Hanım Sultan’ın Ermeni Jigolosu

Serfirâz Hatun, Osmanlı’nın 31. padişahı Sultan Abdülmecit’in gözdesiydi. Su gibi para harcar, Avrupa elbiseler giyer, Galata ve Beyoğlu’nda fink atardı. ‘Küçük Fesli’ lakaplı, yakışıklı Ermeni müzisyeni jigolo tutmuştu.

Hanım Sultan’ın Ermeni Jigolosu

Normalden uzun boyluydu. İnce belli, baygın bakışlı, etli dudaklıydı. İri mavi gözleri, beline inen sarı lepiska saçlarıyla karşısındakini hemen sarıp sarmalayıverirdi. Irkına has doğal özelliklerin numunesiydi. Saray hareminin kapısından girdiği ilk gün kaderi yazılmıştı. Hünkârı kendine kul, devletin hazinesini pul edecekti. Olağanüstü zeki, kurnaz, - Bizanslı ya da Çinli gibi! - entrikacı, ele avuca sığmazdı/gelmezdi. Hem çapkın, hem hovarda, hem de aşığını besleyip kollayandı. Cesaretinin sınırı yoktu: - Öldürülmeyi göze alıp! - Kendisine jigolo bile tuttu!

Ünlü hukukçu/tarihçi Ahmet Cevdet Paşa dahi şikâyetçiydi: ‘Padişah, Serfirâz adlı kadına tutuldu. Başka hatuna yaklaşmaz oldu. Serfirâz Hatun’a kimse söz geçiremez. İstediği yerde gezer, tozar. Haremdekiler de kıskanır. Nispet yapacağız diye Beyoğlu’nda ırz ve namusu kalmamış yerlerde öylece dolaşırlar…’

- Serfirâz Hatun Aklına Koyduğunu Yapardı… -

Adının anlamı; ‘Başkalarına benzemeyen’, ‘başını daima yukarıda tutan’dı. Haremde ismi koyan herhalde falcı ya da müneccimdi. Saraydaki diğer cariyelere hiç benzemezdi. Başına buyruktu. Padişahı takmaz, gerekli gördüğünde posta koyar, yönetici sınıf içinde rezil ede(bili)rdi. Canı istemezse, kaldığı bölümün kapısını kilitler, Abdülmecit’i dahi içeriye sokmazdı. Koca cihan padişahı küçük çocuk gibi yalvarırdı.

Serfirâz Hatun, 31. Osmanlı hükümdarı, 101. İslâm halifesi Abdülmecit’in 16. eşiydi. Doğum yeri ve milliyetine ilişkin bilgiler çelişkiliydi. Yaygın kayıtlara göre, 1837’de Abhazya doğumluydu. Asıl adı: Ayşe Liah’tı. Soylu aileye mensuptu. Babası Prens Osman (Liah) Bey’di. Annesi Zeliha Hanım’dı. 

Serfirâz Hatun’a evlilikten sonra ‘Altıncı İkbal’ unvanı uygun görüldü. 3 çocuk doğurdu: Bediha Sultan, Safdeddin Osman Efendi ve Süleyman Selim Efendi’ydi. İlk iki evladı öldü. Şehzade Süleyman Selim Efendi yaşadı.

Tarihçi/gazeteci Nahid Sırrı Örik’in iddiasına göreyse, Rus asıllıydı. Dönemin Trabzon Valisi Damat Halil Paşa tarafından köle pazarından satın alındı. Yanında iki kız kardeşi de vardı. 3 güzel köle kız için çok yüklü ödeme yapıldı. Güzeller, gemi ile İstanbul’a gönderildi ve - Abdülmecit’in annesi! - Bezmiâlem Valide Sultan’a hediye edildi. Büyüğüne Mümtaz, ortancaya Rana, küçüğüne Serfirâz adı konuldu. Sarayda yetiştirildi.

