Son Sultanın Son Sevdası

Sultan Vahdettin’in 5. - ve son! - hanımı Nimet Nevzat Hanım kıskanılacak derecede güzeldi. İri gözleri, dolgun etli dudakları, kaymak beyazı cildi ile hemen fark edilirdi.

Son Sultanın Son Sevdası

Son Osmanlı hükümdarı, 115. İslâm halifesi, Sultan Vahideddin ya da Sultan Vahdettin, 1 Eylül 1921’de, son eşi, 5. karısı Nimet Nevzat Hanım ile dünya evine girdi. Padişah 61 yaşındaydı; yeni zevcesi ise 18’ine yeni basıyordu. Sultan’ın ilk eşi, Başkadınefendi Nazikeda Hanım’dan olan iki kızından Ulviye Sultan 29, Sabiha Sultan 27 yaşındaydı. 

Ülke işgal altındaydı. Anadolu’da bir avuç vatan sevdalısı kurtuluş planları yapıyor, düzenli ordu kurmaya çalışıyordu.

- Çoğu Zaman Teselliyi Hareminde Arıyordu… -

Sultan Vahdettin; 19 oğul, 24 kız sahibi Sultan Abdülmecit’in tahta çıkıp, halife/padişah olan 4 erkek çocuğundan en küçüğüydü. Tahtta oturmaya da pek niyetli değildi; ama başka seçeneğe de sahip değildi. Hastalıklı, aşırı şüpheci, fazlaca duygusaldı. Kurtuluşu, İngiliz dostluğunda/muhipliğinde arayan fikrî/siyasî yapıya sahipti. Ülkenin içindeki çaresizliği görüyordu. Saltanat ‘iğneli fıçı’dan farksızdı. Osmanlı orduları bütün cephelerde çekiliyordu. Müttefikimiz Almanya, teslim bayrağını çekmek üzereydi. Çoğu zaman teselliyi hareminde arıyordu. - Bu tavrı, İngiliz gizli raporlarına kadar geçmişti! - Tahta çıkışının 16. gününde, 20 Temmuz 1918’de, 4. eşi, 17 yaşındaki Ayşe Nevvare Hanım ile evlendi. Dolmabahçe Sarayı’ndaki düğünde kuş sütü eksikti; hiçbir masraftan kaçınılmamıştı. Yeni padişahın morali her şeyin üstündeydi.

Vahdettin, tahtta çıkmadan önce hareme sahip değildi. Ağabeyi, selefi 5. Mehmet (Sultan Mehmet Reşat) öldüğünde, geride 36 kadın bırakmıştı. Yeni padişah, 12 hanımın yanında kalmasını emretti. Son eşi olacak Nimet Nevzat Hanım da imtiyazlılar/seçilenler arasındaydı.

- Son Hanım Sultan Nimet Nevzat Hanım, Abaza asıllıydı… -

Sultan Vahdettin’in en büyük aşkı, büyülendiği, vazgeçemediği, çuval dolusu aşk mektupları yazdığı son Hanım Sultanı Nimet Nevzat Hanım, Abaza asıllıydı. Babası, bahçıvan Şaban Efendi aslen Bartınlı idi. Annesi, Kıvırcık Hatice Hanım’dı. Sonuncu hanım sultan, 1 Kasım 1904’de, İstanbul’da Vişnezade’deki Mabeyinci Hüseyin Bey’in konağında dünyaya geldi. 1913’de, daha 9 yaşındayken; Sultan Reşat’ın sarayına alındı. Saray anılarını anlatan/aktaran Leyla Açba’ya göre; haremin en akıllı, aydın ve okumayı/araştırmayı en seven cariyesiydi. Aynı zamanda kıskanılacak derecede güzeldi. İri gözleri, dolgun etli dudakları, kaymak beyazı cildi ile hemen fark ediliyordu. 

