Son Sultanın Son Sevdası

Sultan Vahdettin’in 5. - ve son! - hanımı Nimet Nevzat Hanım kıskanılacak derecede güzeldi. İri gözleri, dolgun etli dudakları, kaymak beyazı cildi ile hemen fark edilirdi.

Son Sultanın Son Sevdası

Son Osmanlı hükümdarı, 115. İslâm halifesi, Sultan Vahideddin ya da Sultan Vahdettin, 1 Eylül 1921’de, son eşi, 5. karısı Nimet Nevzat Hanım ile dünya evine girdi. Padişah 61 yaşındaydı; yeni zevcesi ise 18’ine yeni basıyordu. Sultan’ın ilk eşi, Başkadınefendi Nazikeda Hanım’dan olan iki kızından Ulviye Sultan 29, Sabiha Sultan 27 yaşındaydı. 

Ülke işgal altındaydı. Anadolu’da bir avuç vatan sevdalısı kurtuluş planları yapıyor, düzenli ordu kurmaya çalışıyordu.

- Çoğu Zaman Teselliyi Hareminde Arıyordu… -

Sultan Vahdettin; 19 oğul, 24 kız sahibi Sultan Abdülmecit’in tahta çıkıp, halife/padişah olan 4 erkek çocuğundan en küçüğüydü. Tahtta oturmaya da pek niyetli değildi; ama başka seçeneğe de sahip değildi. Hastalıklı, aşırı şüpheci, fazlaca duygusaldı. Kurtuluşu, İngiliz dostluğunda/muhipliğinde arayan fikrî/siyasî yapıya sahipti. Ülkenin içindeki çaresizliği görüyordu. Saltanat ‘iğneli fıçı’dan farksızdı. Osmanlı orduları bütün cephelerde çekiliyordu. Müttefikimiz Almanya, teslim bayrağını çekmek üzereydi. Çoğu zaman teselliyi hareminde arıyordu. - Bu tavrı, İngiliz gizli raporlarına kadar geçmişti! - Tahta çıkışının 16. gününde, 20 Temmuz 1918’de, 4. eşi, 17 yaşındaki Ayşe Nevvare Hanım ile evlendi. Dolmabahçe Sarayı’ndaki düğünde kuş sütü eksikti; hiçbir masraftan kaçınılmamıştı. Yeni padişahın morali her şeyin üstündeydi.

Vahdettin, tahtta çıkmadan önce hareme sahip değildi. Ağabeyi, selefi 5. Mehmet (Sultan Mehmet Reşat) öldüğünde, geride 36 kadın bırakmıştı. Yeni padişah, 12 hanımın yanında kalmasını emretti. Son eşi olacak Nimet Nevzat Hanım da imtiyazlılar/seçilenler arasındaydı.

- Son Hanım Sultan Nimet Nevzat Hanım, Abaza asıllıydı… -

Sultan Vahdettin’in en büyük aşkı, büyülendiği, vazgeçemediği, çuval dolusu aşk mektupları yazdığı son Hanım Sultanı Nimet Nevzat Hanım, Abaza asıllıydı. Babası, bahçıvan Şaban Efendi aslen Bartınlı idi. Annesi, Kıvırcık Hatice Hanım’dı. Sonuncu hanım sultan, 1 Kasım 1904’de, İstanbul’da Vişnezade’deki Mabeyinci Hüseyin Bey’in konağında dünyaya geldi. 1913’de, daha 9 yaşındayken; Sultan Reşat’ın sarayına alındı. Saray anılarını anlatan/aktaran Leyla Açba’ya göre; haremin en akıllı, aydın ve okumayı/araştırmayı en seven cariyesiydi. Aynı zamanda kıskanılacak derecede güzeldi. İri gözleri, dolgun etli dudakları, kaymak beyazı cildi ile hemen fark ediliyordu. 

Vahdettin’in Nimet Nevzat Hanım’a ilgisi, veliahtlık yıllarında başladı. Padişah adayı, haremin gülünü görür görmez abayı yaktı; yanından ayrılmaz oldu. Boğaz’da yaptıkları kayık gezintileri ünlüydü. Yıldız Sarayı’nın bahçesinde, aynı liseli âşıklar gibi romantizm yüklü el ele, göz göze gezintileri dikkat çekiciydi. Evlendikten sonra aralarındaki aşk çoğaldıkça çoğaldı. Yıldız Sarayı’ndaki hususi dairesinde, Vahdettin ile saatlerce baş başa kalıyordu. Çoğu zaman devlet işleri aksıyor; padişahın randevuları iptal edilebiliyordu. Nimet Nevzat Hanım; Vahdettin’in gözdesi, şahsi dünyasının tek gerçeği, aklını başından alan ‘dürdane’ydi.

- Güzel Gelin, Gecenin Karanlığını Yarıp Gelen Bir Periydi… -

Padişah, Nimet Nevzat Hanım’la evlenmeden önce; ailesini, Yıldız Sarayı’na davet etti. Aile, saray bahçesinde yeni hanım sultana ayrılan hususî köşkte misafir edildi. Düğünde, sultan gelin uzun beyaz ipekten muhteşem gelinlik giydi. Başında pırlanta taşlarla işlenmiş som altın taç taşıdı. Boynunda da yine pırlantalı, büyük kolye taktı. 

