Üstün Hizmet Madalyası’yla Ödüllendirilen ‘Mama’

Müteveffa Matild Manukyan; Türkiye fuhuş tarihinin en ünlü ikonuydu. Kazandığı parayı yatırımcı titizliğiyle değerlendirdi; bürokratlar ve siyasilerle gizem dolu/merak uyandıran ilişkiler tesis etti. Devletin gazabına uğrasa da sesini çıkarmadı; tahammül gösterdi ve yarasını kendi kendine sardı. Uzun ömür sürdü; bilinmesini istediklerini miras bıraktı; asıl gizemini/sırlarını yanında götürdü…

Üstün Hizmet Madalyası’yla Ödüllendirilen ‘Mama’

Müteveffa Matild Manukyan, ‘İbadette ve ticarette gizlilik esastır,’ diye konuşmasına başlardı. Önündeki mikrofonlarla, soru soranlarla arasına daima kalın bir perde koyar; beklenilen/sorulanın aksine kendi söylemek istediğini kelimelere dökerdi. Hayatının tamamı sır perdesi içindeydi ve öldükten sonra da durum değişmedi. Bilinmesini istedikleri yazıldı, dillendirildi ve dedikoduya malzeme yapıldı.

Bayan Manukyan; Türkiye fuhuş tarihinin bilinen en ünlü ‘maması’ydı. Adının etrafı daima gizem bulutuyla çevriliydi. Manukyan’ın şöhreti, Lüks Nermin ve Langa Fatma’dan fersah fersah ötedeydi. Manukyan; ilişkilerini hep gizli tuttu; kim(ler)i finanse ettiğini, yahut maaşa bağladığını asla açıklamadı. Hayatı pahasına ağzının sıkılığını muhafaza etti. Ödediği yüksek vergi miktarları ile devlet katında ödüllendirildi ve sırtı sıvazlandı. Vergi rekortmenliğine ilişkin onur belgesi, şilt ve resmî teşekkür beyanlarını kapısında M & M ambleminin yazıldığı çok özel müzesinde sergiledi. Sınırlı sayıda ziyaretçinin kabul edildiği şahsî müze; Bayan Manukyan’ın övünç kaynağıydı. Çünkü Matild Manukyan; vergi mükellefliği sürecinde İstanbul’da en yüksek ödemeyi yapan ilk 100 kişi arasındaydı. 

- Matild Manukyan’la İlgili Çarpıcı İddialar… -

Manukyan; Sultan Abdülaziz döneminde, Galata ve Beyoğlu’nda açılan, daha çok da gayri Müslim Osmanlı vatandaşlarının çalıştırdığı genelev/umumhane patronları zincirinin son halkasıydı.

Bayan Manukyan’ın doğum tarihinin dışındaki hikâyesinin çoğu kısmı tartışmalıydı. İlk anlatıya/iddiaya göre; Matild Manukyan’ın gerçek ismi Eveline Matild Chah Muradyan idi. 1914’de İstanbul’da doğmuştu. Babası; Ermeni asıllı ünlü tenor Armenek Chah Muradyan’dı. Annesi de; İsviçre vatandaşı ünlü balerin Salle Marguerite’ydi. 1878 ile 1913 yıllarında Muş’ta yaşayan aile, Ermeni ayaklanmalarından zarar görmemek/korunmak için İstanbul’a geldi. 1914’de dünyaya gelen Matild Manukyan; eğitim ve öğretimini Fransa’da tamamladı. Mirasçılarının iddiasına göre Fransız arşivlerinde; 05 Temmuz 1937’de Dropier Gabriel ile evlilik yaptığı yazılıydı. Bayan Manukyan; evliliğini 19 Temmuz 1948’de sona erdirmişti. Aynı iddiaya göre; Matild Manukyan 11 yıl evli kalmıştı; ama çocuğu yoktu. Çocuksuzluğu kayıtlarda mevcuttu.