- Abdülmecit İlk Görüşte Gönlünü Kaptırdı… -

Abdülmecit ile Serfirâz Hatun’un tanışmalarına ilişkin iddialar da çeşitliydi. İlkine göre, bir mevlit anında padişah tarafından fark edildi. İkincisindeyse, abdest alması için gümüş ibriği tutarken görüldü ve hemen ‘vazgeçilmezler listesi’ne alındı. Çok geçmeden pek masraflı muhteşem düğünle evlendi. Osmanlı padişahı Abdülmecit 28 yaşındaydı ve yirmiye yakın çocuğun da babasıydı. Serfirâz ise henüz 14’üne yeni basmıştı.

Abdülmecit, 2. Mahmut’un Bezmiâlem Valide Sultan’dan doğma oğluydu. Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. 1839’de henüz 17 yaşındayken tahta çıktı. Batı kültürüyle yetişti(rildi). Batı müziğini sever ve anlardı. Fransızcayı bir Fransız kadar akıcı, doğal aksanlı ve düzgün konuşurdu. Fransız dergilerine aboneydi, düzenli izlerdi. Şampanya, şarap ve konyak içmeyi severdi. Şampanyaya ‘köpüklü şerbet’ der ve içki kullandığını belli etmemeye çalışırdı. Konyak içerken tombul bardakları tercih eder, ağır yudumlarla içmeyi sürdürürdü. Birkaç kadeh tükettikten sonra yakın dostlarıyla - özellikle de güzel cariyeleri, ikballeriyle! - meşk ederdi. Ud çaldığı rivayet edilirdi. 

Babası 2. Mahmut’un izinden gitti, yenilikçi/garpçı politikaları sürdürdü. Döneminde Tanzimat Fermanı yayınlandı. Kanunlarda değişiklikler yapıldı, devlet organizasyonu revize edildi. Batılılaşma hamlesi hızlandırıldı.

- Abdülmecit Döneminde Hazine-i Hassa İflas Noktasındaydı… -

Abdülmecit, batılılaşmayı lüks yaşam, aşırı harcama/israf, abartılı eğlence, sınırsız kişisel özgürlük(ler) şeklinde anladı. Haremindeki birbirinden güzel hatunlarla gönül eğlendirdi. Batıdan ithal edilen pahalı içkileri tüketti. Avrupa’daki örneklerini aratmayacak mutantan saraylar, yalılar, kasırlar inşa ettirdi. Döneminin çarçur mimarisindeki zirve örneği Dolmabahçe Sarayı’ydı. İsraf ve inşaat histeri halindeydi. Hazine-i Hassa - saray hazinesi! - iflas noktasıydı. Osmanlı, tarihinde ilk defa - 28 Haziran 1855’de! - Avrupa devletlerinden borç aldı. Yeni sarayların yapımı ve hanedanın abartılı masraflarında kullandı. 

Abdülmecit, içki gibi kadınlara da aşırı düşkündü. Bu yüzden de, ‘Osmanlı’da kadınlara ilk kez özgürlük veren padişah’ diye anıldı/tarihe geçti. Onbir kadın efendi, sekiz ikbal sahibiydi. Rahmetli tarihçi Yılmaz Öztuna’ya göre, - belirlenebilen! - 23 kadını oldu. 61 çocuğu doğdu, ama/ancak birkaç tanesi yaşayabildi. Toplum ve tarih tarafından en bilinen hanımı/ikbali Serfirâz Hatun’du. Ahmet Cevdet Paşa’nın Tezakir adlı eserine de konu edildi:

‘Kadın istediği yerlerde gezip tozardı. Kimse bir şey demezdi. - Saray kadınları, gönüllerine göre kupalı saray arabalarıyla gezmeye çıkarlardı! - Seyir yerlerinde ve Beyoğlu’nda, ırz ve namusu hiçe sayacak biçimde dolaşırdı. Şurada burada türlü rezaletler ederdi. Üstelik genç ve yakışıklı padişah ile evliydi. Abdülmecit’i sevmediği belliydi.’

