Cenaze Namazı 3 Kez Kılınan Padişah

Osmanlı’nın en büyük/meşhur hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman’ın ilk cenaze namazı Zigetvar Kalesi’nin karşısındaki muhteşem otağında; ikincisi Belgrad’da; üçüncü ve sonuncusu ise İstanbul’da kendi adını verdiği mabedin avlusundaki musalla taşında eda edildi.

Cenaze Namazı 3 Kez Kılınan Padişah

10. Osmanlı Padişahı, 89. İslâm Halifesi Kanunî Sultan Süleyman (1. Süleyman/Süleyman-ı Evvel)’ın cenaze namazı farklı mekânlarda 3 defa kılındı. Osmanlı’nın en meşhur hükümdarının ilk cenaze namazı Zigetvar Kalesi’nin karşısındaki muhteşem otağında; ikincisi Belgrad’da; üçüncü ve sonuncusu ise İstanbul’da kendi adını verdiği mabedin avlusunda eda edildi. 

Osmanlı’nın 9. Padişahı Yavuz Sultan Selim’in biricik oğlu Kanunî Sultan Süleyman’ın son 2 cenaze namazı mahşerî kalabalık cemaatlerle dikkat çekti.

Kanunî Sultan Süleyman zamanında Osmanlı İmparatorluğu tarihinin en geniş sınırlarına ulaştı. Dünya yüzünde daha güçlü ve daha zengin başka hükümdarlık yoktu. Cihanın en kuvvetli kara ordusuna ve deniz gücüne sahipti. Kanunî’nin saltanatı 45 yıl, 11 ay ve 7 gün sürdü. Hükümdar 13 önemli sefere çıktı; 10 yıl, 3 ay, 5 gününü gaza yollarında geçirdi. Ordu ve yönetici sınıf; hükümdarın sefer emirlerine ve hazırlıklarına alışıktı/alışkındı. Yaşlanmasına rağmen, yola çıkılması ve yeni zafer müjdesi vermesi beklenirdi. Padişah; haremlerde kışlamaz; savaş meydanlarında kükrerdi. Ama ortada savaşa girilecek olumsuz vaziyet de yoktu.

Çok geçmeden beklenen sebep zuhur etti. Alman Hükümdarı 1. Ferdinand öldü; yerine oğlu 2. Maximilien geçti. Genç hükümdar deneyimsizdi; gözü karaydı. Osmanlı’ya her yıl ödedikleri vergiyi reddetti; kahramanlık gösterisindeydi. Osmanlı mülküne saldırıp bazı şehir ve kasabaları aldı. Zigetvar Kalesi’ndeki kuvvetler de boş durmadı; çevredeki Türk şehirlerini basıp yakıp yıktı; insanını telef etti. Padişah için yola revan olmak, sefere çıkmak adeta farz haline geldi. Aslında aklında Viyana’yı kuşatmak ve ele geçirmek yatardı. Viyana; Kanuni’nin ve Osmanlı Ordusu’nun gözünde ‘Kızıl Elma’ydı. Viyana’nın düşmesi/fethedilmesi, Avrupa’nın bütün kapılarının açılabilmesi demekti.

Dönemin tarihçilerinin yazdıklarına bakılırsa Kanunî; ileri derecede seyreden Gut hastalığının pençesindeydi. Eğilip kalkmakta, adım atmakta zorlanırdı. Ata binmesi, at üzerinde yolculuk yapması mümkün değildi. Ölüm vaktinin geldiğini/yaklaştığını sezdi. Ama yine de devlet işleri beklemezdi. Tebaa; hükümdarı daima dirayetli, emreden ve elde kılıç görmek isterdi.

Sefer hazırlıklarına girişildi; 1 Mayıs 1566’da yola çıkılması kararlaştırıldı. Yaşlı hükümdar; Kütahya’da Sancak Beyi olan, hayatta kalmış biricik varisi, Veliaht Selim Efendi’ye bir name yolladı. Son bir isteği vardı: Cidde şehrine su getirtilmesini murat ederdi. Finansman da hazırdı: Som altın iki pazıbent ile yine som altından mücevher bezeli büyücek kutu satılacaktı. Namede bir konuya da dikkat çekti: Yadigârların ederlerinden satılmasına gayret gösterilmesini emretti.

Dünyanın en büyük kara ordusu kısa sürede hazırlandı. 1 Mayıs 1566’da yola çıkıldı. Hükümdar at üstünde değildi; at arabasıyla yolculuk yapabilecekti. Her şehre girmeden önce atına binecek; ahaliyi selâmlayacak ve savaşacak kadar diri/dinç olduğunu gösterecekti. Henüz bir yıllık Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa ile tecrübeli/kıdemli 3 veziri de kendisine eşlik ederdi. 