Vahdettin’in Nimet Nevzat Hanım’a ilgisi, veliahtlık yıllarında başladı. Padişah adayı, haremin gülünü görür görmez abayı yaktı; yanından ayrılmaz oldu. Boğaz’da yaptıkları kayık gezintileri ünlüydü. Yıldız Sarayı’nın bahçesinde, aynı liseli âşıklar gibi romantizm yüklü el ele, göz göze gezintileri dikkat çekiciydi. Evlendikten sonra aralarındaki aşk çoğaldıkça çoğaldı. Yıldız Sarayı’ndaki hususi dairesinde, Vahdettin ile saatlerce baş başa kalıyordu. Çoğu zaman devlet işleri aksıyor; padişahın randevuları iptal edilebiliyordu. Nimet Nevzat Hanım; Vahdettin’in gözdesi, şahsi dünyasının tek gerçeği, aklını başından alan ‘dürdane’ydi.

- Güzel Gelin, Gecenin Karanlığını Yarıp Gelen Bir Periydi… -

Padişah, Nimet Nevzat Hanım’la evlenmeden önce; ailesini, Yıldız Sarayı’na davet etti. Aile, saray bahçesinde yeni hanım sultana ayrılan hususî köşkte misafir edildi. Düğünde, sultan gelin uzun beyaz ipekten muhteşem gelinlik giydi. Başında pırlanta taşlarla işlenmiş som altın taç taşıdı. Boynunda da yine pırlantalı, büyük kolye taktı. 

Güzel gelin, gecenin karanlığını yarıp gelmiş bir periyi andırıyordu.

Sultan Vahdettin; düğün gecesi, İstanbul’daki fakirlere yiyecek dağıttırdı. Bazılarına para yardımında bulundu.

Ülke yangın yeriydi; yönetim zaafı had safhadaydı; şehitlerin, gazilerin sayısı bilinmiyordu. Şair Arif Nihat’ın dediği gibi, ‘Çelebiler haremlerde kışlıyordu’! 61’lik padişah, karşısında titrediği, 18 yaşında, dünyalar güzeli Nimet Nevzat Hanım’la Yıldız Sarayı’nda dünya evine giriyor; muradına eriyordu. Aralarında tam 43 yaş farkı vardı; ama sevda sınır tanımıyordu.

- Nimet Nevzat Hanım Son Derece Dindardı… -

Nimet Nevzat Hanım, son padişahla Yıldız Sarayı’nda ancak bir yıl oturabildi. Sultan, ülkeyi terk edip, gurbetteki son yolculuğuna çıktığında; ‘iki gözüm, sultanım!’ dediği son gözdesi yanında yoktu. San Remo’ya yerleştikten sonra, Nevzat’ın da yanına gelmesini istiyordu. Nimet Nevzat Hanım, eşleri arasında en dindar olanıydı. Kur’an okurdu; namazını hiç aksatmazdı. Hükümdar da, son haremini el üstünde tutardı; bir dediğini iki etmezdi. San Remo’dan neredeyse her gün mektup yazdı. Nikâhlı karısı olduğunu hatırlatıyor; özlediğini belirtiyor; yanında kalması gerektiğini tekrarlıyordu. Yazdığı mektuplar yarım çuvalı bulmuştu. Her mektubunda hadisi şerifler sıralıyordu.

Mektuplardaki gönülden süzülen hasret etkisini gösterdi. Nimet Nevzat Hanım, San Remo’ya gitti. Gelişi, sürgündeki padişah için ‘çölde vahaya kavuşmak’tı. Şerefine bir ziyafet verildi; sabık padişahın dairesinin yanındaki büyük oda özel düzenlendi. 

Ama kavuşmanın süresi sınırlıydı. Son Sultan, son nefesini verince; rüya da bitti. Nimet Nevzat Hanım, bir sırdaşına şöyle diyecekti: 

‘San Remo’nun manzarası cenneti andırıyor; fakat ben cennette değilim. Bu manzarayı cehennemin bir köşesinden seyrediyorum.’

Nimet Nevzat Hanım, 24 yaşında dul kaldı. Ülkeye geri döndü; 1928’de kaptan Ziya Seferoğlu ile hayatını birleştirdi; bir oğlan, bir kız çocuk doğurdu. 1992’de son nefesini verdiğinde 91 yaşındaydı. Hayatının 67 yılını İstanbul’da Rumelihisarı’ndaki mütevazı evinde geçirdi.

