Orhan Gencebay’ın Çok Özel Şahsi Tarihi

Gencebay; kısa süre önce kalp krizi geçirdi. Yakınlarına ve sevenlerine korkulu anlar yaşattı. 75 yıllık hayat serüveninde hepimizin duygu dünyasına girdi. Şarkı sözleri, besteleri, filmleri, konserleriyle gönül âlemimizde yer edindi/iz bıraktı. Orhan Baba büyük çoğunlumuzun ortak değeri… Renkli, farklı, sabırlı ve sporcu…

Orhan Gencebay’ın Çok Özel Şahsi Tarihi

Kendi açıklamasına göre; ailesinin soyadı Kencebayoğulları’ydı. Kencebay; öz Türkçe, ‘küçük bey’ demekti. Dedelerinden gelen ve sülalesince kabul edilen soy ismiydi. Samsun doğumluydu. Dört kardeştiler; sevgi ve şefkat dolu çocukluk geçirdi. Huzurlu, sakin, mutlu ailenin üyesiydi. Bir röportajında, ‘Annem ve babam; çok özel ve farklı insanlardı. Olağanüstü sakin, sabırlı, anlayışlı ve güler yüzlü ebeveynlerdi,’ diyecekti.

Orhan Gencebay; 4-5 yaşlarında. Oldukça düzgün konuşan, kendini net ifade edebilen yapıdaydı. Aile çocuklarını sürekli konuşturur; kendilerini açıklamalarına fırsat tanırdı. Belli bir konu üzerinde konuşma yapmaları istenirdi. Orhan; kardeşlerinin en başarılısıydı. O yaşında felsefe yapmaya bile gayret ederdi.

- 6 Yaşında Mandolin ve Bağlama Dersleri Aldı… -

Sesi güzeldi; ama son derece mahcuptu. Hemen yüzü kızarır, sesi kısılır ve bir köşeye sığınırdı. Müzik kabiliyeti ailesince, özellikle de babasınca keşfedildi. Orhan 6 yaşındayken, ailesi bir mandolin aldı. Küçük Orhan; o ana kadar mandolini bağlama sanıyordu. Hem annesinin, hem babasının sesi çok güzeldi. Babası; sevgili oğluna ilham verdi ve hep destekledi. Eski bir opera sanatçısı, Emin Tarakçı; küçük Gencebay’ın ilk öğretmeniydi. Keman ve mandolin dersleri aldı. Müziğe, klasik batı müziğiyle başladı, demek yanlış olmaz. Batı’nın nağmeleri daha sıcak ve daha doyurucu gelirdi. Bağlamasına kavuşması için çok beklemesi gerekmedi. Bir yıl sonra ilk bağlamasına sahip oldu. 10 yaşında ilk bestesinin notalarını kâğıda döktü: Kara Kaşlı Esmerdi; Kim Bilir Kimi Sevdi. 2 yıl sonra tambur çalmaya başladı. Bağlama, ud, gitar, tambur, yaylı tambur gibi telli sazları çok sevdi; hepsini de mükemmel denilecek seviyede icra etti. Gitara özel zaman ayırdı; ama uzatmadı. Zira gözü ve gönlü bağlamasındaydı. Bir söyleşisinde, ‘Gitara kısa süre ciddi çalışsam, iyi yere gelebilirdim, diye düşünüyorum,’ diyecekti. Son durağı piyanoydu; notalarını konuşturdu. Ulaşabildiği Jazz ve Rock parçalarını da dinledi, etkilendi ve zevk aldığını gördü. Kendine göre bir sentezin uzun, yorucu fakat o nisbette de zevkli yolculuğuna girişti.

Müzisyen, besteci, solist olmak hiç aklında yoktu. Çocukluğunda mühendis ya da mimarlık hayal ederdi. Ya da bilim insanı kimliğiyle yeni, insanlık için hayırlı keşifler yapacaktı. Astrofiziğe karşı özel ilgisi yakın çevresi ve arkadaşlarınca bilinirdi. Resim, edebiyat ve felsefeye de vakit ayıracaktı. 13 yaşında, özel öğretmenlerden tambur ve TSM dersleri aldı.

Utangaçlığı en büyük engeli, freniydi. İlkokul 5. sınıfta bir müsamerede görevliydi. Bağlamasıyla zeybek oyun havaları çalacaktı. Öğretmeni yanına gelip, ‘Çalıp söyle,’ dedi. Orhan boynunu büktü: ‘Çalarım, ama söyleyemem!’ Neden, diye sorunca, ‘Utanırım!’ diyecekti. Topluluk karşısında tutulurdu ve utanırdı. Ama annesi ve babası gibi son derece sakindi.

Küçük yaştan itibaren müziğin yanında spora da zaman ayırdı. Ciddi sporlar, özellikle body yaptı. Koştu; bolca yürüdü.

Spor; sağlığına ve fiziğine yaradı. Yaşıtlarına göre daha dinç ve kuvvetli vücuda sahipti. Arkadaşlarıyla yakın çevresiyle zaman geçirmeyi severdi. Kendinden küçüklere ve akranlarına sahip çıkar, omuz verirdi. Bu yüzden de çevresinde, ‘Baba Orhan!’, denilmeye başlandı. Arkadaşları, mahallenin diğer gençleriyle kapıştığında, ‘Orhan’a çıksana…’ diyerek, üstünlüğünü ve gücünü gösterirlerdi. Kılığına kıyafetine çok dikkat ederdi. Lise yıllarında Baba Orhan; Kont Orhan diye anılır oldu. Son kertede de Orhan Baba adının önüne geçti.

