Aytaç Arman: Ödüllü Filmlerin Ödülsüz Aktörü

Kendisiyle iç hesaplaşmalar yaşayan; geçmişte yaşadığı acılar ve gördüğü işkenceler yüzünden sessizliğe bürünmüş düşünce suçlularını canlandırdı. Hayatın ağırlığı altında yorulmuş entelektüel portreler çizdi.

Aytaç Arman: Ödüllü Filmlerin Ödülsüz Aktörü

Fazlasıyla ‘harbi’ydi. Sanatçı duyarlılığından gelen aceleciliğini gizleyemezdi. Cümleleri bazen adresini şaşırsa da konuşmaktan geri durmadı. Düşünmeden, törpülemeden doğru bildiğini söyle(r)di. Rahatsız etmeyen, egemenleri dürtüklemeyen kelam etmedi/edemedi. Toplum sorunlarını benimsedi; sanatın toplum yararına yapılmasını savundu. 

Adı Veysel İnce idi; ama Aytaç Arman diye tanıdık. Arman; 22 Haziran 1949’da Adana’da doğdu. Adana Erkek Sanat Enstitüsü’nün Elektrik Bölümü’nü bitirdi. Yüksek öğrenim için İstanbul’a geldi. Devlet Mimarlık Mühendis Akademisi’nin Elektrik Mühendisliği bölümüne kayıt yaptırdı; 3. sınıfa kadar okuyabildi. Ama ekonomik nedenler yakasını bırakmadı; parasız saadet olmadığı gibi okuması da mümkün değildi. Para kazanmazsa eğitimini tamamlamayacaktı. Yapabileceği bir iş aradı. İlk kez Ekstra Ekspres Gazetesi’nin düzenlediği Artist Yarışması’na iştirak etmişti; ikinciliğe uygun bulundu. Müsabakada şike yapıldığı iddia edildi; sonuçlar kabul edilmedi. Tam bir hüsrana uğramıştı. Adana’ya, doğduğu şehre dönme kararı aldı. İki sinema yazarı/gazeteci Erman Şener ve Altan Demirkol’a düşüncesini bildirmek, veda etmek için uğradı. Görüşme sırasında yeni bir yarışmanın haberini aldı. İki gazeteci de iştirak etmesini önerdi. Yakın çevresinin de desteğiyle 1971’de Ses Dergisi’nin açtığı Kapak Yıldızı Yarışması’na katıldı Tarık Akan birinci, Aytaç Arman ikinci seçildi. Akan’ın yolu açılırken, Arman beklemek zorunda kaldı. Sinema oyunculuğuna ikinci derece rollerle giriş yaptı. 1971’de çekilen, Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı, yönettiği Baba filminde oynadı. İrfan Ülkü yapımcı, Gani Turanlı görüntü yönetmeniydi. Eser, ünlü yazar Bekir Yıldız’ındı. Başrol oyuncuları Yılmaz Güney, Müşerref Tezcan (Akay), Kuzey Vargın, Yıldırım Önal, Nedret Güvenç, Aytaç Arman’dı.

Arman sinema kariyerinde, ses getirmeyen filmlerin yanında, dikkat çeken, bol ödül kazanan yapımlarda da roller aldı. Filmografisine göre, 100’den fazla film ve televizyon dizisinde oynadı. Bir sinema yazarına göre Aytaç Arman, ödüllü filmlerin ödülsüz yıldızıydı. Soylu bir yakışıklılığa sahipti; kara kaşlı, kara gözlü, uzun boyluydu; ses tonu fevkalade radyofonikti. Ama Ediz Hun, Tarık Akan ya da Kartal Tibet çapında şöhreti yakalayamadı.

Adana’daki matematik öğretmeninin soyadı Arman’dı; Aytaç adı da uygun bulununca, Yeşilçam ismine kavuştu. Aslında sinema oyunculuğunu ne düşünmüştü, ne de hayal etmişti. Halk müziğine ilgisi/kabiliyeti vardı; sesi güzeldi, türküyü geleneksel usule uygun söylerdi. Bileğinin gücüyle bir yere gelmişti; sokakta çevrilip yıldız yapılanlara kızardı. Arman’a göre Yeşilçam, oyunculardan çok resimlerle doluydu.

Kendisini yetiştirmeye/geliştirmeye özen gösterdi. Ustaların oyunculuğunu dikkatle inceledi. Bazılarını rol model edindi. Dublaj öğrenmesini öğütlemeyenlere kızardı; sık sık özeleştiri yapar, her filmini seyredip - kendince! - hatalarını belirlemeye çalışırdı. 