- İsraf Ve Yozlaşma Yarış Halindeydi… -

İstanbul’da Göksu, Çamlıca, Kâğıthane gibi yerlerde gez(in)mek modaydı. Müdavimler, şık elbiseler giyinir, pahalı mücevherler takar, cins atların koşulduğu pahalı/sanat eseri faytonlarla gelirdi. Özel arabacı, hizmetçi, kâhya ve muhafız(lar) da eşlik ederdi.

Kırım Savaşı’nda Osmanlı’nın önemli müttefikleri İngiltere ve Fransa’nın değişimdeki etkisi büyüktü. - Batılı dostlarımıza sempatik görünmeye çalıştık! - Kadınların üzerindeki baskı azaltıldı/- adeta! - kaldırıldı. Çarşaf giyme zorunluluğu tarihe karıştı. Yüzü şeffaf peçe ile örten rengârenk feraceler moda oluverdi. Hanımlar sokakları doldurdu, eğlence merkezlerine gidip gelmeler sıklaştı.

Serfirâz hep el üstünde tutuldu. Aylık geliri 20 bin kuruştu. Abdülmecit’in torpiline de mazhar kılındı. Hazineden padişaha verilen aylık 15 bin kese paranın 5 bin kesesi de şahsına ayrıldı/aktarıldı. Ahmet Cevdet Paşa’ya göre, ‘Abdülmecit’in özel ödeneği değil, dünyanın en büyük hazineleri ayrılsa yetersiz kalırdı.’ 

- Serfiraz Hatun Hem Müsrif Hem De Zamparaydı… -

Ahmet Cevdet Paşa, cesur bir adım daha attı: Serfirâz Hatun’un ‘Küçük Fesli’ adlı Ermeni sevgilisini de yazdı.

Serfirâz Hatun, sadece müsrifliği ile değil, çapkınlığı - jigolo bulundurması/beslemesi ile! - de öne çıktı. Adı, halk arasında yaygınlaşan dedikodulara karıştı. Ama saraydan dışlanmadı. Uygunsuz hayatına, hazineyi zora sokan aşırı harcamalarına rağmen cezalandırılmadı. Aksine davranışları görmezden gelindi. Hatta saraydaki konuşmaları günü güne öğrendi, kapris bile yaptı. Abdülmecit, harcamaları sık sık kontrol ederdi. Bir gün Serfirâz Hatun için, ‘Edepsiz kadın! Çok para harcıyor, hiç düşünmüyor!’ dedi. 

Avrupa’dan getirtilen elbiseler, sarraflara verilen siparişler, saray görevlilerine/hizmetçilere uygun görülen mübalağalı bahşişler büyük yekün oluştururdu. Gözdelerin, ikballerin, kadın efendilerin Galata ve Beyoğlu’ndaki dükkânlarda isimlerine açılmış veresiye alış veriş defterleri mevcuttu. Her ayın sonunda hesap özetleri saraya ulaştırılır ve ödeme talep edilirdi. Serfirâz Hatun, her seferinde hem cinslerine fark atardı. Hatunun bir yıllık satın alma tutarı, 2. Mahmut döneminde bütün saray için bir ay boyunca yapılan mutfak masraflarının tam 7 katıydı. Saraydaki yaygın benzetmeye göre Serfirâz Hatun, ‘adım attığı/bastığı yeri kurutur’du. Diğer saraylılar da yarışa girince harcamalar kontrolden çıkıverdi. Sultan Abdülmecit sert tedbirler aldı: 1858’de damatlarının hepsini devlet görevlerinden el çektirdi. Bir emirname yayınladı: Veresiye defteri tutan tüccarların ve kuyumcuların saray mensuplarına mal satmalarını yasakladı. Alacaklılara ödeme yapılmayacağını duyurdu.