- Samsun’dan İstanbul’a Taşındılar; Kasımpaşa’da Bir Kira Evi Tuttular… -

Ailesi; Samsun’dan İstanbul’a göçtü. Kasımpaşa’da bir kira evi tutup yerleşti. İlk delikanlılığının geçtiği semt, karakterini önemli şekilde etkiledi. Her iki şehirde de, Halk Evleri’nde müzik dersleri verdi. Müzik cemiyetlerinde yaylı tambur, THM topluluklarında bağlama çaldı. 14 yaşında yaptığı ilk profesyonel bestesinin adı: Ruhumda Titreyen Sonsuz Bir Alevsin’di. Batı müziği yapan orkestralarda saksafon üfledi. İstanbul Konservatuvarı sınavlarına girip kazandı. Burada 4 yıl okuduktan sonra ayrıldı.

Askerliğinde bahriyeliydi; Savarona gemisinde yaptı. Geminin küçük orkestrasında saksafon çalmayı sürdürdü. Unutamadığı hatırası da vardı: Güvertede talihsiz bir kaza geçirmişti; başına demir çubuk çarpmıştı. 17 gün komada kalmış; sonra gözlerini açmıştı. Ölseydi; ya denize atılacak, ya da Libya yakınlarında bulunan gemiden karaya çıkarılıp gömülecekti. 

Ankara ve İstanbul radyolarının sınavlarına katıldı ve kazandı. TRT İstanbul Radyosu’nda 10 ay kadar çalışabildi; istifa edip ayrıldı.

Şarkı söylemek, şarkıcı diye anılmak istemedi. Beste yapmak, saz çalmak, söz yazmak, aranje yapmak düşüncesindeydi. Başkaları seslendirsin; ama Orhan Gencebay imzasını taşıyan eserler dinlenilsindi. Müziğin mutfağında çalışmayı/terlemeyi severdi. ‘Albüm yap!’ diyenlere de kızardı. Aşırı ısrara, başının etinin yenmesine dahi tahammül etti. Sazını konuştururken bütün ustalığını gösterirdi. Ama sahnede tek başına şarkı söylemek, zor sanattı; mahcubiyetini yıkamazdı. Her zaman utangaçtı. Bazen çok, bazen az; ama daima biraz…

1966’da Türkiye çapında düzenlenen bağlama çalma yarışmasında dereceye girdi. Arif Sağ ve Çinuçen Tanrıkorur diğer başarılı isimlerdi. İstanbul müzik piyasasında daha çok bağlama sanatçısı diye tanındı. Nuri Sesigüzel, Muzaffer Akgün, Ahmet Sezgin ve Şükran Ay gibi çok sayıda sanatçının bağlama grubunda yer aldı. Besteleriyle de adından söz ettirdi; Sevemedim Karagözlüm, Sabır Taşı, Koca Dünya… vb. gibi besteleri çeşitli sanatçılar tarafından okunmaya başlandı.

- İlk Plağı: Başa Gelen Çekilirmiş idi… -

Çevresinin plak doldurma, albüm çıkarma tekliflerini hep geri çevirdi. Ama kaderin oyunu çok şıklıydı. Moda Müzik’in sahibi Mahmut Tezcan - ünlü ses sanatçıları Yıldız Tezcan ve Müşerref Akay’ın eşi! - ile arası iyiydi. Unkapanı’ndaki büroya arada bir uğrardı. Her seferinde de aynı öneriyle karşılaşırdı: Bir albüm yapalım! Bir gün, yine bir ziyaretinde tavla oynayacaklardı. Tezcan; hemen şartını öne sürdü: ‘Beni yenersen, sana takım elbise alırım. Seni yenersem, bana 45’lik plak yaparsın!’ Şartı gönülsüz kabul etti; fakat yenilmekten kurtulamadı. Sözünde durdu; iki ay geceli gündüzlü çalıştı ve albümü çıkardı: Sensiz Bahar Geçmiyor / Başa Gelen Çekilirmiş… Albümleri birbirini izledi; yeni şirketler ve yeni teklifler havada uçuştu. Sevenler Mesut Olmaz ile ilk, Hor Görme Garibi ile de ikinci patlamasını gerçekleştirdi.  Ama hepsinin ardından gelen, Bir Teselli Ver / Yorgun Gözler 45’liği ile şöhreti ülke sınırlarını aştı. 1969 yılı uğurlu gelmişti: Bestekâr/sazende kimliğinin yanı sıra yorumculuğu ile de kitlelere ulaştı. Hor Görme Garibi, Severek Ayrılalım, Ben Eski Halimle Daha Mesuttum, Ümit Şarkısı, Sevenler Mesut Olmaz… vb. gibi parçaları geniş halk kitlelerinin dilindeydi.

1968’in Gencebay açısından ayrı yeri vardı: Sevemedim Kara Gözlüm adlı bestesi tam 45 sanatçı tarafından plağa okundu. Hiçbir beste, bu kadar çok sayıda sanatçı tarafından aynı yıl içinde seslendirilmemişti. Bir diğer popüler türkü; Hey Gidi Koca Dünya Gam Yükü müsün de bir Gencebay bestesiydi. Zeki Müren, Bedia Akartürk tarafından söylendi.