- Notre Dame de Sion Lisesi Mezunuydu… -

İkinci, daha geniş kitlelerce bilinen rivayete göreyse; 1914’de, İstanbul’da, ailesinin Sütlüce’deki konağında dünyaya geldi. İstanbullu, aristokrat bir Ermeni ailesinin dört çocuğunun en küçüğüydü. Diğer kardeşlerinin 3’ü de erkekti. Babası; Birinci Dünya Savaşı’na katıldı; gazilik onuruyla döndü. Manuk Efendi; Sultan Hamam’da manifaturacılık yapan, yüksek öğrenim görmüş bir zattı. Annesi Rozine Hanım: yüksek öğrenim almış ev hanımıydı; okumaya ve güzel sanatlara pek düşkündü. Matild; annesinin gözetimi ve denetimi altında yetişti. Özel resim ve piyano dersleri aldırıldı. Balat Ermeni Okulu’na gitti. Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdi. Okuma alışkanlığını annesinden edindi. Dönemin en popüler mesleğini seçerek iş hayatına girdi: Sosyete terziliğini öğrenecekti. İstanbul’un en ünlü/önemli terzilerinden Luciya’ya çıraklık edecekti. Çok geçmeden de Maksud Efendi’nin atölyesine kalfa girdi. Eşi Aram Çilingir Bey ile bir baloda tanıştı. Aram Bey de, tıpkı babası Manuk Efendi gibi zengindi. Mutlu evlilikleri uzun sürmedi. 2. Dünya Savaşı yıllarında hem kocasını, hem de servetini yitirdi. Biricik oğlu Kerope ile baş başa kaldı; hayatın bütün zorlukları omuzlarındaydı. 

Genelev/umumhane patronluğuna girişi hakkında da iki söylence mevcuttu. İlki şöyleydi: Karaköy’de babasından miras kalan binalar kiradaydı ve genelev şeklinde işletilirdi. Birikmiş kira borcunu öde(ye)meyen bir ‘mama’nın önerisi üzerine ortak oldu. Takvimler 1963’ü gösterdiğinde, evlerinin sayısı 14’ü buldu; artık kendisi de ‘tecrübeli bir mama’ydı.

İkinci söylence de ise; Matild Manukyan terziliğini sürdürüyordu. Eskiden beri tanıdığı, hatırlı müşterisine çok sayıda kıyafet dikmişti. Alacağı epeyce birikmişti. Borçlu para ödememekte diretiyordu. Her karşılaştıklarında da bankaya yatıracağını tekrarlıyordu. Matild borcunu alamayınca, kadının adresine gitti. Karşılaştığı manzaraya çok şaşırdı; hatırlı müşterisi meğerse bir genelev patronuydu. Ortaklık önerisini kabul etti ve mesleğe giriş yaptı.

- Hayat Kadınlığı Yapmadı; Türk Kızlarını Çalıştırdı… -

İş hayatında gülmeyen yüzü, aşırı disiplini, sözünde duruşu, ilişkilerini giz perdesi arkasında götürüşü, merhametsizliğiyle tanındı. Karaköy Zürafa Sokak (Çıkmaz Sokak)’taki 42 evin, 37’si Matild’e aitti. Diğerlerinin sahibi ise; Erzurumlu Sümbül Yaşar Karasu’ydu. Bir başka rivayete göreyse; Zürafa Sokak’taki evlerin tamamını Sümbül Yaşar Karasu işletirdi. Manukyan; Karasu’nun terzisiydi. Aynı zamanda genelevde çalışan kadınlara da elbiseler dikerdi. Getirinin büyüklüğünü görünce terziliği bırakmıştı; ten ticaretine soyundu. Hayat kadınlığı yapmamıştı; ama Türk kızlarını çalıştırmıştı.

