Karısından Senetle Borç Alan Padişah

3. Mustafa, devletin itibarı/muzafferiyeti için bütün varlığını harcadı. Hanımından, kızından ve oğlundan ordular donatacak tutarda borç para alıp savaş masraflarını karşılamaya çalıştı. Karşılığında senet verdi. Borçlu öldü; imzaladığı tarihi bono, Topkapı Sarayı’nın arşivine girdi.

Karısından Senetle Borç Alan Padişah

3. Mustafa - Mustafa Han-ı Sâlis! -; 26. Osmanlı padişahı, 91. İslâm halifesiydi. 28 Ocak 1717 Perşembe günü, İstanbul’da - bir iddiaya göre de Edirne’de! - doğdu. Babası 3. Ahmet, annesi Mihrişah Emine Sultan’dı. Babasının hükümdarlığında, saray hocalarından çok iyi seviyede eğitim aldı. Devlet idaresi, askeri bilgiler, din bilimleri, iktisat, edebiyat, tarih, coğrafya, tıp, astronomi tahsil etti. Astrolojiye - ilm-i nücum! -, yıldızlardan ahkâm çıkarmaya küçük yaşından beri meyilliydi/meraklıydı. Çevresinde hep müneccimler bulun(durur)du. Hatta tahta çıktığında, Prusya Kralı 2. Frederick’e gönderdiği elçi, Giritli Resmî Ahmet Efendi aracılığıyla ricada bulunacak: İşinde uzman/isim yapmış 3 müneccim talep edecekti.

- İlm-i Nücum - Astroloji! - Çok Özel İlgi Alanıydı… - 

Velisinin gözetiminde, sarayda aldığı özel eğitim 13 yaşına kadar sürdü. Babası 3. Ahmet, Patrona Halil İsyanı sonucunda tahttan indirildi. Eniştesi Sadrazam Damat İbrahim Paşa gözlerinin önünde öldürüldü. Topkapı Sarayı’ndaki Kafes Köşkü’ne kapatıldı. Ömrünün tam 27 yılını 4 duvar arasında geçirdi. Sıkıntı, stres ve çoğunlukla da hayati tehlike/ölüm tehdidi altında yaşadı. Zamanının çoğunu okuma, yazma, tefekküre ayırdı. Kafes - hapishane! -, bir anlamda ‘aydınlanma okulu/yuvası’ haline geldi. Sistemli okumayı, araştırmayı her şart altında sürdürdü. Tıp, edebiyat ve ilm-i nücum - astroloji! - özel, vazgeçemediği ilgi alanlarıydı; ölümüne kadar da ilişkisini kesmedi. Zehir(ler)in insan vücudu üzerindeki etkisini inceledi. Panzehir yapımını öğrenmeye çalıştı. Hatta bazı zehirleri ve panzehirleri bünyesinde deneyecek kadar gözü karaydı. Böylece zehirle suikast(ler)e karşı tedbir alabilecekti.

‘Cihangir’ mahlasıyla şiirler söyledi. Güzel yazı denedi: Hattat idi. Birkaç Avrupa dilini pekiyi konuşur, yazardı. Hatta bazı gizli aracıları vasıtasıyla dış ülkelerde - özellikle de Avrupa’da! - yazılmış/basılmış kitaplar getirtip ufkunu genişletirdi. Hükümdarlığı süresince de, tebdil gezmeyi, avlanmayı, ata binmeyi ve gezintiye çıkmayı da alışkanlıklarına dâhil etti. Batı’yı izlemenin, teknolojik ve bilimsel gelişmeleri ülkeye getirmenin, kısacası ‘Batılılaşma’nın gereğine/önemine inanmıştı.

- Süveyş’e Kanal Açılmasını İlk Savunandı… -

Orta boylu, - aşırı derecede panzehir kullandığından! - kirli/kara sarı tenli, siyah sakallı, geniş ağızlı, etli dudaklı, yassı burunlu, iri gözlü ve büyükçe kulaklıydı. Bacakları kısa, belden yukarısı uzundu. At üzerinde boylu, yürürken bodur görünürdü. Cömert, tutumlu, çalışkan, saygılı ve dindardı. Yalandan, dedikodudan, rüşvetten nefret ederdi. Alçak gönüllüydü; yapamayacağı hiçbir şeyi vaat etmezdi.

