Üstün Hizmet Madalyası’yla Ödüllendirilen ‘Mama’

Müteveffa Matild Manukyan; Türkiye fuhuş tarihinin en ünlü ikonuydu. Kazandığı parayı yatırımcı titizliğiyle değerlendirdi; bürokratlar ve siyasilerle gizem dolu/merak uyandıran ilişkiler tesis etti. Devletin gazabına uğrasa da sesini çıkarmadı; tahammül gösterdi ve yarasını kendi kendine sardı. Uzun ömür sürdü; bilinmesini istediklerini miras bıraktı; asıl gizemini/sırlarını yanında götürdü…

Üstün Hizmet Madalyası’yla Ödüllendirilen ‘Mama’

Müteveffa Matild Manukyan, ‘İbadette ve ticarette gizlilik esastır,’ diye konuşmasına başlardı. Önündeki mikrofonlarla, soru soranlarla arasına daima kalın bir perde koyar; beklenilen/sorulanın aksine kendi söylemek istediğini kelimelere dökerdi. Hayatının tamamı sır perdesi içindeydi ve öldükten sonra da durum değişmedi. Bilinmesini istedikleri yazıldı, dillendirildi ve dedikoduya malzeme yapıldı.

Bayan Manukyan; Türkiye fuhuş tarihinin bilinen en ünlü ‘maması’ydı. Adının etrafı daima gizem bulutuyla çevriliydi. Manukyan’ın şöhreti, Lüks Nermin ve Langa Fatma’dan fersah fersah ötedeydi. Manukyan; ilişkilerini hep gizli tuttu; kim(ler)i finanse ettiğini, yahut maaşa bağladığını asla açıklamadı. Hayatı pahasına ağzının sıkılığını muhafaza etti. Ödediği yüksek vergi miktarları ile devlet katında ödüllendirildi ve sırtı sıvazlandı. Vergi rekortmenliğine ilişkin onur belgesi, şilt ve resmî teşekkür beyanlarını kapısında M & M ambleminin yazıldığı çok özel müzesinde sergiledi. Sınırlı sayıda ziyaretçinin kabul edildiği şahsî müze; Bayan Manukyan’ın övünç kaynağıydı. Çünkü Matild Manukyan; vergi mükellefliği sürecinde İstanbul’da en yüksek ödemeyi yapan ilk 100 kişi arasındaydı. 

- Matild Manukyan’la İlgili Çarpıcı İddialar… -

Manukyan; Sultan Abdülaziz döneminde, Galata ve Beyoğlu’nda açılan, daha çok da gayri Müslim Osmanlı vatandaşlarının çalıştırdığı genelev/umumhane patronları zincirinin son halkasıydı.

Bayan Manukyan’ın doğum tarihinin dışındaki hikâyesinin çoğu kısmı tartışmalıydı. İlk anlatıya/iddiaya göre; Matild Manukyan’ın gerçek ismi Eveline Matild Chah Muradyan idi. 1914’de İstanbul’da doğmuştu. Babası; Ermeni asıllı ünlü tenor Armenek Chah Muradyan’dı. Annesi de; İsviçre vatandaşı ünlü balerin Salle Marguerite’ydi. 1878 ile 1913 yıllarında Muş’ta yaşayan aile, Ermeni ayaklanmalarından zarar görmemek/korunmak için İstanbul’a geldi. 1914’de dünyaya gelen Matild Manukyan; eğitim ve öğretimini Fransa’da tamamladı. Mirasçılarının iddiasına göre Fransız arşivlerinde; 05 Temmuz 1937’de Dropier Gabriel ile evlilik yaptığı yazılıydı. Bayan Manukyan; evliliğini 19 Temmuz 1948’de sona erdirmişti. Aynı iddiaya göre; Matild Manukyan 11 yıl evli kalmıştı; ama çocuğu yoktu. Çocuksuzluğu kayıtlarda mevcuttu.