Bir röportajında 1.000’den fazla beste yaptığını, 600 kadarını seslendirdiğini, kalan 500’ün ise hâlâ arşivinde beklediğini/beklettiğini söyleyecekti. Çok da iddialıydı: Dünyanın hiçbir ülkesinde, bu kadar çok sayıda şarkının sözünü kendi yazıp besteleyen ve yorumlayan başka sanatçı yoktu. İfadesine/iddiasına göre rekor; Orhan Gencebay’ındı.

Sinema dünyasını da tanıma fırsatı buldu. Yılmaz Güney’in Kızılırmak Karakoyun filminin müzik direktörlüğünü yaptı. Bunu, Hudutların Kanunu ve Gökçe Çiçek filmleri izledi. Güney ile tanıştığında, 22 yaşında, sanat hayatının daha başındaydı.  Gencebay’a göre Güney; planlı, programlı ve sinemayı yüreğinde hisseden ustaydı. Müzik direktörlüğünü yaptığı film sayısı 100’ü geçti.

Gencebay; 36 filmde başrol oynadı; yüzlerce şarkısını okudu. İlk teklif geldiğinde, filminin rejisörlüğünü Ömer Lütfi Akad’ın yapmasını istedi. Akad da Gencebay’ı kırmadı ve Bir Teselli Ver’i çekti.

- Gencebay’ın Müzik Anlayışı TRT Kapısından Giremezdi… -

Plakları, kasetleri yüz binlerce satıldı. Ama hayranlarının tüm isteğine karşın TRT Televizyonu’nda program yapamadı. Eski bir TRT çalışanıydı. - Kurumun açtığı sınavda çok başarılı olmuş ve yüksek puan almıştı! - Eserleri, sansür kurulunda sudan bahanelerle engellendi. Gencebay’ın ilerici tavrına karşılık; TRT’nin yönetimi son derece muhafazakârdı. Şarkılarına peş peşe yasaklamalar getirildi. Özel yılbaşı programlarına çıkmasına, bir veya iki şarkı söylemesine izin verildi. Hak etmediği tavırlarla karşılaştı. Şarkıları inanılması çok güç saçmalıklar sebep gösterilip yasaklandı. İlk kez yılbaşı programına katılınca yer yerinden oynadı. TRT Radyoları Sorumlu Müdürü istifa etti. Sebep belliydi: Gencebay’ın müzik anlayışı TRT’nin hiçbir kapısından içeriye giremezdi/girmemeliydi.

Aslına bakılırsa, ekrana çıkma önerisi ilk defa Uğur Dündar’dan geldi. Gencebay; Yaşadığımız Günler programına çıktı. Sonradan talihi açılır gibi oldu: Başka programlara da çağrıldı. O yıllarda şöhreti yakalamak, geniş kitlelere ulaşmak için TRT tek seçenekti. TRT ile iyi geçinmek, muhalefet etmemek gerekti. Bütün müzisyenlerin hayallerini TRT İstanbul Televizyonu’nun yapımlarında yer almak süslerdi. Ama özgürlük tutkusu bütün gönlünü, vücudunu, her hücresini sarıyordu. Bu yüzden de TRT’ye hep muhalif kaldı; ilkelerini objektif bulmadı; sanatını engellediğini düşündü. TRT ile ilişkisi hep parçalı bulutlu/yağışlı hava durumuna benzerdi.

Müzik dünyasından Azize Gencebay ile hayatını birleştirdi. Azize Hanım; o dönemin çok önemli grubu Beyaz Kelebekler Orkestrası’nın eski solistiydi. 1970 yılıydı; bir sene sonra da ilk oğlu Altan dünyaya geldi. Evliliğini sürdüremedi; 1974’de ayrıldılar. Orhan Gencebay; Sevim Emre ile hayat yolculuğunu sürdürdü. Sevim Emre; Türkiye Güzellik Yarışması’nda derece almıştı; sinemada da yükselen grafik yakalamıştı. Ama bir röportajında, ‘Hiç düşünmeden şöhreti terk edip, Orhan Gencebay’ı tercih ettiğini,’anlatacaktı. Gencebay da Emre için, ‘Tanrı katında eşimdir,’ diyecekti.

- Love Story (Aşk Hikâyesi) Filmi Hayatını Değiştirdi… -

Gencebay; Sevim Emre ile tanışmasının detaylarını anlatmıştı. Sevim Emre; 1963 Türkiye Güzellik Yarışması Birincisi’ydi. Bir yıl sonra Beyrut’ta yapılan Avrupa Güzellik Yarışması 4.’süydü. Eskişehir doğumluydu; tipik Tatar yüz hatlarına sahipti. Yeşilçam’da şöhret basamaklarını tırmanıyordu. Gencebay, Emre’yi ilk kez fotoğraflarından gördü/tanıdı; etkilendi. Karşılaştıkları günü de en ince ayrıntısına kadar hatırlıyordu. Hayatında ilk defa albenisi çok yüksek kızla karşılaşmıştı. Sevim Emre’yi görünce; ‘Aman Allah’ım! Aya mı bakıyorum yoksa yıldıza mı?’ dediğini anımsıyordu. Sonra tanıştılar; karşılıklı saygı/sevgi çerçevesinde arkadaşlıkları ilerledi. Arkadaştılar; ilişkileri, ağabey/kardeş şeklinde başladı. Ama sevgi kafeste durmazdı. Gencebay yalnızdı; gönlünde fırtınalar esiyordu; bir dost eline ihtiyaç duyuyordu. Emre de yardımını esirgemedi; arkadaşlık sevgiyi, sevgi beraberliği ve sonuç da mutluluğu getirdi. Orhan Gencebay; Sevim Emre’yi sinemaya Love Story (Aşk Hikâyesi) filmini izlemeye götürdü. (Başrollerinde Ryan O’neal ve Ali MacGraw oynuyordu.  Kavuştukları halde ölümün ayırdığı iki sevgilinin dramı anlatılıyordu.) Filmin ortasına doğru bakışları birbirine kilitlendi. Filmin sonunda ikisi de kararlıydı; hayatın bütün yükünü beraber omuzlayacaklardı.