Sinemadaki ilk rollerinde Ayhan Işık ve Yılmaz Güney’in oğluydu. Aslında beyaz perdede ilk göründüğü film, 1971 tarihli, İhsan Yüce’nin çektiği Hayat Cehennemi/Hiç isimli filmdi. Yüce; filmin yapımcısı ve rejisörüydü. Film çok yetersiz bütçe ve zor koşullarda çekilmişti. Arman küçük bir roldeydi; filmi izleme şansını yakalayamamıştı. Zaten film de kısa süre gösterimde kaldı.

1974’de, Bekir Yıldız’ın bir öyküsünden çekilen, Süreyya Duru’nun yönettiği, başrolünü Perihan Savaş’la paylaştığı Bedrana adlı filmle ciddi çıkışı yakaladı. Bedrana; 11. Antalya Altın Portakal Film Yarışması’nda, En İyi Film kategorisinde 2.’lik ödülünü kazandı. Yine Süreyya Duru’nun yönettiği, 1977 yapımı, Kara Çarşaflı Gelin’de Semra Özdemir’le başrollerde oynadı. Kara Çarşaflı Gelin; 14. Antalya Altın Portakal Film Yarışması’nda En İyi Film klasmanında birinci oldu. Aytaç Arman; ödüllü filmlerin ödülsüz yıldızıydı. Aynı yönetmenin Güneşli Bataklık, Fırat’ın Cinleri; Yılmaz Güney’in Düşman filminde oynadı ve deneyimini çoğalttı.1980 yılında, Sinema Yazarları’nca En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü. Tam ödülünü alacaktı ki, 12 Eylül Askeri Darbesi’yle karşılaştı. Yılmaz Güney’in Düşman filmindeki performansıyla ödüle aday gösterilmişti. 

12 Eylül ve sonrası pek uğur getirmedi. Toplumcu sinema yapmak olanaksızdı. Sanat hayatı boyunca örgütlü yaşamı savundu. Sinema emekçilerinin güçlü/etkin sendikası olmalıydı. Mutlaka örgütlenilmeliydi. Arman ve bir grup arkadaşı, üyesi oldukları sendika adına Türk Sineması adlı bir dergi yayınlıyordu. Derginin ismini Türkiye Sineması diye değiştirmek istediler. Ama Arman adli takibata uğradı; kendi beyanına göre, 18 yıl hapis isteğiyle hakkında dava açıldı. Sinema Emekçileri Sendikası’nın Denetleme Kurulu Başkanı’ydı. 10 yıl boyunca pasaport alamadı; yurt dışına çıkması engellendi. Arman’a göre, 12 Eylül sinemaya ve sanata ağır darbe vurdu. 1980’den sonra erkek star yetişmesini engelledi.

Süreyya Duru ile iyi anlaşıyordu. Aynı uyumu Ömer Kavur’la da yakaladı. Bir sinema eleştirmenine göre, iki yönetmenin de gedikli/demirbaş oyuncusuydu. Av Zamanı, Biri ve Diğerleri, Gece Yolculuğu, Akrebin Yolculuğu, Bekle Dedim Gölgeye, Bir Avuç Gökyüzü gibi filmlerde ustalığını ortaya koydu. Kendisiyle iç hesaplaşmalar yaşayan; geçmişte yaşadığı acılar ve gördüğü işkenceler yüzünden sessizliğe bürünmüş düşünce suçlularını canlandırdı. Hayatın ağırlığı altında yorulmuş entelektüel portreler çizdi.

İddialı, ses getiren yapımlar için beklemesi gerekti; beklemesine de değdi. 1985’de, Necati Cumalı’nın Adı Vasfiye adlı hikâyesinden Barış Pirhasan’ın senaryosunu yazdığı, Atıf Yılmaz’ın yönettiği filmde Müjde Ar’a eşlik etti. 

1986’da, Vedat Türkali’nin senaryosu Fatmagül’ün Suçu Ne’de Hülya Avşar ile başrolü bölüştü. İhsan Yüce, Menderes Samancılar, Güzin Özipek yan rollerdeydi. Yapımcı/yönetmen Süreyya Duru’ydu; film müzikleri Cahit Berkay’a aitti. 

1988 yılı uğurlu geldi. Ömer Kavur’un yönettiği Gece Yolculuğu filmi, 25. Antalya Altın Portakal Film Şenliği’nde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Görüntü Yönetmeni ödüllerini topladı. Aytaç Arman istikrarlı çabasının ödülünü kazandı.

Yönetmen Zeki Ökten’i överdi; oyuncularını rahat ettirdiğini, iyi örnek olduğunu söylerdi. Tunç Başaran da oyuncu yönetimi açısından başarılıydı. Bir diğer yönetmen, Ömer Kavur’la samimi ama mesafeli bir dostluk kurmuştu. 

Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Derviş Zaim gibi yeni nesil yönetmenleri başarılı sayardı. Nuri Bilge Ceylan’ın fotoğrafı sinemada iyi kullandığını, harika derecede görüntüye çevirdiğine inanırdı. Onun nazarında Sırrı Süreyya Önder de yıldız bir yönetmendi.

Fatih Akın ve Ferzan Özpetek gibi Avrupai/Batılı kültürü özümsemiş yönetmenlerin yerli kültürümüzden uzaklaştığını savundu. 

Rollerinde sigara/içki içmemeye dikkat ederdi. Canlandırdığı karakterin önemli bir göstergesi değilse, sigara içmezdi, alkol tüketmezdi.

Siyasi meselelerde fikirlerini açıklamaktan çekinmezdi. Konuşması/beyanı doğaçlamaydı; düşünmez, sansürlemez, törpülemezdi. 

İflah olmaz bir Beşiktaş/Adana Demirspor hayranı/taraftarıydı. Halk Arabası diye nitelediği Volkswagen marka otomobili lacivert-mavi renklerdeydi. Biricik oğlunun doğum yılında 1998’de otomobilini almıştı. Her yıl Ömerli’de düzenlenen Vosvos Şenliği’ne katılırdı.

Borçlanarak emekliliği hak edebilmişti. Zamanın hükümeti bir yasa çıkarmış; toplu prim ödeyenlere emeklilik hakkı sağlamıştı. Sanat hayatının 29. yılında SSK emeklisi olabildi.

Hastalığını uzun süre hayranlarından sakladı. Özel yaşamıyla değil, sanatıyla gündeme gelmeyi arzulardı.

28 February 2019 11:02
1,192 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Yalnız Hem De Çok Yalnız Adam

Yaşar Güvenir; 10 Ocak 1998’de, dünyamızdan kuyruklu bir yıldız gibi ayrıldı. Arkasında yaşanmış hatıralar ve yaşayacak onlarca beste ile…

Önce Kurşuna Dizdiler, Sonra ‘Aziz’ Yaptılar

Devrik Rus Çarı 2. Nikolay bundan böyle mezarında rahat uyuyabilecek.

İşgal Kuvvetleri Komutanı'nın Makam Otomobili Nasıl Çalındı?

Mim Mim Grubu’nun lideri Topkapılı Cambaz Mehmet Bey; bağlanan maaşı kabul etmedi; kendisinin ve ailesinin zaruretine rağmen, Kızılay’a hibe etti. Akrabalarının ne maaştan ne de bağıştan haberi olmadı. Ta ki ölümünden sonra yayınlanan taziye mesajına kadar…

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Star Olmayı Hedeflemeyen Star

Bir tarafı ile hep çocuk kaldı; içindeki çocuğu korumaya çalıştı. İçindeki çocuk, yaratıcılığını ve oyunculuğunu tetikliyordu.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

MSP'li Bakan'ın Gözünden 12 Eylül’ün İlk Günleri

Malatya Milletvekili, MSP Genel Başkan Yardımcısı, İmar ve İskân eski Bakanı Recai Kutan; 12 Eylül 1980 Cuma günü yapılacak askerî darbeyi 3 gün önceden duydu/öğrendi.

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hücreye Atılan Aktör

Akan, sıkı Atatürkçü idi. Büyük önderin fikirlerinin, eserlerinin, hatıralarının takipçisiydi. Mustafa Kemal Paşa’ya ait paltoyu olağanüstü dikkatle/özenle saklardı. Her 10 Kasım’da, sahibi olduğu ilkokulda öğrencilere, velilere ve öğretmenlere sergilerdi.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.

Beşiktaşlı Kartal Tibet

Sinemanın ünlü, yakışıklı, zengin, pek kabiliyetli, çok yönlü ismiydi. İşine ve evine önem verdi. Sade, dedikodudan uzak, huzur dolu hayatı özledi, yaşadı. Mutluluğu hanesinde ve ailesinde buldu. Eşine ve çocuklarına sıkıntısız, sevgi dolu ve zengin sayılabilecek yaşam sunabilmenin gayreti içinde oldu. Kaliteli eğitim aldırdı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Tesettürlü Sosyalist Şaire

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Hanım, hayata, zorluklara, haksızlıklara, yolsuzluklara direndi. Ezilenin yanında, ezenin/despotun karşısındaydı. Şaire kimliği ile ilgi uyandırdı. Türk edebiyatının 1 Mayıs temalı ilk şiiri onun imzasını taşıyordu.