- Notre Dame de Sion Lisesi Mezunuydu… -

İkinci, daha geniş kitlelerce bilinen rivayete göreyse; 1914’de, İstanbul’da, ailesinin Sütlüce’deki konağında dünyaya geldi. İstanbullu, aristokrat bir Ermeni ailesinin dört çocuğunun en küçüğüydü. Diğer kardeşlerinin 3’ü de erkekti. Babası; Birinci Dünya Savaşı’na katıldı; gazilik onuruyla döndü. Manuk Efendi; Sultan Hamam’da manifaturacılık yapan, yüksek öğrenim görmüş bir zattı. Annesi Rozine Hanım: yüksek öğrenim almış ev hanımıydı; okumaya ve güzel sanatlara pek düşkündü. Matild; annesinin gözetimi ve denetimi altında yetişti. Özel resim ve piyano dersleri aldırıldı. Balat Ermeni Okulu’na gitti. Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdi. Okuma alışkanlığını annesinden edindi. Dönemin en popüler mesleğini seçerek iş hayatına girdi: Sosyete terziliğini öğrenecekti. İstanbul’un en ünlü/önemli terzilerinden Luciya’ya çıraklık edecekti. Çok geçmeden de Maksud Efendi’nin atölyesine kalfa girdi. Eşi Aram Çilingir Bey ile bir baloda tanıştı. Aram Bey de, tıpkı babası Manuk Efendi gibi zengindi. Mutlu evlilikleri uzun sürmedi. 2. Dünya Savaşı yıllarında hem kocasını, hem de servetini yitirdi. Biricik oğlu Kerope ile baş başa kaldı; hayatın bütün zorlukları omuzlarındaydı. 

Genelev/umumhane patronluğuna girişi hakkında da iki söylence mevcuttu. İlki şöyleydi: Karaköy’de babasından miras kalan binalar kiradaydı ve genelev şeklinde işletilirdi. Birikmiş kira borcunu öde(ye)meyen bir ‘mama’nın önerisi üzerine ortak oldu. Takvimler 1963’ü gösterdiğinde, evlerinin sayısı 14’ü buldu; artık kendisi de ‘tecrübeli bir mama’ydı.

İkinci söylence de ise; Matild Manukyan terziliğini sürdürüyordu. Eskiden beri tanıdığı, hatırlı müşterisine çok sayıda kıyafet dikmişti. Alacağı epeyce birikmişti. Borçlu para ödememekte diretiyordu. Her karşılaştıklarında da bankaya yatıracağını tekrarlıyordu. Matild borcunu alamayınca, kadının adresine gitti. Karşılaştığı manzaraya çok şaşırdı; hatırlı müşterisi meğerse bir genelev patronuydu. Ortaklık önerisini kabul etti ve mesleğe giriş yaptı.

- Hayat Kadınlığı Yapmadı; Türk Kızlarını Çalıştırdı… -

İş hayatında gülmeyen yüzü, aşırı disiplini, sözünde duruşu, ilişkilerini giz perdesi arkasında götürüşü, merhametsizliğiyle tanındı. Karaköy Zürafa Sokak (Çıkmaz Sokak)’taki 42 evin, 37’si Matild’e aitti. Diğerlerinin sahibi ise; Erzurumlu Sümbül Yaşar Karasu’ydu. Bir başka rivayete göreyse; Zürafa Sokak’taki evlerin tamamını Sümbül Yaşar Karasu işletirdi. Manukyan; Karasu’nun terzisiydi. Aynı zamanda genelevde çalışan kadınlara da elbiseler dikerdi. Getirinin büyüklüğünü görünce terziliği bırakmıştı; ten ticaretine soyundu. Hayat kadınlığı yapmamıştı; ama Türk kızlarını çalıştırmıştı.

