Orhan Gencebay’ın Çok Özel Şahsi Tarihi

Gencebay; kısa süre önce kalp krizi geçirdi. Yakınlarına ve sevenlerine korkulu anlar yaşattı. 75 yıllık hayat serüveninde hepimizin duygu dünyasına girdi. Şarkı sözleri, besteleri, filmleri, konserleriyle gönül âlemimizde yer edindi/iz bıraktı. Orhan Baba büyük çoğunlumuzun ortak değeri… Renkli, farklı, sabırlı ve sporcu…

Orhan Gencebay’ın Çok Özel Şahsi Tarihi

Kendi açıklamasına göre; ailesinin soyadı Kencebayoğulları’ydı. Kencebay; öz Türkçe, ‘küçük bey’ demekti. Dedelerinden gelen ve sülalesince kabul edilen soy ismiydi. Samsun doğumluydu. Dört kardeştiler; sevgi ve şefkat dolu çocukluk geçirdi. Huzurlu, sakin, mutlu ailenin üyesiydi. Bir röportajında, ‘Annem ve babam; çok özel ve farklı insanlardı. Olağanüstü sakin, sabırlı, anlayışlı ve güler yüzlü ebeveynlerdi,’ diyecekti.

Orhan Gencebay; 4-5 yaşlarında. Oldukça düzgün konuşan, kendini net ifade edebilen yapıdaydı. Aile çocuklarını sürekli konuşturur; kendilerini açıklamalarına fırsat tanırdı. Belli bir konu üzerinde konuşma yapmaları istenirdi. Orhan; kardeşlerinin en başarılısıydı. O yaşında felsefe yapmaya bile gayret ederdi.

- 6 Yaşında Mandolin ve Bağlama Dersleri Aldı… -

Sesi güzeldi; ama son derece mahcuptu. Hemen yüzü kızarır, sesi kısılır ve bir köşeye sığınırdı. Müzik kabiliyeti ailesince, özellikle de babasınca keşfedildi. Orhan 6 yaşındayken, ailesi bir mandolin aldı. Küçük Orhan; o ana kadar mandolini bağlama sanıyordu. Hem annesinin, hem babasının sesi çok güzeldi. Babası; sevgili oğluna ilham verdi ve hep destekledi. Eski bir opera sanatçısı, Emin Tarakçı; küçük Gencebay’ın ilk öğretmeniydi. Keman ve mandolin dersleri aldı. Müziğe, klasik batı müziğiyle başladı, demek yanlış olmaz. Batı’nın nağmeleri daha sıcak ve daha doyurucu gelirdi. Bağlamasına kavuşması için çok beklemesi gerekmedi. Bir yıl sonra ilk bağlamasına sahip oldu. 10 yaşında ilk bestesinin notalarını kâğıda döktü: Kara Kaşlı Esmerdi; Kim Bilir Kimi Sevdi. 2 yıl sonra tambur çalmaya başladı. Bağlama, ud, gitar, tambur, yaylı tambur gibi telli sazları çok sevdi; hepsini de mükemmel denilecek seviyede icra etti. Gitara özel zaman ayırdı; ama uzatmadı. Zira gözü ve gönlü bağlamasındaydı. Bir söyleşisinde, ‘Gitara kısa süre ciddi çalışsam, iyi yere gelebilirdim, diye düşünüyorum,’ diyecekti. Son durağı piyanoydu; notalarını konuşturdu. Ulaşabildiği Jazz ve Rock parçalarını da dinledi, etkilendi ve zevk aldığını gördü. Kendine göre bir sentezin uzun, yorucu fakat o nisbette de zevkli yolculuğuna girişti.

Müzisyen, besteci, solist olmak hiç aklında yoktu. Çocukluğunda mühendis ya da mimarlık hayal ederdi. Ya da bilim insanı kimliğiyle yeni, insanlık için hayırlı keşifler yapacaktı. Astrofiziğe karşı özel ilgisi yakın çevresi ve arkadaşlarınca bilinirdi. Resim, edebiyat ve felsefeye de vakit ayıracaktı. 13 yaşında, özel öğretmenlerden tambur ve TSM dersleri aldı.

Utangaçlığı en büyük engeli, freniydi. İlkokul 5. sınıfta bir müsamerede görevliydi. Bağlamasıyla zeybek oyun havaları çalacaktı. Öğretmeni yanına gelip, ‘Çalıp söyle,’ dedi. Orhan boynunu büktü: ‘Çalarım, ama söyleyemem!’ Neden, diye sorunca, ‘Utanırım!’ diyecekti. Topluluk karşısında tutulurdu ve utanırdı. Ama annesi ve babası gibi son derece sakindi.

Küçük yaştan itibaren müziğin yanında spora da zaman ayırdı. Ciddi sporlar, özellikle body yaptı. Koştu; bolca yürüdü.