Manukyan; kazandığı paralarla gayrimenkule yatırım yaptı. Üst üste vergi rekortmeni oldu; devlet yöneticilerinden övgü dolu sözler duydu; başarı plâketleri aldı. Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile de onurlandırıldı! (Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel; Manukyan ile tokalaşmaktan kaçınınca, ödülünü bir başka devlet yöneticisinin elinden aldı…) En övündüğü/beğendiği hareketi, 6 yıl üst üste ‘En Çok Vergi Ödeyen Kadın Mükellef’ yarışını göğüslemesiydi. 1989’da ayrı bir rekorun sahibiydi: Koç ve Sabancı gibi aileleri geçip daha yukarı sıralarda yer buldu. Yaptığı işten utanmıyordu. Beyoğlu, Şişli, Karaköy bölgesinde, çok sayıda apartmanın, iş hanının, konakların kapılarında M & M logoları görünürleşti.

Yanındakilerle çok konuşmaz, samimi davranmazdı. Ama çok sıkı araştırma yaptırır; güvenilir bulunanları işe koşardı. Birisi soru sorarsa, hemen limonlu soda ister ve konuyu değiştirirdi. 

- İddialara Göre; Kiracıları Arasında Kamu Kuruluşları da Vardı … -

Matild Manukyan’ın Şişli’de bir yazıhanesi ve muhasebe bürosu bulunurdu. Buradan işlerini takip ederdi. 220 ticarî plakalı otomobilin sahibiydi. Tarlabaşı Bulvarı’nda da her yanı antika, kıymetli eşyalarla döşeli saray yavrusu dairede kalırdı. Basının iddiasına göre; gayrimenkullerinin bir kısmında bazı devlet kurum ve kuruluşları kiracıydı. O dönemde, Beyoğlu Ekipler Amirliği, Şişli Belediyesi ve Şişli Adliyesi’nin faaliyet gösterdiği binaların malikiydi. 

Tereke kaydına bakılırsa; İstanbul’da 500, Yalova’da 200 apartman dairesi, 70 iş hanı, Antalya’da biri 5 yıldızlı 5 oteli, Girne’de 10 müstakil villaya sahipti. Çok sayıda arsa, tarla, yat, bir Rolls Royce, dört BMW ve dört tane de Mercedes otomobil, kasalar dolusu ziynet eşyası, çeşitli bankalarda Türk lirası ve döviz hesapları görünüyordu.

Manukyan; her gece düzenli şekilde genel evlerin bulunduğu Zürafa Sokak’a gelirdi. Daima Bankalar Caddesi tarafındaki kapıyı kullanırdı. 17 numaralı evdeki geniş oda, özel ofisiydi. Kimse izinsiz giremezdi; bazı özel görüşmelerini burada yapardı. 1.5 metre yüksekliğinde, döküm çelik, anahtarsız açılması imkânsız devasa para kasası dururdu. Matild; bazı günler dolu kasaya günün hâsılatını sıkıştırmak için uğraşır; terlerdi. Her evinin sorumlusu, onların da üstünde mesul müdürü bulunurdu. Görevliler sabahtan akşama kadar işlerin başındaydı. Sorumlular; 17 numaralı evin önünde sıralanır; günün hâsılatını teslim etmek ve rapor vermek için beklerdi. Yakınlarının anlatımına göre Manukyan; her gece hâsılatı ya kasaya koyar; ya da alıp ayrılırdı. Yanında genellikle koruma bulundurmazdı. Mesul müdürlerin sorumlusu Oktay (?) gölgesi gibi peşindeydi. Otomobilini de, Kambur Necati (Akçay) adlı şoförü kullanırdı.

- Bombalı Saldırıdan Son Anda Ağır Yaralı Kurtuldu… -

1995’de ciddi bir saldırıda yaralandı. İstanbul Emniyeti’nin ‘doğalgaz patlaması!’, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ‘bombalı saldırı!’ diye yorumladığı, esrarengiz tecavüze uğradı. Vergi rekortmeni genelev işletmeci Matild Manukyan ağır yaralandı. Yanındaki iki kişi; koruması Mehmet Urhan ve özel şoförü Necati Akçay hayatını yitirdi. Manukyan aylarca hastanede kaldı. Yüzünde ve sağ ayağında 2. derece ağır yanık görüldü. Sol ayağı ve kaval kemiği 3 yerden kırıldı. 8 ay içerisinde tam 12 farklı ameliyata alındı. Saldırının üzerini saran esrar bulutu aralanamadı. Pek çok iddia sıralandı; ama olay aydınlatılamadı. 