Çankaya Köşkü'nde Eşek Sütüyle Güzellik Banyosu

Prenses Süreyya, İran İmparatoriçesi sıfatı ile ülkemize - 1951 ve 1956’da! - iki resmi ziyarette bulundu. Büyük ilgi gördü, el üstünde tutuldu. Güzellik reçetesini de uygulamasına fırsat tanındı…

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Taliban’ın Kara Kutusu

Taliban, Afganistan’ın tamamında kontrolü sağlayıp iktidara geldi. Ülke insanına işbirliği/dayanışma çağrısında bulundu. Oysa 1996 - 2001 arasında tam bir ‘orta çağ idaresi’ uygulamıştı. Yokluklar içindeki ülke iyice yoksullaşmıştı. Çocuk ölümlerinde dünya rekoru yakalanmıştı. Kızların eğitim hakları ellerinden alınmıştı. Bütün eğitim kurumları medreseye çevrilmişti.

33’lük Tespih Gibi Tabanca Çeken Fedai

Yakup Cemil Bey, ‘korku’ kelimesini tanıma(z)dı. Düz mantık yürütürdü. Siyasetin ince oyunlarını, gülümserken ayak kaydıran tuzaklarını bilmezdi. Ölümü göze alır, istenileni/emredileni yapardı. Kontrolü müşküldü. Haksızlık(lar) karşısında susmaz, ya sesini yükseltir ya da - daha çok! - piştovunu konuştururdu.

Cüneyt Arkın: Bozkırda Yetişen Aktör

Sean Connery’den sonraki ‘ikinci James Bond’ bir Türk aktör olabilirdi.

Medine Kahramanı Fahrettin Paşa

Tarihimize ‘Medine Kahramanı’ diye yazılan, (Ömer) Fahrettin Türkkan Paşa, askerliğin yanında çok usta fotoğraf sanatçısıydı.

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Huzurevinde Sönen Yıldız

Altan Karındaş çok yönlü sanatçıydı. İlk Türk şov kadınıydı. İnsan, çocuk ve hayvan taklitlerini çok iyi yapardı. TSM’yi bilirdi, makamlara vakıftı. Makber’i kusursuz seslendirirdi. Sadece sanatçı yönüyle değil, güzelliğiyle de çekim merkeziydi.

Zeki Müren’in Bilinmeyenleri

‘Sanat Güneşi’ diye de tanınan, ünlü TSM sanatçısı Zeki Müren, toplumun değer yargılarına azami saygı göstermeye çalıştı. İstanbul’da bir köyün okulunu, camisini, kütüphanesini ve yolunu yaptırdı. Hayırlarının kimse tarafından bilinmesini istemedi, reklâmını yapmadı. Görkemli/şaşaalı yaşadı fakat çoğu sırrını da yanında götürdü.

Zeki Müren’in İlkleri

Zeki Müren; Türk Sanat Müziği’nde geleneksel yapıyı-anlayışı değiştirdi; pek çok yeniliğe imzasını attı.

Diğer Türk Sineması Yazıları

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Evini Satıp İşçi Maaşlarını Ödeyen Başkan

Fatma Girik, ‘içimizden/bizden birisi’ydi. Yeşilçam’ın ve Memduh Ün’ün ‘Fato’suydu. İnandığı gibi yaşadı. Engelleri aşmasını bildi. Kendini daima yenilemeye/geliştirmeye gayret etti. Tecessüs sahibiydi, öğrenmeye açtı. Sinemayı ve siyaseti tecrübeli ustalardan kavrama şansını yakaladı. Evinde çok zengin kitaplığı vardı. Her gün düzenli şekilde okurdu, tartışırdı. Hayatı sorgulardı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Hükümet Gibi Adam

Ayhan Işık, Yeşilçam’da kendi kanunlarını uyguladı. Ücretini belirledi ve yapımcılara kabul ettirdi. Hakkını cesaretle savundu, kimsenin sömürmesine izin vermedi. Sinema emekçilerinin sendikalaşmasının, haftada bir gün de olsa izin yapmasının yolunu açtı. ‘Türkan Şoray, Işık’ın yolundan yürüdü!’

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

Yeşilçam’ın Küçük Dev Adamı

Hayri Caner, Yeşilçam’ın çok yönlü emekçisiydi. Yazdı, yönetti, rol aldı, kritize etti. Beyaz perdenin her veçhesini derinlemesine tanıdı. Babıâli’de de nefes aldı, ekmek parasını kazandı. Annesinin yardımı, manevi desteği ile hayata tutunmaya çalıştı. Sonrasında hep yokluk, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık içinde yaşadı.

Mezarımı Taştan Oyun!

Hüseyin Peyda, sinema tarihimize mendil ıslatan yerli melodramların öncüsü olarak geçti. ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ve ‘Mezarımı Taştan Oyun’ ile rüştünü ispatladı. Milyonların sevgisini ve hayranlığını kazandı. 40 yıllık Yeşilçam serüveninde kendisini yenilemeyi, ayakta kalmayı bildi/başardı.