Sevim Emre daha ilginç bir hikâye anlatacaktı. Gencebay’ı tanımadan önce bir falcıya kahve falı baktırmıştı. Falcı bakışlarını gözlerinin içine dikip diyecekti ki: ‘Karşına kaya gibi sağlam, güçlü ve etkileyici bir adam çıkacak…’ Orhan Gencebay’ı ilk gördüğünde içinden; ‘İşte falcının söylediği adam!’ diye geçirecekti. Kaya gibi kuvvetli/etkileyici adam: Gencebay’dı.

Pek çok şarkısını Sevim Emre için yazacaktı. Bir parçasında diyecekti ki: Aşkta cimrilik olmaz sevgilim / Aşk ilgiyle büyür, doymaz sevgilim...

40 yılı geçen müşterek hayatlarından püf noktaları da sunacaktı. Aralarında gürültü patırtı olmazdı. Her konuda aynı düşünmeseler de, aynı çatı altında yılları geçti. Basit kıskançlıklar çoktan aşılmıştı. Sevim Emre’nin sesi de güzeldi. Bir dönem Türk Sanat Müziği assolistliği yapmıştı. Orhan Gencebay’ın bestelerini ilk dinleyendi; şüphesiz ilk değerlendiren… Gencebay’a göre; Emre’nin beğenisi üst düzeydeydi; her şeyi kolay sevmezdi. Hatta itirafta da bulunacaktı: Emre’nin çizdiği sınırlar içinde yaşıyordu ve hayatından da gayet memnundu.

- Kervan Müzik’i Yaşar Kekeva İle Beraber Kurdu… -

Orhan Gencebay; 1972’de Yaşar Kekeva ile ortak Kervan Plak Şirketi’ni kurdu. Kardeşi Burhan Gencebay da yanındaydı. Kervan Plak kısa sürede büyüdü: Erkin Koray, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı, Ferdi Özbeğen, Ahmet Özhan, Semiha Yankı vb. gibi dönemin çoğu yıldızını bünyesinde topladı. Gencebay ile Kekeva’nın ortaklığı 1978’e kadar sürdü. Şirket Orhan ve Burhan Gencebay’a kaldı; günümüze kadar geldi. Aynı yıl, 1978’de Yarabbim adlı plağı beklenilenin çok üstü ilgi gördü; yurt içi ve dışında satış rakamlarını katladı, erişilmesi güç rekorlar kırdı.

Ama TRT başta pek çok müzik çevresinden Gencebay için yapılan eleştiri aynıydı: Arabesk müzik yapıyor; arabeskçi. Orhan Gencebay ise, bütün eleştirileri/hor görmeleri bıkmadan usanmadan cevapladı:  eserleri Türk müziğinin devamıydı. Günümüzün çağdaş dinamizmiyle harmanlıyordu. Klasik, Jazz, Rock, Batı gibi bütün türleri/teknikleri kullanıyordu. Kendini bildiğinden beri müzik üzerine çalışıyordu. Arşivinde çok ciddi sayıda klasik müzik ve Jazz koleksiyonunun en seçkin parçaları kayıtlıydı. Anlayışına göre müzikte; arabesk, özgün, pop gibi kategoriler bilimsel olarak yoktu. Sadece şekiller mevcuttu. Pop denilen olgu, güncel müzikti. Klasik müzik de pop olabilirdi. Sevilebilir; pop sayılabilirdi. Yaptığı çalışmanın adı ‘arabesk’ değildi. Yaptığı müzikte halk müziğinden sanat müziğine kadar çok geniş yelpazeden etkiler/esinlenmeler görülebilirdi. Adriyatik’ten Çin’e kadar geniş coğrafyada aynı sesleri işitmek, yankıları duymak mümkündü. 

Arap müziğinden eser çalma iddiası da çok çirkin yakıştırmaydı. Sanatın her dalında etkilenme olabileceği gibi hislenme de mümkündü. Suçlama getirenlere cevabı açıktı: ‘İddialarını ispatlarsalar müziği bırakacağıma şeref sözü veriyorum!’ Bu söz ilk kez 1979’da verildi; fakat hiçbir iddia sahibinden ses çıkmadı.

- Müzikle 24 Saat İç İçeydi; Rüyasında Bile Beste Yapardı… -

Gencebay; kendisini felsefeci diye tanımlardı. Cennet ülkemizde dil, din, cins, ırk farklılıklarımız vardı; ama ayrımı yoktu. Ayrım olması da mümkün değildi. Çünkü yaşadığımız coğrafya çok zengin kültürlere ev sahipliği yapmıştı; tarihî hoş görüye sahipti. Alevilik, Bektaşilik bizim özümüzdü; Türk’ün öz felsefesiydi.

