülen ilk Osmanlı Sultanı,’ diye geçti.

‘Tavukları Pişirmişem!’

Çadırda doğdu, gecekonduda öldü. Uçak satın almaya yetecek para kazandı. Ailesini her şeyin üstünde tuttu. ‘Ben, ‘ordu!’ besliyorum,’ diyecekti! 3. evliliğinde mutluluğu bulabildi. Vefat edince, ‘barak’lar öksüz kaldı!

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

Yeşilçam’ın Hanımağası / 2

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Yeşilçam’ın Hanımağası / I

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Yeşilçam’ın Hanımağası / 2

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Yeşilçam’ın Hanımağası / I

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

Oscar Ödülleri’nin Çok Renkli Tarihi

Kısaca Akademi Ödülleri adıyla tanınan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi (Academy of Motion Picture Arts and Sciences) Ödülleri ilk defa 16 Mayıs 1929’da verildi.

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Öteki Putin / 1

Putin, ‘KGB okulu/geleneği’nden gelen Rusya Federasyonu Başkanı’ydı. Tarihine, devletinin derin/‘kadim’ geleneklerine ve kurumlarına bağlıydı. Hatta resmen açıklamasa bile, 20. asrın 2 numaralı süper gücü, ‘Sovyetler Birliği’nin mirasçısıydı. ‘Çarlık Rusyası ile SSCB’nin sentezi gibiydi!’

Oscar Ödülleri’nin Çok Renkli Tarihi

Kısaca Akademi Ödülleri adıyla tanınan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi (Academy of Motion Picture Arts and Sciences) Ödülleri ilk defa 16 Mayıs 1929’da verildi.

Diğer Türk Tarihi Yazıları

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 2

Zaro Ağa, 130 yaşından sonra çok ünlendi fakat para kazamadı. Dünyayı dolaştı. Popüler isimlerle tanıştı, fotoğraf çektirdi. Reklam kampanyalarında etkin rol aldı. Kartpostalları/foto kartları yüz binlerce satıldı. Kısacası Ağa, ülkemizin ilk ‘uluslar arası medya ikonu’ydu!

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Tahta Çıkınca ‘Sünnet Olan’ Padişah

I. Ahmet, 14 yaşında tahta oturdu. 14. Osmanlı padişahıydı. 14’ünde sünnet edildi. Saltanatı 14 yıl sürdü. Bazı müverrihlere göre 14 oğul babasıydı. İnşa ettirdiği caminin ‘Ahmediye Camii’nin - Sultan Ahmet Camii! - ilk tasarımında 14 şerefesi olduğu yazılacaktı. Sultan Ahmed-i Evvel’in hayatı ilgi çekici olaylar ve tezatlarla doluydu.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.