Matild Manukyan’ın yolu zaman zaman polisle kesişti. Küçük yaşta kız veya vesikasız kadın çalıştırdığı iddiasıyla baskınların hedefine otur(tul)du. Bazen uzun gözaltılar ve kısa süreli tutuklamalar da yaşadı. Her seferinde yeniden başlıyormuşçasına işinin başına döndü; kaldığı yerden devam etti.

Manukyan; Şişli’deki evi, Huzur Palas’ta ölünceye kadar kaldı. Türkiye’nin en zengin kadınıydı; ama ilk günkü çizgisini değiştirmedi. 21 Şubat 2001’de Beyoğlu Üçhoran Kilisesi’nde düzenlenen cenaze törenine müteakip Şişli Ermeni Mezarlığı’nda toprağa verildi. Beyin kanaması neticesinde hayatını yitiren torunu Linda Çilingir’in yanına defnedildi. Arkasında muazzam büyüklükte para ve servet bıraktı. 87 senelik uzun sayılabilecek ömründe, kimlerle işbirliği yaptı, kimlerle ne düşündü ve kimlerle neler planladı, sır olarak kaldı ve hiç bilinemedi.

Son yıllarında hayır işlerine de girişti. Pek çok kimsesize sahip çıktığı, yoksul öğrencileri okuttuğu söylendi. Çeşitli vakıflara apartman daireleri bağışladı. Cemaatinin kilisesi bağışlarını kabul etmedi. Antalya’da bir cami yaptırma önerisi de reddedildi. Dönemin basınında, Sarıyer Belediyesi’ne değeri milyonlarca doları bulan çok büyük araziyi hibe ettiği ileri sürüldü. Yazılanlara göre; Ferahevler’deki - ki; içinde Sarıyer Kaymakamlığı ve pek çok önemli kamu biriminin bulunduğu! - Hükümet Konağı, Manukyan’ın bağışladığı arazi üzerine inşa edildi.

- Matild; lüks, büyük, geniş otomobillere meraklıydı… -

Lüks, rahat, geniş ve büyük otomobillere karşı önlenemez zaafa sahipti. Cadillac, Buick, Ford, Mercedes ve Rolls Royce markalarına aşırı düşkündü. Bir habere göre; 1990’da piyasaya sunulacak Rolls Royce’un yeni modelinin siparişini 1987’de vermişti. Sipariş ettiği otomobilin döşemesi 27 antilobun derisiyle kaplanmıştı. Aksesuarları som gümüştendi. Fiyatı ise tamı tamına - dönemin rakamlarıyla! - 3 milyar 700 milyon liraydı.

Orta Çağ’da yaşamış soylu, güzel kadınlara hayrandı. Orijinali Louvre Müzesi’nde bulunan, Alman ressam Franz Xaver Winterhalter tarafından çizilmiş, oturma odasında duvarda asılı, Madam Rimski Korsakov’un portresinin kopyasıyla her gün konuşur, dertleşirdi. Bombalı saldırıdan sonra geçmişte yaşamaya, eski günleri daha çok anmaya başlamıştı.

Dillerde dolaşan muhteşem mirası biricik evladı Kerope Çilingir’e kaldı. Genç mirasçı, Avrupa’da eğitim almış ve yaşamıştı; ama tipik Amerikalı’ydı. Anne mesleğini ve mirasını omuzlamadı. Dönemin rakamlarına göre; 200 trilyonluk servetin sahibiydi. Kerope Çilingir; 28 yıllık eşi Nektar’ı anlaşmalı şekilde boşadı. 600 milyar lira tazminat ödeyecekti. 300 milyar lirayı nakit verdi; kalanını da kısa vadeli çekle kapattı. Çift; İlda, Dora ve Mayk isimli 3 evlada sahipti. Linda isimli bir diğer kızları, 1995’de beyin kanamasından ölmüştü.

