Susuz Yaz Nasıl Seks Filmi Yapıldı?

Susuz Yaz’ın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. Türkiye’de Sansür Kurulu’nca gösterimi engellendi; Avrupa ve ABD’de para kazanma hırsıyla seks filmi yapıldı. Ama aynı film; Türk Sinema Tarihi’nin ilk en büyük başarısını kazandı.

Susuz Yaz Nasıl Seks Filmi Yapıldı?

Türk sineması, 1964’de Susuz Yaz’la, 2004’de Duvara Karşı’yla, 2010’da Bal’la Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülleri’ni 3 defa kazandı.

Berlin’deki ünlü yarışmanın kapılarını aralayan; Türk sineması için gerçek ilk dünya çıkışı kabul edilen Susuz Yaz’ın öyküsü ilginçti. Filmin omurgasını teşkil eden öykü, Necati Cumalı’nındı. Senaryo ise; bir ekibe aitti. Ekip; Metin Erksan, Kemal İnci ve İsmet Soydan’dan oluşmuştu. Yapımcısı Ulvi Doğan’ın iddiasına göreyse; senaryo kendisi tarafından yazılmıştı. Hatta ünlü karakterlerin isimleri ve olay örgüsünün çoğu ailesinin yaşadıklarıydı. 

- Hülya Koçyiğit’in İlk Başrolüydü… -

Ulvi Doğan; İstanbul Fatih’de oturan zengin bir ailenin biricik oğluydu. 2 Kasım 1931’de doğdu. İlk, orta, lise eğitimini İstanbul’da yaptı. Üniversite öğretimi için Almanya’ya gönderildi. Tekstil mühendisliği ve stilistlik lisansı alması istendi. Eğitimi sırasında dünyayı ülke ülke dolaştı. Almanca, İngilizce ve Fransızca öğrendi. Sanat ve sinema dünyasının yıldızlarıyla tanıştı, dostluklar kurdu. Sinemada kariyer yapmak istedi; ama Avrupa’da zorladığı kapılar ya hiç açılmadı ya da yüzüne kapandı. 1963’de İstanbul’a geldi; Yeşilçam Sokağı’ndaki film şirketlerini zorladı; yakışıklı ve kültürlüydü. Ama bir türlü istediği rolü kapamadı. Kendine güveni tamdı; sinemada her rolün üstesinden gelebileceğine inanırdı.

Sonunda ilginç bir karara vardı: Kendi yapım şirketini açacaktı! Arkadaşı, rejisör Metin Erksan ile anlaştı; Hitit Film’i kurdu. Doğan; hem yapımcılık yapacak, hem de uygun gördüğü rolde kamera karşısına geçebilecekti. Ellerinde hazır bir senaryo bulunuyordu. Necati Cumalı’nın su ve arazi anlaşmazlığı, kadınsızlık temalarını işleyen Susuz Yaz adlı eseri filme alınacaktı. Filmde, Hülya Koçyiğit ilk defa sinema sahnesinde görünecekti. Erol Taş’ın da ilk başrolüydü. Diğer oyuncular Ercan Yazgan ve Osman Alyanak’tı. Filmin müziklerini de ünlü Yunan besteci Manos Hacidakis yapacaktı.

- Sansür Kurulu; Susuz Yaz’a Yasak Getirdi… -

Cumalı’nın bir zamanlar avukatlık yaptığı İzmir’in Urla ilçesi çekim için düşünüldü. Sonunda olayın geçtiği Bademler Köyü’nde karar kılındı. Köylüler; filmde figüranlık yapmayı kabul etti. Çekimler, Mart 1963’de başladı; tam 9 ay sonra, Aralık 1963’de tamamlandı. Kalabalık bir kadro oluşturuldu. Bütün masraflar, yapımcı Ulvi Doğan tarafından karşılandı. Tekstilci/stilist Ulvi Doğan iyi bir film kotardıklarını düşünüyordu. Büyük hâsılat elde ede(bile)cekler; kafasındaki filmler arka arkaya gele(bile)cekti. Ama, Susuz Yaz’ın Türkiye macerası tam bir fiyaskoydu. Erksan’ın her karesini titizlenerek çektiği film; Sansür Kurulu’nu aşamadı. Ülkede gösterimine izin verilmediği gibi, yasak da geldi. Sınıf çelişkisini, seksüel açlığı, toprağa karşı gözü doymazlığı anlatan film ‘zararlı bulundu’!