Saraya sadece sarraflar gelmezdi. Harem hatunlarının yarışı, giyim kuşam, kozmetik, Fransız mobilyalarında olanca hızıyla sürerdi. Sarayın bütün mobilyaları 6 ayda bir değiştirilirdi. Resmi kayıtlara geçen rakamlar ezeli rekabeti anlatırdı. Hanımların bir yıllık harcaması 288 bin keseydi. Serfirâz Hatun’un tek başına yaptığı masraf 125 bin keseye ulaşmıştı. Osmanlı’nın Rumeli’de beslediği bütün askeri için ayırdığı senelik toplam tutar 800 bin keseydi. 

- Devlet, Galata Bankerlerine Muhtaç Edildi… -

Devletin nakit para ihtiyacı, Galata bankerlerinden yıllık yüzde 45 faizle karşılanır oldu. Osmanlı’nın borçları 1,5 milyon keseye ulaştı. Geçmişte Avrupalı devletlerden yıllık yüzde 4 - 5 faizle borçlanılabilirdi.

İmparatorluk ahalisi açlık ve yoksullukla boğuşurken, Boğaz’ın iki yakası imar edildi. Saraylar, köşkler, konaklar, yalılar lüks mobilyalarla tefriş edildi. Pahalı düğünler, sınırları zorlayan çılgın eğlencelerle günler gün edildi.

Serfirâz Hatun hiçbir kurala bağlı kalma(z)dı. Daha doğrusu kural tanıma(z)dı. Ermeni kuyumcuların ‘çok özel’ - günümüz tabiriyle VİP! - müşterisiydi. Sarraflar, çantalarına doldurdukları elmas, yakut, zümrüt gibi kıymetli taşlarla süslü ziynet eşyalarını özel odasında sergilerdi/gösterirdi. 

Rivayete göre en bilinen sarraf, Ermeni Agop Efendi idi. Bir gün işi çıktı, yerine yakışıklı oğlunu gönderdi. Delikanlı, Serfirâz Hatun’un odasına alınmadı. Dışarıda bekletildi. Ama kafes arkasındaki harem kadınlarınca tepeden tırnağa incelendi/süzüldü. Bazıları abayı yaktı, bazıları da isim taktı: ‘Küçük Fesli’… 

- Serfirâz Hatun, Ermeni Asıllı Küçük Fesli’yi Jigolo Tuttu… -

İlk rivayete göre, Serfirâz’ın gönlü - orada! - genç sarrafa aktı. Odasına sokamadı, ama aracıları vasıtasıyla randevu aldı. Kupalı faytonuyla Göksu’da buluşacaktı. İlk görüşmeden sonra ‘ateş ile barutun beraberliği’ başladı.

Serfirâz, binbir nazdan sonra başka mekânda kalma hakkını elde etti. Çırağan Sarayı’ndan ayrıldı, Yıldız Köşkü’ne taşındı. Padişah, istediği/dilediği zaman ziyaretine gelebilecekti. Boş günlerinde de Küçük Fesli ile kapanacaktı. Pahalı hediyeler verecek, her istediğini yerine getirecek ve mutlu edecekti.

İkinci rivayete göre Küçük Fesli, boylu poslu, yakışıklı müzisyendi. Yanık sesliydi ve iyi ney üflerdi. Zurna çalmada da mahirdi. Ermeni asıllıydı ve Tarabya’da otururdu. Göksu’da bir mesire yerinde Serfirâz Sultan ile karşılaştı. Âşık oldular. Ermeni müzisyen ile hükümdarın gözdesi arasındaki kaçamak kısa sürede - bütün İstanbul’da! - dile düştü. Nerede buluşurlar, ne konuşurlar, neler yaparlar hepsi duyuldu, dilden dile yayıldı. En sonunda da Sultan Abdülmecit’in kulağına gitti. Yıldız Köşkü’nde süren ‘halvet geceleri’ bir bir raporlandı. 