Güzel gelin, gecenin karanlığını yarıp gelmiş bir periyi andırıyordu.

Sultan Vahdettin; düğün gecesi, İstanbul’daki fakirlere yiyecek dağıttırdı. Bazılarına para yardımında bulundu.

Ülke yangın yeriydi; yönetim zaafı had safhadaydı; şehitlerin, gazilerin sayısı bilinmiyordu. Şair Arif Nihat’ın dediği gibi, ‘Çelebiler haremlerde kışlıyordu’! 61’lik padişah, karşısında titrediği, 18 yaşında, dünyalar güzeli Nimet Nevzat Hanım’la Yıldız Sarayı’nda dünya evine giriyor; muradına eriyordu. Aralarında tam 43 yaş farkı vardı; ama sevda sınır tanımıyordu.

- Nimet Nevzat Hanım Son Derece Dindardı… -

Nimet Nevzat Hanım, son padişahla Yıldız Sarayı’nda ancak bir yıl oturabildi. Sultan, ülkeyi terk edip, gurbetteki son yolculuğuna çıktığında; ‘iki gözüm, sultanım!’ dediği son gözdesi yanında yoktu. San Remo’ya yerleştikten sonra, Nevzat’ın da yanına gelmesini istiyordu. Nimet Nevzat Hanım, eşleri arasında en dindar olanıydı. Kur’an okurdu; namazını hiç aksatmazdı. Hükümdar da, son haremini el üstünde tutardı; bir dediğini iki etmezdi. San Remo’dan neredeyse her gün mektup yazdı. Nikâhlı karısı olduğunu hatırlatıyor; özlediğini belirtiyor; yanında kalması gerektiğini tekrarlıyordu. Yazdığı mektuplar yarım çuvalı bulmuştu. Her mektubunda hadisi şerifler sıralıyordu.

Mektuplardaki gönülden süzülen hasret etkisini gösterdi. Nimet Nevzat Hanım, San Remo’ya gitti. Gelişi, sürgündeki padişah için ‘çölde vahaya kavuşmak’tı. Şerefine bir ziyafet verildi; sabık padişahın dairesinin yanındaki büyük oda özel düzenlendi. 

Ama kavuşmanın süresi sınırlıydı. Son Sultan, son nefesini verince; rüya da bitti. Nimet Nevzat Hanım, bir sırdaşına şöyle diyecekti: 

‘San Remo’nun manzarası cenneti andırıyor; fakat ben cennette değilim. Bu manzarayı cehennemin bir köşesinden seyrediyorum.’

Nimet Nevzat Hanım, 24 yaşında dul kaldı. Ülkeye geri döndü; 1928’de kaptan Ziya Seferoğlu ile hayatını birleştirdi; bir oğlan, bir kız çocuk doğurdu. 1992’de son nefesini verdiğinde 91 yaşındaydı. Hayatının 67 yılını İstanbul’da Rumelihisarı’ndaki mütevazı evinde geçirdi.

Ali Hikmet İnce yazdı.

4 April 2020 13:55
2,221 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

2. Abdülhamit'e Rest Çeken Cariye

2. Abdülhamit, Osmanlı Hanedanı’nın en çok tartışılan, konuşulan ve hakkında yazılan üyesiydi. Eylemleri ile bazen eleştirildi, bazen göklere çıkarıldı. Özel hayatı da merak edildi. Kimi kaynaklara göre 13, kimi tarihçilere göre 16 hanımı oldu. Çerkez soyluları tercih ettiği yazıldı.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

2. Abdülhamit'e Rest Çeken Cariye

2. Abdülhamit, Osmanlı Hanedanı’nın en çok tartışılan, konuşulan ve hakkında yazılan üyesiydi. Eylemleri ile bazen eleştirildi, bazen göklere çıkarıldı. Özel hayatı da merak edildi. Kimi kaynaklara göre 13, kimi tarihçilere göre 16 hanımı oldu. Çerkez soyluları tercih ettiği yazıldı.

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

İki Defa Gömülen Vezir-i Azam

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı coğrafyasının tamamına yakınını dolaştı/gördü. Yöneticilik yapmadığı bölge - nerede ise! - kalmadı. İmparatorluğun en yüksek makamına ‘sadrazamlığa/vezir-i azamlığa’ - tam 3 defa! - kadar yükseldi. Devleti kontrol eder duruma geldi. Daima halkın yanında durdu, sorunları çözmeye çalıştı. ‘Maaşından başkaca gelire sahip olmadı. Rüşvete, irtikâba, hediyeye bulaşmadı/tenezzül etmedi!’ Şahsi birikimini cami, külliye, çeşme, kütüphane gibi hayır işlerinde harcadı. ‘Ailesine de temiz ismini miras bıraktı!’

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.