Manukyan; kazandığı paralarla gayrimenkule yatırım yaptı. Üst üste vergi rekortmeni oldu; devlet yöneticilerinden övgü dolu sözler duydu; başarı plâketleri aldı. Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile de onurlandırıldı! (Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel; Manukyan ile tokalaşmaktan kaçınınca, ödülünü bir başka devlet yöneticisinin elinden aldı…) En övündüğü/beğendiği hareketi, 6 yıl üst üste ‘En Çok Vergi Ödeyen Kadın Mükellef’ yarışını göğüslemesiydi. 1989’da ayrı bir rekorun sahibiydi: Koç ve Sabancı gibi aileleri geçip daha yukarı sıralarda yer buldu. Yaptığı işten utanmıyordu. Beyoğlu, Şişli, Karaköy bölgesinde, çok sayıda apartmanın, iş hanının, konakların kapılarında M & M logoları görünürleşti.

Yanındakilerle çok konuşmaz, samimi davranmazdı. Ama çok sıkı araştırma yaptırır; güvenilir bulunanları işe koşardı. Birisi soru sorarsa, hemen limonlu soda ister ve konuyu değiştirirdi. 

- İddialara Göre; Kiracıları Arasında Kamu Kuruluşları da Vardı … -

Matild Manukyan’ın Şişli’de bir yazıhanesi ve muhasebe bürosu bulunurdu. Buradan işlerini takip ederdi. 220 ticarî plakalı otomobilin sahibiydi. Tarlabaşı Bulvarı’nda da her yanı antika, kıymetli eşyalarla döşeli saray yavrusu dairede kalırdı. Basının iddiasına göre; gayrimenkullerinin bir kısmında bazı devlet kurum ve kuruluşları kiracıydı. O dönemde, Beyoğlu Ekipler Amirliği, Şişli Belediyesi ve Şişli Adliyesi’nin faaliyet gösterdiği binaların malikiydi. 

Tereke kaydına bakılırsa; İstanbul’da 500, Yalova’da 200 apartman dairesi, 70 iş hanı, Antalya’da biri 5 yıldızlı 5 oteli, Girne’de 10 müstakil villaya sahipti. Çok sayıda arsa, tarla, yat, bir Rolls Royce, dört BMW ve dört tane de Mercedes otomobil, kasalar dolusu ziynet eşyası, çeşitli bankalarda Türk lirası ve döviz hesapları görünüyordu.

Manukyan; her gece düzenli şekilde genel evlerin bulunduğu Zürafa Sokak’a gelirdi. Daima Bankalar Caddesi tarafındaki kapıyı kullanırdı. 17 numaralı evdeki geniş oda, özel ofisiydi. Kimse izinsiz giremezdi; bazı özel görüşmelerini burada yapardı. 1.5 metre yüksekliğinde, döküm çelik, anahtarsız açılması imkânsız devasa para kasası dururdu. Matild; bazı günler dolu kasaya günün hâsılatını sıkıştırmak için uğraşır; terlerdi. Her evinin sorumlusu, onların da üstünde mesul müdürü bulunurdu. Görevliler sabahtan akşama kadar işlerin başındaydı. Sorumlular; 17 numaralı evin önünde sıralanır; günün hâsılatını teslim etmek ve rapor vermek için beklerdi. Yakınlarının anlatımına göre Manukyan; her gece hâsılatı ya kasaya koyar; ya da alıp ayrılırdı. Yanında genellikle koruma bulundurmazdı. Mesul müdürlerin sorumlusu Oktay (?) gölgesi gibi peşindeydi. Otomobilini de, Kambur Necati (Akçay) adlı şoförü kullanırdı.