Gece yarısında rüyasında bile beste yapabilirdi. Başucunda mutlaka sazı dururdu. Gece zamansız uyanıp hemen not alırdı. Orhan Gencebay; sabah erken saatlerde - 06.30 ila 07.30 arasında… - kalkardı. Sabahleyin mutlaka kahvaltı edilirdi; çay, sofranın vazgeçilmeziydi. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği evde Sevim Hanım’la yenirdi. Akşam yemeği için Orhan Bey’in gelmesi beklenirdi. Orhan Gencebay; kapının daima Sevim Emre tarafından açılmasını ve terliklerinin verilmesini beklerdi. 45 yıldır bu rutin süre gelmişti. Bakla dışında hiçbir yemeği ayırmazdı; Sevim Hanım’ın pişirmesini isterdi. Gencebay’a göre; kadın erkeğin bir adım gerisinde duracaktı. Çünkü erkek hep yorulan ve dışarıda mücadele edendi.

Gencebay; günde 15 saat kadar çalışırdı. Yakın çevresinin değerlendirmesine göre; sabırlı ve iyimserdi. Çalışma hayatında ciddiydi ve sözünde dururdu. Olağanüstü bir fıkra repertuvarına sahipti; çoğunluğu da Karadeniz fıkraları…

Son dönem sanatçılarından Tarkan’ı ve Hande Yener’i beğenirdi. Tarkan’ı akıllı ve çok güzel çalışmalar yaptığına inanırdı. Hande Yener’in çok değişik ve farklı ses tınısı olduğunu düşünürdü; yorumunu severdi. ABD’li müzik insanı Kurt Cobain’in hayranıydı; bestelerinde ilginç yapı ve sihir karıştığına inanmıştı. Bir röportajında, ‘Cobain’in ölüm haberini aldığında ağladığını,’ söyleyecekti.

- Siyasilerle İyi Dostluklar Kurdu … -

Türk siyasetinin önemli isimleri/liderleri ile de arası çok iyiydi. Süleyman Demirel ile yakın dosttu; ‘Babamın yadigârıdır,’ derdi. Bülent Ecevit’in de candan dostuydu; zaman zaman bir araya gelip sohbet ederlerdi. Alparslan Türkeş’le de tanışma ve defalarca sohbet etme imkânı bulmuştu; saygısını ve sevgisini vurgulardı. Turgut Özal’la sık sık Çankaya’da buluşurdu; sanatla ilgili konuları konuşurlar ve istediği her türlü yardımı alırdı. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la tanışıklıkları çok eskilere dayanırdı; ifadesine göre 40 yıllık dosttular. Çok sevdiğini tekrarlardı. Eski bakanlardan Mehmet Ali Yılmaz’ın da yakın dostu/arkadaşıydı. Gencebay’ın yakın dost çevresinde Karadeniz kökenlilerin ayrı/farklı yeri tartışılmazdı. Yılmaz Ulusoy ile de çok samimiydi. Ünlü sanatçı Arif Sağ 55 yıllık arkadaşıydı.

Sağlıklı beslendiğine inanırdı. Gençliğindeki kadar spor yapmasa da, hâlâ sporcu vücuduna sahipti. Body building, atletizm, atıcılık ve jimnastik çalışmıştı. Her zaman moralini yüksek tutardı. Hafif dansları severdi; gençlik yıllarında Cha Cha Cha, Twist yapardı. Tango da çok başarılıydı. 

Genellikle spor giyinmeyi sevdi. Bir davete katılacaksa takım elbise giyerdi. Hiç hazır elbise almadı. Uzun süredir spor yaptığından hiçbir hazır kalıp vücuduna uymazdı. Özel terzisi zevkini ve ölçülerini bilirdi; istediği gibi dikerdi. Kot pantolon giymeye bir türlü alışamadı. Pantolon paçaları daima genişti; dar paçaları sevmezdi. Lacivert ve tonları tercihiydi. Modayı takip etmez ve uymazdı. Yaz kış bot giyerdi.

- 1999’da Kültür Bakanlığı’nca Devlet Sanatçısı İlan Edildi… -

İki oğul babasıydı. Büyük oğlu Altan Gencebay; ilk evliliğinden olandı. Küçük oğlu Gökhan ise Sevim Hanım’la beraberliklerinin ürünüydü. Altan Gencebay; aile şirketi Kervan Müzik’de müzik direktörüydü. Babasının müzik kulağına, bilgisine ve yorumuna sahipti; ama solistliğe özenmemişti.

Orhan Gencebay 1999’da Kültür Bakanlığı’nca Devlet Sanatçısı ilan edildi. Resmi rakamlara göre 60/70 milyon adet kaset, plak vb. trajına ulaştı. Ancak korsanlarının tam rakamı bilinemiyordu; resmi üretimin en az 2 katı olabileceği tahmin ediliyordu. Ulaşılan rakam dünyanın en önemli trajlarına karşılık geliyordu.

2002 yılında bir bankanın bankamatik kartı reklamında oynadı. 2010’da ise bir telefon operatörü reklamlarında göründü.

Gencebay son olarak bir deodorant reklâmı ile adından söz ettirdi; çokça eleştirildi. Ama aynı fikirde değildi. Yine bir röportajında; ‘Güzel bir reklâmdı. İnsanlar her zaman temiz olmalılar; kendilerini temiz tutmalılar. Pişman değilim,’ diye son noktayı koyacaktı.

