Canlı Canlı Mezara İndirilen Padişah

24. Osmanlı Sultanı Mahmûd-ı Evvel ya da bilinen adıyla Birinci Mahmut; Ayasofya Camii’nde Cuma namazını kıldıktan sonra bindiği atından düştü ve derin komaya girdi. Yapılan muayenede öldüğüne hükmedildi; alelacele namazı kılınıp defnedildi. Gece boyunca başında Kur’an okumakla görevlendirilen hafız, mezardan gelen iniltileri/feryatları duyunca korktu. Sultan Birinci Mahmut’un yaşadığını saraya haber verdi. Ama…

Canlı Canlı Mezara İndirilen Padişah

24. Osmanlı Sultanı, 103. İslâm Halifesi Birinci Mahmut; I Ekim 1730’da, 35 yaşında tahta oturdu. Mahmud-ı Evvel; 2 Ağustos 1696’da İstanbul’da (Edirne’de doğduğu da iddia edilir!) dünyaya geldi. Sultan 2. Mustafa ile (Rum asıllı cariye Aleksandra) Saliha Valide Sultan’ın oğluydu. Halk arasındaki adı: Kısır Mahmut idi. 6 karısı vardı; ama hiç çocuğu olmadı. Saltanatı 24 yıl, 2 ay sürdü.

Babası 2. Mustafa tahttan indirilince, Topkapı Sarayı’na getirildi; 8 yaşında ‘kafese konuldu’; tahta çıkıncaya kadar tam 27 yıl Kafes Kasrı’nda göz hapsi/kısmi hapis hayatı yaşadı. 

Akıl sağlığı yerinde büyümesinde, öz büyük annesi Gülnuş Ematullah Sultan’ın etkisi tartışılmazdı. Büyük annesinin sevgi ve ilgi dolu dünyasında aile sıcaklığını tattı; kaliteli eğitim aldı. Kafeste tutulmasına karşın devrin en iyi hocalarından dersler görmesi sağlandı. Bilinen ilk ve önemli öğretmeni: Şeyhülislam Feyzullah Efendi’ydi. Kuvvetli karakter sahibi, yüksek zekâsı ve son derece iyi niyeti yüzünden hapis hayatına tahammül etti/dayandı. Tarih, edebiyat ve musiki ile yakından ilgilendi. En büyük tutkusu musiki ve şiirdi. Kendinden önceki padişahların divanlarını, eski ve yeni dönem divan şairlerinin eserlerini inceledi ve yorumladı. Sebkatî mahlasıyla şiirler yazdı. Kitap, özellikle de tarih okumalarını ciddiye aldı. Osmanlı padişahları arasında kitaba değer veren, çok sayıda kütüphane açtıran, halkın hizmetine sunandı. Keman çalmayı öğrendi; besteler yaptı. Böylece hapis hayatını daha dayanılabilir/insanî şekilde geçirmeye çalıştı. Babası gibi hafif kamburdu; günlük hayatında sürekli sıkıntı(lar) yaşadı. Satranç oynamayı severdi; lâle yetiştirmeyi önemserdi. Kafes/karantina hayatını üniversite haline getiren büyüklerinin düşüncelerini boşa çıkarmadı. 

- Yenileşme Hareketlerinin Önderi -

Bazı Osmanlı tarihçilerinin değerlendirmesine göre; hanedanın en iyi eğitim almış şahsiyeti sayılabilirdi. Zamanının teknolojik gelişmelerini yakından izledi. Yalova’da ilk kâğıt fabrikasının kurulmasına ön ayak oldu. Çok sevdiği, 2 defa Sadarete tayin ettiği Hekimoğlu Ali Paşa zamanında; 1746’da Polonya’dan kâğıt ustaları getirtti. Fabrikanın tecrübe edinmesini, kaliteli üretim yapmasını temin/teşvik etti. 