Ali Hikmet İnce yazdı.

4 April 2020 13:55
791 kez okundu

Ali Hikmet İnce



Benzer Yazılar

İstanbul’dan Ölüme Gönderilen 80 Bin Sokak Köpeği

İstanbul’un tarihinde 3 defa ciddi boyutlarda sokak köpeği katliamı yaşandı. 1910’daki ilk teşebbüste 80 bin köpek toplandı ve aç bırakılıp ölüme terk edildi. 1912’deki 2. girişimde 30 bin, 1980 sonrasındaki 3. itlafta da 83 bin hayvanın canına kıyıldı.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

İngiliz İstihbaratı’nın Vahdettin Dosyası

İngiliz İstihbaratı; Sultan Vahdettin’i şehzadeliğinden itibaren izledi; kısa hükümdarlığı döneminde de takibini yoğunlaştırdı.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Aşk Filmlerinin Değişmeyen Aktörü

Göksel Arsoy; Kerime Nadir’in ünlü romanı Samanyolu (1959)’nun sinema filmi ile şöhrete ulaşmıştı.

Padişaha Dublörlük Yapan Süt Kardeş

34. Osmanlı Hükümdarı 2. Abdülhamit Han, kendisine çok benzeyen İsmet Bey’i dublörü olarak kullanırdı.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Padişaha Dublörlük Yapan Süt Kardeş

34. Osmanlı Hükümdarı 2. Abdülhamit Han, kendisine çok benzeyen İsmet Bey’i dublörü olarak kullanırdı.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Zafer ve Tayyare Bayramı

‘30 Ağustos Zafer Bayramı’, ilk kez 1924 yılından itibaren ‘Zafer ve Tayyare Bayramı’ adıyla kutlanmaya başladı.

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Piyanist Bestekâr 2. Abdülhamit Han

Sultan 2. Abdülhamit’in az bilinen bir yönü de müzisyenliğiydi. Pekiyi derecede piyano çalardı. Sultan’ın Batı müziği formlarında piyano için yaptığı besteleri de mevcuttu. Çocuklarının aynı müzik aletinde ustalaşması için özel gayret gösterdi. Avrupa’dan çok kıymetli piyanolar getirtti. Çalışmalarını yakından izledi, yanlışlarını da gösterdi.

‘Şoray Kanunları’nı Delen Aktör

Ekrem Şerif Uçak (Bora), şehit bir pilotun oğluydu. Olağanüstü yakışıklı, kabiliyetli ve adeta sinema için doğmuştu/yaratılmıştı. Sert, sözü dinlenen, tuttuğunu koparan, ‘organize işler’i yöneten karakterleri - başarıyla! - canlandırdı. Aslında hep romantik rollerde oynamayı istedi/düşledi.

Padişaha Dublörlük Yapan Süt Kardeş

34. Osmanlı Hükümdarı 2. Abdülhamit Han, kendisine çok benzeyen İsmet Bey’i dublörü olarak kullanırdı.

Cariyenin Ayaklarına Kapanan Halife Padişah

1. Abdülhamit, 45 yıl ‘Kafes Köşkü’nde hapis tutuldu. Vücudu iflas etti, morali çöktü. Tahta çıkınca, saray hekimlerinin hazırladığı özel ilaçları/karışımları kullandı. Ardından cariyelerle sıkı şekilde teşriki mesaiye girdi. Ama ‘Ruhşah’ adlı ahunun reddiyesi karşında ne yapacağını şaşırdı. Merhamet dilenen mektuplar kaleme aldı, adeta yalvardı…

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

Osmanlı'nın Rasputin'i Cinci Hoca

Cinci Hüseyin Hoca Efendi’nin nefesi kuvvetliydi. Sultan İbrahim’i okuyup üfledi; rahatlamasını, - kısmen! - hayata dönmesini sağladı. Emeli şöhrete kavuşmak, zenginleşmek, mal mülk sahibi olmaktı. Rüşvet almaktan çekinmedi; kesesini/testisini doldurdu. Devlet kadrolarını para karşılığı gayri ehil kişilere tahsis etti ve köşeyi döndü.