Orhan Gencebay; Türk müziğinde bir ekoldü; tarzı, besteleri üzerine yüksek lisans ve doktora tezleri yazıldı/hazırlandı. Gerçek müzik insanıydı; ama içimizden birisi gibi davranacak/görünecek kadar da mütevazıydı…

6 May 2019 10:28
371 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

Gözlerini Bağışlayan TBMM Başkanı

Refik Koraltan; Demokrat Parti’nin dört kurucusundan biriydi. TBMM’nin 1950 - 1960 yılları arasındaki 10 yıl sürede başkanlığını yaptı.

2. Abdülhamit’in Gizemli Dünyası

Sultan 2 Abdülhamit; kimi muhaliflere göre Kızıl Sultan; kimi yazarlara göre Gök Sultan; kimi siyasî İslâmcılara göreyse Evliya Sultan’dı. Osmanlı Tarihi’nde hakkında en çok kitap yazılan, eleştirilen/çekiştirilen ve övgüye/sövgüye mahzar olan başka padişah yoktu. Sonuçta; Abdülhamit Han da insandı; eksiklere, fazlalıklara, zayıflıklara ve kuvvetli yönlere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü/sorumluluğunu 33 yıl omuzlarında taşıdı. Yararlı işlerin yanında, çok ciddi hatalar da yaptı. Ama son kararı tarih verecekti…

Mehmet Akif’in Açlıktan Ölen Oğlu

Ünlü şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un büyük oğlu Mehmet Emin Ersoy (1908 - 1967) Tophane’deki çöplükte barındığı eski kamyonun kasasında soğuktan ve açlıktan öldü.

Bavulda Festivale Giden Film

Umut; 1970 Adana Altın Koza Film Yarışması’nda tam altı ödül birden kazanmıştı.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Çanakkale’den Dönmeyen Futbolcular

Çanakkale Savaşı’na katılan futbolcuların neredeyse tamama yakını şehit düştü.

2. Abdülhamit’in Gizemli Dünyası

Sultan 2 Abdülhamit; kimi muhaliflere göre Kızıl Sultan; kimi yazarlara göre Gök Sultan; kimi siyasî İslâmcılara göreyse Evliya Sultan’dı. Osmanlı Tarihi’nde hakkında en çok kitap yazılan, eleştirilen/çekiştirilen ve övgüye/sövgüye mahzar olan başka padişah yoktu. Sonuçta; Abdülhamit Han da insandı; eksiklere, fazlalıklara, zayıflıklara ve kuvvetli yönlere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü/sorumluluğunu 33 yıl omuzlarında taşıdı. Yararlı işlerin yanında, çok ciddi hatalar da yaptı. Ama son kararı tarih verecekti…

Altıncı Filo’yu 'Satan' Adam

‘Sülün Osman’ namı ile halk arasında büyük üne sahip Osman Nuri Sülün, Galata ve Boğaz Köprülerini satarak (!), ‘özelleştirmeyi başlatan kahraman’ (!) olarak tarihimize geçmişti.

Filmlerini İzlemeyen Aktrist

Leyla Sayar; Yıldız Dergisi’nin düzenlediği güzellik yarışmasında ikinci oldu; sanki Yeşilçam’a paraşütle indi.

Karısından Senetle Borç Alan Padişah

3. Mustafa, devletin itibarı/muzafferiyeti için bütün varlığını harcadı. Hanımından, kızından ve oğlundan ordular donatacak tutarda borç para alıp savaş masraflarını karşılamaya çalıştı. Karşılığında senet verdi. Borçlu öldü; imzaladığı tarihi bono, Topkapı Sarayı’nın arşivine girdi.

Libya'da Başbakanlık Yapan İlk Türk

Sadullah Koloğlu; 1948’den sonra Libya’da kurulan hükümetlerde Başbakanlık yapan Türk soyluların ilkiydi. Devlet cihazının oluşturulmasında önemli hizmetleri dokundu. Ahmet Maytik, Muhammet Sakızlı ve Fayiz es Serrac gibi Türkler de aynı makama gelecekti.

İngiliz İstihbaratı’nın Gözünden Enver Paşa

İngiliz devlet arşivlerindeki istihbarat belgeleri çok farklı Enver Paşa portresi çizdi. Kayıtlara/yazılanlara göre Enver Paşa; Almanya’nın desteğiyle tahta çıkmayı arzulardı. Kendisini Napolyon ile kıyaslardı. Yakın korumasına çok dikkat ederdi.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.

Yıldız Kenter: ‘Hayatım Tiyatro…’

Tiyatromuzun temel direklerindendi. Hayatını tiyatroya adadı ve adını en yükseğe yazdırdı. Yıldız Kenter: ‘Tiyatromuzun Divası’ydı…

Ömercik: Feleğin Sillesi Ya Da Solan Bir Yaprak Gibi

Ömercik - Ömer Dönmez! -; Türk sinemasının en ünlü çocuk yıldızlarındandı. Hayat hikâyesi de canlandırdığı Yeşilçam senaryolarına benzedi. Dramı dibine kadar yaşadı. Alkışların vefasızlığını anladığında iş işten geçmişti.

Orduyu Teyakkuza Geçiren İdam

Yassı Ada, denizde gemilerin, havada uçakların, karada piyadelerin çok sıkı denetimine/gözetimine alınmıştı.

Böbreğini Satılığa Çıkaran Ünlü Dansöz

Birsen Ayda; İstanbul’un eğlence mekânlarında kıvrak otantik danslarıyla fırtına gibi esti. Binlerce hayranının iltifatlarına mazhar oldu; düşlerini süsledi. Çektiği filmlerle de şöhretini perçinledi.