Spor; sağlığına ve fiziğine yaradı. Yaşıtlarına göre daha dinç ve kuvvetli vücuda sahipti. Arkadaşlarıyla yakın çevresiyle zaman geçirmeyi severdi. Kendinden küçüklere ve akranlarına sahip çıkar, omuz verirdi. Bu yüzden de çevresinde, ‘Baba Orhan!’, denilmeye başlandı. Arkadaşları, mahallenin diğer gençleriyle kapıştığında, ‘Orhan’a çıksana…’ diyerek, üstünlüğünü ve gücünü gösterirlerdi. Kılığına kıyafetine çok dikkat ederdi. Lise yıllarında Baba Orhan; Kont Orhan diye anılır oldu. Son kertede de Orhan Baba adının önüne geçti.

- Samsun’dan İstanbul’a Taşındılar; Kasımpaşa’da Bir Kira Evi Tuttular… -

Ailesi; Samsun’dan İstanbul’a göçtü. Kasımpaşa’da bir kira evi tutup yerleşti. İlk delikanlılığının geçtiği semt, karakterini önemli şekilde etkiledi. Her iki şehirde de, Halk Evleri’nde müzik dersleri verdi. Müzik cemiyetlerinde yaylı tambur, THM topluluklarında bağlama çaldı. 14 yaşında yaptığı ilk profesyonel bestesinin adı: Ruhumda Titreyen Sonsuz Bir Alevsin’di. Batı müziği yapan orkestralarda saksafon üfledi. İstanbul Konservatuvarı sınavlarına girip kazandı. Burada 4 yıl okuduktan sonra ayrıldı.

Askerliğinde bahriyeliydi; Savarona gemisinde yaptı. Geminin küçük orkestrasında saksafon çalmayı sürdürdü. Unutamadığı hatırası da vardı: Güvertede talihsiz bir kaza geçirmişti; başına demir çubuk çarpmıştı. 17 gün komada kalmış; sonra gözlerini açmıştı. Ölseydi; ya denize atılacak, ya da Libya yakınlarında bulunan gemiden karaya çıkarılıp gömülecekti. 

Ankara ve İstanbul radyolarının sınavlarına katıldı ve kazandı. TRT İstanbul Radyosu’nda 10 ay kadar çalışabildi; istifa edip ayrıldı.

Şarkı söylemek, şarkıcı diye anılmak istemedi. Beste yapmak, saz çalmak, söz yazmak, aranje yapmak düşüncesindeydi. Başkaları seslendirsin; ama Orhan Gencebay imzasını taşıyan eserler dinlenilsindi. Müziğin mutfağında çalışmayı/terlemeyi severdi. ‘Albüm yap!’ diyenlere de kızardı. Aşırı ısrara, başının etinin yenmesine dahi tahammül etti. Sazını konuştururken bütün ustalığını gösterirdi. Ama sahnede tek başına şarkı söylemek, zor sanattı; mahcubiyetini yıkamazdı. Her zaman utangaçtı. Bazen çok, bazen az; ama daima biraz…

1966’da Türkiye çapında düzenlenen bağlama çalma yarışmasında dereceye girdi. Arif Sağ ve Çinuçen Tanrıkorur diğer başarılı isimlerdi. İstanbul müzik piyasasında daha çok bağlama sanatçısı diye tanındı. Nuri Sesigüzel, Muzaffer Akgün, Ahmet Sezgin ve Şükran Ay gibi çok sayıda sanatçının bağlama grubunda yer aldı. Besteleriyle de adından söz ettirdi; Sevemedim Karagözlüm, Sabır Taşı, Koca Dünya… vb. gibi besteleri çeşitli sanatçılar tarafından okunmaya başlandı.

- İlk Plağı: Başa Gelen Çekilirmiş idi… -

Çevresinin plak doldurma, albüm çıkarma tekliflerini hep geri çevirdi. Ama kaderin oyunu çok şıklıydı. Moda Müzik’in sahibi Mahmut Tezcan - ünlü ses sanatçıları Yıldız Tezcan ve Müşerref Akay’ın eşi! - ile arası iyiydi. Unkapanı’ndaki büroya arada bir uğrardı. Her seferinde de aynı öneriyle karşılaşırdı: Bir albüm yapalım! Bir gün, yine bir ziyaretinde tavla oynayacaklardı. Tezcan; hemen şartını öne sürdü: ‘Beni yenersen, sana takım elbise alırım. Seni yenersem, bana 45’lik plak yaparsın!’ Şartı gönülsüz kabul etti; fakat yenilmekten kurtulamadı. Sözünde durdu; iki ay geceli gündüzlü çalıştı ve albümü çıkardı: Sensiz Bahar Geçmiyor / Başa Gelen Çekilirmiş… Albümleri birbirini izledi; yeni şirketler ve yeni teklifler havada uçuştu. Sevenler Mesut Olmaz ile ilk, Hor Görme Garibi ile de ikinci patlamasını gerçekleştirdi.  Ama hepsinin ardından gelen, Bir Teselli Ver / Yorgun Gözler 45’liği ile şöhreti ülke sınırlarını aştı. 1969 yılı uğurlu gelmişti: Bestekâr/sazende kimliğinin yanı sıra yorumculuğu ile de kitlelere ulaştı. Hor Görme Garibi, Severek Ayrılalım, Ben Eski Halimle Daha Mesuttum, Ümit Şarkısı, Sevenler Mesut Olmaz… vb. gibi parçaları geniş halk kitlelerinin dilindeydi.