Kerope Çilingir’e miras kalan muhteşem miras, pek çok kişinin gözlerini kamaştırdı. Bir grup ortaya çıktı; Matild Manukyan’ın akrabaları ve mirasçıları olduklarını iddia etti. Hatta daha da ileri gidip, nüfus kayıtlarında Kerope Çilingir’in kaydının bulunmadığını ısrarla tekrarladılar. Bayan Manukyan hiç çocuk doğurmamıştı. Fransız nüfus kayıtlarından çıkardıkları dökümlerle Manukyan ailesinin tarihçesini kendilerine göre yorumlamaya çalıştılar. Konu mahkemeye intikal etti ve hâlâ da sürüyor.

- Ferdinant Manukyan: Yeşilçam’ın Hayat Damarlarından Birisi… -

Ferdinant; Matild’in erkek kardeşlerinin en küçüğüydü. Ünlü sinemacı Memduh Ün’ün hatıralarında yazdığına göre; elinde büyük bir çantayla dolaşırdı. Film yapımcılarının topladığı senetleri kırardı. Bankalar yüzde 10 mu komisyon alırdı? Ferdinant; yüzde 15, bazen yüzde 20 komisyon isterdi. Başka bir açıkgözlük daha yapardı; bütün faizi ödediği paradan peşin keserdi. Yıldız Film Stüdyosu’nun da sahibiydi. Ama asıl işi her zaman bankerlik/tefecilikti. Bay Manukyan’ın verdiği paralarla filmler çekilirdi.

Sinema tarihçisi, gazeteci Ağah Özgüç’e göre Ferdinant Manukyan; ‘sertifikalı’ bir banker/tefeciydi. Zor durumda kalmış sinemacıların bonolarını nakit paraya çevirirdi. İş günlerinde, her sabah saat 10.00’da Tarhan Han’daki ofisinden çıkar; İstiklal Caddesi’ndeki Türkiye İş Bankası’nın şubesine gelirdi. Güvendiği kişilere banka şubesinde buluşma sözü verirdi. Senetlerini alır; faizi kesilmiş parayı bir zarfın içine koyar ve muhatabına uzatırdı. Özgüç’ün gözlemine göre; bankalardan daha insaflıydı; daha az faiz alırdı. Ablası Matild’in ‘gizli kasası’ydı. Genelevler Kraliçesi’nin kazancını, ‘örtülü ödenek’ şeklinde Yeşilçam’a aktararak, pek çok filmin yapılmasını sağlardı.

Ferdinant Manukyan; çok güzel dans ederdi. Gençliğinde Adalar Tango Kralı seçilmişti. Çok az kişi, Yeşilçam’ın gizli finansörünün dans yeteneğini bilirdi.

Ferdinant; kendisinden hayli genç ve güzel kadınla evliydi. Çok acı ve dayanılması zor olay yaşadı. Güzel karısı bir papaza kaçtı. Olay günlerce basında yer aldı. Haberlere bakılırsa biricik oğlunun annesi; çok ünlü papazla basılmıştı. Ferdinant; eşini boşadı ve acısını yüreğine gömdü. Evli kadını baştan çıkartan papaz ise kilisedeki görevinden uzaklaştırıldı.

Bazı film şirketi yapımcılarından da kazık yemişti. İstedikleri krediyi, istedikleri şartlarla sağlayan bazı yapımcılar sırtlarını dönmüştü. Ferdinant da, senetlerini haciz yoluyla tahsil edebildi.

Ferdinant’ın oğlu Manuk Manukyan; Yeşilçam’da bazı filmlerin yapımcılığını üstlendi. Başrollerinde çoğunlukla sevgililerini oynattı. Fakat aradığını bulamadı. Londra’ya yerleşip evlendi ve pansiyon işletmeciliği yapmaya girişti. 

Matild’in ölümünden sonra Manukyan İmparatorluğu ‘hızlı yıkılış dönemine girmişti’…

22 April 2019 16:36
670 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Çirkin Kral, Kumar Oynayarak Dinlenirdi

Türk sinemasının ‘Çirkin Kralı’ Yılmaz Güney’in hayat hikâyesinin zenginliği/farklılığı bir dizi film yapmaya bile imkân veriyordu. Güney; inişli çıkışlı dünya serüveninde toplum sınırlarını zorladı; muhalifliğinin karşılığını da gördü. Sinema anlayışı/çizgisiyle, yaşam tarzıyla ekol yarattı.

