2. Dünya Savaşı’nda Yunanistan’a Uzatılan Yardım Eli

Türkiye, 2. Dünya Savaşı’nda kıtlık/yokluk yaşayan Yunanistan’a gemiler dolusu kuru yiyecek, ilaç ve tıbbi malzeme yardımı yaptı. Kurtuluş gemisi Eğe’de mucizeler yarattı. Pire’de bir caddeye ‘Kurtuluş’ adı verildi.

2. Dünya Savaşı’nda Yunanistan’a Uzatılan Yardım Eli

İngiltere’nin Caird Purdic Tersaneleri’nde yapılan buharlı kuru yük gemisi Kurtuluş, Türkiye ile Yunanistan arasında dostluk köprülerinin kurulmasına vesile oldu. 

2. Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra Yunanistan’ın Pire şehrinde bir caddenin adı ‘Kurtuluş’ olarak değiştirildi. İstanbul’da Şişli’nin Tatavla semtinde oturan Rum asıllı Türk vatandaşları da, mahallelerine ‘Kurtuluş’ ismi verilmesini istedi. İstanbul Valiliği nezdinde çeşitli girişimlerde bulundular. Sonunda semtin adına ‘Kurtuluş’ denildi. 

- Alman Orduları 20 Günde Yunanistan’ı İşgal Etti… -

Alman orduları, 1941’de Balkanlar’da hızla ilerlemiş ve Yunanistan’ı 20 günde işgal etmişti. 

İlk zapt girişimini İtalyanlar başlatmıştı. Ama Yunan askerleri, kıt olanaklarıyla saldırıyı püskürtmeyi başarmıştı. 

İyi donanımlı ve çelik disiplinli Alman orduları, 6 Nisan 1941’de saldırıya geçti. Naziler,  - sadece 3 hafta içinde! - yıldırım harekâtıyla bütün Yunanistan’ı - Girit de dahil! - işgal etti. 27 Nisan 1941’de operasyon tamamlandı. Almanya, Trakya’da Türkiye’nin sınır komşusuydu. Savaş, ülkemizin kapısını çalmak üzereydi. Türk Hükümeti, başta İstanbul, pek çok şehirde sıkıyönetim ilân etti. Trakya’daki askerî birlikleri takviye etti: Ekipman, ağır silâhlar ve ek personel gönderdi. Bakanlar Kurulu kararıyla temel ihtiyaç maddeleri karneye bağlandı. 

Millî Şef İsmet İnönü engin savaş tecrübesine sahip kurmay subaydı. Ne yapacağını, nasıl davranacağını bilirdi. Kabine arkadaşlarının da yeterli savaş tecrübesi mevcuttu. 

Adolf Hitler, İnönü’ye bir mektup gönderdi. Alman kuvvetlerinin Türk sınırının 60 kilometre gerisin(d)e konuşlanacağını/yerleşeceğini bildirdi. Türkiye’ye saldırması söz konusu değildi. Nitekim 18 Haziran 1941’de, ‘Türkiye-Almanya Saldırmazlık Antlaşması’ imzalandı.

Yunanistan, işgalin ardından çok zor, sıkıntılı, kâbus dolu, acı yüklü sürece girdi. Alman yetkililer, Avrupa ve Afrika’daki ordu birliklerini beslemek için ülkenin bütün gıda ve tarım ürünleri stoklarına el koydu. Taşradan büyük şehirlere yiyecek taşınamıyordu. Tren yolları bombardımanlar sonucu tahrip edilmişti; kullanılmaz durumdaydı. 

- Alman İşgali Yunanistan’a Açlık Ve Kitlesel Ölüm Getirdi… -

Alman işgali, Yunanistan’ı veba salgını gibi kuşattı; ülkeye darlık, açlık ve ölüm getirdi. En temel ihtiyaç malzemeleri bulunamıyordu. Binlerce insan açlıktan ölüyordu. Cesetler kamyonlara gelişi güzel yükleniyor ve toplu mezarlara gömülüyordu. Halk yenebilir otları toplamaya, fareleri yakalamaya, kedi ve köpekleri kovalamaya girişti. Ağaç yaprakları/kabukları ekmeğin yerini aldı. Savaş sonunda, ‘işgalin ilk iki ayında ülke çapında 70 bin kişinin açlıktan can verdiği’ açıklanacaktı. 

2. Dünya Savaşı boyunca, Yunanistan’da BBC’nin rakamlarına göre 500 bin, Kızıl Haç’ın istatistiklerine göre 250 bin kişi açlıktan hayatını yitirmişti.

İngiltere, denizlerde Nazilere karşı ağır/şiddetli ambargo uyguluyordu. Yunanistan’dan Afrika ve Avrupa’daki Alman ordularına temel ihtiyaç maddeleri göndermek önemli sorundu. Yük gemilerinin çoğu mayınlar veya denizaltılar tarafından batırılıyordu.