Süveyş’e kanal açılmasını ilk savunandı/düşünendi. Sakarya Nehri’nin Sapanca Gölü’nü geçip İzmit Körfezi’ne akıtılması planlarını da çevresine aktarmıştı. Tasarısına göre; Anadolu’dan İstanbul’a her türlü mal ve yiyecek maddesini daha ucuza getirilebilecekti. Proje başlatıldı; fakat aşırı maliyeti yüzünden terk edildi! 

3. Osman’ın vefatı üzerine; 30 Ekim 1757 Pazar günü, tahta çıktı. 40 yaşındaydı. Cülûs bahşişini son kez dağıttı; asırlar süren geleneği sona erdirdiğini duyurdu. Tecrübeli devlet kadrosuyla çalışacaktı. İlk sadrazamı Koca Ragıp Paşa’ydı. Ragıp Paşa; Avrupa’daki teknik gelişmeleri izlemeye çalışan, yenilikçi fikirleri destekleyen, sanatsever ve şair kişiliğe sahipti. Sanatçıları korurdu; devamlı kitap okurdu; erbâb-ı kalemdi. İstanbul’da adını taşıyan - bugün de faaliyette! - kütüphanenin banisi ve hamisiydi.

Sultan 3. Mustafa’nın saltanatının ilk yılları barış ve dirlik içinde geçti. Koca Ragıp Paşa; ölümüne kadar sadrazamlık yaptı. Avrupa’nın büyük devletleri arasında, ‘Yedi Yıl Savaşları’ denilen cebelleşme sürerdi. Tarafların her biri, Osmanlı’yı yanlarına çekmek için gayret gösterir; balon misali vaatler sıralardı. Özellikle de Fransa ve Prusya, siyasî, askerî ve malî destek sözü verirdi. 3. Mustafa ve tecrübeli devlet yönetimi, ustalıklı manevralarla tarafları oyalardı/geçiştirmeyi başarırdı.

Devr-i iktidarında, 22 Mayıs 1766 Perşembe günü büyük İstanbul depremi vuku buldu. Artçı depremler aylarca sürdü; halk rahat yüzü görmedi. Şehir, tarihinin en büyük yıkımını ve çaresizliğini yaşadı.

- Yeniçeri Ocağı’nı Kaldırmaya Cesaret Edemedi… -

İktisadi ve siyasi gelişmeleri iyi takip etti. Yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkan Eski Saray Baltacı Ocağı’nı kaldırdı. Sarayın masraflarını dikkatle inceletti; tasarruf tedbirleri uyguladı. Hedefinde, Yeniçeri Ocağı’nı revize etmek/tümden kapatmak vardı; ama şartların olgunlaşmadığını görüp cesaret edemedi; erteledi. Askerî sahada yenilikçi adımlar attı. Yeni gemiler yaptırdı; çağdaş metotlarla çalışan modern toplar döktürdü. Tophane ve Topçu Ocağı’nı ıslah ve modernize etmeye çalıştı. Döneminde Sürat Topçular Ocağı kuruldu. Yeni toplarla yapılan atış denemelerini bizzat izledi; çoğu zaman da yanında Şehzade (3.) Selim’i de götürdü. Oğlunun uzmanlaşmasını, yenilikçi fikirlerini sürdürmesini arzula(r)dı. 3. Selim de tahta çıkınca, topçulukla ilgili risale yazabilecek bilgi birikimine sahip olacaktı.

Hazine doluydu; bütçe açıklarını kapattı; paranın ayarını iyileştirdi/değerini artıran tedbirler aldı. Günümüzün KDV (Katma Değer Vergisi)’ne benzeyen, ‘İmdadiye Vergisi’ni koydu; Anadolu ve Rumeli’deki yöneticilerden tahsilini emretti. Planlamasına göre; savaş sırasında harcanabilecek maddî birikim oluşacaktı. 

Hazineyi dolu tutmak en önemli çabalarındandı. İmparatorluk bütçesinin fazla vermesiyle övünürdü: ‘Lüzumu halinde Edirnekapı’dan Rusçuk’a kadar altın keselerinden yol yaparım!’ Koca Ragıp Paşa da, padişahı kibarca uyarır; bir tür fren görevi görürdü: ‘İmparatorluğunuz uzaktan aslana benzetilebilir; ama yakından bakılınca, dişlerinin çürüdüğü, pençelerinin döküldüğü görülür…’

- Rusya Başının Belası Oldu… -

3. Mustafa, büyük dedeleri gibi fütuhat hayal ederdi. En büyük gayesi ‘Fatih’ unvanı alabilmekti. Ama Rusya’nın ‘tarihi büyük bela’ olduğunu da bilirdi. Komşunun değişmeyen planları: Genişlemek, açık denizlere inmek; Kırım’ı ilhak etmekti.