3 Ağustos 1566’da Zigetvar önlerine gelindi. Yolculuk 3 ay, 3 sürdü. Hiç zaman yitirilmedi: Kale kuşatıldı; savaşa girişildi. Kale Komutanı Miklos Zrinki çok tecrübeli ve cesur askerdi. Elindeki bütün imkânı kullandı; uzun sayılabilecek etkin savunma yaptı. Askerî kayıtlara göre; 100 bin kişilik Osmanlı Ordusu’nun en iyi 20 bin askeri şehitlik mertebesine yükseldi. İki taraf da ölümüne çarpıştı. Müdafaa beklenenden uzun sürdü: 1 ay, bir gün sonra kale düştü. 7 Eylül 1566’da Türk askeri içeriye girdiğinde; Zigetvar Kalesi’nin cesur Komutanı Miklos Zrinki’nin yanındaki son 2.500 - bazı tarihçilere göreyse 600! - askeriyle - iç kalede! - direndiği; çıkan yangında yanarak can verdikleri görüldü.

Osmanlı Ordusu’nun saflarını zafer sarhoşluğu sardı. Asker; dişe diş savaşan rakibin mağlubiyetini nasıl kutlayacağını bilemedi. Ama savaş meydanını bir tepenin zirvesinden seyreden otağ-ı hümayunu sessiz/derin üzüntü bulutları sardı.

6 Eylül 1566’da Sultan 1. Süleyman ağırlaştı. Gözlerini yummadan zafer müjdesini duymak/almak isterdi. Ama yaşlı Hükümdar; 6 Eylül’ü 7’ye bağlayan gece ruhunu teslim etti. An be an savaşı izledi; ulaştırılan raporları dikkatle okudu/okumaya çalıştı. Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa devlet adamlığını gösterdi: Hükümdarın ölümünü gizlemeyi becerdi. Kanuni’ye son derece benzeyen, Has Odalı Bosnalı Hasan Ağa’yı dublör gibi kullandı. Hasan Ağa; çok yakından bakıldığında bile Kanuni’nin ikiz kardeşinden ayrıl(a)mazdı. Hemen Hükümdar’ın elbiselerini giydi; tahtına oturdu ve gerektiğinde emir vermek için hazır bekletildi. 

Sokullu; hemen bir mektup yazdı; Kütahya’da Sancakbeyliği yapan, Veliaht Selim Efendi’ye özel ulak ile yolladı.

Padişah’a karşı son görev yerine getirilecekti. Cenaze töreni; padişahın soyulması ve tahnit için hazırlanmasıyla başladı. Başimam Derviş Efendi sürekli salâ getirdi; Kur’an’dan ayetler okudu. Padişah’ın özel doktoru Kaysunizade ve yanındakiler, Kanuni’nin cesedini misk ve amberle yıkadı. Yıkama sonrası, bütün vücuduna bal, mürrisafi, öd ağacı, kafuru ve gül suyundan karılmış krem uygulandı. Karın boşluğu açıldı; iç organları ve kalbi, iri altın leğene alındı. Tahnit (mumyalama) işlemine başlamadan, altın leğenin içindeki organlar yatağın altına açılan çukura dualar eşliğinde defnedildi. Bu nokta gerektiği şekilde işaretlendi. Sonraki yıllarda mezarın üzerine türbe yapılacaktı. Adına da Türbek denilecekti. 

Cenaze çeşitli ilaçlar kullanılarak tahnit edildi. Böylece hem kokması, hem de bozulması engellendi. Yine dualar eşliğinde kefenlendi. Bazı tarihçilerin yazdığına bakılırsa; bezlerle sıkı sıkı sarıldı ve düğümlendi. Sıra cenaze namazına geldi. Kanunî’nin ilk cenaze namazı, otağı hümayundaki odasında hekimler, ağalar ve 12 yakın korumasının katılımıyla kılındı. İmamlık görevini yine Derviş Efendi yaptı. Cihan Hükümdarı’nın cenazesi saygıyla tabuta alınıp yatağın altına konuldu. Bazı Osmanlı kaynaklarına göre Sokullu; çok ciddi bir karar daha aldı: Cenaze namazına katılan bazı ağalar ile yakın koruma askerlerini boğdurdu. Ölüm haberi sır kalmalıydı. Padişahın vefatı duyulursa, Ordu’nun morali bozulur; asker savaş(a)mazdı. 