- Bombalı Saldırıdan Son Anda Ağır Yaralı Kurtuldu… -

1995’de ciddi bir saldırıda yaralandı. İstanbul Emniyeti’nin ‘doğalgaz patlaması!’, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ‘bombalı saldırı!’ diye yorumladığı, esrarengiz tecavüze uğradı. Vergi rekortmeni genelev işletmeci Matild Manukyan ağır yaralandı. Yanındaki iki kişi; koruması Mehmet Urhan ve özel şoförü Necati Akçay hayatını yitirdi. Manukyan aylarca hastanede kaldı. Yüzünde ve sağ ayağında 2. derece ağır yanık görüldü. Sol ayağı ve kaval kemiği 3 yerden kırıldı. 8 ay içerisinde tam 12 farklı ameliyata alındı. Saldırının üzerini saran esrar bulutu aralanamadı. Pek çok iddia sıralandı; ama olay aydınlatılamadı. 

Matild Manukyan’ın yolu zaman zaman polisle kesişti. Küçük yaşta kız veya vesikasız kadın çalıştırdığı iddiasıyla baskınların hedefine otur(tul)du. Bazen uzun gözaltılar ve kısa süreli tutuklamalar da yaşadı. Her seferinde yeniden başlıyormuşçasına işinin başına döndü; kaldığı yerden devam etti.

Manukyan; Şişli’deki evi, Huzur Palas’ta ölünceye kadar kaldı. Türkiye’nin en zengin kadınıydı; ama ilk günkü çizgisini değiştirmedi. 21 Şubat 2001’de Beyoğlu Üçhoran Kilisesi’nde düzenlenen cenaze törenine müteakip Şişli Ermeni Mezarlığı’nda toprağa verildi. Beyin kanaması neticesinde hayatını yitiren torunu Linda Çilingir’in yanına defnedildi. Arkasında muazzam büyüklükte para ve servet bıraktı. 87 senelik uzun sayılabilecek ömründe, kimlerle işbirliği yaptı, kimlerle ne düşündü ve kimlerle neler planladı, sır olarak kaldı ve hiç bilinemedi.

Son yıllarında hayır işlerine de girişti. Pek çok kimsesize sahip çıktığı, yoksul öğrencileri okuttuğu söylendi. Çeşitli vakıflara apartman daireleri bağışladı. Cemaatinin kilisesi bağışlarını kabul etmedi. Antalya’da bir cami yaptırma önerisi de reddedildi. Dönemin basınında, Sarıyer Belediyesi’ne değeri milyonlarca doları bulan çok büyük araziyi hibe ettiği ileri sürüldü. Yazılanlara göre; Ferahevler’deki - ki; içinde Sarıyer Kaymakamlığı ve pek çok önemli kamu biriminin bulunduğu! - Hükümet Konağı, Manukyan’ın bağışladığı arazi üzerine inşa edildi.

- Matild; lüks, büyük, geniş otomobillere meraklıydı… -

Lüks, rahat, geniş ve büyük otomobillere karşı önlenemez zaafa sahipti. Cadillac, Buick, Ford, Mercedes ve Rolls Royce markalarına aşırı düşkündü. Bir habere göre; 1990’da piyasaya sunulacak Rolls Royce’un yeni modelinin siparişini 1987’de vermişti. Sipariş ettiği otomobilin döşemesi 27 antilobun derisiyle kaplanmıştı. Aksesuarları som gümüştendi. Fiyatı ise tamı tamına - dönemin rakamlarıyla! - 3 milyar 700 milyon liraydı.

Orta Çağ’da yaşamış soylu, güzel kadınlara hayrandı. Orijinali Louvre Müzesi’nde bulunan, Alman ressam Franz Xaver Winterhalter tarafından çizilmiş, oturma odasında duvarda asılı, Madam Rimski Korsakov’un portresinin kopyasıyla her gün konuşur, dertleşirdi. Bombalı saldırıdan sonra geçmişte yaşamaya, eski günleri daha çok anmaya başlamıştı.