‘Kamu Hizmeti’ Veren Lüks Mama

Lüks Nermin; İstanbul’un en ünlü - yerli! - kadın satıcılarındandı; dönemin iktidarına yakın durmuş; kendisinden istenileni yapmış ve politikacıların desteğini görmüştü.

Adnan Menderes’in Son Yasak Aşkı

Menderes’in bir yanı hep boştu/boş kaldı. Eşi Berin Hanım ve tanıdığı/birlikte olduğu bütün kadınlarda annesini aradı; daha doğrusu anne sıcaklığını/şefkatini bulmaya çalıştı. Arayış serüveninde toplumun değer yargılarını pek dikkate almadı; anı dolu dolu yaşadı… Hep kalbinin sesine uydu; kadınların peşinden gitti, koştu…

5’inde Gelin Olan, 12’sinde Dul Kalan Sultan Hanım

3. Ahmet'in sevgili kızı Fatma Sultan ilk evliliğini 5 yaşında, Sadrazam Kömürcü Ali Paşa ile yapmıştı.

Maymunkeş İmam ve Yel Değirmeni Camii

Osmanlı’nın 12. Padişahı 3. Murat (1546-1595)’ın hocası, yetişmesinde önemli rol oynanan Molla Abdülkerim Efendi; ‘dediğim dedik çaldığım düdük’ diyecek kadar dik kafalıydı.

Çanakkale’de Tarih Yazan Çocuk Askerler

Çanakkale; Türk’ün ölüm kalım savaşıydı. Kaybedilmesi boyunduruk getirecekti. Ama Türk’e kefen biçilemezdi. Türk Milleti; en zor zamanda ayağa kalkar; düşman(lar)ına hak ettiği dersi verirdi.

Osmanlı Torunu İngiltere Başbakanı

Ali Kemal (Bey); tavizsiz bir liberal, tam bir Batı daha doğrusu İngiliz dostuydu/taraftarıydı. Torunu, Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi. Torununun oğlu ise İngiltere Başbakanı oldu.

Atina’daki Adamımız

İstiklal Savaşı’nın kazanılmasında, Cumhuriyet’in kurulmasında/sağlam temellere oturtulmasında harca ter akıtan pek çok isimsiz Türk istihbaratçısı da bulunuyordu. Binbaşı Fevzi Kamacı da büyük destanın kahramanlarındandı. Asker bir ailenin üyesiydi. Ağabeyi de Türk Erkan-ı Harbiyesi’nde albay rütbesinde istihbarat subayıydı.

2. Abdülhamit’in Gizemli Dünyası

Sultan 2 Abdülhamit; kimi muhaliflere göre Kızıl Sultan; kimi yazarlara göre Gök Sultan; kimi siyasî İslâmcılara göreyse Evliya Sultan’dı. Osmanlı Tarihi’nde hakkında en çok kitap yazılan, eleştirilen/çekiştirilen ve övgüye/sövgüye mahzar olan başka padişah yoktu. Sonuçta; Abdülhamit Han da insandı; eksiklere, fazlalıklara, zayıflıklara ve kuvvetli yönlere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü/sorumluluğunu 33 yıl omuzlarında taşıdı. Yararlı işlerin yanında, çok ciddi hatalar da yaptı. Ama son kararı tarih verecekti…

Maymunkeş İmam ve Yel Değirmeni Camii

Osmanlı’nın 12. Padişahı 3. Murat (1546-1595)’ın hocası, yetişmesinde önemli rol oynanan Molla Abdülkerim Efendi; ‘dediğim dedik çaldığım düdük’ diyecek kadar dik kafalıydı.