Sansür Kurulu’nun kararı; Erksan ile Doğan’ın arasını ‘kara kedi’ gibi açtı. İkili birbirini suçlamaya, tartışmaya ve ağız dalaşına girişti. Doğan; aklına koyduğunu yapan ve pratik çözümler üretebilen kişiliğe sahipti. ‘Film benim!’ dedi; bütün negatiflere el koydu. Sonra da bir bavula yerleştirdi; gizlice otomobilin arkasına koydu; Almanya’nın yolunu tuttu. Berlin Film Festivali’ne katılmayı planlıyordu. Ve dediğini de yaptı. Susuz Yaz, festivale iştirak etti. Altın Ayı Ödülü’ne layık görüldü. Filmin başarısı Avrupa’da ve Türkiye’de ilgi ile karşılandı. Sansür yasağı özel bir kararla kaldırıldı. Filmin galası, çekimin gerçekleştirildiği Bademler Köyü’nde yapıldı. Köy halkı, film ekibini alkışlarla karşıladı; filmi dikkatle izledi.

- Doğan’ın Şahsi İlişkileri Ödülde Etkili Oldu… -

Ulvi Doğan; hedefine ulaştı: Hem tanınmış oyuncuydu, hem de film yapımcısıydı. Filmi yarışmaya soktuktan sonra etkili bir kulis faaliyetinde bulunmuştu. Jüri üyelerinden, (Ömer Şerif’in eşi!) Faten Hamama ile tanışıyordu. Doğan’ın ifadesine göre; Hamama ile aralarında çok özel bir ilişki vardı. Hamame; bir diğer jüri üyesi Richard Todd ile yakın dosttu. Jüri üzerinde etkili bir prodüktöre de baskı yaptı. Doğan; Faten Hamama’nın desteği olmasa tek oy alamayacağını söylüyordu. Susuz Yaz; 4’e karşı 5 oyla birinciliği göğüsleyebildi. Etkin şahsî dostluğunu ödüle çevirebilmişti.

Ulvi Doğan; filmden beklediği kazancı sağlayamadı. İddiasına göre; film maliyetini karşılayamadı. Zararının çıkarılması gerekliydi. Doğan; başrol oyuncusu Hülya Koçyiğit’e çok benzeyen bir yabancı oyuncu buldu. Birkaç pornografik yama ile filmin yeni bir montajını yaptırdı; adını da değiştirdi: I Had My Brother’s Wife (Kardeşimin Karısına Sahip Oldum)! Sonra piyasaya sürdü; görenlerin anlatımına göre; filmin yeni montajı daha çok erotik film gösteren sinemalarda yer bulabildi. O günün gazetelerinde yer alan bir habere göre Ulvi Doğan; Londra’da bir sinemada gösterilen filmi İngiliz vatandaşı bir yapımcıya 2.500 sterline sattı. Alış verişin vergisini de ödemeden ortalıktan kayboldu. 13 Nisan 1971 tarihli Saklambaç gazetesinde haber; ‘Susuz Yaz Londra’da Seks Filmi Diye Halka Yutturuldu’ başlığıyla yer aldı.

- Latin Sevgilisi, The Turkish Lover Adlı Bir Kitap Yazdı… -

Ulvi Doğan; sinema macerasına ara verdikten sonra Fransa’ya Paris’e yerleşti. Kısa süreli ilişkiler yaşadı; ama hiç evlenmedi.

Daha sonra ikametini ABD’ye taşıdı. New York’ta Esmeralda Santiago adlı çok güzel Latin asıllı bir hanımla tanıştı. İlişkileri 7 yıl sürdü. Tanıştıklarında Ulvi Doğan 36, Esmeralde 19 yaşındaydı. Esmeralda; Doğan’la yaşadığı ilişkiyi The Turkish Lover (Türk Sevgili) adlı kitabında ele aldı. Kitap; kültürel farklılıkların ve kadın haklarına bakışın değişik tezahürlerini anlatıyordu. Esmeralda Santiago; Ulvi Doğan’a sırılsıklam âşıktı. Yazdığına göre Ulvi; gerçekten yakışıklı, çekici ve zengindi. Böyle olunca da çapkınlık yapması normaldi. Her ülkede bir sevgilisi vardı. Ama son derece de kıskançtı; Esmeralda’nın bir erkekle bile konuşmasına izin vermezdi. Latin kültüründe dans etmek son derece normaldi. Ama Ulvi; Türk kanı taşıyordu; Esmeralda’nın arkadaşlarıyla dans etmesini yasaklamıştı. Güzel Latin kızı; Harvard’ı bitirdiği gün ilişkisine de noktayı koydu. Kendi ifadesine göre; kıskanılmak ve engellenmekten hayatı kâbusa dönmüştü.