1968’in Gencebay açısından ayrı yeri vardı: Sevemedim Kara Gözlüm adlı bestesi tam 45 sanatçı tarafından plağa okundu. Hiçbir beste, bu kadar çok sayıda sanatçı tarafından aynı yıl içinde seslendirilmemişti. Bir diğer popüler türkü; Hey Gidi Koca Dünya Gam Yükü müsün de bir Gencebay bestesiydi. Zeki Müren, Bedia Akartürk tarafından söylendi.

Bir röportajında 1.000’den fazla beste yaptığını, 600 kadarını seslendirdiğini, kalan 500’ün ise hâlâ arşivinde beklediğini/beklettiğini söyleyecekti. Çok da iddialıydı: Dünyanın hiçbir ülkesinde, bu kadar çok sayıda şarkının sözünü kendi yazıp besteleyen ve yorumlayan başka sanatçı yoktu. İfadesine/iddiasına göre rekor; Orhan Gencebay’ındı.

Sinema dünyasını da tanıma fırsatı buldu. Yılmaz Güney’in Kızılırmak Karakoyun filminin müzik direktörlüğünü yaptı. Bunu, Hudutların Kanunu ve Gökçe Çiçek filmleri izledi. Güney ile tanıştığında, 22 yaşında, sanat hayatının daha başındaydı.  Gencebay’a göre Güney; planlı, programlı ve sinemayı yüreğinde hisseden ustaydı. Müzik direktörlüğünü yaptığı film sayısı 100’ü geçti.

Gencebay; 36 filmde başrol oynadı; yüzlerce şarkısını okudu. İlk teklif geldiğinde, filminin rejisörlüğünü Ömer Lütfi Akad’ın yapmasını istedi. Akad da Gencebay’ı kırmadı ve Bir Teselli Ver’i çekti.

- Gencebay’ın Müzik Anlayışı TRT Kapısından Giremezdi… -

Plakları, kasetleri yüz binlerce satıldı. Ama hayranlarının tüm isteğine karşın TRT Televizyonu’nda program yapamadı. Eski bir TRT çalışanıydı. - Kurumun açtığı sınavda çok başarılı olmuş ve yüksek puan almıştı! - Eserleri, sansür kurulunda sudan bahanelerle engellendi. Gencebay’ın ilerici tavrına karşılık; TRT’nin yönetimi son derece muhafazakârdı. Şarkılarına peş peşe yasaklamalar getirildi. Özel yılbaşı programlarına çıkmasına, bir veya iki şarkı söylemesine izin verildi. Hak etmediği tavırlarla karşılaştı. Şarkıları inanılması çok güç saçmalıklar sebep gösterilip yasaklandı. İlk kez yılbaşı programına katılınca yer yerinden oynadı. TRT Radyoları Sorumlu Müdürü istifa etti. Sebep belliydi: Gencebay’ın müzik anlayışı TRT’nin hiçbir kapısından içeriye giremezdi/girmemeliydi.

Aslına bakılırsa, ekrana çıkma önerisi ilk defa Uğur Dündar’dan geldi. Gencebay; Yaşadığımız Günler programına çıktı. Sonradan talihi açılır gibi oldu: Başka programlara da çağrıldı. O yıllarda şöhreti yakalamak, geniş kitlelere ulaşmak için TRT tek seçenekti. TRT ile iyi geçinmek, muhalefet etmemek gerekti. Bütün müzisyenlerin hayallerini TRT İstanbul Televizyonu’nun yapımlarında yer almak süslerdi. Ama özgürlük tutkusu bütün gönlünü, vücudunu, her hücresini sarıyordu. Bu yüzden de TRT’ye hep muhalif kaldı; ilkelerini objektif bulmadı; sanatını engellediğini düşündü. TRT ile ilişkisi hep parçalı bulutlu/yağışlı hava durumuna benzerdi.