İlk yenileşme hareketleri de döneminde başladı. Üsküdar’da Kara Mühendishanesi (Mühendishane-i Berri Hümayun) adlı subay okulu açıldı. Osmanlı Ordusu’nu çağın şartlarına göre düzenlemeye çalıştı. Humbaracı Ocağı iyileştirildi ve geliştirildi. 1729’da Osmanlı’ya iltica eden, Müslüman olup Ahmet adını alan - Fransız asıllı! - Kont Bonneval; Humbaracı Ocağı’nı yeni baştan organize etti. Sonradan paşa rütbesiyle onurlandırıldı; Humbaracıbaşılığa atandı. Ahmet Benneval Paşa; Osmanlı Ordusu’na havan topu teknolojisini öğretti. Havan topu kullanımı büyük avantaj sağladı; İran’la yapılan savaşlarda üstünlük kazanılmasına ve Tebriz’in zorlanmadan fethine sebep oldu. O yıllarda, İran tahtının sahibi Türkmen Nadir Şah; neredeyse bütün Asya’nın fatihiydi. Osmanlı’nın yeni ve korkunç silâhı yüzünden anlaşma imzaladı; doğu sınırlarımız güvence altına alındı.

Osmanlı’nın ilk madalyası da Birinci Mahmut zamanında çıkarıldı. Madalya, dikdörtgen şeklindeydi; ön yüzünde tarihsiz tuğra kazılıydı; arka yüzünde de Yusuf Suresi’nden ayet yazılıydı.

Birinci Mahmut; hükmetmeye, hükümdarlık sanatına doğuştan yatkındı/sahipti. Her daim güler yüzlü ve kibardı. Ciddi ve vakar sahibiydi. Danışmaya büyük önem verir; iç ve dış olayları yakından izlerdi. Devlet işlerini ilk elden yürütürdü; her sorunla meşgul olurdu; son/kesin kararı vermeden Divan’ın bütün üyelerinin fikrini alırdı. Tek kusuru: Rekor sayıda sadrazam değiştirmesiydi. Saltanat süresi içinde 15 sadrazamla çalıştı. Hekimoğlu Ali Paşa; Birinci Mahmut ile en uzun süre çalışan sadrazamdı. 5 yıla yakın bir süre Devlet-i Ali Osman’ın mührünü taşıdı. Bazı tarihçilerin yazmaktan çekindikleri rivayete göre; Hekimoğlu Ali Paşa Sultan Birinci Mahmut’un öz kardeşiydi. 2. Mustafa ikisinin de babasıydı. (Hekimoğlu Ali Paşa’nın öyküsü başka bir yazının konusu olacak…)

- Birinci Mahmut’un Hükümdar Oluşu -

Birinci Mahmut; 1 Ekim 1730’da, amcası 3. Ahmet tarafından Kafes Köşkü’nden çıkar(t)ıldı. Topkapı Sarayı’nın bahçesinde, isyancı güruh ve askerin önünde, alnından öpüldü. Saltanata ilişkin öğütlerini dinledi. Devrik hükümdar ve şehzadeleri tarafından kendisine biat edildi; hükümdarlığı tanındı; başarısı için dua edildi. 

Patrona Halil’in önderlik ettiği isyan sonrasında, 3. Ahmet padişahlıktan feragat etmeye zorlandı. Sadrazam (Nevşehirli) Damat İbrahim Paşa’nın kellesi alındı. Başka yöneticiler de kurban verildi. Ortada devlet kalmadı; baldırı çıplak eşkıya, hükümdara ve yönetime kafa tutar hale geldi.

Patrona Halil ve 3 bin civarındaki yandaşı, İstanbul’un altını üstüne getirdi; şehirde can ve mal emniyeti kalmadı; zengin konaklarını yağmaladı; güzel hatunların/gelinlik kızların, tüysüz oğlanların ırzı yerlerde süründü. Patrona kendisini vezir ilan etti. Astığı astık, kestiği kestikti. Elde ettiği güçle hükümdar indirdi; tahta hükümdar çıkardı. Yeni hükümdarın iktidarının ilk 15 günü tam bir karışıklık içinde geçti. İstanbul’da hayat durdu; can güvenliği kalmadı; asker de isyancıların safındaydı. Yeni hükümdar istemese de isyancıların bazı şartlarını yerine getirdi. İstedikleri tayinleri yaptı; ama eşkıyanın uzun süre bir arada duramayacağını da bildi. Mutlaka birbirlerine düşeceklerdi. Çok geçmeden de beklediği fırsatı yakaladı.

