Susuz Yaz Nasıl Seks Filmi Yapıldı?

Susuz Yaz’ın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. Türkiye’de Sansür Kurulu’nca gösterimi engellendi; Avrupa ve ABD’de para kazanma hırsıyla seks filmi yapıldı. Ama aynı film; Türk Sinema Tarihi’nin ilk en büyük başarısını kazandı.

Susuz Yaz Nasıl Seks Filmi Yapıldı?

Türk sineması, 1964’de Susuz Yaz’la, 2004’de Duvara Karşı’yla, 2010’da Bal’la Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülleri’ni 3 defa kazandı.

Berlin’deki ünlü yarışmanın kapılarını aralayan; Türk sineması için gerçek ilk dünya çıkışı kabul edilen Susuz Yaz’ın öyküsü ilginçti. Filmin omurgasını teşkil eden öykü, Necati Cumalı’nındı. Senaryo ise; bir ekibe aitti. Ekip; Metin Erksan, Kemal İnci ve İsmet Soydan’dan oluşmuştu. Yapımcısı Ulvi Doğan’ın iddiasına göreyse; senaryo kendisi tarafından yazılmıştı. Hatta ünlü karakterlerin isimleri ve olay örgüsünün çoğu ailesinin yaşadıklarıydı. 

- Hülya Koçyiğit’in İlk Başrolüydü… -

Ulvi Doğan; İstanbul Fatih’de oturan zengin bir ailenin biricik oğluydu. 2 Kasım 1931’de doğdu. İlk, orta, lise eğitimini İstanbul’da yaptı. Üniversite öğretimi için Almanya’ya gönderildi. Tekstil mühendisliği ve stilistlik lisansı alması istendi. Eğitimi sırasında dünyayı ülke ülke dolaştı. Almanca, İngilizce ve Fransızca öğrendi. Sanat ve sinema dünyasının yıldızlarıyla tanıştı, dostluklar kurdu. Sinemada kariyer yapmak istedi; ama Avrupa’da zorladığı kapılar ya hiç açılmadı ya da yüzüne kapandı. 1963’de İstanbul’a geldi; Yeşilçam Sokağı’ndaki film şirketlerini zorladı; yakışıklı ve kültürlüydü. Ama bir türlü istediği rolü kapamadı. Kendine güveni tamdı; sinemada her rolün üstesinden gelebileceğine inanırdı.

Sonunda ilginç bir karara vardı: Kendi yapım şirketini açacaktı! Arkadaşı, rejisör Metin Erksan ile anlaştı; Hitit Film’i kurdu. Doğan; hem yapımcılık yapacak, hem de uygun gördüğü rolde kamera karşısına geçebilecekti. Ellerinde hazır bir senaryo bulunuyordu. Necati Cumalı’nın su ve arazi anlaşmazlığı, kadınsızlık temalarını işleyen Susuz Yaz adlı eseri filme alınacaktı. Filmde, Hülya Koçyiğit ilk defa sinema sahnesinde görünecekti. Erol Taş’ın da ilk başrolüydü. Diğer oyuncular Ercan Yazgan ve Osman Alyanak’tı. Filmin müziklerini de ünlü Yunan besteci Manos Hacidakis yapacaktı.

- Sansür Kurulu; Susuz Yaz’a Yasak Getirdi… -

Cumalı’nın bir zamanlar avukatlık yaptığı İzmir’in Urla ilçesi çekim için düşünüldü. Sonunda olayın geçtiği Bademler Köyü’nde karar kılındı. Köylüler; filmde figüranlık yapmayı kabul etti. Çekimler, Mart 1963’de başladı; tam 9 ay sonra, Aralık 1963’de tamamlandı. Kalabalık bir kadro oluşturuldu. Bütün masraflar, yapımcı Ulvi Doğan tarafından karşılandı. Tekstilci/stilist Ulvi Doğan iyi bir film kotardıklarını düşünüyordu. Büyük hâsılat elde ede(bile)cekler; kafasındaki filmler arka arkaya gele(bile)cekti. Ama, Susuz Yaz’ın Türkiye macerası tam bir fiyaskoydu. Erksan’ın her karesini titizlenerek çektiği film; Sansür Kurulu’nu aşamadı. Ülkede gösterimine izin verilmediği gibi, yasak da geldi. Sınıf çelişkisini, seksüel açlığı, toprağa karşı gözü doymazlığı anlatan film ‘zararlı bulundu’!