Müzik dünyasından Azize Gencebay ile hayatını birleştirdi. Azize Hanım; o dönemin çok önemli grubu Beyaz Kelebekler Orkestrası’nın eski solistiydi. 1970 yılıydı; bir sene sonra da ilk oğlu Altan dünyaya geldi. Evliliğini sürdüremedi; 1974’de ayrıldılar. Orhan Gencebay; Sevim Emre ile hayat yolculuğunu sürdürdü. Sevim Emre; Türkiye Güzellik Yarışması’nda derece almıştı; sinemada da yükselen grafik yakalamıştı. Ama bir röportajında, ‘Hiç düşünmeden şöhreti terk edip, Orhan Gencebay’ı tercih ettiğini,’anlatacaktı. Gencebay da Emre için, ‘Tanrı katında eşimdir,’ diyecekti.

- Love Story (Aşk Hikâyesi) Filmi Hayatını Değiştirdi… -

Gencebay; Sevim Emre ile tanışmasının detaylarını anlatmıştı. Sevim Emre; 1963 Türkiye Güzellik Yarışması Birincisi’ydi. Bir yıl sonra Beyrut’ta yapılan Avrupa Güzellik Yarışması 4.’süydü. Eskişehir doğumluydu; tipik Tatar yüz hatlarına sahipti. Yeşilçam’da şöhret basamaklarını tırmanıyordu. Gencebay, Emre’yi ilk kez fotoğraflarından gördü/tanıdı; etkilendi. Karşılaştıkları günü de en ince ayrıntısına kadar hatırlıyordu. Hayatında ilk defa albenisi çok yüksek kızla karşılaşmıştı. Sevim Emre’yi görünce; ‘Aman Allah’ım! Aya mı bakıyorum yoksa yıldıza mı?’ dediğini anımsıyordu. Sonra tanıştılar; karşılıklı saygı/sevgi çerçevesinde arkadaşlıkları ilerledi. Arkadaştılar; ilişkileri, ağabey/kardeş şeklinde başladı. Ama sevgi kafeste durmazdı. Gencebay yalnızdı; gönlünde fırtınalar esiyordu; bir dost eline ihtiyaç duyuyordu. Emre de yardımını esirgemedi; arkadaşlık sevgiyi, sevgi beraberliği ve sonuç da mutluluğu getirdi. Orhan Gencebay; Sevim Emre’yi sinemaya Love Story (Aşk Hikâyesi) filmini izlemeye götürdü. (Başrollerinde Ryan O’neal ve Ali MacGraw oynuyordu.  Kavuştukları halde ölümün ayırdığı iki sevgilinin dramı anlatılıyordu.) Filmin ortasına doğru bakışları birbirine kilitlendi. Filmin sonunda ikisi de kararlıydı; hayatın bütün yükünü beraber omuzlayacaklardı.

Sevim Emre daha ilginç bir hikâye anlatacaktı. Gencebay’ı tanımadan önce bir falcıya kahve falı baktırmıştı. Falcı bakışlarını gözlerinin içine dikip diyecekti ki: ‘Karşına kaya gibi sağlam, güçlü ve etkileyici bir adam çıkacak…’ Orhan Gencebay’ı ilk gördüğünde içinden; ‘İşte falcının söylediği adam!’ diye geçirecekti. Kaya gibi kuvvetli/etkileyici adam: Gencebay’dı.

Pek çok şarkısını Sevim Emre için yazacaktı. Bir parçasında diyecekti ki: Aşkta cimrilik olmaz sevgilim / Aşk ilgiyle büyür, doymaz sevgilim...

40 yılı geçen müşterek hayatlarından püf noktaları da sunacaktı. Aralarında gürültü patırtı olmazdı. Her konuda aynı düşünmeseler de, aynı çatı altında yılları geçti. Basit kıskançlıklar çoktan aşılmıştı. Sevim Emre’nin sesi de güzeldi. Bir dönem Türk Sanat Müziği assolistliği yapmıştı. Orhan Gencebay’ın bestelerini ilk dinleyendi; şüphesiz ilk değerlendiren… Gencebay’a göre; Emre’nin beğenisi üst düzeydeydi; her şeyi kolay sevmezdi. Hatta itirafta da bulunacaktı: Emre’nin çizdiği sınırlar içinde yaşıyordu ve hayatından da gayet memnundu.

- Kervan Müzik’i Yaşar Kekeva İle Beraber Kurdu… -

Orhan Gencebay; 1972’de Yaşar Kekeva ile ortak Kervan Plak Şirketi’ni kurdu. Kardeşi Burhan Gencebay da yanındaydı. Kervan Plak kısa sürede büyüdü: Erkin Koray, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı, Ferdi Özbeğen, Ahmet Özhan, Semiha Yankı vb. gibi dönemin çoğu yıldızını bünyesinde topladı. Gencebay ile Kekeva’nın ortaklığı 1978’e kadar sürdü. Şirket Orhan ve Burhan Gencebay’a kaldı; günümüze kadar geldi. Aynı yıl, 1978’de Yarabbim adlı plağı beklenilenin çok üstü ilgi gördü; yurt içi ve dışında satış rakamlarını katladı, erişilmesi güç rekorlar kırdı.