Parçalanan Cesedi İlaç Diye Satılan Sadrazam

Hezarpâre - bin parça! - Ahmet Paşa, 2 yaşındaki - dul! - Beyhan Sultan ile evlendirildi. Sadrazamlığı 11 ay sürdü. Boğularak öldürüldü, cesedi parçalara ayrıldı. Her dilimi ‘mafsal ağrılarını iyileştiren ilaç’ (!) diye halka satıldı!

Başı Koparılan İkinci Osman

Genç Osman, babasını kaybettiğinde 13 yaşındaydı. Fevkalâde zeki bir gençti; kuvvetli tahsil almıştı; edebiyatla uğraşıyordu.

Osmanlı Sarayı'nı Şaraba Alıştıran Sarışın Afet

Sırp Prensesi Olivera Despina, güzelliği ve işvesiyle Yıldırım Beyazıt’ın nefesini kesti, avucunun içine aldı. Gaza meydanlarının durdurulamayan kılıcı, mavi gözler karşısında çaresiz kaldı, boyun eğdi, adeta büyülendi.

Diğer Türk Tarihi Yazıları

İstanbul’dan Ölüme Gönderilen 80 Bin Sokak Köpeği

İstanbul’un tarihinde 3 defa ciddi boyutlarda sokak köpeği katliamı yaşandı. 1910’daki ilk teşebbüste 80 bin köpek toplandı ve aç bırakılıp ölüme terk edildi. 1912’deki 2. girişimde 30 bin, 1980 sonrasındaki 3. itlafta da 83 bin hayvanın canına kıyıldı.

Üç Başbakanın Ortak Kaderi

Celal Bayar, Adnan Menderes ve Mesut Yılmaz’ın oğulları intihar ederek hayatlarına son verdi.

Kızlarını Ve Damatlarını Azarlayan Padişah

Sultan Abdülmecit, Osmanlı’nın son 4 padişahının da babasıydı. Uyguladığı programlar ve fikirleriyle sonraki nesillere ilham verdi. Batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncesinin/hareketinin savunucusuydu. Fransız ve İngiliz hanedan üyelerinin rüyaları süsleyen hayat tarzını örnek aldı/yaşadı. Dinî vecibelerini yerine getirdi fakat içkisini ve hızlı yaşantısını ihmal etmedi.

Hayvan Vagonlarında Sürgün

Stalin yönetimi, Devlet Savunma Komitesi kararına dayanarak, 110 bin civarındaki soydaşımızı, 210 köyden alarak ‘hayvan yüklenen’ kargo (!) trenleri ile Orta Asya’ya sürdü.

Gâzi Paşa’nın Son Namazı

Ülkenin kurucu lideri/’banisi’ Mustafa Kemal Paşa, ölüm döşeğinde bile memleket meselelerine bigâne kalmadı. Tek hedefi: Türkiye’nin gelişmesi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması ve uygar dünyada hak ettiği yeri almasıydı. Atatürk, ‘rehber edinilecek büyük Türk milliyetçisi ve vatan sevdalısı’ydı…

Gökyüzünde Süzülen İlk Türk Kadın Pilot

Bedriye Tahir Gökmen Hanım, havacılığa gönül veren, pilotluk sevdası ile yanan binlerce Türk kızının örnek aldığı, arkasından yürüdüğü tarihî kişiydi. Kıt kanaat yaşantıya rıza gösterip, hayalini gerçekleştirmeye çalıştı. Zorlukları bir bir aştı, eğitimini başarıyla tamamladı ama brövesine kavuşamadı. ‘Solo uçuş yapan ilk Türk kadın pilot’ unvanını kazanmakla yetindi.

İngiliz İstihbaratı’nın Vahdettin Dosyası

İngiliz İstihbaratı; Sultan Vahdettin’i şehzadeliğinden itibaren izledi; kısa hükümdarlığı döneminde de takibini yoğunlaştırdı.