Esmeralda Santiago; kitabında Susuz Yaz’la ilgili bilgiler verirken, Doğan’ı övmekten de geri durmadı. Ulvi Doğan; ABD’de yapımcılara/yönetmenlere filmini göstermişti; övgüler almıştı; daha da önemlisi kendini kabul ettirmişti. ABD film endüstrisinde hemen tanınmıştı. Santiago’nun yazdığı doğruydu: Susuz Yaz (Dry Summer) adıyla Şikago’nun büyük sinemalarından birinde gösterime girdi; 2 hafta boyunca kapalı gişe oynadı. Sinemanın önündeki büyük ışıklı tabelada Susuz Yaz’ın reklamı yapılırken, Berlin’deki Altın Ayı Ödülü’nü kazandığı da belirtildi.

- ABD’li Bazı Yönetmenlerin Garip Önerisi… -

Ulvi Doğan’ın Latin asıllı sevgilisi Esmeralda Santiago; Susuz Yaz’a eklenen erotik parçalara/yamalara da değiniyordu. Yazdığına bakılırsa; ABD’deki bazı yönetmenler, filmin açık sahnelere ihtiyacı olduğu yorumunu yapmıştı. Doğan da; Almanya’ya gitmiş; Hülya Koçyiğit’e çok benzeyen bir hanımı pornografik parçalarda oynatmış ve filme eklemişti. Doğan; bütün hayatını bir filme vakfetmişti; başarmıştı. Senaryonun çoğunluğu da Doğan’a aitti; kendi ailesinin başına gelen bazı olaylardan etkilenip yazmıştı. Hatta babasının, annesinin, ağabeyinin ve yengesinin isimleri filmdeki belli başlı karakterlere verilmişti.

Ulvi Doğan; hiç evlenmedi. 40 yıl ABD ve Avrupa’da yaşadıktan sonra ülkesine döndü. Yakacık’taki Sanatçı Yaşam Evi’ne yerleştirildi. Unutulmuştu; hiç tanıyanı, hayranı yoktu. Dolayısıyla arayanı soranı da çıkmadı; yapayalnızdı. Ağır sağlık sorunları yaşıyordu. 3 yıl boyunca kaldığı bakımevinde tek ziyaretçisi bile gelmedi. 2018’in Mart ayında aniden ağırlaşınca hastane kaldırıldı. Yoğun bakımda tutulduysa da, çoklu organ yetmezliğinden dolayı hayatını yitirdi. Takvim yaprakları 20 Ağustos 2018’i gösteriyordu. 

Susuz Yaz’a can veren adam; sıcak ve kurak bir İstanbul yaz gününde hayatına son noktayı koydu…

10 June 2019 19:55
627 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Bedri Rahmi’nin Karadut’u Ermeni Güzeliymiş

Ünlü şair Bedri Rahmi’nin ‘Karadutum, çatal karam, çingenem’ diye anlattığı güzelin Ermeni asıllı bir T.C. vatandaşı olan asistanı Mari Gerekmezyan’mış.

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Çirkin Kral, Kumar Oynayarak Dinlenirdi

Türk sinemasının ‘Çirkin Kralı’ Yılmaz Güney’in hayat hikâyesinin zenginliği/farklılığı bir dizi film yapmaya bile imkân veriyordu. Güney; inişli çıkışlı dünya serüveninde toplum sınırlarını zorladı; muhalifliğinin karşılığını da gördü. Sinema anlayışı/çizgisiyle, yaşam tarzıyla ekol yarattı.

Arayış’ı Aydın Doğan Finanse Etmişti

Arayış dergisi, 12 Eylül döneminde sosyal demokrat kanadın sesi olmuştu.