Türkiye savaşta değildi; ama halk sıkıntıyı iliklerine kadar yaşıyordu. Ege’nin karşı yakasından, komşudan gelen haberler gittikçe kötüleşiyordu. Türk Milleti, ‘sofrasındaki yemeği bölüşmeyi sever’di; komşusuna kötü gününde yardım ederdi. 

Türkiye kamuoyunda geniş halk kitlelerinin katkı sağlayabileceği etkin yardım kampanyası düzenlenmesi fikri ağırlık kazandı. Çok geçmeden, Türk hükümeti de açıklamada bulundu: ‘Savaşın sonuna kadar Yunan halkına 50 bin ton gıda yardımı yapmayı/göndermeyi’ taahhüt etti.

- Türkiye, Kurtuluş Gemisi’yle Yunanistan’a Yardıma Başladı… -

Kampanyanın resmi yürütücüsü Kızılay’dı. Gönderilecek yardım malzemelerinin içeriği, Gümrük, Ticaret ve Dışişleri bakanlıklarının temsilcilerinin de katılacağı komisyon tarafından belirlenecekti. Yardımda yapmak isteyen kişi ve kurumlar, komisyona başvuracaktı. Onaylanan yardımlar, uluslar arası/Kızılhaç kurallarına göre ambalajlanacaktı.

Ama devlet, yardımı yerine ulaştıracak tonajda yük gemisine/gemilerine sahip değildi. Zamanın önemli firmalarından Taviloğulları ile anlaşma sağlandı: Kurtuluş gemisi kiralandı. Kurtuluş, 1883 yılında İngiltere’de denize indirilmişti. 1741 grostonluktu; 76,5 metre uzunluğundaydı; genişliği 10,7 metreydi. Buhar türbinli motoru 900 beygir gücündeydi. Hem yük, hem de yolcu gemisiydi. Geminin Kaptanı Rıdvan Ür, 2. Kaptanı Nazım Bey, 3. Kaptanı Mehmet Ayhan, Çarkçıbaşısı da Saim Bey’di. Tecrübeli 30 personele sahipti.

Kurtuluş’un bordasına Kızılay amblem(ler)i işlendi. Her iki yanına, ikişer kez, büyük/iri harflerle Kurtuluş yazı(dırı)ldı. Amblem(ler) ve isim(ler), seyir halindeki gemiyi saldırılardan koruyacaktı.

Gemi, 13 Ekim 1941 günü, saat 15.00 sularında İstanbul’dan yola çıktı. Varış yeri Yunanistan’ın Pire şehriydi. Yardım kampanyasında toplanan tonlarca yiyecek, giyecek, ilaç ve gerekli malzeme dikkatle yüklenmişti. Rotası çok tehlikeliydi. Ege’de başıboş binlerce mayın ve - gemi avlamaya hazır! - denizaltı vardı. Dışişleri Bakanlığı; Alman, İngiliz, İtalyan ve Yunan hükümetleri ile gerekli yazışmaları yazıp, Kurtuluş için onay sağlamıştı. Umut gemisinin izleyeceği rota bütün taraflarca bilinir olmuştu. 

Kızılay tarafından oluşturulan ve başkanlığını Feridun Demokan’ın yaptığı heyet de gemideydi.

- LIFE Dergisi’nde Yayınlanan Resimler Yunanistan’ın Dramını Haykırıyordu… -

Gemi, kazasız bir yolculuğun ardından, iki gün sonra Pire Limanı’na ulaşmayı başardı. Limandaki manzara görülmeye değerdi: İnsanlar sevinç içindeydi ve gözyaşlarını tutamıyordu. Şehirdeki yardım dağıtımını Kızılhaç üstlendi. İhtiyaç sahipleri için listeler - önceden! - hazırlanmıştı. Tevzide listelere sadık kalındı. Alman ve İtalyan askerler, Kızılhaç görevlilerine refakat etti. Kızılay heyetine ve Türk görevlilere son derece nazik davranıldı.

Kurtuluş’un mürettebatı, şahit olduğu iç burkan/gözyaşı döktüren acı manzara karşısında kendi kumanyalarını da Pire’deki muhtaç halka bağışladı/dağıttı.

Alman yetkililer, şehirde gezilmesine izin verdi; fakat resim çekilmesi yasaktı. Türk yetkililer, katı denetime rağmen, Yunan halkının çektiği sefaleti ve açlığı, gizlice fotoğraflamayı başardı. Daha sonra Amerika’nın ünlü LIFE dergisi dramın görüntülerini yayınladı. ABD ve Kanada kamuoyu ayağa kalktı. Bütün dünya, Yunanistan’ın yaşadığı büyük felaketten haberdı.