Dillerde dolaşan muhteşem mirası biricik evladı Kerope Çilingir’e kaldı. Genç mirasçı, Avrupa’da eğitim almış ve yaşamıştı; ama tipik Amerikalı’ydı. Anne mesleğini ve mirasını omuzlamadı. Dönemin rakamlarına göre; 200 trilyonluk servetin sahibiydi. Kerope Çilingir; 28 yıllık eşi Nektar’ı anlaşmalı şekilde boşadı. 600 milyar lira tazminat ödeyecekti. 300 milyar lirayı nakit verdi; kalanını da kısa vadeli çekle kapattı. Çift; İlda, Dora ve Mayk isimli 3 evlada sahipti. Linda isimli bir diğer kızları, 1995’de beyin kanamasından ölmüştü.

Kerope Çilingir’e miras kalan muhteşem miras, pek çok kişinin gözlerini kamaştırdı. Bir grup ortaya çıktı; Matild Manukyan’ın akrabaları ve mirasçıları olduklarını iddia etti. Hatta daha da ileri gidip, nüfus kayıtlarında Kerope Çilingir’in kaydının bulunmadığını ısrarla tekrarladılar. Bayan Manukyan hiç çocuk doğurmamıştı. Fransız nüfus kayıtlarından çıkardıkları dökümlerle Manukyan ailesinin tarihçesini kendilerine göre yorumlamaya çalıştılar. Konu mahkemeye intikal etti ve hâlâ da sürüyor.

- Ferdinant Manukyan: Yeşilçam’ın Hayat Damarlarından Birisi… -

Ferdinant; Matild’in erkek kardeşlerinin en küçüğüydü. Ünlü sinemacı Memduh Ün’ün hatıralarında yazdığına göre; elinde büyük bir çantayla dolaşırdı. Film yapımcılarının topladığı senetleri kırardı. Bankalar yüzde 10 mu komisyon alırdı? Ferdinant; yüzde 15, bazen yüzde 20 komisyon isterdi. Başka bir açıkgözlük daha yapardı; bütün faizi ödediği paradan peşin keserdi. Yıldız Film Stüdyosu’nun da sahibiydi. Ama asıl işi her zaman bankerlik/tefecilikti. Bay Manukyan’ın verdiği paralarla filmler çekilirdi.

Sinema tarihçisi, gazeteci Ağah Özgüç’e göre Ferdinant Manukyan; ‘sertifikalı’ bir banker/tefeciydi. Zor durumda kalmış sinemacıların bonolarını nakit paraya çevirirdi. İş günlerinde, her sabah saat 10.00’da Tarhan Han’daki ofisinden çıkar; İstiklal Caddesi’ndeki Türkiye İş Bankası’nın şubesine gelirdi. Güvendiği kişilere banka şubesinde buluşma sözü verirdi. Senetlerini alır; faizi kesilmiş parayı bir zarfın içine koyar ve muhatabına uzatırdı. Özgüç’ün gözlemine göre; bankalardan daha insaflıydı; daha az faiz alırdı. Ablası Matild’in ‘gizli kasası’ydı. Genelevler Kraliçesi’nin kazancını, ‘örtülü ödenek’ şeklinde Yeşilçam’a aktararak, pek çok filmin yapılmasını sağlardı.

Ferdinant Manukyan; çok güzel dans ederdi. Gençliğinde Adalar Tango Kralı seçilmişti. Çok az kişi, Yeşilçam’ın gizli finansörünün dans yeteneğini bilirdi.

Ferdinant; kendisinden hayli genç ve güzel kadınla evliydi. Çok acı ve dayanılması zor olay yaşadı. Güzel karısı bir papaza kaçtı. Olay günlerce basında yer aldı. Haberlere bakılırsa biricik oğlunun annesi; çok ünlü papazla basılmıştı. Ferdinant; eşini boşadı ve acısını yüreğine gömdü. Evli kadını baştan çıkartan papaz ise kilisedeki görevinden uzaklaştırıldı.

Bazı film şirketi yapımcılarından da kazık yemişti. İstedikleri krediyi, istedikleri şartlarla sağlayan bazı yapımcılar sırtlarını dönmüştü. Ferdinant da, senetlerini haciz yoluyla tahsil edebildi.