Padişah açıktan tepki göstermedi, ama - tarihçilerin, rivayet edenlerin savına göre! - kendince tedbir de al(dır)dı. 

- Küçük Fesli’yi Öldürmek İçin Kiralık Silahşor Tutuldu… -

Çapkın çalgıcı işe çıkmadığı, Serfirâz Hatun’la hemhal olmadığı zamanlarda Beyoğlu’nda müzisyen arkadaşlarının devam ettiği kahvehaneye giderdi. Meslektaşlarıyla sohbet eder, hoş vakit geçirirdi. Yine bir gün çene çalarken, ‘Azrail’in davetiyesi’ eline ulaşıverdi. Karşısına dikilen heybetli Hırvat silahşorun tabancasından çıkan mermileri gönülsüzce buyur etmek zorunda kaldı. Ama kiralık katil heyecandan hedefi şaşırdı. Kurşunlar yan masada oturan günahsızlara yöneldi. Şanslı jigolo canını kurtardı. Hemen kaçıp saklandı. Ailesi tarafından Marmara’da bir adaya götürüldü. Olayın unutulması için beklenildi. Genç âşık hem heyecanlı hem de aceleciydi. İstanbul’dan ve sevdiceğinden ayrı düşmeye/kalmaya dayanamadı. Beşiktaş’a döndü ve başka isimle kira evi tuttu. Ailesi, Serfirâz Hatun ile ilişkisini kesmesi ve hemen evlenmesi için baskı yaptı. Eski nişanlısı ile izdivaca zorladı. Küçük Fesli, Beşiktaş’ta da rahat durmadı. Gece hayatına hızlı dönüş yaptı, fakat izlendiğini fark etmedi. Tarabya’da oturan yeni sevgilisini sıklıkla ziyaret etmeye girişti. Her vuslat sonrası Tarabya Korusu’ndan geçen yolu kullandı. 

İstanbul’un iki namlı kabadayısı, genç jigolonun işini bitirmekle görevliydi. Gecenin karanlığında pusuya yatıp, Küçük Fesli’yi bıçak darbeleriyle kalbura çevirdiler. Sonra da olay mahallinde hızla uzaklaştılar. Ama çok geçmeden yakalandılar ve suçu kabullendiler. Hatta azmettirenlerin isimlerini de verdiler. Ermeni genç aşırı kan kaybından ve ağır yaralardan uzun yaşamadı ve hayatını kaybetti. İddiaya göre katillerin ifadesinde de, azmettiren devlet görevlilerinin de isimleri geçti. Kıyıcılar, Çırağan Sarayı tarafından tutulduklarını beyan edecek kadar ileri gitti. Hadise ve sonucu, tam bir ‘politik skandal’dı.

- Abdülmecit, Karısının İhanetini Cezalandırmadı… -

Küçük Fesli’nin ailesi olayın peşini bırakmadı. İngiltere, Fransa ve Rusya elçiliklerine başvurup, adli yardım ve yaptırım talebinde bulundu. Ayrıca yüklü tazminat da istedi. Dilekçelerinde Serfirâz Hatun’un adını özellikle geçirip, oğullarına âşık olduğunu ve sürekli görüştüğünü iddia etti.

Osmanlı’nın o dönemki iyi müttefiklik ilişkileri olayın dallanıp budaklanmasını önledi. Bir süre sonra da hadise ve kahramanları unutulup gitti. 

Sultan Abdülmecit, ikbali Serfirâz Hanım’ı cezalandırmadı. Sürgüne de göndermedi. Aksine sarayında tutmaya ve nazını çekmeye devam etti. Küçük Fesli’nin ortadan çekilmesi, güzel hatunun gözünü korkutmuş muydu?