Tahtın yeni sahibi Birinci Mahmut; isyancının zaaf noktasını bulup kullandı. Bir saray baskını/oyunu ile hepsini bertaraf etti. Patrona Halil’e ulak gönderdi; vezirlik payesiyle Rumeli Beylerbeyliği’ne getireceğini duyurdu. Kendisine kürk ve tuğ verilecekti. Merasim, Topkapı Sarayı’nda yapılacaktı. 15 Kasım 1730’da Patrona ve 2 yardımcısı; yanlarına kattıkları 900 fedai ile sarayın kapısına dayandı. Ama içeriye sadece Patrona ve yardımcıları alındı; yandaşları/ayak takımı dışarıda bırakıldı/bekletildi. Önceden hazırlanan plana göre; alaşağı edilip boğduruldular.

Önderlerini kaybeden isyancılar, şehirde terör estirdi; dökülen kanının hesabının verilmesini istedi. Sultan Birinci Mahmut; Sancak-ı Şerif’i Topkapı Sarayı’nın önüne çıkardı. İstanbul ahalisi, ‘Hükümdarı tanımayan: İstanbul’u haraca kesen; şehri talan ve tahrip eden serseri takımına karşı savaşa’ çağrıldı. Halk; padişahın davetine canı gönülden katıldı. Eline geçirdiği silahlarla, gördüğü her isyancının canını aldı. Tarih kayıtlarına göre; bir gecede 8 ila 15 bin başıboş eşkıya/isyancı linç edildi. Şehirde sükûnet, can güvenliği ve namus emniyeti tamamen sağlandı.

Padişah Birinci Mahmut; Arnavut asıllı Patrona Halil ve destekçilerine müthiş kinliydi. 28 Ocak 1721’de yeni bir emirle şehirdeki hamamların basılmasını; Arnavut tellakların ve diğer çalışanların gözaltına alınmasını istedi. Arnavut kökenli Osmanlı vatandaşları - bundan böyle! - hamamlarda çalışamayacak ve işletemeyecekti. Hamamcı esnafının elebaşları ve Patrona’nın hayatta kalmayı becermiş destekçileri topluca asıldı; ikinci derece rol sahipleri de Anadolu’ya sürüldü.

- Birinci Mahmut’un Hükümdarlığı -

Birinci Mahmut; başkentte huzur ve sükûneti sağlayınca devlet işlerine döndü. Doğu’da İran’la yaşanan sorunları çözmeyi planladı. 1730’da Safevi Hanedânı devrilmiş; yerine başka bir Türk boyu Afşarlar gelmişti. Tahtta Nadir Şah oturmaktaydı. 

1736’da Azak ve Kırım’a Ruslar saldırdı. Rusya’ya savaş açıldı. Ertesi yıl, 1737’de Avusturya da harbe girdi. Osmanlı; Avusturya karşısında başarı kazandı. Pasarofça Antlaşması’yla Sırbistan ve Belgrad’ı geri aldı. 1739’da imzalanan Belgrad Antlaşması; Avusturya ve Rusya ile başa çıkılabildiğini gösterdi. Karlofça kayıpları kısmen telafi edilebildi.

Birinci Mahmut; hükümdarlığı döneminde kuvvetli/dirayetli yönetim gösterdi. Aynı anda 3 ülkeyle; Rusya, Avusturya ve İran’la savaşabilmek başarıydı. Hükümdara ‘gâzi’ unvanı verildi.

Sultan Birinci Mahmut; zorunlu değilse savaşı gereksiz gördü. Dönem hükümdarlarından az tecrübeli/tecrübesiz gördüklerini uyardı; nasihatnameler gönderdi. Harbin açtığı yaraları/acıları anlattı; barışın kıymetinin bilinmesini tavsiye etti. 