Ama TRT başta pek çok müzik çevresinden Gencebay için yapılan eleştiri aynıydı: Arabesk müzik yapıyor; arabeskçi. Orhan Gencebay ise, bütün eleştirileri/hor görmeleri bıkmadan usanmadan cevapladı:  eserleri Türk müziğinin devamıydı. Günümüzün çağdaş dinamizmiyle harmanlıyordu. Klasik, Jazz, Rock, Batı gibi bütün türleri/teknikleri kullanıyordu. Kendini bildiğinden beri müzik üzerine çalışıyordu. Arşivinde çok ciddi sayıda klasik müzik ve Jazz koleksiyonunun en seçkin parçaları kayıtlıydı. Anlayışına göre müzikte; arabesk, özgün, pop gibi kategoriler bilimsel olarak yoktu. Sadece şekiller mevcuttu. Pop denilen olgu, güncel müzikti. Klasik müzik de pop olabilirdi. Sevilebilir; pop sayılabilirdi. Yaptığı çalışmanın adı ‘arabesk’ değildi. Yaptığı müzikte halk müziğinden sanat müziğine kadar çok geniş yelpazeden etkiler/esinlenmeler görülebilirdi. Adriyatik’ten Çin’e kadar geniş coğrafyada aynı sesleri işitmek, yankıları duymak mümkündü. 

Arap müziğinden eser çalma iddiası da çok çirkin yakıştırmaydı. Sanatın her dalında etkilenme olabileceği gibi hislenme de mümkündü. Suçlama getirenlere cevabı açıktı: ‘İddialarını ispatlarsalar müziği bırakacağıma şeref sözü veriyorum!’ Bu söz ilk kez 1979’da verildi; fakat hiçbir iddia sahibinden ses çıkmadı.

- Müzikle 24 Saat İç İçeydi; Rüyasında Bile Beste Yapardı… -

Gencebay; kendisini felsefeci diye tanımlardı. Cennet ülkemizde dil, din, cins, ırk farklılıklarımız vardı; ama ayrımı yoktu. Ayrım olması da mümkün değildi. Çünkü yaşadığımız coğrafya çok zengin kültürlere ev sahipliği yapmıştı; tarihî hoş görüye sahipti. Alevilik, Bektaşilik bizim özümüzdü; Türk’ün öz felsefesiydi.

Gece yarısında rüyasında bile beste yapabilirdi. Başucunda mutlaka sazı dururdu. Gece zamansız uyanıp hemen not alırdı. Orhan Gencebay; sabah erken saatlerde - 06.30 ila 07.30 arasında… - kalkardı. Sabahleyin mutlaka kahvaltı edilirdi; çay, sofranın vazgeçilmeziydi. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği evde Sevim Hanım’la yenirdi. Akşam yemeği için Orhan Bey’in gelmesi beklenirdi. Orhan Gencebay; kapının daima Sevim Emre tarafından açılmasını ve terliklerinin verilmesini beklerdi. 45 yıldır bu rutin süre gelmişti. Bakla dışında hiçbir yemeği ayırmazdı; Sevim Hanım’ın pişirmesini isterdi. Gencebay’a göre; kadın erkeğin bir adım gerisinde duracaktı. Çünkü erkek hep yorulan ve dışarıda mücadele edendi.

Gencebay; günde 15 saat kadar çalışırdı. Yakın çevresinin değerlendirmesine göre; sabırlı ve iyimserdi. Çalışma hayatında ciddiydi ve sözünde dururdu. Olağanüstü bir fıkra repertuvarına sahipti; çoğunluğu da Karadeniz fıkraları…

Son dönem sanatçılarından Tarkan’ı ve Hande Yener’i beğenirdi. Tarkan’ı akıllı ve çok güzel çalışmalar yaptığına inanırdı. Hande Yener’in çok değişik ve farklı ses tınısı olduğunu düşünürdü; yorumunu severdi. ABD’li müzik insanı Kurt Cobain’in hayranıydı; bestelerinde ilginç yapı ve sihir karıştığına inanmıştı. Bir röportajında, ‘Cobain’in ölüm haberini aldığında ağladığını,’ söyleyecekti.