- Kurtuluş Gemisi 6. Seferi Sırasında Battı… -

Kurtuluş, Şubat 1942’ye kadar 4 başarılı sefer daha gerçekleştirdi. Pire limanına yaklaşık 8 bin ton gıda maddesi ulaştırdı.

Gözbebeğimiz Kurtuluş gemisi nazara geldi. 21 Şubat 1942’de çıktığı 6. seferinde hedefine ulaşamadı. Marmara Denizi’nde tipi fırtınasına yakalandı; Domuz Burnu denilen mıntıkada kayalıklara bindirdi. Tonlarca gıda, ihtiyaç maddesi ve ilaç, azgın dalgaların etkisiyle sulara gömüldü; gemi de ağır hasar aldı. Ancak tek tesellimiz: Mürettebattan can kaybı olmamasıydı.

Kurtuluş’un kötü kaderi, Kızılay yetkililerini korkutmadı. Yardım faaliyeti Dumlupınar, Aksu, Güneysu, Tunç ve Konya gibi yük gemileriyle sürdürüldü.

Daha sonra açıklanan rakamlara göre, 1941/42 arasında 28.861.080 Türk Lirası tutarında kurutulmuş sebze ve meyve ile 4154 sandık yumurta gönderilmişti. Yunanistan Kızılhaç’ına 864.294 ABD doları bağışlanmıştı. Genel yardımların dışında, 1500 ton ek gıda yollanmıştı. 5 ton sabun, - yalnızca çocuklara dağıtılmak üzere! - 2 ton şekerleme ulaştırılmıştı.

Türk Kızılay’ın resmi kayıtlarına göre, - o günün rakamlarıyla… - Yunanistan’a yapılan insani yardımların toplamı 75 milyon Türk Lirasıydı. Yunanistan Kızılhaç’ın resmi kayıtlarına göreyse, Kızılay’ın katkılarıyla 700/800 bin dolayında savaş mağduruna sıcak yemek çıkarılabilmişti/sunulabilmişti.

Türk halkı karnını güçlükle doyurabilirken, komşusunun aç kalmasına kayıtsız kalmamıştı.

6 March 2020 17:14
718 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

Yeşilçam’ın Kara Bahtlısı

Yeşilçam’ın uygun gördüğü ad ve soyadı hayat hikâyesine tıpa tıp uydu. Yaşamı hazin olaylar manzumesiydi. Ailesini genç yaşta kaybetti. Öyküsünü bilenlerin rivayetine göre 3 defa ‘âşık oldu’! Her seferinde de kavuşamadı. İlk gençliğini dolduran sıcacık, huzur dolu yuvanın - ilerleyen yıllarında! - hep hasretini çekti. Yüksek sinema kabiliyeti, gelişmiş edebi zevki ve doğaçlama müzisyenliği yeterince değerlendirilemedi. Bu dünyadan ‘Samuel Agop Uluçyan’, hepimizin aşina olduğu ismi ile ‘Sami Hazinses’ de geçti!

Fransız Kılıcı Sallayan Harkiler

Cezayir, 130 yılı aşkın süre (1830 - 1962) Fransız sömürgesiydi. Koloni yönetimi, yerli halkı sindirmek için her türlü insanlık dışı uygulamayı yaptı. Süreç içinde Arap ve Bedevi asıllı 10 milyona yakın Müslüman hayatını yitirdi. ‘Harki’ denilen yerli işbirlikçiler, Fransız saflarında yer aldı. Verilen emirleri uyguladılar. Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nda soydaşlarına karşı savaştılar.

Sinemamızın Aptal (!) Uşağı Cevat Kurtuluş

Cevat Kurtuluş, Yeşilçam’a Ferdi Tayfur’un hediyesiydi. Konservatuarın Opera bölümünden mezundu. Bariton sese sahipti; baştan ayağa sanatçıydı.

Atina’daki Adamımız

İstiklal Savaşı’nın kazanılmasında, Cumhuriyet’in kurulmasında/sağlam temellere oturtulmasında harca ter akıtan pek çok isimsiz Türk istihbaratçısı da bulunuyordu. Binbaşı Fevzi Kamacı da büyük destanın kahramanlarındandı. Asker bir ailenin üyesiydi. Ağabeyi de Türk Erkan-ı Harbiyesi’nde albay rütbesinde istihbarat subayıydı.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Bebek Yüzlü Aktör

Tarık Akan, yarışmayı kazandıktan hemen sonra Yeşilçam’ın en yeni ve en aranılan ismiydi. Dönemin bütün ünlü kadın yıldızlarıyla filmlerde göründü. Genç kızların, güzel hanımların yüreklerini hoplattı. Kartpostalları hatıra defterlerini süsledi. Posterleri duvarlara asıldı. ‘Bebek yüzlü aktör’, bir anda Türkiye’nin sevgilisi oluverdi!