Rusya, Lehistan’ın iç işlerine karışmaya başladı. Prusya ile anlaşıp, Lehistan’ı aralarında paylaştılar. Rus kuvvetleri, sınırını geçip Osmanlı’ya sığınan/kaçan Lehleri izledi. Mukavemet gösteren Türkleri de kılıçtan geçirdi. Böylece 18 Eylül 1739’da, Belgrad’da imzalanmış saldırmazlık anlaşması ihlal edilmiş oldu. 

Osmanlı’nın hiçbir askeri hazırlığı yoktu. Avrupa ülkelerinden müttefik de edinememişti. Bütün olumsuz şartlara rağmen, 8 Ekim 1768 Cumartesi günü, Rusya’ya savaş açıldı. Ama cepheye gidilmesi/ulaşılması 6 ay sürdü. Ruslar boş durmadı; uzun ve çetin muharebelerden sonra Kırım’da kontrolünü ele geçirdi. Yarımadanın Müslüman ahalisinin esareti tatması, - halife padişah! - 3. Mustafa’nın moralini ve itibarını sarstı. Rus Ordusu; Tuna’yı geçip, Balkanlara ayakbastı. Savaş uzadıkça/yıllara yayıldıkça; askerin ve yönetici sınıfın morali bozuldu. Masraflar çoğaldı; düzenli maaş ödemeleri aksadı; başta yeniçeriler, her sınıftan asker cihat isteğini/şevkini yitirdi. 1770’de, İngilizlerin rehberliğinde Akdeniz’e giren Rus donanması, Çeşme’de Osmanlı donanmasına ağır kayıplar verdirdi.

- Hanımından, Kızından Ve Oğlundan Borç Aldı… -

Bütçenin doluluğu ile övünün 3. Mustafa; savaşın uzaması, bozgun haberleri karşısında çaresiz kaldı. Koca Ragıp Paşa zamansız ölmüştü. Yerine geçen, Muhsinzade Mehmet Paşa da tecrübeli ve serinkanlı veziriazamdı. Ama oyalama ve zaman kazanma siyasetinin getirisi görülmedi. Ruslar bildiklerini okuyup, savaşı sürdürdü. Mali sıkıntı/çöküntü aşılamadı. Padişah 3. Mustafa; hassas, başarısızlığı kabullenmeyen; çözüm arayan/geliştiren kişilikteydi. Şehzadesi 3. Selim’in annesi Mihrişah Valide Sultan’dan borç almayı yeğledi. Bir senet yazıp altına mührünü bastı. Toplam borcu 237 kese altın ve 55 kuruştu. Vasiyetinde de belirttiği gibi senede not düştü: ‘Borcum, savaş sonunda devlete bağışladığım vakıflarımdan fazlasıyla ödensin! Sonra da senet yırtılsın!’ 

Valide Sultan’ın servetinin kaynağı: Düğünü ve doğumları sonrasında aldığı/gönderilen hediyelerdi. Özellikle de şehzade dünyaya getirdiğinde hediyelere boğulurdu. Siniler, tepsiler dolusu kıymetli taşlar, altın/gümüş sikkeler, keseler dolusu akçeler yollanırdı. Anne kutsanmış; tebrik edilmiş sayılırdı. Birikimin tek sahibi de kendisiydi. Hanım sultan(lar), dönemlerinde imparatorluğun en varlıklı/zengin kişileri arasındaydı. Servetlerine kimse el koyamaz; hak iddia edemezdi. Bütün tasarruf yetkisi de kendilerine aitti.

Mihrişah Valide Sultan’dan alınan borç açığı kapatmaya yetmedi. 3. Mustafa; sevgili kızı, göz bebeği Şah Sultan’ın da nakit varlığına müracaat etti: yine senet karşılığı - 4 defada! - 170 bin akçe borçlandı. Biricik şehzadesi Selim’in 120 bin akçelik şahsi serveti de savaş masrafları için kullanıldı. Savaş bitince, hem kızının hem oğlunun alacağı da ödenecekti.