Sultan Abdülmecit, 25 Haziran 1861’de - babası gibi! - tüberkülozdan öldü. Ölüm döşeğindeki son cümlesi; ‘Beni kadınlarım ve kızlarım bitirdi,’ oldu. 38 yaşındaydı ve vücudu iflas etmişti.

Serfiraz Hatun çok uzun yaşadı. Abdülaziz’in 5. Murat’ın ve 2. Abdülhamit’in saltanat dönemlerine şahitlik etti. Kocasının ölümünden az sonra oğlu Şehzade Süleyman Selim Efendi ile Ortaköy’de tahsis edilen konağa yerleşti. Yüklü ödeneğini almayı sürdürdü. 

9 Haziran 1905’de gözlerini kapattığında arkasından ağlayan çıkmadı. Hatta devlet ricali sevindi. Hükümdar Abdülhamit’in, ‘Ah be! Öldü de rahatladık,’ dediği rivayet olundu.

Hızlı, renkli, uzun, magazinsel ömür süren, Sultan Abdülmecit’in gözdesi Serfirâz Hatun, Beşiktaşlı Yahya Efendi Türbesi’nin Şehzade ve Kadınlar Bölümü’ne defnedildi.

Ali Hikmet İnce yazdı.

1 April 2020 22:27
1,126 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Sultan İbrahim'in Şekerparesi

Sultan Birinci (Deli) İbrahim; Osmanlı Hanedanı’nın soyunun kesilmesini engelledi. Osmanlı’nın 2. atası sayıldı. Annesi Kösem Sultan; tek umudu için ülkenin en güzel, işveli, cilveli nazeninlerini seferber etti.

Çanakkale Şehidi Hemşire Erica

Alman asıllı gönüllü hemşire Erica; Kocaçimen Dağı eteklerinde Yalova mevkiindeki sahra hastanesinde Osmanlı askerlerine şifa dağıtırken; - 17 Aralık 1915 günü öğleden sonra! - İngiliz bombardımanında top mermisiyle parçalanarak şehit düştü.

İlk Kadın Seri Katil Baltalı Hano

Hanzade Hatun’un milliyeti, dini ve akıbeti hakkında kesin bilgi yoktu. Kimine göre Müslümandı; kimine göreyse gayrimüslimdi. Türk asıllı olması biraz ihtimal dışıydı; zira Hanzade’ye atfedilen fotoğrafların çoğunda başı açıktı ve makyajlıydı.

İstanbul’dan Ölüme Gönderilen 80 Bin Sokak Köpeği

İstanbul’un tarihinde 3 defa ciddi boyutlarda sokak köpeği katliamı yaşandı. 1910’daki ilk teşebbüste 80 bin köpek toplandı ve aç bırakılıp ölüme terk edildi. 1912’deki 2. girişimde 30 bin, 1980 sonrasındaki 3. itlafta da 83 bin hayvanın canına kıyıldı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

İngiliz İstihbaratı’nın Vahdettin Dosyası

İngiliz İstihbaratı; Sultan Vahdettin’i şehzadeliğinden itibaren izledi; kısa hükümdarlığı döneminde de takibini yoğunlaştırdı.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

52 Nişan, 16 Nikâh Yapan Ünlü Kaleci

Beşiktaş’ta üne kavuşan kaleci Varol Ürkmez, futbol yaşamı boyunca olayların, şaşaalı hayat tarzının, şaşırtıcı sayıdaki aşkların adamıydı. Gazetecilerin en önemli haber kaynaklarındandı. Halkın, özellikle de futbolseverlerin sevgilisiydi. Sadece futbolcu değildi, sinema ve tiyatro sanatçısıydı, tepeden tırnağa şov insanıydı.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Papaz’ı Korkutan Dosya

‘The Friends, The British Secret Intelligence Service’nin Makarios ile ilgili dosyaları, 1950’den bu yana dinî ve politik olarak önderlik ettiği halkına anlatılamayacak ölçüde rezilliklerle doluydu.