Has Odalı Bosnalı Hasan Ağa’ya çok önemli bir görev daha verildi. Hasan Ağa; velinimetinin elbiselerini kuşandı ve tahtına kuruldu. Ses tonu da Kanunî’ninkine çok benzerdi. Sokullu Mehmet Paşa’nın talimatıyla Kapıcılar Kethüdası’nı otağa çağırtıp ilk emrini verdi: Zigetvar’a son etkili saldırı yapılmalı ve fetih tamamlanmalıydı.

Hükümdar dublörü Hasan Ağa’nın emri yerine getirildi. Zigetvar Kalesi; 7 Eylül 1566’da fethedildi.

Veliaht Selim Efendi’ye acılı haberi vermek için yola çıkan Hasan Çavuş; her menzilde at değiştirdi; at çatlattı ve 11 - bazılarına göre 8! - gün sonra Kütahya’ya vasıl oldu. Haberi ulaştırdı. Şehzade Selim Efendi; Kütahya Ulu Camii’nde hutbe okutup temsili tahta çıktı. Sonra İstanbul’a doğru yola koyuldu. İstanbul’dan da hiç beklemeden Belgrad’a geçti.

Kanunî’nin naaşı önce Belgrad’a getirildi. Padişahın yerine geçen dublörü, Has Odalı Bosnalı Hasan Ağa rolünü başarıyla oynadı. Kanunî gibi konuştu; emirler verdi; fermanlar bile yazdırdı. Saltanat arabasının perdelerini aralayıp askerlere el salladı, selâmladı. 

Yeni hükümdar, Selim-i Sani de şehre ulaşınca, acı haber duyuruldu. Devlet yöneticileri hemen yeni padişaha biat etti. Kanunî Sultan Süleyman’ın ölüm haberi 49 gün başarıyla saklanabilmişti. İkinci cenaze namazı Belgrad’da kılındı. Sultan’ın tabutu, yeni hükümdar 2. Selim’in otağının önünde kurulan musallaya konuldu. 2. Selim’in hocası Ataullah Efendi imamlık yaptı. Tahminen 25 ile 75 bin kişi arasındaki cemaatin katılımıyla 2. cenaze namazı eda edildi. Sonra da Kanunî’nin tabutu gerekli koruma tedbirleri altında, 400 seçme muhafızın eşliğinde İstanbul’a götürülmek üzere yola çıkarıldı. 

İstanbul’daki 3. cenaze töreni tarihî bir olaydı. Devrin ünlü mimarı, Mimar Sinan, rahmetli Hükümdar’ın türbesinde gerekli ölçümü yaptırmış ve mezar yerini kazdırmıştı. Belgrad’dan yola çıkıldıktan 50 gün sonra resmî defin yapılabildi. Tören; 5 bin müezzinin tekbirleri birbirlerine aktarmalarıyla başladı. Padişahın tabutunun üzerine Kâbe Örtüsü’nden bir parça serildi. Devrin Şeyhülislamı Ebu Suud Efendi cenaze namazını kıldırdı. Defin törenine İstanbul’un bütün halkı katıldı. Süleymaniye’den Fatih’e kadar bütün sokaklar doluydu. Tarihçilerin kayıtlarına göre; 350 bin kişiden fazla Müslüman ahali cenaze namazına durdu. 

Devrin en ünlü şairi Bâki; ‘Sultan Süleyman Mersiyesi’ni ilk kez, Süleymaniye Camii’ndeki kalabalığın önünde okudu. Cenaze kabre indirilirken, Kanunî’nin vasiyeti de yerine getirildi: Küçük tahta sandıkla gömüldü. Sandıkta saltanatı boyunca aldığı/uyguladığı fetvalar bulunuyordu. 

Osmanlı’nın tartışmasız en büyük hükümdarı; döneminde dünyanın en kuvvetli hakanı Kanunî Sultan Süleyman; 3 defa cenaze namazı kılındıktan sonra kabre konulan ilk padişah kaydıyla tarih kütüğündeki yerini aldı.

25 March 2019 18:27
472 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

İran Şahı, Çağlayangil’e Darbeyi Haber Verdi

‘Ordunuz birkaç ay içinde darbe yapacak!’ dedi Pehlevi. Çağlayangil hem şaşırmış, hem de böylesi ‘okkalı’ haberin nasıl olup da İran tarafından öğrenildiğini merak etmişti.

Star Olmayı Hedeflemeyen Star

Bir tarafı ile hep çocuk kaldı; içindeki çocuğu korumaya çalıştı. İçindeki çocuk, yaratıcılığını ve oyunculuğunu tetikliyordu.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Hastalara Şifa Dağıtan Eski Dansöz

Leyla Sayar, Yeşilçam’dan elini ayağını çektikten sonra, kendisini evliya diye tanıtmaya başlamış ve ellerindeki mucizevî güçle (!) hastalara şifa dağıttığını öne sürmüştü.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Melek Girmez Sokağı’ndaki Cami

Melek Girmez Sokağı, 1812’deki veba salgını ile ününe ün kattı.