Çanakkale’de Tarih Yazan Çocuk Askerler

Çanakkale; Türk’ün ölüm kalım savaşıydı. Kaybedilmesi boyunduruk getirecekti. Ama Türk’e kefen biçilemezdi. Türk Milleti; en zor zamanda ayağa kalkar; düşman(lar)ına hak ettiği dersi verirdi.

Osmanlı Torunu İngiltere Başbakanı

Ali Kemal (Bey); tavizsiz bir liberal, tam bir Batı daha doğrusu İngiliz dostuydu/taraftarıydı. Torunu, Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi. Torununun oğlu ise İngiltere Başbakanı oldu.

Atina’daki Adamımız

İstiklal Savaşı’nın kazanılmasında, Cumhuriyet’in kurulmasında/sağlam temellere oturtulmasında harca ter akıtan pek çok isimsiz Türk istihbaratçısı da bulunuyordu. Binbaşı Fevzi Kamacı da büyük destanın kahramanlarındandı. Asker bir ailenin üyesiydi. Ağabeyi de Türk Erkan-ı Harbiyesi’nde albay rütbesinde istihbarat subayıydı.

2. Abdülhamit’in Gizemli Dünyası

Sultan 2 Abdülhamit; kimi muhaliflere göre Kızıl Sultan; kimi yazarlara göre Gök Sultan; kimi siyasî İslâmcılara göreyse Evliya Sultan’dı. Osmanlı Tarihi’nde hakkında en çok kitap yazılan, eleştirilen/çekiştirilen ve övgüye/sövgüye mahzar olan başka padişah yoktu. Sonuçta; Abdülhamit Han da insandı; eksiklere, fazlalıklara, zayıflıklara ve kuvvetli yönlere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü/sorumluluğunu 33 yıl omuzlarında taşıdı. Yararlı işlerin yanında, çok ciddi hatalar da yaptı. Ama son kararı tarih verecekti…

İnönü Kendi Parasıyla Cami Yaptırmış

Karşıtları tarafından hemen her fırsatta ‘din düşmanlığı!’ ile suçlanan 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kendi birikimi ile cami yaptırdığı ortaya çıktı.

İstanbul’un Son Büyük Depremi 9 Şiddetindeydi

10 Temmuz 1894 tarihli İstanbul Depremi’nin gücü ölçülebildi. Atina Rasathanesi Müdürü Mösyö Ejinitis’in başkanlığındaki heyetin hazırladığı resmi rapora göre; Richter ölçeğiyle 9 şiddetindeydi.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Süleyman Turan: ‘Esas Oğlan’ın En Can Dostu

Süleyman Turan; hem tiyatroda, hem de sinemada birer kez başrol oynadı. Adı; Harput’ta Bir Amerikalı oyununda ve Dikkat Kan Aranıyor filminde en üste yazıldı…

Sultan İbrahim'in Şekerparesi

Sultan Birinci (Deli) İbrahim; Osmanlı Hanedanı’nın soyunun kesilmesini engelledi. Osmanlı’nın 2. atası sayıldı. Annesi Kösem Sultan; tek umudu için ülkenin en güzel, işveli, cilveli nazeninlerini seferber etti.

Cenazesi Moskova’ya Götürülen Türk Hükümdar

Emir Timur; taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadı. Kan dökücülük, yok edicilik, baş eğdiricilik de rol modelini - Cengiz Han’ı! - hiç aratmadı. Hep Müslüman halklar ve devletlerle didişti/dövüştü…

Cenaze Namazı Kıldırılmayan Ülkücü

‘Ülkücü’ Mustafa Pehlivanoğlu ile ‘Devrimci’ Necdet Adalı aynı gün asıldı; 12 Eylül’ün mimarları (!) ne sağda, ne de solda olduklarını icraatlarıyla gösterdi.

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Susuz Yaz Nasıl Seks Filmi Yapıldı?

Susuz Yaz’ın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. Türkiye’de Sansür Kurulu’nca gösterimi engellendi; Avrupa ve ABD’de para kazanma hırsıyla seks filmi yapıldı. Ama aynı film; Türk Sinema Tarihi’nin ilk en büyük başarısını kazandı.