Sansür Kurulu’nun kararı; Erksan ile Doğan’ın arasını ‘kara kedi’ gibi açtı. İkili birbirini suçlamaya, tartışmaya ve ağız dalaşına girişti. Doğan; aklına koyduğunu yapan ve pratik çözümler üretebilen kişiliğe sahipti. ‘Film benim!’ dedi; bütün negatiflere el koydu. Sonra da bir bavula yerleştirdi; gizlice otomobilin arkasına koydu; Almanya’nın yolunu tuttu. Berlin Film Festivali’ne katılmayı planlıyordu. Ve dediğini de yaptı. Susuz Yaz, festivale iştirak etti. Altın Ayı Ödülü’ne layık görüldü. Filmin başarısı Avrupa’da ve Türkiye’de ilgi ile karşılandı. Sansür yasağı özel bir kararla kaldırıldı. Filmin galası, çekimin gerçekleştirildiği Bademler Köyü’nde yapıldı. Köy halkı, film ekibini alkışlarla karşıladı; filmi dikkatle izledi.

- Doğan’ın Şahsi İlişkileri Ödülde Etkili Oldu… -

Ulvi Doğan; hedefine ulaştı: Hem tanınmış oyuncuydu, hem de film yapımcısıydı. Filmi yarışmaya soktuktan sonra etkili bir kulis faaliyetinde bulunmuştu. Jüri üyelerinden, (Ömer Şerif’in eşi!) Faten Hamama ile tanışıyordu. Doğan’ın ifadesine göre; Hamama ile aralarında çok özel bir ilişki vardı. Hamame; bir diğer jüri üyesi Richard Todd ile yakın dosttu. Jüri üzerinde etkili bir prodüktöre de baskı yaptı. Doğan; Faten Hamama’nın desteği olmasa tek oy alamayacağını söylüyordu. Susuz Yaz; 4’e karşı 5 oyla birinciliği göğüsleyebildi. Etkin şahsî dostluğunu ödüle çevirebilmişti.

Ulvi Doğan; filmden beklediği kazancı sağlayamadı. İddiasına göre; film maliyetini karşılayamadı. Zararının çıkarılması gerekliydi. Doğan; başrol oyuncusu Hülya Koçyiğit’e çok benzeyen bir yabancı oyuncu buldu. Birkaç pornografik yama ile filmin yeni bir montajını yaptırdı; adını da değiştirdi: I Had My Brother’s Wife (Kardeşimin Karısına Sahip Oldum)! Sonra piyasaya sürdü; görenlerin anlatımına göre; filmin yeni montajı daha çok erotik film gösteren sinemalarda yer bulabildi. O günün gazetelerinde yer alan bir habere göre Ulvi Doğan; Londra’da bir sinemada gösterilen filmi İngiliz vatandaşı bir yapımcıya 2.500 sterline sattı. Alış verişin vergisini de ödemeden ortalıktan kayboldu. 13 Nisan 1971 tarihli Saklambaç gazetesinde haber; ‘Susuz Yaz Londra’da Seks Filmi Diye Halka Yutturuldu’ başlığıyla yer aldı.

- Latin Sevgilisi, The Turkish Lover Adlı Bir Kitap Yazdı… -

Ulvi Doğan; sinema macerasına ara verdikten sonra Fransa’ya Paris’e yerleşti. Kısa süreli ilişkiler yaşadı; ama hiç evlenmedi.