Kelebek Gibi Uçan Arı Gibi Sokan Casus

Ahmet Esat Tomruk Bey - nam-ı diğer ‘İngiliz Kemal’ -, ‘destan kahramanı’ydı. Korku kelimesini hiç tanımadı. Üstün yetenekliydi. Son derece soğukkanlı ve atılgandı. Ülkesi için çok büyük işler başardı. Şımarmadı, övgü istemedi. Makam mevki derdine düşmedi. Bildikleriyle/sırlarıyla kimseyi rahatsız etmedi. Müktesebatını mezara götürdü.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Şairlerin Âşık Olduğu Kadın

Nahit Fıratlı (Gelenbevi) Hanım; Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerine ilham veren, yol gösteren, dertlerini paylaşan, evini/sofrasını açan, bazılarına kalbini aralayan tarifi/anlatılması gerçekten zor/imkânsız hanımdı.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo’

İlyas Salman’ın hayatı - baştan sona! - yokluk/yoksulluk senaryosuydu. Zorlu/çetin şartlara karşı koymakla/durmakla geçti. 4 yaşında, küçük kardeşinin diri diri yanışını seyretti. Çaresizliğin acımasızlığını/zalimliğini yaşadı. Sonraki yıllarda hep olumsuzluklara/haksızlıklara karşı durdu/sesini yükseltmeye çalıştı.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Yeşilçam’ın Muhafazakâr Kralı

16 yıl boyunca, Yeşilçam’ın bir numarasıydı. Kral, unvanını taşırken zorlandığı muhakkaktı; şöhretin sorumluluğunu hakkıyla teslim etti.

Hanım Sultan’ın Ermeni Jigolosu

Serfirâz Hatun, Osmanlı’nın 31. padişahı Sultan Abdülmecit’in gözdesiydi. Su gibi para harcar, Avrupa elbiseler giyer, Galata ve Beyoğlu’nda fink atardı. ‘Küçük Fesli’ lakaplı, yakışıklı Ermeni müzisyeni jigolo tutmuştu.

Karısından Senetle Borç Alan Padişah

3. Mustafa, devletin itibarı/muzafferiyeti için bütün varlığını harcadı. Hanımından, kızından ve oğlundan ordular donatacak tutarda borç para alıp savaş masraflarını karşılamaya çalıştı. Karşılığında senet verdi. Borçlu öldü; imzaladığı tarihi bono, Topkapı Sarayı’nın arşivine girdi.

100 Çocuklu Padişah

12. Osmanlı padişahı 3. Murat (1546 - 1595) hanedan tarihinin en çok çocuk sahibi olanıydı.

Şah İsmail’i Yavuz Yapmışlar

Yüz yıla yakın bir süre tarihî hatada ısrar edilmiş: Şah İsmail’e ait portre, Yavuz Sultan Selim’in resmi diye tanıtılmış.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Tefecilik Yapan İmam

Meşhur diğer bir ‘ribahor’, Laleli Camii Selâtin Vaizi ‘Mardinî Şeyh’ idi. Sivri dilli, herkesi eleştiren, hediye göndermeyene çamur atan, pek aç gözlüydü.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Diğer Türk Tarihi Yazıları

General Trikopis'i Esir Alan Ahmet Çavuş

Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, savaşın gidişatını değiştirdi. 2 arkadaşıyla Yunan Ordusu’nun Başkomutanı Trikopis’i ve kurmaylarını esir alarak, imkânsızı mümkün kıldı. Ordumuza yüksek moral aşıladı.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Melek Girmez Sokağı’ndaki Cami

Melek Girmez Sokağı, 1812’deki veba salgını ile ününe ün kattı.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

İran Şahı, Çağlayangil’e Darbeyi Haber Verdi

‘Ordunuz birkaç ay içinde darbe yapacak!’ dedi Pehlevi. Çağlayangil hem şaşırmış, hem de böylesi ‘okkalı’ haberin nasıl olup da İran tarafından öğrenildiğini merak etmişti.

Çan Takılsaydı Ayasofya Havaya Uçurulacaktı!

Ayasofya, Sultan Fatih’in devletine/milletine armağanıydı. 1918’de İstanbul işgal edilince, Rumlar, ulu mabedi kilise yapmaya kalk(ış)tı. Tarihî camiyi korumakla/savunmakla görevli piyade taburu, önlerine çıkan en etkin/kararlı engeldi.