Cahide Sonku’nun Önlenemeyen Düşüşü

Cahide Sonku; güzelliği, kabiliyeti ve zenginliği ile özlenen/imrenilen bir hayat sürdü. Kıskanıldı; sevildi; dedikodusu yapıldı ve parmakla gösterildi. Masallardan çıkıp gelmiş prensesti. Ama sonu çok kötüydü. Bir elinde büyük ispirto şişesi, öbür elinde bekçi düdüğüyle hayatın kendisine biçtiği son başrolü oynadı. Hem de kendinden geçercesine…

Asrın Casusu ‘Çiçero’ İlyas Bazna 1

2. Büyük Savaş sırasında dünyanın kaderini değiştirebilecek bilgilere ulaşan, Nazi Almanyası hesabına casusluk yapan İlyas (Elyasa) Bazna, Priştina doğumlu Osmanlı vatandaşıydı.

Cenazeden Sonra Kuru Fasulye Ve Yanında Rakı

Horoz Nuri’nin (Vahi Öz) Bedia’ı (Mualla Sürer) Fransızcayı akıcı konuşur, çok iyi piyano çalar ve Türk Sanat Müziği meşklerine katılırdı.

Çirkin Kral, Kumar Oynayarak Dinlenirdi

Türk sinemasının ‘Çirkin Kralı’ Yılmaz Güney’in hayat hikâyesinin zenginliği/farklılığı bir dizi film yapmaya bile imkân veriyordu. Güney; inişli çıkışlı dünya serüveninde toplum sınırlarını zorladı; muhalifliğinin karşılığını da gördü. Sinema anlayışı/çizgisiyle, yaşam tarzıyla ekol yarattı.

Sevdiğini Ölüm Döşeğinde Söyleyebildi

Ünlü aktrist Neriman Köksal, meşhur aktör İzzet Günay’a aşık olduğunu ölüm döşeğinde açıklayabilmiş.

Çirkin Kral, Kumar Oynayarak Dinlenirdi

Türk sinemasının ‘Çirkin Kralı’ Yılmaz Güney’in hayat hikâyesinin zenginliği/farklılığı bir dizi film yapmaya bile imkân veriyordu. Güney; inişli çıkışlı dünya serüveninde toplum sınırlarını zorladı; muhalifliğinin karşılığını da gördü. Sinema anlayışı/çizgisiyle, yaşam tarzıyla ekol yarattı.

Diğer Muhtelif Yazıları

Deve Sütü Seven Diktatör

Irak’ı uzun yıllar çelik eldiven içinde yöneten Saddam Hüseyin (1937-2006); dış görünüşüne çok dikkat ederdi.

Gelmiş Geçmiş En Zengin Adam

Alman banker ve tüccar Jakob Fugger (1459 - 1535); şimdiye kadar dünyaya gelmiş en zengin adamdı.

Nazım’ın Tek Taraflı Aşkı

Suat Derviş (Hatice Saadet); güçlü, mağrur, bildiği yolda dönmeyecek kadar cesur, kartvizitinde pek çok ilki taşıyan kadındı.

Fuhuş Yapanlara Çırılçıplak Koşma Cezası

Fransa’nın - eski - Languedoc eyaletinde, zina yapan kadın ve erkeğe insan onurunu ayaklar altına alan ceza verilirdi.

Cesedi Kadavra Yapılan Hikâyeci

Günümüzde kitapları - hiçbir telif ücreti ödenmeden! - milyonlarca satılan Ömer Seyfettin; son nefesini verdiğinde beş parasız ve kimsesizdi.

Sultan İbrahim'in Şekerparesi

Sultan Birinci (Deli) İbrahim; Osmanlı Hanedanı’nın soyunun kesilmesini engelledi. Osmanlı’nın 2. atası sayıldı. Annesi Kösem Sultan; tek umudu için ülkenin en güzel, işveli, cilveli nazeninlerini seferber etti.

40 Odalı Konaktan Tek Göz Eve

Eşref Üren; babasının katlini/boğulmasını canlı canlı seyretti; korkunç olay hafızasına kazındı.