- Ozi Kalesi Düşünce Kalp Krizi Geçirdi… -

Ailesine borçlanmasının üzerinden bir yıl geçmişti. Ozi Kalesi’nin düştüğü haberi gelince fenalaştı; beyin kanaması - başka iddiaya göreyse; kalp krizi! - geçirdi. 21 Ocak 1774 Cuma günü öğle ezanı okunurken vefat etti. Ailesine borcunu da ödeyemedi. Mihrimah Valide Sultan’a verdiği borç senedi; Topkapı Saray Arşivi’nde 1785 ve 1001 numaralar ile kayıt altına alınıp saklandı. Günümüze intikali ve hatırlanması sağlandı.

3. Mustafa’nın 6 hanımı vardı; 2 oğul, 8 kız çocuk sahibiydi. 24 Aralık 1761 Perşembe günü dünyaya gelen, - 7 Nisan 1789’da tahta çıkacak! - Şehzade (3.) Selim’in doğumunda bayram kutlamalarını andıran, 7 gün 7 gece sürecek şenliklerin yapılmasını emretmişti. 3. Selim; babası 3. Mustafa’nın borcunu ödeyemedi; fakat bütün servetini yeni kurduğu ordu Nizam-ı Cedit için harcadı. Gayesi uğruna hayatını vermekten de çekinmedi. 

3. Mustafa, saltanatı boyunca 8 sadrazam değiştirdi. 16 yıl, 2 ay, 26 gün hüküm sürdü.

3. Mustafa - Mustafa Han-ı Sâlis! -; 1760 - 1763 yılları arasında annesinin hatırasına yaptırdığı; fakat çok sevdiği Laleli Baba’nın adını verdiği Laleli Camii’ndeki türbesine defnedildi.

4 February 2020 01:36
1,868 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’

‘Bilinmeyen’ İmamoğlu / 2

Ekrem İmamoğlu, 25 yıl ‘Millî Görüş’ geleneğinden gelen/yetişen kadrolarca yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı - yeniden! - CHP’ye kazandırmayı başardı. AKP, İstanbul’un kaybedilmesini bir türlü kabullenemedi. İmamoğlu kimdi? Elinde ‘sihirli değnek’ mi vardı?

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Tavukları Pişirmişem!’

Çadırda doğdu, gecekonduda öldü. Uçak satın almaya yetecek para kazandı. Ailesini her şeyin üstünde tuttu. ‘Ben, ‘ordu!’ besliyorum,’ diyecekti! 3. evliliğinde mutluluğu bulabildi. Vefat edince, ‘barak’lar öksüz kaldı!

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’

CIA’nin Hedefindeki ‘Düşünce Silahşoru’

Osman Nuri Koçtürk, tek başına ABD’ye kafa tuttu/savaş açtı. Süt tozu, hibrit tohum, yumurta/et tavuğu, soya yağı, yabancı menşeli gübre gibi hayati ürünlere karşı çıktı. Süper/’emperyalist’ devletlerin, ‘zayıf müttefiklerinin topraklarını ve insanlarını deneylerinin malzemesi olarak kullandığını’ ortaya koydu/ispat etti. ‘Yeniçağın yeni silahlarını teşhir etti!’

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Çöpten Çıkan’ Tiyatro Oyunu

Fatma Nudiye Yalçı, erkek egemen dünyada hemcinslerinin sesi/öncüsü olmayı amaçladı. Türkiye’deki pek çok ilkin sahibiydi. Okudu, yazdı, eleştirdi ve en önemlisi de sorguladı. İdeallerinin peşinden yürüdü. Ömrünün beşte birini hapishanelerde geçirdi.

Cem Karaca’dan ‘Karabağ Şarkısı’

Cem Karaca, babası Mehmet Bey’in öğüdüne bağlı kaldı: ‘Bu toprakların ezgilerini söyledi!’ Türk Dünyası’na ilgisini hiç azaltmadı. Karabağ’ın işgalini telin etti! ‘Karabağ Şarkısı’nı besteledi. ‘Nerede Kalmıştık?’ adlı kasetinde yer verdi.

Adı Filistin Olan Sevda

Cem Karaca, ülke ve dünya sorunlarıyla yakından ilgilendi. Filistin’in ezilen halkına karşı özel alâka/sempati duydu. ‘Mutlaka Yavrum’ gibi bazı popüler parçalarını ithaf etti. Kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Babasını Ağılayan Padişah!