Daha sonra ikametini ABD’ye taşıdı. New York’ta Esmeralda Santiago adlı çok güzel Latin asıllı bir hanımla tanıştı. İlişkileri 7 yıl sürdü. Tanıştıklarında Ulvi Doğan 36, Esmeralde 19 yaşındaydı. Esmeralda; Doğan’la yaşadığı ilişkiyi The Turkish Lover (Türk Sevgili) adlı kitabında ele aldı. Kitap; kültürel farklılıkların ve kadın haklarına bakışın değişik tezahürlerini anlatıyordu. Esmeralda Santiago; Ulvi Doğan’a sırılsıklam âşıktı. Yazdığına göre Ulvi; gerçekten yakışıklı, çekici ve zengindi. Böyle olunca da çapkınlık yapması normaldi. Her ülkede bir sevgilisi vardı. Ama son derece de kıskançtı; Esmeralda’nın bir erkekle bile konuşmasına izin vermezdi. Latin kültüründe dans etmek son derece normaldi. Ama Ulvi; Türk kanı taşıyordu; Esmeralda’nın arkadaşlarıyla dans etmesini yasaklamıştı. Güzel Latin kızı; Harvard’ı bitirdiği gün ilişkisine de noktayı koydu. Kendi ifadesine göre; kıskanılmak ve engellenmekten hayatı kâbusa dönmüştü.

Esmeralda Santiago; kitabında Susuz Yaz’la ilgili bilgiler verirken, Doğan’ı övmekten de geri durmadı. Ulvi Doğan; ABD’de yapımcılara/yönetmenlere filmini göstermişti; övgüler almıştı; daha da önemlisi kendini kabul ettirmişti. ABD film endüstrisinde hemen tanınmıştı. Santiago’nun yazdığı doğruydu: Susuz Yaz (Dry Summer) adıyla Şikago’nun büyük sinemalarından birinde gösterime girdi; 2 hafta boyunca kapalı gişe oynadı. Sinemanın önündeki büyük ışıklı tabelada Susuz Yaz’ın reklamı yapılırken, Berlin’deki Altın Ayı Ödülü’nü kazandığı da belirtildi.

- ABD’li Bazı Yönetmenlerin Garip Önerisi… -

Ulvi Doğan’ın Latin asıllı sevgilisi Esmeralda Santiago; Susuz Yaz’a eklenen erotik parçalara/yamalara da değiniyordu. Yazdığına bakılırsa; ABD’deki bazı yönetmenler, filmin açık sahnelere ihtiyacı olduğu yorumunu yapmıştı. Doğan da; Almanya’ya gitmiş; Hülya Koçyiğit’e çok benzeyen bir hanımı pornografik parçalarda oynatmış ve filme eklemişti. Doğan; bütün hayatını bir filme vakfetmişti; başarmıştı. Senaryonun çoğunluğu da Doğan’a aitti; kendi ailesinin başına gelen bazı olaylardan etkilenip yazmıştı. Hatta babasının, annesinin, ağabeyinin ve yengesinin isimleri filmdeki belli başlı karakterlere verilmişti.

Ulvi Doğan; hiç evlenmedi. 40 yıl ABD ve Avrupa’da yaşadıktan sonra ülkesine döndü. Yakacık’taki Sanatçı Yaşam Evi’ne yerleştirildi. Unutulmuştu; hiç tanıyanı, hayranı yoktu. Dolayısıyla arayanı soranı da çıkmadı; yapayalnızdı. Ağır sağlık sorunları yaşıyordu. 3 yıl boyunca kaldığı bakımevinde tek ziyaretçisi bile gelmedi. 2018’in Mart ayında aniden ağırlaşınca hastane kaldırıldı. Yoğun bakımda tutulduysa da, çoklu organ yetmezliğinden dolayı hayatını yitirdi. Takvim yaprakları 20 Ağustos 2018’i gösteriyordu. 