Akdeniz’e açılan ülkeler arasında ekonomik ilişkilerin kuvvetlenmesini destekledi. Fransa ile genişletilmiş yeni kapitülasyon anlaşması imzaladı.

- Birinci Mahmut’un Özel Hayatı ve Hastalığı -

Hiç çocuğu yoktu; halk arasındaki namı: ‘Kısır Hükümdar’dı. Babası gibi eğik yürüdüğünden ötürü, ‘Kambur Padişah’ da denildi. 

Saltanatının son 8 yılını sulh içinde geçti. Ülkesinin gelişmesi, toplumun refahı ve rahatı için bazı ıslahatlar yaptı. Lale Devri’nin yaşatılması/diriltilmesi için çabaladı. Şehir kültürünün geliştirilmesine çalıştı. Amcası 3. Ahmet’in yolundan gitti. İstanbul’un zevk ve sefa âlemlerini canlandırdı. Dünya zevklerini yaşamayı pek güzel bildi. 

Döneminde sadrazamlık yapanların rüşvet alıp küplerini doldurduklarına ilişkin hayli dedi kodu yapıldı.

Ömrünün son 2 yılı ağır hastaydı. Yatağından çıkmakta zorlandı. Hastalığı günümüzde ‘varis’ denilen damar genişlemesiyle başladı; şiddetli kanamalar geçirmesine kadar uzandı. Daha sonra da ‘basur’ görüldü. Sürekli içerdi; saray hekimlerinin öğütlerini dinlemedi. Kan alınması ve damarları büzecek/daraltacak krem uygulamalarına da izin vermedi. Becerikli, ferasetli vezirleri olmasa devlet yönetimi zaafa uğrayabilirdi.

Kardeşi Osman 65 yaşındaydı. Kafes Köşkü’nde kalırdı; ama iktidar hırsıyla yanıp tutuşurdu. Vezirler ve yeniçeri ağalarıyla ‘saray darbesi’ planlamaya/yapmaya kalkıştı. Saray hekimlerinin Birinci Mahmut için ‘iş göremez!’ raporu vermeleri halinde, tahtan indirebileceğini ileri sürdü. Yönetici sınıf tedbir almalıydı. Yatağından çıkamayan hükümdar tahtta oturamazdı.

Birinci Mahmut; dedikoduları işitince, şiddetli ağrılarına/ıstırabına rağmen halka görünme ihtiyacı duydu. 1754’ün Kasım ayında Divan toplantılarına katıldı; ama fazla kalamadı. 

- İktidar Hırsının Sebep Olduğu Korkunç Cinayet -

Birinci Mahmut; 13 Aralık 1754 Cuma günü atının üzerinde, Ayasofya Camii’ne namaza gitti. Ayakta durmakta zorlanan hükümdarın ata binmesi ‘intihar etmesi!’ demekti. Namaz çıkışında atından düştü; derin komaya girdi. Hemen kucaklandı ve hareme taşındı. Yapılan muayenede öldüğüne hükmedildi. ‘Cansız!’ sayılan bedeni saray hamamına götürüldü. Yarım saat içinde, Sultan 3. Osman’a biat merasimi düzenlendi. Yeni padişahın ilk emri: Rahmet-i rahmana kavuşan eski hükümdarın ikindi namazından sonra defnedilmesiydi. Derin koma hali anlaşılamadı; yıkandı; kefenlendi ve namaza yetiştirildi. Hatice Turhan Sultan’ın Yeni Camii’deki türbesine, babası 2. Mustafa’nın yanına defnedildi. Başına da bir hafız bırakıldı: Sabaha kadar Kur’an-ı Kerim kıraat etmesi istendi. 

Kur’an okuyan hafız; gece yarısına doğru mezarın içinden gelen iniltiler/feryatlar duydu. Korktu; koşarak saraya gitti. Önemli haberi verecek yetkili aradı. Sonunda haremden sorumlu kızlar ağasına ulaştı. Kızlar ağası; yeni hükümdar, 3. Osman’ı uyandırdı; durumu anlattı ve kararını sordu. Hayatının 65 yılını Kafes Köşkü’nde hapis geçirdikten sonra iktidara gelen Osman-ı Sâlis’in ağzından çıkan sözler ibret vericiydi: ‘Yok edin herifi!’