Ferdinant’ın oğlu Manuk Manukyan; Yeşilçam’da bazı filmlerin yapımcılığını üstlendi. Başrollerinde çoğunlukla sevgililerini oynattı. Fakat aradığını bulamadı. Londra’ya yerleşip evlendi ve pansiyon işletmeciliği yapmaya girişti. 

Matild’in ölümünden sonra Manukyan İmparatorluğu ‘hızlı yıkılış dönemine girmişti’…

22 April 2019 16:36
5,443 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Çirkin Kral, Kumar Oynayarak Dinlenirdi

Türk sinemasının ‘Çirkin Kralı’ Yılmaz Güney’in hayat hikâyesinin zenginliği/farklılığı bir dizi film yapmaya bile imkân veriyordu. Güney; inişli çıkışlı dünya serüveninde toplum sınırlarını zorladı; muhalifliğinin karşılığını da gördü. Sinema anlayışı/çizgisiyle, yaşam tarzıyla ekol yarattı.

Maksim Gorki ‘Seven Banker’

Adından daha ziyade mesleki unvanı ile tanındı. Her gün gazetelerin birinci sayfalarını haber(ler)i, iç yapraklarını da reklam(lar)ıyla doldururdu. Tek kanallı TRT televizyonunda günün her saatinde şirketlerinin ‘paralı tanıtımını’ yapan kısa bantlar dönerdi. Bankalardan daha fazla mevduat toplamayı başardı. Yüksek faiz dağıtırdı. Ama yükselişi gibi ‘inkırazı’/çöküşü de pek hızlıydı. ‘Banker Kastelli’ olarak bilinen, milyonlarca kişiyi peşinden sürükleye(bile)n Abidin Cevher Özden kimdi?

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Diplomatik Kriz Yaratan ‘Mama’

İstanbul’un ünlü ‘kadın ..ezevenk’i Lüks Nermin, Yassı Ada Mahkemeleri’nde gönüllü şahitlik yaptı. Devrin yöneticilerinin isteklerini yerine getirmişti. Hizmetlerinin karşılığı, - iddiasına göre! - devletin ‘Örtülü Ödeneği’nden karşılanmıştı.

‘Kamu Hizmeti’ Veren Lüks Mama

Lüks Nermin; İstanbul’un en ünlü - yerli! - kadın satıcılarındandı; dönemin iktidarına yakın durmuş; kendisinden istenileni yapmış ve politikacıların desteğini görmüştü.

Adnan Menderes’in Son Yasak Aşkı

Menderes’in bir yanı hep boştu/boş kaldı. Eşi Berin Hanım ve tanıdığı/birlikte olduğu bütün kadınlarda annesini aradı; daha doğrusu anne sıcaklığını/şefkatini bulmaya çalıştı. Arayış serüveninde toplumun değer yargılarını pek dikkate almadı; anı dolu dolu yaşadı… Hep kalbinin sesine uydu; kadınların peşinden gitti, koştu…

‘Çöpten Çıkan’ Tiyatro Oyunu

Fatma Nudiye Yalçı, erkek egemen dünyada hemcinslerinin sesi/öncüsü olmayı amaçladı. Türkiye’deki pek çok ilkin sahibiydi. Okudu, yazdı, eleştirdi ve en önemlisi de sorguladı. İdeallerinin peşinden yürüdü. Ömrünün beşte birini hapishanelerde geçirdi.

Cenazesinde Alkış İstemeyen Sanatçı

Sümer Tilmaç, anne karnında sahneye çıkmıştı. Yaşamı boyunca tiyatronun tozunu yutmayı, sinemanın spotlarında aydınlanmayı/görünmeyi kabullendi. Beyazperdede ve televizyonda unutulmaz/ölümsüz tipler çizdi/bıraktı.