- Siyasilerle İyi Dostluklar Kurdu … -

Türk siyasetinin önemli isimleri/liderleri ile de arası çok iyiydi. Süleyman Demirel ile yakın dosttu; ‘Babamın yadigârıdır,’ derdi. Bülent Ecevit’in de candan dostuydu; zaman zaman bir araya gelip sohbet ederlerdi. Alparslan Türkeş’le de tanışma ve defalarca sohbet etme imkânı bulmuştu; saygısını ve sevgisini vurgulardı. Turgut Özal’la sık sık Çankaya’da buluşurdu; sanatla ilgili konuları konuşurlar ve istediği her türlü yardımı alırdı. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la tanışıklıkları çok eskilere dayanırdı; ifadesine göre 40 yıllık dosttular. Çok sevdiğini tekrarlardı. Eski bakanlardan Mehmet Ali Yılmaz’ın da yakın dostu/arkadaşıydı. Gencebay’ın yakın dost çevresinde Karadeniz kökenlilerin ayrı/farklı yeri tartışılmazdı. Yılmaz Ulusoy ile de çok samimiydi. Ünlü sanatçı Arif Sağ 55 yıllık arkadaşıydı.

Sağlıklı beslendiğine inanırdı. Gençliğindeki kadar spor yapmasa da, hâlâ sporcu vücuduna sahipti. Body building, atletizm, atıcılık ve jimnastik çalışmıştı. Her zaman moralini yüksek tutardı. Hafif dansları severdi; gençlik yıllarında Cha Cha Cha, Twist yapardı. Tango da çok başarılıydı. 

Genellikle spor giyinmeyi sevdi. Bir davete katılacaksa takım elbise giyerdi. Hiç hazır elbise almadı. Uzun süredir spor yaptığından hiçbir hazır kalıp vücuduna uymazdı. Özel terzisi zevkini ve ölçülerini bilirdi; istediği gibi dikerdi. Kot pantolon giymeye bir türlü alışamadı. Pantolon paçaları daima genişti; dar paçaları sevmezdi. Lacivert ve tonları tercihiydi. Modayı takip etmez ve uymazdı. Yaz kış bot giyerdi.

- 1999’da Kültür Bakanlığı’nca Devlet Sanatçısı İlan Edildi… -

İki oğul babasıydı. Büyük oğlu Altan Gencebay; ilk evliliğinden olandı. Küçük oğlu Gökhan ise Sevim Hanım’la beraberliklerinin ürünüydü. Altan Gencebay; aile şirketi Kervan Müzik’de müzik direktörüydü. Babasının müzik kulağına, bilgisine ve yorumuna sahipti; ama solistliğe özenmemişti.

Orhan Gencebay 1999’da Kültür Bakanlığı’nca Devlet Sanatçısı ilan edildi. Resmi rakamlara göre 60/70 milyon adet kaset, plak vb. trajına ulaştı. Ancak korsanlarının tam rakamı bilinemiyordu; resmi üretimin en az 2 katı olabileceği tahmin ediliyordu. Ulaşılan rakam dünyanın en önemli trajlarına karşılık geliyordu.

2002 yılında bir bankanın bankamatik kartı reklamında oynadı. 2010’da ise bir telefon operatörü reklamlarında göründü.

Gencebay son olarak bir deodorant reklâmı ile adından söz ettirdi; çokça eleştirildi. Ama aynı fikirde değildi. Yine bir röportajında; ‘Güzel bir reklâmdı. İnsanlar her zaman temiz olmalılar; kendilerini temiz tutmalılar. Pişman değilim,’ diye son noktayı koyacaktı.

Orhan Gencebay; Türk müziğinde bir ekoldü; tarzı, besteleri üzerine yüksek lisans ve doktora tezleri yazıldı/hazırlandı. Gerçek müzik insanıydı; ama içimizden birisi gibi davranacak/görünecek kadar da mütevazıydı…

6 May 2019 10:28
2,913 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Şeriat Adına Kafası Koparılan Öğretmen

Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, kararlı, inatçı, korkusuz, tehditten yılmayan, inancını - gerektiğinde! - hayatı pahasına koruyan yapıdaydı. Cumhuriyet ilkelerinin yılmaz savunucusuydu. Milliyetçiydi ve Türk Ocağı mensubuydu. Atatürk’ün açtığı yeni yolun inanmış fedaisiydi.

Kenan Evren'in Yaptırdığı Asala Operasyonları

Ermeni terör örgütü ASALA’ya karşı etkin ve sonuç alacak operasyonun planlaması 1982’nin yaz aylarında Çankaya Köşkü’nde Devlet Başkanı Kenan Evren’in talimatıyla başlatıldı. Karargâhın başında da Evren’in kızı Şenay Gürvit Hanım görev yaptı.