Cahide Sonku’nun Önlenemeyen Düşüşü

Cahide Sonku; güzelliği, kabiliyeti ve zenginliği ile özlenen/imrenilen bir hayat sürdü. Kıskanıldı; sevildi; dedikodusu yapıldı ve parmakla gösterildi. Masallardan çıkıp gelmiş prensesti. Ama sonu çok kötüydü. Bir elinde büyük ispirto şişesi, öbür elinde bekçi düdüğüyle hayatın kendisine biçtiği son başrolü oynadı. Hem de kendinden geçercesine…

Üstün Hizmet Madalyası’yla Ödüllendirilen ‘Mama’

Müteveffa Matild Manukyan; Türkiye fuhuş tarihinin en ünlü ikonuydu. Kazandığı parayı yatırımcı titizliğiyle değerlendirdi; bürokratlar ve siyasilerle gizem dolu/merak uyandıran ilişkiler tesis etti. Devletin gazabına uğrasa da sesini çıkarmadı; tahammül gösterdi ve yarasını kendi kendine sardı. Uzun ömür sürdü; bilinmesini istediklerini miras bıraktı; asıl gizemini/sırlarını yanında götürdü…

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

Osmanlı Torunu İngiltere Başbakanı

Ali Kemal (Bey); tavizsiz bir liberal, tam bir Batı daha doğrusu İngiliz dostuydu/taraftarıydı. Torunu, Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi. Torununun oğlu ise İngiltere Başbakanı oldu.

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Ali Babacan’ın Bilinmeyen Hikâyesi

Ali Babacan; - Başkentli gazetecinin benzetmesiyle! - Ankaralı, Müslüman burjuva ailenin - yurt içinde ve yurt dışında! - en iyi okullarda eğitim almış üyesiydi. ABD’ye gitti; Batı gördü; yabancı diller öğrendi. Aile şirketini yönetmesi, geliştirmesi/yükseltmesi beklendi. Babacan; kendisini aniden siyasetin içinde buldu; sonrası çorap söküğü gibi geldi…

27 Mayıs’tan Sonra Başbakanlık’ta Ne(ler) Oldu?

Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürü Mehmet Geylani; 27 Mayıs Askeri Darbesi’nin öncesinde ve sonrasında görevinin başındaydı. Gördüklerini/yaşadıklarını Ankara’nın kıdemli usta gazetecisi Kemal Bağlum’a anlattı; tarihe şahitlik etmeye çalıştı… Geylani: Darbe sonrasında Başbakanlık’ta yaşanan bilinmeyen bazı olayların perde arkasını açıkladı…

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

2. Abdülhamit’in Gizemli Dünyası

Sultan 2 Abdülhamit; kimi muhaliflere göre Kızıl Sultan; kimi yazarlara göre Gök Sultan; kimi siyasî İslâmcılara göreyse Evliya Sultan’dı. Osmanlı Tarihi’nde hakkında en çok kitap yazılan, eleştirilen/çekiştirilen ve övgüye/sövgüye mahzar olan başka padişah yoktu. Sonuçta; Abdülhamit Han da insandı; eksiklere, fazlalıklara, zayıflıklara ve kuvvetli yönlere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükünü/sorumluluğunu 33 yıl omuzlarında taşıdı. Yararlı işlerin yanında, çok ciddi hatalar da yaptı. Ama son kararı tarih verecekti…

Polisiye Roman Sevdalısı Padişah

34. Osmanlı padişahı 2. Abdülhamid’in polisiye roman merakı çok ünlüydü.

Memleketimden Dinleme Manzaraları 1

Telefon dinleme olayları, Osmanlı’da da, mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti’nde de biline geldi.

Tanju Okan Ve ‘Kadınım’ Şarkısı

Tanju Okan; İzmir’den yetişmiş bir ses sanatçısıydı. Türk Hafif Müziği’nin kurucuları/öncüleri arasındaydı. Kısa sayılabilecek hayatında unutulmayacak/ölümsüz şarkılar seslendirdi. Son anına kadar hayata kırgındı; mutsuzdu; huzursuzdu…

Karısından Tokat Yiyen Ulaştırma Bakanı

Mehmet Barlas; anılarını Dün Dündür/Mehmet Barlas Kitabı’nda topladı. Güncel siyasetin tanınan üstat yazarı, usta gazeteci hatıralarında ünlü/toplumun önündeki insanların şaşırtıcı hikâyelerini anlatıyor.

Osmanlı Torunu İngiltere Başbakanı

Ali Kemal (Bey); tavizsiz bir liberal, tam bir Batı daha doğrusu İngiliz dostuydu/taraftarıydı. Torunu, Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi. Torununun oğlu ise İngiltere Başbakanı oldu.