Nagasaki’ye 'Şişman Adam' Sürprizi

Japonya; önce Hiroşima’ya ardından Nagasaki’ye bırakılan tarihin en ölümcül bombalardan sonra teslim şartlarını kabul etmişti.

İstanbul’dan Ölüme Gönderilen 80 Bin Sokak Köpeği

İstanbul’un tarihinde 3 defa ciddi boyutlarda sokak köpeği katliamı yaşandı. 1910’daki ilk teşebbüste 80 bin köpek toplandı ve aç bırakılıp ölüme terk edildi. 1912’deki 2. girişimde 30 bin, 1980 sonrasındaki 3. itlafta da 83 bin hayvanın canına kıyıldı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

52 Nişan, 16 Nikâh Yapan Ünlü Kaleci

Beşiktaş’ta üne kavuşan kaleci Varol Ürkmez, futbol yaşamı boyunca olayların, şaşaalı hayat tarzının, şaşırtıcı sayıdaki aşkların adamıydı. Gazetecilerin en önemli haber kaynaklarındandı. Halkın, özellikle de futbolseverlerin sevgilisiydi. Sadece futbolcu değildi, sinema ve tiyatro sanatçısıydı, tepeden tırnağa şov insanıydı.

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Son Sultanın Son Sevdası

Sultan Vahdettin’in 5. - ve son! - hanımı Nimet Nevzat Hanım kıskanılacak derecede güzeldi. İri gözleri, dolgun etli dudakları, kaymak beyazı cildi ile hemen fark edilirdi.

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Ömrünce Ağlayan Ünlü Güzel Kadın

Muhterem Nur, - son döneminde! - Müslim Gürses ile yaptığı ve 29 yıl süren evliliği ile hatırlandı/tanındı. Nur, Gürses’ten 22 yaş büyüktü. Bir devirde çok ünlü olmasına karşın, günümüzdeki bilinirliği sınırlıydı.

İstanbul’dan Ölüme Gönderilen 80 Bin Sokak Köpeği

İstanbul’un tarihinde 3 defa ciddi boyutlarda sokak köpeği katliamı yaşandı. 1910’daki ilk teşebbüste 80 bin köpek toplandı ve aç bırakılıp ölüme terk edildi. 1912’deki 2. girişimde 30 bin, 1980 sonrasındaki 3. itlafta da 83 bin hayvanın canına kıyıldı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

Kenan Evren'in Yaptırdığı Asala Operasyonları

Ermeni terör örgütü ASALA’ya karşı etkin ve sonuç alacak operasyonun planlaması 1982’nin yaz aylarında Çankaya Köşkü’nde Devlet Başkanı Kenan Evren’in talimatıyla başlatıldı. Karargâhın başında da Evren’in kızı Şenay Gürvit Hanım görev yaptı.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Kirkor Cezveciyan Veya Kenan Pars

Nüfusa kayıtlı adıyla Kirkor Cezveciyan, beyaz perdedeki ismiyle Kenan Pars, doğma büyüme Bakırköylü sayılırdı.

İstanbul’dan Ölüme Gönderilen 80 Bin Sokak Köpeği

İstanbul’un tarihinde 3 defa ciddi boyutlarda sokak köpeği katliamı yaşandı. 1910’daki ilk teşebbüste 80 bin köpek toplandı ve aç bırakılıp ölüme terk edildi. 1912’deki 2. girişimde 30 bin, 1980 sonrasındaki 3. itlafta da 83 bin hayvanın canına kıyıldı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

İngiliz İstihbaratı’nın Vahdettin Dosyası

İngiliz İstihbaratı; Sultan Vahdettin’i şehzadeliğinden itibaren izledi; kısa hükümdarlığı döneminde de takibini yoğunlaştırdı.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