Dönem tarihçilerinin yazdıklarına bakılırsa, bir daha genç hafıza rastlanmadı ve akıbeti öğrenilmedi. Konunun üzerine şal örtülmeye çalışıldı. Ağabeyini devirmek için türlü dolap çeviren; tahta çıkmanın yollarını arayan 3. Osman’ın saltanatı da çok kısa sürdü. 

Birinci Mahmut’un diri diri mezara konulduğu iddiaları zaman zaman dillendirildi. 3. Osman’dan sonra tahta çıkan 3. Mustafa zamanında olay gündeme geldi; ama iş işten geçmişti.

Ünlü tarihçi Ord. Prof. Dr. İ. Hakkı Uzunçarşılı’nın naklettiği saray rivayetlerine bakılırsa; Birinci Mahmut (Mahmûd-ı Evvel) derin komaya girmişti; öldü sanılıp diri diri toprağa verilmişti. Sonrasında da kulak tıkanmıştı…

Tarihin kütüğüne ‘canlı canlı mezara konulan padişah!’ da yazıldı/kaydedildi.

29 March 2019 14:54
9,041 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

Kulağı ve Burnu Kesilen Padişah

Sultan 2. Osman, çocuk denilecek yaşta tahta çıktı. Devleti kendi bildiği gibi yönetmeye kalkıştı. Sert, tavizsiz, hayli acımasız idare kurmaya çalıştı. Bilhassa asker ve ulema ile uğraştı. Kendince reformlara girişti. Muhaliflerinin ve düşmanlarının sayısını artırdı. Tarihe, ‘askeri ihtilalde öldürülen ilk Osmanlı Sultanı,’ diye geçti.

‘Taş Bebek’ Gönül Yazar

Gönül Yazar, kaliteli sesi, düzgün fiziği ve renkli yaşamı ile hep zirvedeydi. 1960 yapımı ‘Taş Bebek’in senaryosu sanki kendisi için yazılmıştı. Bir anda şöhretin doruklarına ulaştı. Baş döndüren natürel güzelliği ile erkeklerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Film gibi yaşadı. Pek çok meslektaşı tarafından örnek alındı ve taklit edildi.

67 Yıl Sonra Mezarı Bulunan Bakü Fatihi

Bakü’ye giren Kafkas İslam Orduları Komutanı ‘Fahri Ferik’ Nuri Bey’in anavatanındaki ‘sembolik sayılabilecek’ mezarı 67 yıl boyunca bulunamadı. Araştırmacı Atilla Oral Bey olmasa belki de kıyamete kadar kayıp kalacaktı.

Çankaya Köşkü'nde Eşek Sütüyle Güzellik Banyosu

Prenses Süreyya, İran İmparatoriçesi sıfatı ile ülkemize - 1951 ve 1956’da! - iki resmi ziyarette bulundu. Büyük ilgi gördü, el üstünde tutuldu. Güzellik reçetesini de uygulamasına fırsat tanındı…

Cenazesi Moskova’ya Götürülen Türk Hükümdar

Emir Timur; taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadı. Kan dökücülük, yok edicilik, baş eğdiricilik de rol modelini - Cengiz Han’ı! - hiç aratmadı. Hep Müslüman halklar ve devletlerle didişti/dövüştü…

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

Balığa Harçlık Veren Padişah

‘Mustafa Han-ı Evvel’, neredeyse ömrünün tamamını ‘kafes’te geçirdi. 2 defa, kısa süreli Osmanlı tahtında oturdu. Hanedan’ın erkek mensubu yokluğundan ötürü ‘zekâ geriliği’ teşhisine rağmen padişah ilan edildi. ‘Deli Mustafa’ diye tanındı. Öldüğünde, Ayasofya’da - eskiden! - ‘vaftizhane’ diye kullanılan/bilinen bölüme defnedildi.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

Diğer Türk Tarihi Yazıları

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.