Mezarı Açtırılıp Kemikleri Yaktırılan Halife

Emir Timur; 1400 yılının son baharında Suriye’yi fethetti. Şam’a girdiğinde de Muaviye ve Yezit’in süslü mezarlarını yerle bir ettirdi. Yezit’in mezarını açtırıp kemiklerini yaktırdı. Sahabe olduğu için Muaviye’nin cenazesine dokunmadı.

Çirkin Kral, Kumar Oynayarak Dinlenirdi

Türk sinemasının ‘Çirkin Kralı’ Yılmaz Güney’in hayat hikâyesinin zenginliği/farklılığı bir dizi film yapmaya bile imkân veriyordu. Güney; inişli çıkışlı dünya serüveninde toplum sınırlarını zorladı; muhalifliğinin karşılığını da gördü. Sinema anlayışı/çizgisiyle, yaşam tarzıyla ekol yarattı.

Canlı Canlı Mezara İndirilen Padişah

24. Osmanlı Sultanı Mahmûd-ı Evvel ya da bilinen adıyla Birinci Mahmut; Ayasofya Camii’nde Cuma namazını kıldıktan sonra bindiği atından düştü ve derin komaya girdi. Yapılan muayenede öldüğüne hükmedildi; alelacele namazı kılınıp defnedildi. Gece boyunca başında Kur’an okumakla görevlendirilen hafız, mezardan gelen iniltileri/feryatları duyunca korktu. Sultan Birinci Mahmut’un yaşadığını saraya haber verdi. Ama…

Oscar Ödülleri’ni Reddeden Ünlüler

Oscar ödülünü kazanmak için her türlü çılgınlığı/tanıtımı yapanların yanında çeşitli sebeplerden reddedenler de görüldü.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Âfet-i Devrân Neriman

Neriman Köksal; özü sözü bir, hesapsız ve korkusuzdu. Kamera karşısında kendisini oynadı. Anlayışına göre hayat; bir sinema filmi ya da televizyon dizisiydi. Emeğinin/kazancının ekmeğini yedi; kimseyi sömürmedi.

Damat Adayına Kefil Olan Kayınbirader

Ünlü şair-yazar Atilla İlhan; kız kardeşi Çolpan İlhan’ı çok seven - sonradan eniştesi! - Sadri Alışık’a kefil oldu.

Şöhret Sefaletin İkiz Kardeşi

Mesut Engin (58) kısa hayat yolculuğunda zirveyi de dibi de görüp, çaresizliği iliklerine kadar yaşadı.

Tarım İşçiliğinden Emekli Olabilen Aktör

Eşref Kolçak; Yeşilçam sinemasının yaşayan en yaşlı üyesiydi. Hatıralarıyla, filmleriyle, yakın ve uzak çevresiyle sinemamızın önemli şahidiydi. Hep maddi sıkıntı içindeydi; günü birlik yaşadı; ama her zaman iyimserdi ve çok çalışkandı. En büyük hayali de: Film setinde can vermekti. Çünkü sinema en büyük sevdasıydı…

Cahide Sonku’nun Önlenemeyen Düşüşü

Cahide Sonku; güzelliği, kabiliyeti ve zenginliği ile özlenen/imrenilen bir hayat sürdü. Kıskanıldı; sevildi; dedikodusu yapıldı ve parmakla gösterildi. Masallardan çıkıp gelmiş prensesti. Ama sonu çok kötüydü. Bir elinde büyük ispirto şişesi, öbür elinde bekçi düdüğüyle hayatın kendisine biçtiği son başrolü oynadı. Hem de kendinden geçercesine…

Çirkin Kral, Kumar Oynayarak Dinlenirdi

Türk sinemasının ‘Çirkin Kralı’ Yılmaz Güney’in hayat hikâyesinin zenginliği/farklılığı bir dizi film yapmaya bile imkân veriyordu. Güney; inişli çıkışlı dünya serüveninde toplum sınırlarını zorladı; muhalifliğinin karşılığını da gördü. Sinema anlayışı/çizgisiyle, yaşam tarzıyla ekol yarattı.

Akıl Hastanesine Düşen Star

Yıldız dergisi sayesinde ortaokul son sınıf öğrencisi iken bütün Türkiye tarafından tanınan Belgin Doruk, ani yakaladığı şöhretin sefasından çok cefasını çekti.