Müjdat Gezen’in Gizli Aşkı

Müjdat Gezen anılarını yazdığı, ‘Galiba Ben Sanatçıyım’ adlı kitabında G.A. koduyla hayatına giren kadından söz ediyordu.

Altı Kişiyle Kaldırılan Cenaze

Dr. Namık Gedik; - iç hastalıkları uzmanıydı! - Demokrat Parti’nin Aydın Milletvekiliydi.

Cesedi Kadavra Yapılan Hikâyeci

Günümüzde kitapları - hiçbir telif ücreti ödenmeden! - milyonlarca satılan Ömer Seyfettin; son nefesini verdiğinde beş parasız ve kimsesizdi.

İstanbul’a Hükümdar Olan Baldırı Çıplak

Patrona Halil adlı, Beyazıt Hamamı’nda tellâklık (kesecilik!) yapan ‘baldırı çıplak!’ fitili ateşledi. 3 kıtada hüküm süren Osmanlı’nın payitahtı İstanbul’u adeta işgal etti; bazen tek başına, bazen de kurduğu ‘ihtilal meclisi’yle yönetti. Kanun koydu; ferman saldı; dilediği adamı dilediği yere getirdi; istediği devletlûnun kellesini al(dır)dı; en önemlisi de hükümdar indirdi.

Canlı Canlı Mezara İndirilen Padişah

24. Osmanlı Sultanı Mahmûd-ı Evvel ya da bilinen adıyla Birinci Mahmut; Ayasofya Camii’nde Cuma namazını kıldıktan sonra bindiği atından düştü ve derin komaya girdi. Yapılan muayenede öldüğüne hükmedildi; alelacele namazı kılınıp defnedildi. Gece boyunca başında Kur’an okumakla görevlendirilen hafız, mezardan gelen iniltileri/feryatları duyunca korktu. Sultan Birinci Mahmut’un yaşadığını saraya haber verdi. Ama…

Arzu Okay’ın Dramı

Babası Adanalı bir taksi şoförü, annesi İzmirli bir ev hanımıydı.

Türkçe de Konuşan Cengiz Han

Cengiz Han; tarihe 'Moğol ulusunu tanıtan hükümdar' diye geçti.

Akıl Hastanesinde Zincirlenen Ünlü Film Yıldızı

Türk Sineması’nın Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk’un Son İsteği: Hayat Hikâyesinin Sinema Filmi Ya Da Televizyon Dizisi Yapılmasıydı…

Belgin Doruk’un Suya Düşen Hayali

Beyazperdenin Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk; içinde bulunduğu ekonomik çıkmazı aşmak için çareler arıyordu.

Solist Tokatlayan Gazino Patronu

Zeki Müren; inatçıydı; kararından geri dönmezdi; sonucuna da katlanırdı.

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Çifte Tabancalı Aktör: Gazanfer Özcan

Gazanfer Özcan; eski tabirle ‘nevi şahsına münhasır’ tiyatro insanıydı. Kendisiyle barışıktı; ailesine ve sanatına bağlıydı. Son nefesine kadar sahnenin tozunu yuttu; öldüğünde devlete vergi borcu çıktı.

Peyami Safa'nın Gizli Aşkı

Ünlü romancı Peyami Safa; kendisinden özel edebiyat dersleri alan - sonradan meşhur hikâyeci! - Sevim Burak’a deli gibi âşıkmış…

Bornozla Gömülmek İsteyen Striptizci

Seher Şeniz, parçalanmış aile kurbanıydı. Babasını hiç tanımadı; annesinin ve kardeşlerinin desteğini de - yeterince! - gör(e)medi. Sevgiyi, huzuru ve aile sıcaklığı başkalarında aradı. Hep aldatıldı; cinsel obje olarak değerlendirildi; sürekli hayal kırıklığı yaşadı. İfadesine göre; ‘kullanıldı!’

Erkek Gibi Kadının ‘Çirkin Kral’ Aşkı

Bir gazete röportajında şöyle diyecekti: ‘Hayatım boyunca Yılmaz Güney gibi adam düşledim. Her arzu ettiğini alan, her istediğini koparan erkekle tanışmayı arzuladım.'

Tek Kişilik Güzel Ordu

Kiev Üniversitesi Tarih Bölümü’nün son sınıf öğrencisi Lyudmila Mikhailovna Pavlichenko - ki 24 yaşındaydı! - , okulu bırakıp orduya katılmayı, Nazilere karşı savaşmayı planlamıştı.

Kışı Paltosuz Geçiren Camoka

Danyal Topatan; hayatının tamamını Yeşilçam Sokağı’nda geçirdi. Her tür rolü başarıyla oynadı. Kameranın hem önünde, hem de arkasında çalıştı. Gerçek hayatta ise hep ezildi.

Kulak Çeken Senarist

Asıl adı Abdulkadir Pirhasan’dı; geniş kitlelerce Vedat Türkali diye tanıdı.

Şairlerden Dayak Yiyen Eleştirmen

Nurullah Ataç, döneminin eleştirileri en çok önemsenen üstadıydı. Dilde sadeleşmeyi destekledi. Cumhuriyet ilkelerini savunan genç kabiliyetleri hep destekledi. Ömrünü Türkçe’ye adadı.

Ömercik: Feleğin Sillesi Ya Da Solan Bir Yaprak Gibi

Ömercik - Ömer Dönmez! -; Türk sinemasının en ünlü çocuk yıldızlarındandı. Hayat hikâyesi de canlandırdığı Yeşilçam senaryolarına benzedi. Dramı dibine kadar yaşadı. Alkışların vefasızlığını anladığında iş işten geçmişti.