‘Cami Yaptıran’ Reis-i Cumhur

İsmet İnönü, siyaset yaptığı yarım asırlık müddette, ‘Din Düşmanı’, ‘Cami Satıcısı’, ‘Alnı Seccadeye Varmayan’ gibi çok ağır ithamlara/suçlamalara maruz kaldı. İddia sahipleri kutsal dinimizden yarar/çıkar sağlayan, kendilerini keramet sahibi sanan/gören, daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadro/ideolojiye karşıt/düşman kişi(ler) ve çevrelerdi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 1

Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili damadı, en güvendiği veziri/sadrazamı Rüstem Paşa, Osmanlı Tarihi’nde derin izler bıraktı. Hanedan içindeki iktidar oyunlarında rol aldı. Kayınvalidesi Hürrem Sultan’dan yana tavır koydu. Şehzade Mustafa yerine, karısının erkek kardeşlerinden birinin tahta çık(arıl)ması planlarını destekledi.

‘Çalan’ Ama ‘Çalışan’ Sadrazam / 2

Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik, dünya güzeli kızı Mihrimah Sultan’ın kocası, Damat Rüstem Paşa, maliyeden iyi anlardı. Devlet hazinesi ağzına kadar doldu. Sadaretinde, Osmanlı’da rüşvet yaygınlaştı. Fukara halkın özellikle de köylünün üzerine kaldırılamayacağı vergiler bindirildi. Toprak verimsiz, ürün yetersizdi. Çiftçiler, azalan kazançları karşısında ekip biçmekten vazgeçmeye başladı.

Diğer Türk Tarihi Yazıları

‘Türk Kasabı’ Kuyucu Paşa / 2

Kuyucu Murat Paşa, hac vazifesini de yerine getirdi. Yemen Beylerbeyi iken, ‘Seyfullah’ - ‘Allah’ın Kılıcı’! - diye bilinen ünlü Arap komutan Hâlid bin Velîd’in palasını bulup satın aldı! Tarihçiler, ‘Giriştiği savaşlarda Velîd’in silahını kullandığını,’ yazacaktı!

‘Türk Kasabı’ Devşirme - 1

Kuyucu, 90’ına ulaşmış inatçı ihtiyardı. Devleti ve padişahı, her daim ‘nimet’ bildi. Aldığı em(irle)ri, harfiyen - hatta fazlası ile abartarak! - uyguladı. ‘Devşirme yönetimindeki’ Osmanlı’nın Anadolu’da katlanılmaz dereceye varan icraatına karşı durmaktan başka çaresi kalmayan kişilere ve kitlelere karşı, tarihte örneğine pek az rastlanan kanlı sindirme harekâtına girişti!

Hadım Edilen Veziriazamlar

İslam Peygamberi Hazret-i Muhammed’in şiddetle yasaklamasına rağmen, sonraki dönemlerde ‘halife’, ‘hükümdar’, ‘padişah’ vb. sıfatları taşıyan çoğu yönetici, ‘hadım personeli’ el üstünde tuttu. Harem(lerin)in namusunu, şahsi güvenliklerini ‘iğdiş’ kişilere emanet etti. Devlet yönetimde en üstün mevkilere kadar yükseltti. Osmanlı’da da çok sayıda ‘hadım’/‘burulmuş’ yüksek yönetici ve hatta sadrazam mevcuttu!

Osmanlı'nın İlk ‘Hadım’ Sadrazamları

Osmanlı’nın Balkan’dan devşirdiği, hadım ettirip, Enderun’da eğitime aldığı sonra da devlet görevi verdiği kişiye ‘Akağa’ denirdi. Aralarından beylerbeyi, vezir, ordu komutanı ve hatta sadrazam(lar) çıktı. İlk ‘buruk vezîr-i âzam’ da, ‘Hadım Ali Paşa’ydı!

‘Paşanın Güzel Karısına Göz Koyan’ Padişah

Çeyrek asırlık süreçte her gün ölüm korkusuyla yaşayan Şehzade İbrahim, tahta çıkınca hayattan kâm almaya girişti. Harem, - yakın çevresinin ve yağcılarının da yardımıyla! - güzel cariyelerle dolup taştı. Ama Padişah’ın gözü doymadı. Kendine methedilen evli hanımlara da el atmaya, gönül eğlendirmeye kalkıştı!

Fatih’in ‘Çapkın’ Şehzadesi

Fatih’in 2. oğlu, Şehzade Mustafa, askerliğe yatkındı, şiir söylerdi. Yakışıklı, hareketli ve ‘hercaî’ idi. Saray’ın ve hareminin cinsi latiflerini kendine hayran ederdi. ‘Güzelleri yalnız bırakmayı sevmediği,’ kayıtlara geçildi. Bu yüzden de hayatını yitirecekti!’

‘Zânî!’ Maymunları İdam Ettiren Molla

Molla Abdülkerim Efendi, Sultan Murâd-ı Sâlis’in şehzadelik döneminde hocası, sonradan da saray imamı ve en güvendiği ‘akıldane’siydi. Padişah’a her dediğini yaptır(ır)dı. Rumeli Kazaskeri iken ününün/cesaretinin doruklarına tırmandı.