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

‘Padişah Oğlunu Boğduran’ Valide

Tarihçilerin ‘Rum asıllı!’ dedikleri Kösem Sultan, İslâm dinini benimsedi, Harem’de eğitildi/yetiştirildi. Osmanlı Devleti’ni 20 yılı aşkın süre yönetti. Sultanlığın, milletin, Sünni İslam dünyasının kaderinde birincil derecede söz/hak sahibi oldu.

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

‘Çöpten Çıkan’ Tiyatro Oyunu

Fatma Nudiye Yalçı, erkek egemen dünyada hemcinslerinin sesi/öncüsü olmayı amaçladı. Türkiye’deki pek çok ilkin sahibiydi. Okudu, yazdı, eleştirdi ve en önemlisi de sorguladı. İdeallerinin peşinden yürüdü. Ömrünün beşte birini hapishanelerde geçirdi.

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Kesilen Ayağı Çalınan Aktör

Ünlü aktörün ömrünün son yılları çile ve keder doluydu. Ağır sağlık sorunları ile boğuştu. Sol ayak parmakları kesildi. Sonra bacağını yitirdi. Tahmin(ler)e göre kendisinden nefret eden hayranı veya düşmanı, mezarı kazıp kefenlenmiş uzvu çalma cüretinde bulundu!

‘İyi Yürekli’ Kötü Adam

Erzurum’dan kağnı ile yola çıkıldı. Konya’ya sonra da Yalova’ya ulaşıldı. İstanbul’a varıldığında çuvallardaki eşyaların çoğu taşınmaktan/aşınmaktan kullanılmaz haldeydi. Bir ahşap konakta 2 oda kiralandı. Anne hem çalışacak, hem oğluna bakacaktı. Taş Ailesi, ekmeğini taştan çıkaracaktı!

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Erdal Eren’i İdama Gönderen Cerrah

Eren’in kemik yaşının 18 olduğuna dair raporu veren O.Ç. adlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu, sonradan genel cerrahi alanında ihtisas yapmış bir cerrahtı.

Susuz Yaz Nasıl Seks Filmi Yapıldı?

Susuz Yaz’ın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. Türkiye’de Sansür Kurulu’nca gösterimi engellendi; Avrupa ve ABD’de para kazanma hırsıyla seks filmi yapıldı. Ama aynı film; Türk Sinema Tarihi’nin ilk en büyük başarısını kazandı.

Enderun Talebesi ‘Kazıklı Voyvoda’

Tarihimize ‘Kazıklı Voyvoda’ diye kaydı düşülen Prens Vlad, döneminin en kanlı, en gaddar, en cüretkâr, en korkusuz askeri yöneticilerindendi. Azılı Türk düşmanıydı. Ana dili gibi Türkçe konuşurdu. Arapçası mükemmele yakındı. Enderun’da - sonradan ‘Sultan 2. Mehmet’ diye anılacak! - Şehzade Fatih’in sınıf arkadaşıydı.

67 Yıl Sonra Mezarı Bulunan Bakü Fatihi

Bakü’ye giren Kafkas İslam Orduları Komutanı ‘Fahri Ferik’ Nuri Bey’in anavatanındaki ‘sembolik sayılabilecek’ mezarı 67 yıl boyunca bulunamadı. Araştırmacı Atilla Oral Bey olmasa belki de kıyamete kadar kayıp kalacaktı.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

Asrın Casusu ‘Çiçero’ İlyas Bazna 1

2. Büyük Savaş sırasında dünyanın kaderini değiştirebilecek bilgilere ulaşan, Nazi Almanyası hesabına casusluk yapan İlyas (Elyasa) Bazna, Priştina doğumlu Osmanlı vatandaşıydı.

Cenazeden Sonra Kuru Fasulye Ve Yanında Rakı

Horoz Nuri’nin (Vahi Öz) Bedia’ı (Mualla Sürer) Fransızcayı akıcı konuşur, çok iyi piyano çalar ve Türk Sanat Müziği meşklerine katılırdı.