Orduyu Teyakkuza Geçiren İdam

Yassı Ada, denizde gemilerin, havada uçakların, karada piyadelerin çok sıkı denetimine/gözetimine alınmıştı.

Her Piyango Biletine Bir Kutu Bayram Şekeri

(Hacı) Melek Nimet Özden; 1924’de faaliyete geçen Tayyare Piyangosu’nun ilk bayan başbayisiydi. Şartların zorlamasıyla iş hayatını seçti. Disiplinli ve girişimci ruhuyla başarıyı ilk seferde yakaladı ve hiç bırakmadı.

Baltacı, ‘Şehvet’ Değil ‘Rüşvet’ Mağduru

Baltacı Mehmet Paşa; Prut Harbi’nde risk alsa; Rusya, tarih sahnesinden siline(bile)cekti. Tereddüt, aşırı güvensizlik, ‘rüşvetin dayanılmaz çekiciliği’ tarihin ebediyen değişmesini engelledi.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Peyami Safa'nın Gizli Aşkı

Ünlü romancı Peyami Safa; kendisinden özel edebiyat dersleri alan - sonradan meşhur hikâyeci! - Sevim Burak’a deli gibi âşıkmış…

Peyami Safa'nın Gizli Aşkı

Ünlü romancı Peyami Safa; kendisinden özel edebiyat dersleri alan - sonradan meşhur hikâyeci! - Sevim Burak’a deli gibi âşıkmış…

Asrın Casusu ‘Çiçero’ İlyas Bazna 1

2. Büyük Savaş sırasında dünyanın kaderini değiştirebilecek bilgilere ulaşan, Nazi Almanyası hesabına casusluk yapan İlyas (Elyasa) Bazna, Priştina doğumlu Osmanlı vatandaşıydı.

Zafer ve Tayyare Bayramı

‘30 Ağustos Zafer Bayramı’, ilk kez 1924 yılından itibaren ‘Zafer ve Tayyare Bayramı’ adıyla kutlanmaya başladı.

Şairlerden Dayak Yiyen Eleştirmen

Nurullah Ataç, döneminin eleştirileri en çok önemsenen üstadıydı. Dilde sadeleşmeyi destekledi. Cumhuriyet ilkelerini savunan genç kabiliyetleri hep destekledi. Ömrünü Türkçe’ye adadı.

Nobel’e Aday Gösterilen Atatürk

Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos (1864 - 1936), 12 Ocak 1934’de bir mektup yazıp Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti.

En Sevimli Mafya Babası

Dinçer Çekmez, dünyamızdan ayrıldığında 73 yaşındaydı.

Taçlı Fahişe

2. Katerina ya da Rus tarihçilerine göre Büyük Katerina; özel hayatıyla ve Rusya’da başardığı değişim ve dönüşümle hatırlandı. Rusya’yı ‘dünya devleti’ yaptı. Osmanlı’ya büyük zarar verdi ve ilk kez ‘hasta adam’ benzetmesini kullandı.

Diğer Muhtelif Yazıları

Şairlerden Dayak Yiyen Eleştirmen

Nurullah Ataç, döneminin eleştirileri en çok önemsenen üstadıydı. Dilde sadeleşmeyi destekledi. Cumhuriyet ilkelerini savunan genç kabiliyetleri hep destekledi. Ömrünü Türkçe’ye adadı.

Eski Eşlerine Boşanma Günlerinde Hediye Veren Aktör

Mehmet Ali Erbil; ünlü bir babanın, Sadettin Erbil’in oğluydu. Aileden tiyatrocu/sinemacıydı. Babasının yolundan gitti; ata mesleğini seçti. Her hareketi ilgi çekti; her esprisi yüzümüzü güldürdü. Bazen güldürüde çizgiyi aşsa da, hep tolerans gördü.

Bornozla Gömülmek İsteyen Striptizci

Seher Şeniz, parçalanmış aile kurbanıydı. Babasını hiç tanımadı; annesinin ve kardeşlerinin desteğini de - yeterince! - gör(e)medi. Sevgiyi, huzuru ve aile sıcaklığı başkalarında aradı. Hep aldatıldı; cinsel obje olarak değerlendirildi; sürekli hayal kırıklığı yaşadı. İfadesine göre; ‘kullanıldı!’

Lise Öğrencisi Profesyonel Tiyatrocu

Kemal Sunal; tarihî Vefa Lisesi’nin tarih sayılabilecek öğrencisiydi.

Nazım’ın Hayatını Kurtaran Şair

SSCB Yazarlar Birliği Genel Sekreteri Aleksandr Fadeyev, Nazım Hikmet’in hayranı ve dostuydu.

Her Piyango Biletine Bir Kutu Bayram Şekeri

(Hacı) Melek Nimet Özden; 1924’de faaliyete geçen Tayyare Piyangosu’nun ilk bayan başbayisiydi. Şartların zorlamasıyla iş hayatını seçti. Disiplinli ve girişimci ruhuyla başarıyı ilk seferde yakaladı ve hiç bırakmadı.

Davutoğlu’nun Mahrem Tarihi

Wikileaks tarafından sızdırılan bir belgeye göre, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey; Davutoğlu’nun Balkanlar ve Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ‘yeni Osmanlıcı politikalar’ı, ülkesinin bölgedeki menfaatleri/çıkarları açısından son derece tehlike buldu.