Mirasını Diyanet’e Bağışlayan Başbakan

Hacı Emin Ağa rahmetli olunca, mirası çocuklarına, onlardan da torunlarına geçti.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

Gözlerini Bağışlayan TBMM Başkanı

Refik Koraltan; Demokrat Parti’nin dört kurucusundan biriydi. TBMM’nin 1950 - 1960 yılları arasındaki 10 yıl sürede başkanlığını yaptı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Bavulda Festivale Giden Film

Umut; 1970 Adana Altın Koza Film Yarışması’nda tam altı ödül birden kazanmıştı.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Çanakkale’den Dönmeyen Futbolcular

Çanakkale Savaşı’na katılan futbolcuların neredeyse tamama yakını şehit düştü.

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

CIA’nin Hedefindeki ‘Düşünce Silahşoru’

Osman Nuri Koçtürk, tek başına ABD’ye kafa tuttu/savaş açtı. Süt tozu, hibrit tohum, yumurta/et tavuğu, soya yağı, yabancı menşeli gübre gibi hayati ürünlere karşı çıktı. Süper/’emperyalist’ devletlerin, ‘zayıf müttefiklerinin topraklarını ve insanlarını deneylerinin malzemesi olarak kullandığını’ ortaya koydu/ispat etti. ‘Yeniçağın yeni silahlarını teşhir etti!’

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

2. Abdülhamit'e Rest Çeken Cariye

2. Abdülhamit, Osmanlı Hanedanı’nın en çok tartışılan, konuşulan ve hakkında yazılan üyesiydi. Eylemleri ile bazen eleştirildi, bazen göklere çıkarıldı. Özel hayatı da merak edildi. Kimi kaynaklara göre 13, kimi tarihçilere göre 16 hanımı oldu. Çerkez soyluları tercih ettiği yazıldı.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

Yeşilçam’ın Hanımağası / 2

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Yeşilçam’ın Hanımağası / I

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Bataklıkta Açan Çiçek: ‘Esengül’

Esengül, 24 yıllık kısacık ömründe çoğumuzun yüreğine dokunmayı başardı. Şarkılarıyla yaşamımıza karıştı, kalplerimizi sızlattı. Küllenmiş hatıralarımıza yeniden köz verdi. İstanbul’un varoşlarına yerleşe(bile)n Anadolu insanının sevda/hasret dünyasını canlı tuttu.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 2

Zaro Ağa, 130 yaşından sonra çok ünlendi fakat para kazamadı. Dünyayı dolaştı. Popüler isimlerle tanıştı, fotoğraf çektirdi. Reklam kampanyalarında etkin rol aldı. Kartpostalları/foto kartları yüz binlerce satıldı. Kısacası Ağa, ülkemizin ilk ‘uluslar arası medya ikonu’ydu!

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Fosforlu Cevriye

Suat Derviş’in kalemiyle ölümsüzleşen ‘Fosforlu Çevriye’, toplum dışına itilmiş, sokakları mesken edinmiş ‘hayat kadını’ydı! Özgürlüğüne düşkündü. Çilesini/kaderini kabullenmişti. Erkeklere boyun eğmezdi. Polis takibinden kaçan adama kalbini vermekten de çekinmedi. Ya romanın yazarı Suat Derviş kimdi, nasıl bir hayat sürdü?

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Çifte Tabancalı Aktör: Gazanfer Özcan

Gazanfer Özcan; eski tabirle ‘nevi şahsına münhasır’ tiyatro insanıydı. Kendisiyle barışıktı; ailesine ve sanatına bağlıydı. Son nefesine kadar sahnenin tozunu yuttu; öldüğünde devlete vergi borcu çıktı.

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

Cenazesinde Alkış İstemeyen Sanatçı

Sümer Tilmaç, anne karnında sahneye çıkmıştı. Yaşamı boyunca tiyatronun tozunu yutmayı, sinemanın spotlarında aydınlanmayı/görünmeyi kabullendi. Beyazperdede ve televizyonda unutulmaz/ölümsüz tipler çizdi/bıraktı.

Bataklıkta Açan Çiçek: ‘Esengül’

Esengül, 24 yıllık kısacık ömründe çoğumuzun yüreğine dokunmayı başardı. Şarkılarıyla yaşamımıza karıştı, kalplerimizi sızlattı. Küllenmiş hatıralarımıza yeniden köz verdi. İstanbul’un varoşlarına yerleşe(bile)n Anadolu insanının sevda/hasret dünyasını canlı tuttu.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Taliban’ın Kara Kutusu

Taliban, Afganistan’ın tamamında kontrolü sağlayıp iktidara geldi. Ülke insanına işbirliği/dayanışma çağrısında bulundu. Oysa 1996 - 2001 arasında tam bir ‘orta çağ idaresi’ uygulamıştı. Yokluklar içindeki ülke iyice yoksullaşmıştı. Çocuk ölümlerinde dünya rekoru yakalanmıştı. Kızların eğitim hakları ellerinden alınmıştı. Bütün eğitim kurumları medreseye çevrilmişti.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Bataklıkta Açan Çiçek: ‘Esengül’