Susuz Yaz’a can veren adam; sıcak ve kurak bir İstanbul yaz gününde hayatına son noktayı koydu…

10 June 2019 19:55
3,762 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

Yeşilçam’ın Görünmeyen Şarkıcısı

Belkıs Özener (Özyenginer), ablası Gönül Yazar gibi, geleneksel müziğimiz, Türk Sanat Müziği parçalarına hayat verdi.

Suzan Avcı ya da ‘Şıngırdak Melahat’

Suzan Avcı (Bizavcı), ‘hayat mektebi’nden mezundu. Tek başına yaşamı ve ailesini omuzladı. Yeşilçam’da mucizeler yarattı. Çizdiği tipolojiyle milyonlarca erkeğin dikkatini çekti/hayranlığını kazandı. Adını, Türk Sinema Tarihi’nin zirvesine yazdırdı.

Nazım’ın Hayatını Kurtaran Şair

SSCB Yazarlar Birliği Genel Sekreteri Aleksandr Fadeyev, Nazım Hikmet’in hayranı ve dostuydu.

Yerli James Bond Göksel Arsoy

Göksel Arsoy; daha çok romantik aşk filmleriyle tanındı.

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Libya'da Başbakanlık Yapan İlk Türk

Sadullah Koloğlu; 1948’den sonra Libya’da kurulan hükümetlerde Başbakanlık yapan Türk soyluların ilkiydi. Devlet cihazının oluşturulmasında önemli hizmetleri dokundu. Ahmet Maytik, Muhammet Sakızlı ve Fayiz es Serrac gibi Türkler de aynı makama gelecekti.

Beşiktaş Maçı Olduğunda Derse Girmeyen Profesör

Mümtaz Soysal; Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli/yetkin ‘Anayasa Hukuku’ kuramcılarındandı. Hapishane hücresinden TBMM’ne, Dışişleri Bakanlığı’na uzanan çok renkli, zorlu, mücadele dolu, uzun hayat sürdü.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Her Filminde Başrol Oynayan Aktör

Ediz Hun, Yeşilçam’da, siyasette ve üniversitede disiplini, özeni ve dikkati ile tanındı. Çevre hassasiyeti ve doğa sevgisiyle bilindi. Her filminde başrolde oynayan tek aktördü. Heyecanını, yaşam sevincini, aile özenini hiç yitirmedi. Çevresine ve içinden çıktığı topluma örnek olmaya çalıştı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Yeşilçam’ın Görünmeyen Şarkıcısı

Belkıs Özener (Özyenginer), ablası Gönül Yazar gibi, geleneksel müziğimiz, Türk Sanat Müziği parçalarına hayat verdi.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Erdal Eren’i İdama Gönderen Cerrah

Eren’in kemik yaşının 18 olduğuna dair raporu veren O.Ç. adlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu, sonradan genel cerrahi alanında ihtisas yapmış bir cerrahtı.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Cahide Sonku’nun Önlenemeyen Düşüşü

Cahide Sonku; güzelliği, kabiliyeti ve zenginliği ile özlenen/imrenilen bir hayat sürdü. Kıskanıldı; sevildi; dedikodusu yapıldı ve parmakla gösterildi. Masallardan çıkıp gelmiş prensesti. Ama sonu çok kötüydü. Bir elinde büyük ispirto şişesi, öbür elinde bekçi düdüğüyle hayatın kendisine biçtiği son başrolü oynadı. Hem de kendinden geçercesine…

Üstün Hizmet Madalyası’yla Ödüllendirilen ‘Mama’

Müteveffa Matild Manukyan; Türkiye fuhuş tarihinin en ünlü ikonuydu. Kazandığı parayı yatırımcı titizliğiyle değerlendirdi; bürokratlar ve siyasilerle gizem dolu/merak uyandıran ilişkiler tesis etti. Devletin gazabına uğrasa da sesini çıkarmadı; tahammül gösterdi ve yarasını kendi kendine sardı. Uzun ömür sürdü; bilinmesini istediklerini miras bıraktı; asıl gizemini/sırlarını yanında götürdü…