Çirkin Kral, Kumar Oynayarak Dinlenirdi

Türk sinemasının ‘Çirkin Kralı’ Yılmaz Güney’in hayat hikâyesinin zenginliği/farklılığı bir dizi film yapmaya bile imkân veriyordu. Güney; inişli çıkışlı dünya serüveninde toplum sınırlarını zorladı; muhalifliğinin karşılığını da gördü. Sinema anlayışı/çizgisiyle, yaşam tarzıyla ekol yarattı.

MİT’çi Aktör / I

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

MİT’çi Aktör / 2

Avrupalı ve ABD’li ünlü yıldızlar gibi bol para kazandı. Geleceğini düşünmeden harcadı. Hovardaydı, güzel kızlara ve kadınlara düşkündü. Lüks yatında/karavanında misafir eder, ‘mirasyedi hayatı’ yaşardı. 8 kez nikâhlanıp boşandı. Sadece özel yaşantısıyla değil, filmleriyle de iz bıraktı, ‘gıpta’ ile izlendi!

Yılmaz Güney’in Jiletli Seyircileri

Yılmaz Güney’in - siyasî olmayan - avantür filmlerini seyreden seyircilerin, aynı arabesk müziğin önemli ismi Müslim Gürses’in taraftarları gibi ‘jiletli’ olduğu, Beyoğlu’ndaki sinemaların mobilyalarına zarar verdikleri ortaya çıktı.

Sevdiğini Ölüm Döşeğinde Söyleyebildi

Ünlü aktrist Neriman Köksal, meşhur aktör İzzet Günay’a aşık olduğunu ölüm döşeğinde açıklayabilmiş.

Çirkin Kral, Kumar Oynayarak Dinlenirdi

Türk sinemasının ‘Çirkin Kralı’ Yılmaz Güney’in hayat hikâyesinin zenginliği/farklılığı bir dizi film yapmaya bile imkân veriyordu. Güney; inişli çıkışlı dünya serüveninde toplum sınırlarını zorladı; muhalifliğinin karşılığını da gördü. Sinema anlayışı/çizgisiyle, yaşam tarzıyla ekol yarattı.

Diğer Muhtelif Yazıları

CIA’nin Hedefindeki ‘Düşünce Silahşoru’

Osman Nuri Koçtürk, tek başına ABD’ye kafa tuttu/savaş açtı. Süt tozu, hibrit tohum, yumurta/et tavuğu, soya yağı, yabancı menşeli gübre gibi hayati ürünlere karşı çıktı. Süper/’emperyalist’ devletlerin, ‘zayıf müttefiklerinin topraklarını ve insanlarını deneylerinin malzemesi olarak kullandığını’ ortaya koydu/ispat etti. ‘Yeniçağın yeni silahlarını teşhir etti!’

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 1

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

‘GPS’li Bavul’ İle Taşınan Dolarlar

‘Kısa sürede yüksek kazanç sağlama’ vaadi çoğu kişiye çekici geldi. ‘Tatlı dilin yılanı yuvasından çıkarması gibi, ‘emeksiz yemek’ hayali - aslında! - bütün birikimleri yok edecekti…’

Maksim Gorki ‘Seven Banker’

Adından daha ziyade mesleki unvanı ile tanındı. Her gün gazetelerin birinci sayfalarını haber(ler)i, iç yapraklarını da reklam(lar)ıyla doldururdu. Tek kanallı TRT televizyonunda günün her saatinde şirketlerinin ‘paralı tanıtımını’ yapan kısa bantlar dönerdi. Bankalardan daha fazla mevduat toplamayı başardı. Yüksek faiz dağıtırdı. Ama yükselişi gibi ‘inkırazı’/çöküşü de pek hızlıydı. ‘Banker Kastelli’ olarak bilinen, milyonlarca kişiyi peşinden sürükleye(bile)n Abidin Cevher Özden kimdi?