2. Bâyezid de, babası Fatih Sultan Mehmet gibi ‘zehirlendi’! Tarihçi Reşat Ekrem Koçu’nun satırlarına göre, ‘pek çok müverrihin paylaştığı ortak fikir: ‘Oğlu Şehzade Selim tarafından ağılandığı’ydı! Bedduası da: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun!’ idi.’

Kardeşini Zehirleten Padişah!

Fatih’in büyük oğlu Şehzade Bâyezid, babasının ardından tahta çıktı. Fakat atasının izinden gitmedi. Resim, heykel gibi güzel sanatlara uzak durdu. Hatta bazı dinî saiklarla yasak(lar) getirdi. Oysa şehzadeliğinde ‘hazcı anlayışı’ benimsemişti.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

Diğer Türk Tarihi Yazıları

‘Çöpten Çıkan’ Tiyatro Oyunu

Fatma Nudiye Yalçı, erkek egemen dünyada hemcinslerinin sesi/öncüsü olmayı amaçladı. Türkiye’deki pek çok ilkin sahibiydi. Okudu, yazdı, eleştirdi ve en önemlisi de sorguladı. İdeallerinin peşinden yürüdü. Ömrünün beşte birini hapishanelerde geçirdi.

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 2

Zaro Ağa, 130 yaşından sonra çok ünlendi fakat para kazamadı. Dünyayı dolaştı. Popüler isimlerle tanıştı, fotoğraf çektirdi. Reklam kampanyalarında etkin rol aldı. Kartpostalları/foto kartları yüz binlerce satıldı. Kısacası Ağa, ülkemizin ilk ‘uluslar arası medya ikonu’ydu!

Dünyaya Doyamayan 160’lık Delikanlı / 1

Bitlisli Zaro Ağa, ömrünün tamamına yakınını İstanbul’da geçirdi. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan adamdı. Ölünceye kadar sigara içmeyi sürdürdü. ‘Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı’ diye ünlendi. Otopsisinde 3 böbrekli olduğu ortaya çıktı.

Tahta Çıkınca ‘Sünnet Olan’ Padişah

I. Ahmet, 14 yaşında tahta oturdu. 14. Osmanlı padişahıydı. 14’ünde sünnet edildi. Saltanatı 14 yıl sürdü. Bazı müverrihlere göre 14 oğul babasıydı. İnşa ettirdiği caminin ‘Ahmediye Camii’nin - Sultan Ahmet Camii! - ilk tasarımında 14 şerefesi olduğu yazılacaktı. Sultan Ahmed-i Evvel’in hayatı ilgi çekici olaylar ve tezatlarla doluydu.

Osmanlı’nın Rum ‘Valide Sultanları’

Orhan Gâzi’nin birinci eşi ‘Holofira’ ya da ‘Nilüfer Hatun’, Osmanlı Hanedanı’na giren ilk ‘yabancı kökenli gelin’ti. Kroniklere/tarihçilere bakılırsa, oğullarının padişahlığını gören ‘ecnebi’ hanım sultanların sayısı 23 idi! Bazılarına göre, adet daha da fazlaydı!

Osmanlı’nın Tek ‘Kadın Padişahı’

Kösem Sultan, Osmanlı Hanedanı’nın tahta çıkan erkek üyelerinin çoğundan daha uzun süre hüküm sürdü. Devleti - tek başına! - 20 yılı aşkın idare etti. Bürokrasideki rakip/karşıt grupları/kanatları ustalıkla dengeledi. Ağzından çıkan her kelime ‘buyruk’/‘kanun’ kabul edildi. ‘Kadife eldiven içindeki çelik ele benzetildi!’

‘Kıbrıs’ı Veren’ 2. Abdülhamit

2. Abdülhamit’in saltanatının 2. yılında Osmanlı yok oluşun eşiğinden döndü. Tarih, ’93 Harbi’ gibi örneğine çok az rastlanır drama şahitlik etti. Ruslar, İstanbul’un tarihi surlarına kadar ulaştı. Her an şehri alabilir, her şeyi talan edebilir, binlerce insanı öldürebilirlerdi. Sultan şoka girdi, ne yapacağını bilemedi. İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard’ın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Kıbrıs’ı vermesi karşılığında şahsının ve imparatorluğun hayatiyetini garantiye alabilecekti! ‘Denize düşen yılana sarılırdı!’