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Kitapsız İlim, Tekçe'siz Film Olmaz

Ahmet Tarık Tekçe, Yeşilçam Sokağı’nda yaşadı, nefes aldı, sinema için terledi ve rızkını temine çalıştı. Bazı yapımcıların sömürüsüne karşın, hakkını isterken bile zorlandı. Paranın değil, beyaz perdenin cazibesine kapıldı.

Fukara Babası Kemal Sunal

‘Türk Sineması’nın Şaban’ı aslında bir ‘fukara babası’ydı, ama ‘eli sıkı’ (!) bilinirdi…

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Atatürk'ün Emaneti Türk Hava Kurumu

Türk Tayyare Cemiyeti kurulduğunda sadece yerli uçağın yapımı değil, millî silah sanayinin de temeli atıldı. Atatürk’e göre Türk Milleti yüksek karaktere, zekâya, kabiliyete sahipti. Kendi uçağını, tankını ve her türden savaş silah(lar)ını üretebilirdi.

Türkeş, MBK’den Nasıl Tasfiye Edildi?

Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan’ın Ankara’nın Necatibey Caddesi’ndeki mütevazı evinde ‘14’ler’ tanımlamasıyla siyasi tarihimize geçen grubun kaderi çizildi. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal ve MBK’nin 2 etkin üyesinin çok gizli toplantısında ülkenin yakın geleceğini etkileyecek önemli karar alındı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Terzisi

Paşa; klasik ve her devirde moda olabilecek, kendi stiline gidebilecek kumaşları seçerdi. Kumaşlarının bir kısmı yurt dışından gelirdi.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

2. Abdülhamit'e Rest Çeken Cariye

2. Abdülhamit, Osmanlı Hanedanı’nın en çok tartışılan, konuşulan ve hakkında yazılan üyesiydi. Eylemleri ile bazen eleştirildi, bazen göklere çıkarıldı. Özel hayatı da merak edildi. Kimi kaynaklara göre 13, kimi tarihçilere göre 16 hanımı oldu. Çerkez soyluları tercih ettiği yazıldı.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Türkeş, MBK’den Nasıl Tasfiye Edildi?

Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan’ın Ankara’nın Necatibey Caddesi’ndeki mütevazı evinde ‘14’ler’ tanımlamasıyla siyasi tarihimize geçen grubun kaderi çizildi. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal ve MBK’nin 2 etkin üyesinin çok gizli toplantısında ülkenin yakın geleceğini etkileyecek önemli karar alındı.

İsmet Paşa’nın Elini Öpen TİP Lideri

Mehmet Ali Aybar, çok iyi eğitim almıştı; Sol/Sosyalist düşünce aileden mirastı.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

‘Acıların Kadını’ Bergen’in Bol Acılı Öyküsü

Rivayete göre, babası, kızının şarkıcılık yapmasına rıza göstermemişti. Hasta yatağında, ölümün eşiğinde, ‘Belgin şarkıcı olursa, iki yakası bir araya gelmesin,’ diye beddua etmişti.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Tavşan Doğuran Kadın

İngiltere tahtında oturan, İngilizce bilmeyen, çevresi ve devlet yöneticileriyle Fransızca konuşa(bile)n I. George’un döneminde inanılması zor/garip olaylar, skandallar yaşandı. 50 kadar tavşan doğurduğunu iddia eden Mary Tofts adlı kadın da sahtekârlar arasındaydı.

Oscar Ödülleri’ni Reddeden Ünlüler

Oscar ödülünü kazanmak için her türlü çılgınlığı/tanıtımı yapanların yanında çeşitli sebeplerden reddedenler de görüldü.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.