Esengül, 24 yıllık kısacık ömründe çoğumuzun yüreğine dokunmayı başardı. Şarkılarıyla yaşamımıza karıştı, kalplerimizi sızlattı. Küllenmiş hatıralarımıza yeniden köz verdi. İstanbul’un varoşlarına yerleşe(bile)n Anadolu insanının sevda/hasret dünyasını canlı tuttu.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Yalnız Hem De Çok Yalnız Adam

Yaşar Güvenir; 10 Ocak 1998’de, dünyamızdan kuyruklu bir yıldız gibi ayrıldı. Arkasında yaşanmış hatıralar ve yaşayacak onlarca beste ile…

Hayatı Durduran Ses: Hamiyet Yüceses

Hamiyet adı verilen, mavi gözlü ve sapsarı saçlı güzel kız, bir dönem Türkiye’de fırtına gibi esecek ve musikimizin nağmelerini güzel sesiyle taçlandıracaktı.

Bir Gece Ansızın Gelebilirim

Ünlü aşk şairi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın güftesini yazdığı rast şarkı - bestekârı Rüştü Şardağ! - bir dönem Türkiye’nin gündemindeydi.

Küçük Cezve

Onu ‘Ah Güzel İstanbul’ filminde, ‘Ayşe’ kimliği ile tanıdık. İzmir’den kaçıp İstanbul’a gelen, ‘artist’ olmayı düşleyen toy kızdı. Adeta çaresizliğini haykırdığı, ‘Ben bir küçük cezveyim / Elden ele gezmeyim!’ şarkısıyla da akıllarımızda kalacaktı.

Bayan Yunus Emre

Ayla Algan, Türk tasavvufuna ve mutasavvıflara özel ilgi gösterdi. Felsefesini yürekten benimsediği Yunus Emre’yi tanıtmayı vazife bildi. Pek çok ülkede Yunus şiirlerinden oluşan besteleri okudu. Biricik kızının adını da - ulu ozandan ilhamla! - ‘Sevi’ koydu!

Yeşilçam’ın Hanımağası / 2

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

Yeşilçam’ın Hanımağası / I

Selda Alkor, Yeşilçam’da kabiliyeti ve gayreti sayesinde isim oldu. Kimseden torpil beklemedi. Kendisi için özel senaryo(lar) da yazılmadı. ‘Beyazperde’nin görünmeyen kanunlarına direnmesini/dik durmasını bildi. Hem sinemada, hem televizyonda yıldızlaştı!

‘Tavukları Pişirmişem!’

Çadırda doğdu, gecekonduda öldü. Uçak satın almaya yetecek para kazandı. Ailesini her şeyin üstünde tuttu. ‘Ben, ‘ordu!’ besliyorum,’ diyecekti! 3. evliliğinde mutluluğu bulabildi. Vefat edince, ‘barak’lar öksüz kaldı!

Diğer Muhtelif Yazıları

CIA’nin Hedefindeki ‘Düşünce Silahşoru’

Osman Nuri Koçtürk, tek başına ABD’ye kafa tuttu/savaş açtı. Süt tozu, hibrit tohum, yumurta/et tavuğu, soya yağı, yabancı menşeli gübre gibi hayati ürünlere karşı çıktı. Süper/’emperyalist’ devletlerin, ‘zayıf müttefiklerinin topraklarını ve insanlarını deneylerinin malzemesi olarak kullandığını’ ortaya koydu/ispat etti. ‘Yeniçağın yeni silahlarını teşhir etti!’

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

‘GPS’li Bavul’ İle Taşınan Dolarlar

‘Kısa sürede yüksek kazanç sağlama’ vaadi çoğu kişiye çekici geldi. ‘Tatlı dilin yılanı yuvasından çıkarması gibi, ‘emeksiz yemek’ hayali - aslında! - bütün birikimleri yok edecekti…’

Maksim Gorki ‘Seven Banker’

Adından daha ziyade mesleki unvanı ile tanındı. Her gün gazetelerin birinci sayfalarını haber(ler)i, iç yapraklarını da reklam(lar)ıyla doldururdu. Tek kanallı TRT televizyonunda günün her saatinde şirketlerinin ‘paralı tanıtımını’ yapan kısa bantlar dönerdi. Bankalardan daha fazla mevduat toplamayı başardı. Yüksek faiz dağıtırdı. Ama yükselişi gibi ‘inkırazı’/çöküşü de pek hızlıydı. ‘Banker Kastelli’ olarak bilinen, milyonlarca kişiyi peşinden sürükleye(bile)n Abidin Cevher Özden kimdi?