İstanbul’dan Ölüme Gönderilen 80 Bin Sokak Köpeği

İstanbul’un tarihinde 3 defa ciddi boyutlarda sokak köpeği katliamı yaşandı. 1910’daki ilk teşebbüste 80 bin köpek toplandı ve aç bırakılıp ölüme terk edildi. 1912’deki 2. girişimde 30 bin, 1980 sonrasındaki 3. itlafta da 83 bin hayvanın canına kıyıldı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

Melek Girmez Sokağı’ndaki Cami

Melek Girmez Sokağı, 1812’deki veba salgını ile ününe ün kattı.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Üç Başbakanın Ortak Kaderi

Celal Bayar, Adnan Menderes ve Mesut Yılmaz’ın oğulları intihar ederek hayatlarına son verdi.

Gözlerden Uzak Bir Aşk Hikâyesi

Birisi, döneminin salon filmlerinin starıydı. Diğeri, geleneksel musikimizin ‘sarışın zirvesi’ydi.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinekkaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

100 Çocuklu Padişah

12. Osmanlı padişahı 3. Murat (1546 - 1595) hanedan tarihinin en çok çocuk sahibi olanıydı.

İşgal Kuvvetleri Komutanı'nın Makam Otomobili Nasıl Çalındı?

Mim Mim Grubu’nun lideri Topkapılı Cambaz Mehmet Bey; bağlanan maaşı kabul etmedi; kendisinin ve ailesinin zaruretine rağmen, Kızılay’a hibe etti. Akrabalarının ne maaştan ne de bağıştan haberi olmadı. Ta ki ölümünden sonra yayınlanan taziye mesajına kadar…

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Padişaha Dublörlük Yapan Süt Kardeş

34. Osmanlı Hükümdarı 2. Abdülhamit Han, kendisine çok benzeyen İsmet Bey’i dublörü olarak kullanırdı.

Menderes’in Sürgün Ettiği Cami

Karaköy Camisi, bilinen diğer ismiyle Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camisi, - Demokrat Parti’nin iktidarında, Adnan Menderes’in başbakanlığı döneminde! - Karaköy Meydanı’nı genişletmek amacıyla yıktırıldı.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Diğer Türk Tarihi Yazıları

İstanbul’dan Ölüme Gönderilen 80 Bin Sokak Köpeği

İstanbul’un tarihinde 3 defa ciddi boyutlarda sokak köpeği katliamı yaşandı. 1910’daki ilk teşebbüste 80 bin köpek toplandı ve aç bırakılıp ölüme terk edildi. 1912’deki 2. girişimde 30 bin, 1980 sonrasındaki 3. itlafta da 83 bin hayvanın canına kıyıldı.

Üç Başbakanın Ortak Kaderi

Celal Bayar, Adnan Menderes ve Mesut Yılmaz’ın oğulları intihar ederek hayatlarına son verdi.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

Hayvan Vagonlarında Sürgün

Stalin yönetimi, Devlet Savunma Komitesi kararına dayanarak, 110 bin civarındaki soydaşımızı, 210 köyden alarak ‘hayvan yüklenen’ kargo (!) trenleri ile Orta Asya’ya sürdü.

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Gökyüzünde Süzülen İlk Türk Kadın Pilot

Bedriye Tahir Gökmen Hanım, havacılığa gönül veren, pilotluk sevdası ile yanan binlerce Türk kızının örnek aldığı, arkasından yürüdüğü tarihî kişiydi. Kıt kanaat yaşantıya rıza gösterip, hayalini gerçekleştirmeye çalıştı. Zorlukları bir bir aştı, eğitimini başarıyla tamamladı ama brövesine kavuşamadı. ‘Solo uçuş yapan ilk Türk kadın pilot’ unvanını kazanmakla yetindi.

İngiliz İstihbaratı’nın Vahdettin Dosyası

İngiliz İstihbaratı; Sultan Vahdettin’i şehzadeliğinden itibaren izledi; kısa hükümdarlığı döneminde de takibini yoğunlaştırdı.