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

52 Nişan, 16 Nikâh Yapan Ünlü Kaleci

Beşiktaş’ta üne kavuşan kaleci Varol Ürkmez, futbol yaşamı boyunca olayların, şaşaalı hayat tarzının, şaşırtıcı sayıdaki aşkların adamıydı. Gazetecilerin en önemli haber kaynaklarındandı. Halkın, özellikle de futbolseverlerin sevgilisiydi. Sadece futbolcu değildi, sinema ve tiyatro sanatçısıydı, tepeden tırnağa şov insanıydı.

Atina’daki Adamımız

İstiklal Savaşı’nın kazanılmasında, Cumhuriyet’in kurulmasında/sağlam temellere oturtulmasında harca ter akıtan pek çok isimsiz Türk istihbaratçısı da bulunuyordu. Binbaşı Fevzi Kamacı da büyük destanın kahramanlarındandı. Asker bir ailenin üyesiydi. Ağabeyi de Türk Erkan-ı Harbiyesi’nde albay rütbesinde istihbarat subayıydı.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

Menekşe Gözlü Kadın

Fatma Girik ile Memduh Ün’ün ilişkisi salt aşk öyküsü değildi. Aynı zamanda mesleki dayanışma, hayata birlikte tutunma, bilgi/tecrübe aktarımıydı. Yarım asırdan fazla birbirlerini etkilediler. Girik’in ifadesine göre Memduh Ün, onun hayata bakışını değiştirdi/geliştirdi. Sinemayı, yaşamı, edebiyatı, müziği, kısaca kültürün pek çok boyutunu öğretmeye/aktarmaya çalıştı. Adeta üniversitesi oldu.

Yeşilçam’ın Taçsız Kralı

Ayhan Işık, Selanik’ten hicret eden bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini zorluklar içinde tamamladı. DGSA’den mezun olup ressamlık yapacaktı. Kendisini Yeşilçam’da buldu. ‘Türk sinemasının ilk büyük starı’ diye tanındı. Beyazperdenin tarihine geçti.

‘Devlet Hatun’ Latife Hanım!

Latife Uşşaki Hanım geçmişine ve anılarına saygılıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya eşsiz aşkla bağlandı. 2,5 yıl süren evliliği bitince, İstanbul ve İzmir’de yaşadı. Toplantılara katılmadı, görüşme isteklerini reddetti. Paşası ile yaşadığı dönemde çekilen fotoğraflarıyla hatırlanmak istedi.

Seçkin Kötü Adam

Hayati Hamzaoğlu, Trabzon kökenli Yeşilçam emekçisiydi. Ömrü boyunca sinema aşkı ile yandı tutuştu. Karın tokluğuna filmlerde oynadı. 56 yaşına kadar her türlü sosyal güvenceden yoksundu. Alışılmış ‘kötü adam’ tiplemesine yeni yorum getirdi: Hemen teslim olmayan, film sonuna kadar dişe diş mukavemet eden/dövüşen kişiliğe büründürdü.

Diğer Türk Tarihi Yazıları

Osmanlı'nın Ukraynalı Valide Sultanları

Osmanlı padişahları, dünyanın hemen her ülkesinden getirilen güzel kadın kölelerle beraber oldu. Cariyelerin bir kısmı haremde kaybolup gitti. Bazıları, hükümdar(lar)ın gözüne girdi, erkek evlat doğurdu ve ‘gözde’ sıfatı kazandı. Kimileri de, devleti yönetmeye, sultan(lar)ı yönlendirmeye kalkışacak/‘cesaret edecek’ kadar cüretkâr davrandı, hatta nikahlarına girdi.

Rüşvet Kapısı Valide Sultan

Osmanlı hükümdarı 3. Mehmet’in annesi Safiye Sultan, Venedik Senatosu kararı ile ‘resmi kanallardan rüşvet/‘hediye’ alan hanedan mensubuydu. Devlet çarkını ‘sungu’ya bağladı ve kasasını doldurdu. Tarihçiler, Valide Sultan’ın sırtını Venedik Cumhuriyeti’ne dayadığını dahi iddia edecekti!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

50 Yıl Hapis Yatan Padişah

25. Osmanlı hükümdarı Sultan Osmân-ı Salis - 3. Osman! -, neredeyse ömrünün tamamına yakınında hapisteydi. Rutubetli, karanlık, az sayıda insanın gir(ebil)diği ‘kafes’de yarım asırdan fazla tutuklu kaldı. Güneşe, suya, doğaya hasretti. Memleket ve dünya siyasetinden uzaktı. İstanbul’un günlük hayatından bîhaberdi. ‘Ama kaderinde cihan devletinin tahtına oturmak da vardı!’

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’